101.
bazen bir insana edilen hakarettir.
devamını gör...
102.
en sevdiğim.
devamını gör...
103.
bazen bir insana hitap edilerek hayvana edilen hakarettir.
devamını gör...
104.
köpüş, köpke.
devamını gör...
105.
(bkz: köpek)
devamını gör...
106.
çok severim. sanırım onlar da sevgimi hissediyorlar. tıpkı korkuyu hissettikleri gibi sevgiye karşı da duyarlılar.
yüksek lisans için fakültede geçirdiğim uzun bir günün sonunda akşam, fark ettirmeden çökmüştü. yaz dönemiydi; hava hâlâ ılıktı ama ışık aceleyle çekiliyordu kendini. koridorlar boşalmış, sesler susmuş, gündüzün kalabalığından geriye yalnızca yankılar kalmıştı. bölümün önündeki kantine yakın kapıdan çıktım. elimde ders notları, uygulama kâğıtları, insanın “birazdan eve varacağım” diye kendini teselli ettiği o tanıdık ıvır zıvır.
yürümeye başlamamla onları fark etmem bir oldu. sayıları on beşi, belki yirmiyi buluyordu. sokak köpekleri… benim hareketimi görür görmez, bir anda, sanki görünmez bir işaret verilmiş gibi koşarak yanıma geldiler. kampüs boştu; yaz gelmiş, onları besleyen öğrenciler, görevliler çoktan gitmişti belli ki. açlıkları, acelelerinde ve dikkatlerinde saklıydı.
durup bekledim. yanıma geldiler, ama hemen yaklaşmadılar. önce durakladılar. sonra biri, ardından diğeri… üzerimi, elimdeki poşeti kokladılar. bir umut vardı bu koklamada; küçük, kırılgan bir umut. hiçbir şey söylemedim. elimde onlara verecek tek bir lokma bile yoktu. keşke yanımda bir şey olsaydı diye geçirdim içimden. ama hava kararmıştı, kampüste her yer kapalıydı. bu düşünce, insanın içine oturan küçük bir suçluluk gibi kaldı.
ses çıkarmadan, garip bir sessizlik içinde birbirimizi selamladık sanki. sonra yavaşça yürümeye başladım. onlar da… hiç dağılmadan, hiç taşkınlık yapmadan, adeta görünmez bir nizama uyar gibi yanımda yürümeye koyuldular. kimisi sağımda, kimisi solumda. ne öne geçtiler ne geride kaldılar. sanki beni korumaya almış gibiydiler.
o kısa yürüyüş boyunca kampüs daha az ıssızdı. karanlık daha az ürkütücüydü. insan, bazen hiç tanımadığı canlılarla aynı ritimde yürüyünce yalnız olmadığını hatırlıyor. fakülte çıkışına vardığımızda durdum. onlar da durdu. bir anlık sessizlik… sonra, sanki görevleri bitmiş gibi, geldikleri yöne döndüler. arkamı dönüp baktığımda çoktan uzaklaşıyorlardı.
o akşam eve yalnız gitmedim. yanımda ne kelimeler vardı ne de yiyecek. ama paylaşılan bir yürüyüş, sessiz bir eşlik ve hatırladıkça içi ısınan bir anı vardı. bazı karşılaşmaların anlamı, tam da böyle; kısa, sessiz ve unutulmaz.
yüksek lisans için fakültede geçirdiğim uzun bir günün sonunda akşam, fark ettirmeden çökmüştü. yaz dönemiydi; hava hâlâ ılıktı ama ışık aceleyle çekiliyordu kendini. koridorlar boşalmış, sesler susmuş, gündüzün kalabalığından geriye yalnızca yankılar kalmıştı. bölümün önündeki kantine yakın kapıdan çıktım. elimde ders notları, uygulama kâğıtları, insanın “birazdan eve varacağım” diye kendini teselli ettiği o tanıdık ıvır zıvır.
yürümeye başlamamla onları fark etmem bir oldu. sayıları on beşi, belki yirmiyi buluyordu. sokak köpekleri… benim hareketimi görür görmez, bir anda, sanki görünmez bir işaret verilmiş gibi koşarak yanıma geldiler. kampüs boştu; yaz gelmiş, onları besleyen öğrenciler, görevliler çoktan gitmişti belli ki. açlıkları, acelelerinde ve dikkatlerinde saklıydı.
durup bekledim. yanıma geldiler, ama hemen yaklaşmadılar. önce durakladılar. sonra biri, ardından diğeri… üzerimi, elimdeki poşeti kokladılar. bir umut vardı bu koklamada; küçük, kırılgan bir umut. hiçbir şey söylemedim. elimde onlara verecek tek bir lokma bile yoktu. keşke yanımda bir şey olsaydı diye geçirdim içimden. ama hava kararmıştı, kampüste her yer kapalıydı. bu düşünce, insanın içine oturan küçük bir suçluluk gibi kaldı.
ses çıkarmadan, garip bir sessizlik içinde birbirimizi selamladık sanki. sonra yavaşça yürümeye başladım. onlar da… hiç dağılmadan, hiç taşkınlık yapmadan, adeta görünmez bir nizama uyar gibi yanımda yürümeye koyuldular. kimisi sağımda, kimisi solumda. ne öne geçtiler ne geride kaldılar. sanki beni korumaya almış gibiydiler.
o kısa yürüyüş boyunca kampüs daha az ıssızdı. karanlık daha az ürkütücüydü. insan, bazen hiç tanımadığı canlılarla aynı ritimde yürüyünce yalnız olmadığını hatırlıyor. fakülte çıkışına vardığımızda durdum. onlar da durdu. bir anlık sessizlik… sonra, sanki görevleri bitmiş gibi, geldikleri yöne döndüler. arkamı dönüp baktığımda çoktan uzaklaşıyorlardı.
o akşam eve yalnız gitmedim. yanımda ne kelimeler vardı ne de yiyecek. ama paylaşılan bir yürüyüş, sessiz bir eşlik ve hatırladıkça içi ısınan bir anı vardı. bazı karşılaşmaların anlamı, tam da böyle; kısa, sessiz ve unutulmaz.
devamını gör...
107.
sapiens soyunun en yüksek vefa borcu olan iki türden biridir.
diğeri de at-eşek-katır türleridir.
diğeri de at-eşek-katır türleridir.
devamını gör...
"köpek" ile benzer başlıklar
köpek balığı
35