aldatmak, yalan söylemek, egoist tavırlar, narsizm
devamını gör...
kiminle sevistigini, nasil sevistigini anlatmak. dunyadaki en adice olay olabilir bence bu.
devamını gör...
beyaz tenli olmak. bizim memleketin kadınlarında bu var. beyaz tenliyim, benim elimde olmadan sahip olduğum bir şey olmasını geçtim konforlu da değil, vaov bi olayı da yok, her beyaz mermer gibi değil. ki bence ztn türk toplumu olarak full açık buğdayız, ne bu kıyas anlamadım kızlar.
devamını gör...
çekik gözlü olmak. kendini özel, ayrıcalıklı sanırtıyor (sanırtıyor ne lan)
devamını gör...
championship manager gibi oyunlarda kıçındırık takımlarla en üst lige çıkıp orada da şampiyonluğa oynayabilmek, avrupa kupalarında da başarı yakalamak.

oyun arkadaşım bu. akıllı bir gamer bilir ki, rakibiniz başka bir insan değilse oyun dinamikleri zaten sizin ego tatmini yapabilmeniz üzerine kurgulanır.

bir arkadaşım böyle başarılarını öyle bir marifet saymıştı ki gerçekte de bir teknik direktör olsa dünyanın en iyilerinden biri olacağına inanmıştı. 1 saat falan tartıştık. sonunda ikna edebildim kendisini. *
devamını gör...
38 bin entry girmemek. evet.
devamını gör...
hiç bilmiyorum bu konuyu. ne kimseyi yargılayacak ne de kimseyi anlayacak derecede bilmiyorum. oha lan benim marifetim bu mu yoksa. yok lan değildir.
devamını gör...
2025'in sonuna geldiğimiz bu saatlerde çoğul mutlu bir kutlamayı, kalabalıkta tekil bir başına yapıp bunu olağan sanmak.
devamını gör...
maddi nesneler
devamını gör...
havai fişek patlatmak.. puşt herifler..
neyin mutluluğu bu. it herifler, serseriler.
devamını gör...
trafikte dallama gibi araba sürmek.
devamını gör...
yeni yıl kararları.
ya kimse kimseyi kandırmasın, bunlar uygulanmaz. bir takvim yılı geçti diye kozamızdan çıkmıyoruz ki, insan önemli kararları önemli olaylar veya durumlar yaşarken veya sonrasında alır genellikle. yani pek bir işe yaramıyor bunlar ama herkes nasıl mutlu olacaksa öyle yapsın tabii ki.
devamını gör...
okumak.

%95 boş iş. zaten ilk gençlik çağında neyi okuyacağına dair hiçbir fikrin yok, sonuçtan çok eylemin kendisine odaklısın. hani keyifli bir şey okusam neyse, cilt cilt ideolojik, sosyolojik, felsefi saçmalıklar okumuşum. işte bir edebiyat kısmı keyifli sayılır, o da çok sınırlı bir alanda.

bundan fayda elde etmişliğim de yok. güncel hayatta malumat satmak için kullanma eğilimim olmadı. her mevzuya ideolojik çerçevede bakan, felsefi metinleri aforizma kaynağı yahut tartışma argümanı olarak zulalayan, bilmem kimin felsefi/ideolojik argümantasyonuna vakıf olmaklıktan entelektüel kimlik devşirmeye çalışan, şu ya da bu görüşün aşırı bağlısı veya karşıtı olan, ajite edici hitabet/belagata yaslanan insanları oldum olası sevmem. genel olarak mukallitlik tiksinti uyandırıyor bende.

sonra, önemli/sofistike zannettiğin birçok fikrin yavan olduğunu; münevver gibi görünen nice ‘fikir ehli’nin seçkinlik için s.kko bir taltife/onanmaya tamah edecek derecede düşkün, bunun için her türlü şaklabanlığı göze alacak kadar kişiliksiz ve açıkça fikir hırsızı olduğunu fark etmense uzun zaman alıyor. zira entelektüel kıraat pazarına; (ulusal ve uluslararası düzeyde) basın, network, yayınevi, referans ve atıf ağlarıyla öyle bir nur yağdırılıyor ki, kitlenin, bu hale etkisi ve sonsuz veri/mükerrer argüman bombardımanına (bkz: argumentum ad infinitum) karşı söz edecek mecali kalmıyor. yüceltmeler, cv’ler, ödüller, uzmanlıklar, nihai kanaat bildirme ayrıcalıkları heyulasında intiba ile kanaat edinmeye çalışıyorsun.

en basitinden, 200 sayfa felsefi metne 250 sayfa önsöz yazmış p.z.venk, güya kavramsal çerçeve sunuyormuş. bunu okuyan 20 yaşında çocuk kendine özel çıkarım yapacak, müsade edilirse. bakıyorsun; metinde temel mantık silsilesine dair ihmal edilemeyecek düzeyde iç tutarsızlık var. açık ki, yazarın, temel düzeyde cebire aşinalıkla bile edinilebilecek analitik düşünme yetisinde noksanlık var. ama işte o iş aslında öyle değil, ikrah ettirene kadar şerh edelim de gör!

yahut edebiyat diye ortaya konulan, cilanan şeye bakıyorsun; bildiğin kötü. beşinci sınıf rus edebiyatı çakması metni sözümona herkesin ilk anda anlayamayacağı psikolojik alt metin bulmacasından 1-2 fragmanla yedirmeye çalışıyor. orada karakterin tutumu aslında insanın bilmem ne arzusuna gönderme içeriyormuş. deme yahu!

hele de, klasiğin tahakkümüne başkaldırı gibi ambalajlayıp ‘yeraltı edebiyatı’ diye sattıkları şey evlere şenlik. 200 yıldır işlenen, bildiğin köyden kente göçün yarattığı kültürel çelişkiye dair standart sosyolojik tespitleri, göçeli 5 nesil olduktan sonra bile “hayat bizi s.k.yor” zemininde ele alıp güya sermaye öfkesi, sınıf çelişkisi diye rezalet düzeyde metin yazımıyla sürüyorlar piyasa. zahmet edip bir redakte edeydiniz bari!

ve her halukarda, bu pazarın ilkelerine mugayir kelam eden herhangi bir aydını/yazarı hedef haline getirmeleri veya gündemde görünmez kılıp defterini dürmeleri an meselesi. zaten sıradan insanlar olarak bizler basitçe manipüle edilip (moda deyimle) cancel faaliyetine gönüllü dahil oluyoruz.

hulasa, entelektüalizm denilen sirkin kuralını kaidesini belirleme, sürdürme ve makbulü ilan etme dinamiği müşteriden bağımsız işliyor. (bunun bir de akademi ayağı var ki, o da ayrı bir dünya)

yani, bir şeyin dandik olduğuna kanaat getirmek için bile, kısıtlı miktardaki okuma ömrünün hatırı sayılır bir kısmını tüketmen gerekiyor. buna rağmen tatmin de olmuyorlar.

anaakım medyanın yaratabildiği algının pazarlık masasında değişim aracı olarak değeri olduğu dönemlerde (bundan 15-20 yıl önce) sabah akşam “türk toplumu gazete okumuyor” sakızı çiğnerlerdi. toplumdan bekledikleri şey de, bildiği yanıldığına yetmeyen, götünün kılları ağarmış 3-5 köşe yazarının ideolojik sancıları ve serzenişleriyle gelen gazetenin günlük propagandasıydı. onu bile okumuyordu cahil toplum!

ama şu “türk toplumu kitap okumuyor” goygoyu hala sürüyor. çünkü her zaman, kendini entelektüel anlamda toplum ortalamasının üstünde gören ve öyle hissetmekten memnun olan, modernizmle tanımlı ve yarım aydın olmaklığa razı bir orta sınıf vardır. bunların, dolaylı da olsa, toplumsal temayüldeki belirleyiciliği ihmal edilebilir düzeyde değildir. alamet-i farikası ise toplumsal cehalet söylemi üzerinden kendi ayrışmasını tahkim etmedeki gayretidir.

ki, dünyanın aşağı yukarı her ülkesinde bu kesim ve bu kesimin toplumsal kanaatteki belirleyiciliği tipik denecek kadar benzerlik gösterir. o nedenle kıraat pazarının hedef müşteri kitlesi de onlardır.

hasılı kelam, böylesi bir düzende okumak marifet sayılmaz ama marifet olmadığını anlamak için de o batağa girmekten gayri çare yok, çünkü objektifliği muhafaza etmeni sağlayacak bir eğitim de mümkün değil.

geçen gün ömürdendir, diyelim bari.
devamını gör...
alkol kullanmak bunu sözlü, yazılı, ve görsel olarak sergileme.
devamını gör...
çoğu karakter değil, stratejidir.
devamını gör...
kopya çekmek.
öğrenmeye engeldir. kendini aldatmaktır işin özü.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"marifet sanılan şeyler" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim