61.
etkileyici kitap ama tasavvufa karsiyim
devamını gör...
62.
devamını gör...
63.
başka ülkeleri bilmiyorum ama türkiye'de "ben tedavi olmak istiyorum" demedikçe bir şizofreni hastasını tedavi edemezsiniz. şizofreni tedavisinin en güç yanı da budur: hastayı tedaviye ikna etmek.
bu adam da açıkça şizofreni hastası. kafayı da dinle yemiş. yanına da üç beş meczup toplayınca sonuç bu olmuş. bu söylemiş yanındakiler de yazmıştır o söylenenleri.
bu yöntemi bir yerden tanıyoruz değil mi?
esas kötü olan bu zırvalara inanan büyük bir kitle olması. hem inanan hem de eylem yapan..
bu adam da açıkça şizofreni hastası. kafayı da dinle yemiş. yanına da üç beş meczup toplayınca sonuç bu olmuş. bu söylemiş yanındakiler de yazmıştır o söylenenleri.
bu yöntemi bir yerden tanıyoruz değil mi?
esas kötü olan bu zırvalara inanan büyük bir kitle olması. hem inanan hem de eylem yapan..
devamını gör...
64.
risale-i nur'u ilk okumaya başladığım zamanlar mahkeme savunmalarının kur'an tefsiri olan risale-i nur'lara dahil edilmesini anlayamamıştım. dini yayınlara baskının olmadığı şimdiki gibi bir zamanda tekrar tekrar bu bahisleri okumak neden gerekir diye düşünüyordum.
sonra hayatımın dağınık dönemlerinde sosyal medya ve ekşi sözlük gibi ifsad merkezleriyle irtibatlı olunca üstad ve risale-i nur hakkında o dönemin savcılarının itirazlarının devam ettiğini gördüm.
haşa, said nursi dini kullanmış, cemiyet kurmuş, siyasete bulaşmış, kur'an'da kendinden bahsedildiğini söylemiş, deccal hakkındaki hadisler vb konular gibi itirazlar o dönemde de sorulmuş ve cevaplanmış.
şualar'da şu ifade geçiyor: "nur'un takvadarane ve riyazetkârane meşrebi hem umuma ve en muhtaçlara hattâ muarızlara ders vermek mesleği..." evet nur'un mesleği muhtaçlara hatta muarızlara bile ders vermeyi gerektiriyor. bu yüzden risaleler mahkeme savunmalarını içererek talebelerini muarızlarla dolu ortamlarda bile savunma yapabilecek bir donanıma kavuşturuyor.
evet bu kısımlar gerekli ve okunmalı ama tefsir sayılır mı? evet çünkü hasbünallahi ve nimel vekil tarzı bir çok ayete yer veriliyor. ve kur'andaki peygamberlerin ve peygamberimizin sıkıntılarıyla ilgili kısımları ve artı olarak mekke dönemi, hudeybiye anlaşması gibi sıkıntılı süreçleri manen ve asrımıza uygun bir biçimde davranış modellemesi olarak tefsir ediyor.
yani özetlersek müdafaalar:
- üstad ve risale-i nur hakkındaki itirazları cevaplamak
- saldırı altında uygun tavrı öğretmek
- muarızlara karşı doğru üslubu göstermek gibi görevler üstleniyor.
hapishane mektuplaşmaları ise;
- sıkıntılı süreçlere doğru bakış açısını yaşanmış olaylar üzerinden göstermek
- teselli metodunu öğretmek
- tesanüd, sıdk ve ihlasın ehemmiyetini göstermek
gibi görevler üstleniyorlar. ve kur'anın ve yaşayan kur'an olan peygamberimizin hayatının bir kısmını gerçek hayat hikayeleriyle tefsir ediyorlar.
(latif bir tevafuk: bu yazıyı 14. şua olan afyon müdafasını okurken yazmaya niyetlendim. öğle arası odada yalnız yazmaya başladıktan bir süre sonra iş arkadaşlarım geldiler ve içlerinden birinin üniversiteyi okuduğu şehir olan afyon hakkında konuşmaya başladılar. inşallah bir alamet-i makbuliyettir diye kaydetmek istedim.)
sonra hayatımın dağınık dönemlerinde sosyal medya ve ekşi sözlük gibi ifsad merkezleriyle irtibatlı olunca üstad ve risale-i nur hakkında o dönemin savcılarının itirazlarının devam ettiğini gördüm.
haşa, said nursi dini kullanmış, cemiyet kurmuş, siyasete bulaşmış, kur'an'da kendinden bahsedildiğini söylemiş, deccal hakkındaki hadisler vb konular gibi itirazlar o dönemde de sorulmuş ve cevaplanmış.
şualar'da şu ifade geçiyor: "nur'un takvadarane ve riyazetkârane meşrebi hem umuma ve en muhtaçlara hattâ muarızlara ders vermek mesleği..." evet nur'un mesleği muhtaçlara hatta muarızlara bile ders vermeyi gerektiriyor. bu yüzden risaleler mahkeme savunmalarını içererek talebelerini muarızlarla dolu ortamlarda bile savunma yapabilecek bir donanıma kavuşturuyor.
evet bu kısımlar gerekli ve okunmalı ama tefsir sayılır mı? evet çünkü hasbünallahi ve nimel vekil tarzı bir çok ayete yer veriliyor. ve kur'andaki peygamberlerin ve peygamberimizin sıkıntılarıyla ilgili kısımları ve artı olarak mekke dönemi, hudeybiye anlaşması gibi sıkıntılı süreçleri manen ve asrımıza uygun bir biçimde davranış modellemesi olarak tefsir ediyor.
yani özetlersek müdafaalar:
- üstad ve risale-i nur hakkındaki itirazları cevaplamak
- saldırı altında uygun tavrı öğretmek
- muarızlara karşı doğru üslubu göstermek gibi görevler üstleniyor.
hapishane mektuplaşmaları ise;
- sıkıntılı süreçlere doğru bakış açısını yaşanmış olaylar üzerinden göstermek
- teselli metodunu öğretmek
- tesanüd, sıdk ve ihlasın ehemmiyetini göstermek
gibi görevler üstleniyorlar. ve kur'anın ve yaşayan kur'an olan peygamberimizin hayatının bir kısmını gerçek hayat hikayeleriyle tefsir ediyorlar.
(latif bir tevafuk: bu yazıyı 14. şua olan afyon müdafasını okurken yazmaya niyetlendim. öğle arası odada yalnız yazmaya başladıktan bir süre sonra iş arkadaşlarım geldiler ve içlerinden birinin üniversiteyi okuduğu şehir olan afyon hakkında konuşmaya başladılar. inşallah bir alamet-i makbuliyettir diye kaydetmek istedim.)
devamını gör...
65.
bazı şirke batmışların baş ucu kaynağı.
devamını gör...
66.
sanırım bi' 4-5 yıl önce 'iman ve küfür muvazeneleri' ve 'asâ-yı mûsâ'yı okudum.
okumaya başlandığı zaman anlamak neredeyse imkansızdır, mealine mutlaka bakmak gerekir fakat ben kısa süre sonra buna ihtiyaç duymadan okuduğumu net olarak anlamaya başladım.
yazdıklarımdan birini bitirdim fakat diğerinin içindeki bir cümleyi okuduktan sonra okumayı bıraktım. sonra hiç okumadım.
okumaya başlandığı zaman anlamak neredeyse imkansızdır, mealine mutlaka bakmak gerekir fakat ben kısa süre sonra buna ihtiyaç duymadan okuduğumu net olarak anlamaya başladım.
yazdıklarımdan birini bitirdim fakat diğerinin içindeki bir cümleyi okuduktan sonra okumayı bıraktım. sonra hiç okumadım.
devamını gör...
67.
fetöcülerin kur'an-ı kerim niyetine kutsal kitap ilan ettiği safsata müsvettesi. özünde, siyonizm ve satanizm barındıran ve bir çeşit kafa karışıklığı halinde yazılmış bu kitap, islamın içini boşaltmış, usülleriyle, farzlarıyla oynamış bir beyin yıkama aracından başka bir şey değildir.
devamını gör...
68.
şirk ithamını çok sık görüyorum. iki alıntı paylaşacağım:
"ey insan! kur'anın desatirindendir ki, cenab-ı hakk'ın masivasından hiçbir şeyi ona taabbüd edecek bir derecede kendinden büyük zannetme. hem sen kendini hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma. çünki mahlukat, mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi oldukları gibi, mahlukıyet nisbetinde de birdirler."
lemalar - 114
meselâ bir zîhayat, cüz'î bir şifası veya bir rızkı veya bir hidayeti için cenab-ı hak'tan başkasına hakikî minnettar olmak ve başkasına perestişkârane medh ü sena etmek, rububiyetin azametine dokunur ve uluhiyetin kibriyasına ilişir ve mabudiyet-i mutlakanın haysiyetine dokundurur, celalini müteessir eder.
şualar - 19
yani mabudiyetten uzaklık noktasında ben de, sen de, üstadım da üstadımız olan hz. muhammed de (sav) eşitiz. ve, rızık, şifa ve hidayet gibi şeyler için allah'tan başka kimseye hakiki minnettar olmamak lazım. şimdi bu yazdıklarım risale-i nur'da en çok anlatılan tevhid ana fikrinin parçaları.
hiç tevhide bu kadar dikkat eden biri ve etrafında toplanan(içinde yüzbinlerce alim olan bir topluluk) şirk ile suçlanabilir mi? sebeplere, vasıtalara, vesilelere hakiki bir kudret atfeder mi? vesileleri -haşa- cenab-ı hakka şerik sayar mı?
belki de (belliki de) sorun bu suçlamayı yapanların bakış açısında.
allah hepimizi sırat-ı müstakime, tahkiki imana, hakiki tevhide, tam ihlasa, daimi takvaya, iffete, hikmete, şecaate hidayet eylesin. amin
"ey insan! kur'anın desatirindendir ki, cenab-ı hakk'ın masivasından hiçbir şeyi ona taabbüd edecek bir derecede kendinden büyük zannetme. hem sen kendini hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma. çünki mahlukat, mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi oldukları gibi, mahlukıyet nisbetinde de birdirler."
lemalar - 114
meselâ bir zîhayat, cüz'î bir şifası veya bir rızkı veya bir hidayeti için cenab-ı hak'tan başkasına hakikî minnettar olmak ve başkasına perestişkârane medh ü sena etmek, rububiyetin azametine dokunur ve uluhiyetin kibriyasına ilişir ve mabudiyet-i mutlakanın haysiyetine dokundurur, celalini müteessir eder.
şualar - 19
yani mabudiyetten uzaklık noktasında ben de, sen de, üstadım da üstadımız olan hz. muhammed de (sav) eşitiz. ve, rızık, şifa ve hidayet gibi şeyler için allah'tan başka kimseye hakiki minnettar olmamak lazım. şimdi bu yazdıklarım risale-i nur'da en çok anlatılan tevhid ana fikrinin parçaları.
hiç tevhide bu kadar dikkat eden biri ve etrafında toplanan(içinde yüzbinlerce alim olan bir topluluk) şirk ile suçlanabilir mi? sebeplere, vasıtalara, vesilelere hakiki bir kudret atfeder mi? vesileleri -haşa- cenab-ı hakka şerik sayar mı?
belki de (belliki de) sorun bu suçlamayı yapanların bakış açısında.
allah hepimizi sırat-ı müstakime, tahkiki imana, hakiki tevhide, tam ihlasa, daimi takvaya, iffete, hikmete, şecaate hidayet eylesin. amin
devamını gör...