21.
mektubat adlı kitabının birazını okuduğum, daha doğrusu okumak için kendimi zorladığım külliyattır. iğrenç bir dille yazılmış. yani osmanlıca filan değil bu, başkaca bir şey. zaten okuyucu hiçbir şey anlamasın, ulvi bir şey sansın diye türkçede kullanılmayan, osmanlıca bile olmayan, bol arapça ve farsça kelimelerle uzun ve anlamsız cümleler mahsustan kurulmuş. bilerek yani.
neyse efendim. bu mektubat adlı eserin konsepti şöyle: said'in müritleri kendisine mektuplar yazarak bir takım sorular sormuşlar, said de yine mektuplar yazarak cevaplamış. zamanla dm kutusu o kadar dolmuş ki bunları ''mektubat'' (mektuplar) olarak kitaplaştıralım demişler. olay bundan ibaret. peki sorular? aman yarabbim. meleklerle, iblislerle, hızır ilyasla ve biraz da imanla ilgili abuk sabuk sorular ve said'in islam ile hiç alakası olmayan bol keseden sallamalı cevapları. üçte birine kadar geldiğimde kitabı bıraktım zaten. kimse böyle konuştuğum için bana kızmasın, çünkü çevrenizde böyle sorular soran insanlar olsa çok pis bozardınız, bundan hiç kuşkunuz olmasın. külliyattan bu kitabın üçte birlik kısmı için edindiğim izlenimlerim bunlar. belki diğer kitapları on numara beş yıldızlıdır, bilemem.
bir de aynı külliyattan tarihçe-i hayat'ı okumuştum. bunu said'in kendisi değil de ağır topları kaleme almış. dolayısıyla dili daha ''normal''. adından da anlaşılacağı üzere said'in hayatını anlatıyor. tam film gibi. zaten filmi de çekilmişti.
neyse efendim. bu mektubat adlı eserin konsepti şöyle: said'in müritleri kendisine mektuplar yazarak bir takım sorular sormuşlar, said de yine mektuplar yazarak cevaplamış. zamanla dm kutusu o kadar dolmuş ki bunları ''mektubat'' (mektuplar) olarak kitaplaştıralım demişler. olay bundan ibaret. peki sorular? aman yarabbim. meleklerle, iblislerle, hızır ilyasla ve biraz da imanla ilgili abuk sabuk sorular ve said'in islam ile hiç alakası olmayan bol keseden sallamalı cevapları. üçte birine kadar geldiğimde kitabı bıraktım zaten. kimse böyle konuştuğum için bana kızmasın, çünkü çevrenizde böyle sorular soran insanlar olsa çok pis bozardınız, bundan hiç kuşkunuz olmasın. külliyattan bu kitabın üçte birlik kısmı için edindiğim izlenimlerim bunlar. belki diğer kitapları on numara beş yıldızlıdır, bilemem.
bir de aynı külliyattan tarihçe-i hayat'ı okumuştum. bunu said'in kendisi değil de ağır topları kaleme almış. dolayısıyla dili daha ''normal''. adından da anlaşılacağı üzere said'in hayatını anlatıyor. tam film gibi. zaten filmi de çekilmişti.
devamını gör...
22.
nasılda dökülüyor sözlüğün cemaat oğlanları. tanım , deli zırvasıdır.
devamını gör...
23.
ortaokulda fethullahçıların kolejinde okudum. hafta sonları etüt kampı diye bizi okul yurdunda tutarlardı. güya ders çalışılacak. günde 8 saat etüt yapardık, bunun 5 saati risale okumayla geçerdi. başımızda duran belletmen hocaya sorardım "hocam anlamıyorum neden okuyoruz?" diye. bana "zamanla alışırsın" minvalinde cevaplar verirdi.
anlayacak yaşa geldiğimde tekrar okuyayım dedim. yine sözlükle falan okuyorum ama, türkçe ile alakası yok yazının. "bu pilot kalemin bile ustası var, evrenin nasıl olmasın?" cümlesinin kelimelerinin yerlerini değiştirerek, eşanlamlı kelimelerle farklı cümlerle süsleyerek 30 sayfa broşür yazmış delinin biri. millet de buna tapınıyor. gerçi kutsal kitap dediklerinin de bundan bir farkı yok ama bu risale dedikleri onun da ötesinde bir saçmalık.
anlayacak yaşa geldiğimde tekrar okuyayım dedim. yine sözlükle falan okuyorum ama, türkçe ile alakası yok yazının. "bu pilot kalemin bile ustası var, evrenin nasıl olmasın?" cümlesinin kelimelerinin yerlerini değiştirerek, eşanlamlı kelimelerle farklı cümlerle süsleyerek 30 sayfa broşür yazmış delinin biri. millet de buna tapınıyor. gerçi kutsal kitap dediklerinin de bundan bir farkı yok ama bu risale dedikleri onun da ötesinde bir saçmalık.
devamını gör...
24.
söyledikleri sebebiyle mars oldukça dönmüş bir cahilin sınır tanımaz saçmalıklarının bir araya toplanmışı.
devamını gör...
25.
başka kitaplar okuduğumda; değerinin düşündüğümden fazlası olduğunu, her defasında tekrardan bana fark ettiren külliyattır.
batı/rus edebiyatında roman yazılır, yazarın anlatmak istediği bir kavram varsa, (ki bu diğer kitaplardan üstündür belki bu kapsamda yazılan romanların üçde ikisi: mesaj içermeyen, ama insanın ilgisini çekebilecek kurgular silsilesinden ibaret.)
bunu yüzlerce sayfalık bir romanın içerisinde işleyerek anlatıyor. mesela; palto*, satranç*, sefilleri* ele alalım, bunlar insanlığın sıkıntılarını, buhranlarını ve bunların hayata nasıl yansıdığını güzel bir şekilde ele almış kısacası: insana hatalarını gösteren kitaplar.
said nursi'nin öyle bir lisanı ve anlatış tarzı var ki: bu kitaplarda onlarca, yüzlerce sayfada anlatılmaya çalışılan durumları ve bazen daha fazlasını tek sayfada anlatabiliyor. o yüzden bu kitapların bir sayfasına "bir sayfa" diye bakmamak gerekir, içeriği itibari ile diğer öğretici eserlerin onlarca belki yüzlercesine tekabül ediyor. zaten ifade sanatını iyi kavramış, konuşmasını bilen ve hakikate vakıf kimselerin çok kelime kullanmasına gerek kalmaz.*
mesela iktisat risalesi* , bunu okuyup anlayan ve kalbine kabul ettiren bir kimse: beslenme üzerine onlarca kitap okumuş gibi olur. bunun yanında hırsı körelir, azlığın çokluktan âli olduğunu kavrar ve tüketim çılgınlığından kurtulur, bu denli etkileyici bir şekilde, bu kadar az kelam ederek, bu kadar çok konuya hitab etmek ve hepsinede gerekli cevapları vermek çok iyi bir aklın yansımasıdır.
başka bir örnek, hastalar risalesi: insanoğlunun 5 de 1'i hastalıklardan muzdarip, bu risale onlara hitab ediyor ve neyin içinde olduklarını nasıl dayanacaklarını nasıl düşünmenin onlara fayda ve nasıl düşünmenin onlara zarar vereceğini açıklıyor. bunun benzerini batı edebiyatında bulabileceğimizi sanmıyorum bulursanızda sadece mücadele, edin vazgeçmeyin, tarzı motivasyon kuruntusu sözlerden ibaret olan örnekleri var, ama bu denli insanın iç alemine ve her haline ve birçok şüphesine ve yeisine hitab eden bir örnek yoktur, ve bu risale kitabın bir kısmı, başlı başına bir kitap bile değil.
risale-i nurları hakkıyla tanıyan bir kimsenin bu kitaplara düşman kesilmesi beklenemez aksine onu muhafaza için elinden geleni yapar.
tanımayan anlamayan hiç okumamış kimselerin ipe sapa gelmez sözler söylemesi ve güya risaleleri eleştirdiğini zannetmesi ancak cahilliğin ifadesidir (bkz: bilmediğini bilmemek) #111354 (bkz: )(bkz: insan bilmediğinin düşmanıdır)
bir yerde alim var ise muhakkak zalimde olur. "oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir."
bu kitapları güya eleştirenlerin; kitapları anlamaktan ne kadar uzak olduklarını görünce, onların adına üzülüyoruz ama bizimde doğru üzerinde olduğumuzu gördükçe inşirahımız* artıyor.
batı/rus edebiyatında roman yazılır, yazarın anlatmak istediği bir kavram varsa, (ki bu diğer kitaplardan üstündür belki bu kapsamda yazılan romanların üçde ikisi: mesaj içermeyen, ama insanın ilgisini çekebilecek kurgular silsilesinden ibaret.)
bunu yüzlerce sayfalık bir romanın içerisinde işleyerek anlatıyor. mesela; palto*, satranç*, sefilleri* ele alalım, bunlar insanlığın sıkıntılarını, buhranlarını ve bunların hayata nasıl yansıdığını güzel bir şekilde ele almış kısacası: insana hatalarını gösteren kitaplar.
said nursi'nin öyle bir lisanı ve anlatış tarzı var ki: bu kitaplarda onlarca, yüzlerce sayfada anlatılmaya çalışılan durumları ve bazen daha fazlasını tek sayfada anlatabiliyor. o yüzden bu kitapların bir sayfasına "bir sayfa" diye bakmamak gerekir, içeriği itibari ile diğer öğretici eserlerin onlarca belki yüzlercesine tekabül ediyor. zaten ifade sanatını iyi kavramış, konuşmasını bilen ve hakikate vakıf kimselerin çok kelime kullanmasına gerek kalmaz.*
mesela iktisat risalesi* , bunu okuyup anlayan ve kalbine kabul ettiren bir kimse: beslenme üzerine onlarca kitap okumuş gibi olur. bunun yanında hırsı körelir, azlığın çokluktan âli olduğunu kavrar ve tüketim çılgınlığından kurtulur, bu denli etkileyici bir şekilde, bu kadar az kelam ederek, bu kadar çok konuya hitab etmek ve hepsinede gerekli cevapları vermek çok iyi bir aklın yansımasıdır.
başka bir örnek, hastalar risalesi: insanoğlunun 5 de 1'i hastalıklardan muzdarip, bu risale onlara hitab ediyor ve neyin içinde olduklarını nasıl dayanacaklarını nasıl düşünmenin onlara fayda ve nasıl düşünmenin onlara zarar vereceğini açıklıyor. bunun benzerini batı edebiyatında bulabileceğimizi sanmıyorum bulursanızda sadece mücadele, edin vazgeçmeyin, tarzı motivasyon kuruntusu sözlerden ibaret olan örnekleri var, ama bu denli insanın iç alemine ve her haline ve birçok şüphesine ve yeisine hitab eden bir örnek yoktur, ve bu risale kitabın bir kısmı, başlı başına bir kitap bile değil.
risale-i nurları hakkıyla tanıyan bir kimsenin bu kitaplara düşman kesilmesi beklenemez aksine onu muhafaza için elinden geleni yapar.
tanımayan anlamayan hiç okumamış kimselerin ipe sapa gelmez sözler söylemesi ve güya risaleleri eleştirdiğini zannetmesi ancak cahilliğin ifadesidir (bkz: bilmediğini bilmemek) #111354 (bkz: )(bkz: insan bilmediğinin düşmanıdır)
bir yerde alim var ise muhakkak zalimde olur. "oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir."
bu kitapları güya eleştirenlerin; kitapları anlamaktan ne kadar uzak olduklarını görünce, onların adına üzülüyoruz ama bizimde doğru üzerinde olduğumuzu gördükçe inşirahımız* artıyor.
devamını gör...
26.
bediüzzaman'ın kitabı. öncelikle nurcu değilim bunu belirteyim; fakat kötü bir kitap değildir. bediüzzaman'ın yazdığı bu kitabın çoğunluk tarafından beğenilmemesinin sebebi; bediüzzaman bu kitapla sanki ayetleri ve hadisleri açıklamıyor gibi. yani bediüzzaman kitabında besmele ile ilgili bile uzun-uzun yazmış bir adam. yani imanı üstün bir adam, bu yüzden kendisini çoğunun anlayamayacağını düşünüyorum. ben de risale-i nur okumak istedim bir dönem, fakat kaldıramadım. herkesin kolay-kolay kaldırabileceğini de düşünmüyorum. besmele ile ilgili bile uzun-uzun yazan bediüzzaman'dan bahsediyoruz! bediüzzaman'ın gözünde, bismillahir-rahmanir-rahim demek, dünyalara bedeldir. biz bediüzzaman gibi düşünmedikten sonra, kitaplarını anlayamayacağız ve boş-boş, saçma sapan bir kitap! demekle yetineceğiz. fakat insafla soruyorum, bu kitabı kaçımız okudu? ya da kaçımız bu kitabı anlamaya çalışarak okudu. bir kitabı okurken anlamak için, yazar gibi düşünmek lazım. bir kitabı hata bulmak için, veya kötülemek için okursanız, o kitabı nasıl sevebilirsiniz ki? mümkün mü böyle bir şey? bakın, ben de risale-i nur okumuş biri değilim, fakat doğruya doğru. bu kitabı iman gözü ile okumak lazım diye düşünüyorum şahsen.
diğer bir nokta, bediüzzaman, risale-i nur kutsal kitaptır demedi. evvelâ; nurcu kardeşlerim de bediüzzaman'ın bunu demeye hakkının ve gücünün olmadığını gayet iyi biliyorlar. risale-i nur'un bir kutsal kitap mahiyetinde olmadığını da çok iyi biliyorlar. aksini savunmak kimsenin haddi değil zaten.
bediüzzaman'ın vahiy aldığını söylediğini iddia edenler, bediüzzaman okumamışlar. çünkü bediüzzaman okuyan, hem de okumayan, en azından birazcık araştıran bir insan onun böyle bir iddiada olmadığını bilir. bediüzzaman, risale-i nur'a muazzam diyebilir hem, belki öve-öve bitiremez, fakat bu, risale-i nur'un kutsal kitap olduğunu söylediğini göstermez. diğer bir husus ise, bana yazdırıldı meselesidir.
bediüzzaman, yaşarken de, yazdırıldı ifadesi dolayısıyla eleştirilmiş ve bu iddiaya şöyle cevap vermiştir;
elcevap: haşa, bin kere hâşâ... benim haddim değildir ki, o kerametleri benliğime mal edeyim. belki benim pek çok kusurlarımla beraber risâle-i nur ile îmân hizmetinde çalışmamıza bir ikram-ı ilahi ve o hizmetin makbuliyetine dair bereketten gelen bir emâreyi göstermek ve "ne ile yaşıyor, nasıl geçiniyor?" diyenlere karşı da, bereket-i ilâhiye bu hizmetimizi dünya maîşetine âlet etmeye mecbur etmiyor demektir. hem bu yazdığım hakîkatler benim fikrim, malım değil; belki herkesin kalbinin bir köşesinde bulunan bir lümme-i şeytânî ve vesveseci bulunduğu gibi, bir lümme-i ilhâm ve melekî bulunduğuna ehl-i hakîkat ve diyanetin hükümlerine binâen, benim kalbimde dahi herkes gibi, bâzen ihtiyarım haricinde ve fikrimin fevkinde hatrıma bir hakîkat hutur eder. yani, kur'ân'dan mânevî bir canibden bir nevî ilhâm hükmünde, bir güzel nükte ifhâm edilir, demektir.
ayrıca şöyle de cevap vermiştir;
yalnız eskiden beri ehl-i hakîkat mabeyninde carî ve üstâdına karşı fart-ı muhabbetten gelen fevkalhad hüsn-ü zanları ta'dil etmek ve nimet-i ilahiyeye karşı küfran ve inkâr etmemek niyetiyle, müceddidlik vazîfesi olabilir. fakat benim değil, risâle-i nur'undur. belki bu zamana bakan kur'ân'ın bir cilve-i hakîkatıdır. risâle-i nur onu temsil eder. ben neci oluyorum ki, kendim dâvâ edeyim.
diğer bir nokta, bediüzzaman, risale-i nur kutsal kitaptır demedi. evvelâ; nurcu kardeşlerim de bediüzzaman'ın bunu demeye hakkının ve gücünün olmadığını gayet iyi biliyorlar. risale-i nur'un bir kutsal kitap mahiyetinde olmadığını da çok iyi biliyorlar. aksini savunmak kimsenin haddi değil zaten.
bediüzzaman'ın vahiy aldığını söylediğini iddia edenler, bediüzzaman okumamışlar. çünkü bediüzzaman okuyan, hem de okumayan, en azından birazcık araştıran bir insan onun böyle bir iddiada olmadığını bilir. bediüzzaman, risale-i nur'a muazzam diyebilir hem, belki öve-öve bitiremez, fakat bu, risale-i nur'un kutsal kitap olduğunu söylediğini göstermez. diğer bir husus ise, bana yazdırıldı meselesidir.
bediüzzaman, yaşarken de, yazdırıldı ifadesi dolayısıyla eleştirilmiş ve bu iddiaya şöyle cevap vermiştir;
elcevap: haşa, bin kere hâşâ... benim haddim değildir ki, o kerametleri benliğime mal edeyim. belki benim pek çok kusurlarımla beraber risâle-i nur ile îmân hizmetinde çalışmamıza bir ikram-ı ilahi ve o hizmetin makbuliyetine dair bereketten gelen bir emâreyi göstermek ve "ne ile yaşıyor, nasıl geçiniyor?" diyenlere karşı da, bereket-i ilâhiye bu hizmetimizi dünya maîşetine âlet etmeye mecbur etmiyor demektir. hem bu yazdığım hakîkatler benim fikrim, malım değil; belki herkesin kalbinin bir köşesinde bulunan bir lümme-i şeytânî ve vesveseci bulunduğu gibi, bir lümme-i ilhâm ve melekî bulunduğuna ehl-i hakîkat ve diyanetin hükümlerine binâen, benim kalbimde dahi herkes gibi, bâzen ihtiyarım haricinde ve fikrimin fevkinde hatrıma bir hakîkat hutur eder. yani, kur'ân'dan mânevî bir canibden bir nevî ilhâm hükmünde, bir güzel nükte ifhâm edilir, demektir.
ayrıca şöyle de cevap vermiştir;
yalnız eskiden beri ehl-i hakîkat mabeyninde carî ve üstâdına karşı fart-ı muhabbetten gelen fevkalhad hüsn-ü zanları ta'dil etmek ve nimet-i ilahiyeye karşı küfran ve inkâr etmemek niyetiyle, müceddidlik vazîfesi olabilir. fakat benim değil, risâle-i nur'undur. belki bu zamana bakan kur'ân'ın bir cilve-i hakîkatıdır. risâle-i nur onu temsil eder. ben neci oluyorum ki, kendim dâvâ edeyim.
devamını gör...
27.
menderes denilen adamın merdiveni, demirel'in alt çizgisi, erbakan'ın sol billuru, erdoğan'ın "dursun kenarda, işim düştükçe iyi veya kötü kullanırım" dediği, fethullah'ın olmazsa olmaz'ı yani yazıldığı ( adamına göre neredeyse gökten indiği rivayet edilen) günden bu yana siyasal islamın her türlü şekilde kullandığı, aslında hiç kimsenin hiçbir halt anlamadığı kitaptır.
bana eski odun gibi telefon rehberlerini verin, kelime ve anlam karmaşası yaratarak bu kitabın içindekilerden bin kat fazla feyz veren, "vay anasını adam ne güzel demiş" dedirten ama aslında hiçbir halta yaramayan milyon tane saçmalık yaratırım.
bana eski odun gibi telefon rehberlerini verin, kelime ve anlam karmaşası yaratarak bu kitabın içindekilerden bin kat fazla feyz veren, "vay anasını adam ne güzel demiş" dedirten ama aslında hiçbir halta yaramayan milyon tane saçmalık yaratırım.
devamını gör...
28.
bediüzzaman (zamanın lideri, kutbu, önderi) said nursi'nin yazdığı kitaplar dizisi. hayranı çoktur bu kitapların. içinde dünya ve ahirete dair her şey olduğunu söylerler. hatta huzur verdiğini, dertleri unutturduğunu iddia ederler. kur'an bahçesinden koparılan bir gül olduğunu söylerler. bahçe dururken bir güle bu denli bağlanmak ne kadar doğru?
çok karakteristik bir üsluba sahiptir risale-i nur külliyatı. bol arapça terkip kullanılmıştır. aşağıda ben rastgele cümlelerle taklit etmeye çalışacağım.
"bu edebiye-i nazariyeden müşahede edilirse görülür ki kafa sözlük dikkat-i beşeriyeyi hem nasıl celbediyor hem nasıl onu bedii sadetin seniyesine naklediyor. bir insan mahlukat-ı hariciye dairesinde bu sözlüğe tanım nakşetse ve ukde-i şahanenin uzvunu tamam etse yine de moderatör-ü şahanenin lütfuna mazhar olmaz."
çok karakteristik bir üsluba sahiptir risale-i nur külliyatı. bol arapça terkip kullanılmıştır. aşağıda ben rastgele cümlelerle taklit etmeye çalışacağım.
"bu edebiye-i nazariyeden müşahede edilirse görülür ki kafa sözlük dikkat-i beşeriyeyi hem nasıl celbediyor hem nasıl onu bedii sadetin seniyesine naklediyor. bir insan mahlukat-ı hariciye dairesinde bu sözlüğe tanım nakşetse ve ukde-i şahanenin uzvunu tamam etse yine de moderatör-ü şahanenin lütfuna mazhar olmaz."
devamını gör...
29.
normal tefsirler gibi yazılmamasının sebebi, bu asrın ihtiyacından kaynaklıdır. bu asır fen ve bilimle ilerleyen bir asırdır. bu yüzden kitabın yazarı bediüzzaman said nursi de bilim ve fen üzerinden imani meselelere cevap vermiştir.
ayrıca yapılmış bir tefsiri yapmanın bir anlamı yoktur. olmamışı, yapılmamışı yepmak dahe doğrudur.
ayrıca yapılmış bir tefsiri yapmanın bir anlamı yoktur. olmamışı, yapılmamışı yepmak dahe doğrudur.
devamını gör...
30.
siyasal islam belasını başımıza saran en büyük etkenlerden biri.
işin ilginci iktidardaki siyasal islam bunu ve artıklarını yeri gelince göklere çıkarıp yeri gelince yerin dibine sokuyor.
işin ilginci iktidardaki siyasal islam bunu ve artıklarını yeri gelince göklere çıkarıp yeri gelince yerin dibine sokuyor.
devamını gör...
31.
közler köşkü delihanem nafile gibi youtube kanallarının şeyhinin yazdığı destansı epik kitap
devamını gör...
32.
fatiha'dan başlayıp nas süresinde biten klasik tefsirlerden değildir.
imani konulara ağırlık verilmiştir.
ibadetlerin nasıl yapılacağından ziyade neden yapıldığını açıklar.
insanın varoluş gayesini anlamak isteyene anlatmaktadır.
allah'ın varlığını.
meleklerin gaye ve gerçekliğini.
kur-an'ın kutsal bir kitap oluşunu.
peygamberlerin geliş sebeplerini.
öldükten sonra dirilmeyi.
son olarakta olgunlaşmış ruhlara kaderi anlatan bir eserdir.
emoji neslinin anlayamaması normaldir.
imani konulara ağırlık verilmiştir.
ibadetlerin nasıl yapılacağından ziyade neden yapıldığını açıklar.
insanın varoluş gayesini anlamak isteyene anlatmaktadır.
allah'ın varlığını.
meleklerin gaye ve gerçekliğini.
kur-an'ın kutsal bir kitap oluşunu.
peygamberlerin geliş sebeplerini.
öldükten sonra dirilmeyi.
son olarakta olgunlaşmış ruhlara kaderi anlatan bir eserdir.
emoji neslinin anlayamaması normaldir.
devamını gör...
33.
cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil..
devamını gör...
34.
hac suresi 16. ayet
"işte böylece biz onu apaçık âyetler olarak indirdik. kuşkusuz allah dilediğini doğru yola iletir."
sürekli bir izahat, açıklama arayışı içinde, şeyhlerin, şıhların peşinde koşa koşa kendi dininize yabancılaştınız. (bkz: gerçek islam bu değil) bunu size anlatmaya çalışmak da biz dinsizlere düştü. ne nurmuş arkadaş.
"işte böylece biz onu apaçık âyetler olarak indirdik. kuşkusuz allah dilediğini doğru yola iletir."
sürekli bir izahat, açıklama arayışı içinde, şeyhlerin, şıhların peşinde koşa koşa kendi dininize yabancılaştınız. (bkz: gerçek islam bu değil) bunu size anlatmaya çalışmak da biz dinsizlere düştü. ne nurmuş arkadaş.
devamını gör...
35.
(bkz: zırvalık)
devamını gör...
36.
din +kitap okuma temalı sosyal medya üreticilerinin hep elinin altında olan, sürekli "bugün de okumamı yaptım çok şükür" diye yazdıkları kitap. okumadığım için içeriği hakkında tanım yapamam.
devamını gör...
37.
nurcuların çok sevdiğini düşündüğüm bir kitap. bir dönem bu kitabı edebiyat öğretmenim tavsiye etti. mobilden pdf indirdim. okumaya çalıştığımda da hiç bir şey anlamadım, çok ağır bir dili vardı.
devamını gör...
38.
muhafazakar ailede büyümek sebebiyle abiler batağına düşüp maruz kalmıştım.
tüm belalar sizin olsun. defolun gidin artık bu ülkeden.
tüm belalar sizin olsun. defolun gidin artık bu ülkeden.
devamını gör...
39.
aile zoruyla gönderildiğim yurtlarda okumak zorunda kaldığım külliyat.
19. yüzyılın başında ortaya atılmış akıllı tasarım, dünyanın başından kıyamete kadar toplam 7000 yıl ömrünün olduğu gibi iddialarla dolu.
bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir zamanda birtakım youtube kanalları başta olmak üzere azımsanamayacak sayıda insanın bunları kayda değer bulması ya da öyle göstermeye çalışması trajikomik...
19. yüzyılın başında ortaya atılmış akıllı tasarım, dünyanın başından kıyamete kadar toplam 7000 yıl ömrünün olduğu gibi iddialarla dolu.
bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir zamanda birtakım youtube kanalları başta olmak üzere azımsanamayacak sayıda insanın bunları kayda değer bulması ya da öyle göstermeye çalışması trajikomik...
devamını gör...
40.
1 sayfa okumamis olanlarin gelip atip tuttugu baslik
devamını gör...