41.
onlar kadar ürkünç ve tiksinç olmaları zor olsa da ihvancılardan sonra en rahatsız edici islamcı kitle bu risaleciler galiba. daha ikiyüzlüler gerçi.
devamını gör...
42.
(bkz: some şakirt problems)
devamını gör...
43.
same old stories
devamını gör...
44.
rahatsız edici şekilde egoya sahip bir adamın yazdığı kitaplar serisi. içeriğinin değiştirilmesinin günah olduğunu, yazdıklarının kendisine vahiy olarak indiğini iddia edilerek kendini peygamberlik makamına, kitabını da kuran makamına yakın gördüğünü anlamak zor olmasa gerek.
devamını gör...
45.
din bunların eline kalmamalı, bunu okuyan ve savunan insanlardan şiddetle uzak durulmalıdır.
devamını gör...
46.
ben okumaya çalışmış ve biraz okuduktan sonra ne diyor lan bu enl demiştim.
devamını gör...
47.
kur'ani kerimden sonra en kıymetli eserlerden biridir.
devamını gör...
48.
orta okuldaki fen bilgisi öğretmenimin gazıyla ve saf bir iyi niyetle 'bismillah her hayrın başıdır.biz dahi başta ona başlarız.' diye birinci söz'den başlayıp 15 yıl boyunca 'vay be, içinde ne hikmetler var. bunları nasıl görmüyorlar?' diye okuduğum kitaplardır. said nursi denilen tuhaf adam sürekli felsefeyi aşağılayarak, metodolojiden yoksun ucuz bir felsefe yapmaya çalışır. spinoza'yı duymuştur ama onun derinliğinin kıyısına bile yaklaşamaz. zihinsel arkaplan olarak gazali'den az-biraz ileri mevlana'dan ise çok geridir. bir kaç kez bitirdiğim bu külliyatın yavanlığını fark etmem sonrasında mevlevilik külliyatına geçtim. bir 10 yılımı da öyle çöpe attım. doğunun hikmeti kerameti kendinden menkul dinci masallarıyla bir uygarlık kurulamayacağını anlamam için 40 yaşına gelmem gerekiyormuş.
onlara harcadığım zamanı keşke antik klasiklere yöneltseydim diye hayıflanırım. eserlerin dilini osmanlı türkçesi kabul etseniz de kötü bir türkçedir. beydeba'nın kelile ve dimne'sinden mevlana'nın mesnevi'sine kadar pek çok kıssa kaynak belirtilmeden alıntılanıp bir paradigma kurulmaya çalışılmıştır. öte yandan 19. yüzyıl pozitivizmine karşı katolik kilisesinin itirazları 'iman hakikatleri' olarak ambalajlanıp sunulmuştur.
birbirlerine düşman gibi görünseler de bilim 'allah'ı ispatlıyor', 'kainat kör bir tesadüfün eseri olamaz', 'işte evrim aldatmacası' kafasındaki nurcu-hidayetçi kesimin dayanakları zaten eskiden beri, evanjelik, protestan rahip-bilim adamlarının tezlerinin çalıntısıdır. çünkü bizdeki dinci kesim avrupanın dindarlarına göre çok daha geri zihinsel birikime sahiptir.
okumayanlar hiç bir şey kaybetmemiştir.
onlara harcadığım zamanı keşke antik klasiklere yöneltseydim diye hayıflanırım. eserlerin dilini osmanlı türkçesi kabul etseniz de kötü bir türkçedir. beydeba'nın kelile ve dimne'sinden mevlana'nın mesnevi'sine kadar pek çok kıssa kaynak belirtilmeden alıntılanıp bir paradigma kurulmaya çalışılmıştır. öte yandan 19. yüzyıl pozitivizmine karşı katolik kilisesinin itirazları 'iman hakikatleri' olarak ambalajlanıp sunulmuştur.
birbirlerine düşman gibi görünseler de bilim 'allah'ı ispatlıyor', 'kainat kör bir tesadüfün eseri olamaz', 'işte evrim aldatmacası' kafasındaki nurcu-hidayetçi kesimin dayanakları zaten eskiden beri, evanjelik, protestan rahip-bilim adamlarının tezlerinin çalıntısıdır. çünkü bizdeki dinci kesim avrupanın dindarlarına göre çok daha geri zihinsel birikime sahiptir.
okumayanlar hiç bir şey kaybetmemiştir.
devamını gör...
49.
nursuz risalelerin yazılı olduğu paçavra, kağıt israfı.
devamını gör...
50.
hafta sonu boşsan risale okur muyuz? şaka bir yana hiç okumadığım kitaptır bence gereksiz.
devamını gör...
51.
okuyacak o kadar çok kitap vardi ki ... okumadım.
kütüphaneci
kütüphaneci
devamını gör...
52.
ben ortaokuldayken malum grubun dersaneleri çok gözdeydi. sınıfın en çalışkanları oraya giderdi. ben kendimi bildim bileli dinci gruplardan hoşlanmadığım ve biraz da bir rutine uyacak disipline sahip olmadığım için gitmemiştim. o dönem giden arkadaşların dilinde hep bu kitap vardı. cüz dağıtılır, esmalar ezberlenir ve risale-i nur okunurdu genelde -benim bulunduğum şehir gereği olabilir-.
o zamanlarda da okumadan eleştirirdim, şimdi bu kitabı okumasam da daha güzel bolca kitap okuyarak bunların sahtekarlıklar olduğunu iyice benimsedim. benim anlamadığım şey, bunları okuyup benimseyenler. abi nasıl sorgulamadınız? aklınız nasıl “ya bir terslik var” demedi? geç olsun güç olmasın tabii ama yıllarınızı bu kadar kolay çöpe atmayın.
o zamanlarda da okumadan eleştirirdim, şimdi bu kitabı okumasam da daha güzel bolca kitap okuyarak bunların sahtekarlıklar olduğunu iyice benimsedim. benim anlamadığım şey, bunları okuyup benimseyenler. abi nasıl sorgulamadınız? aklınız nasıl “ya bir terslik var” demedi? geç olsun güç olmasın tabii ama yıllarınızı bu kadar kolay çöpe atmayın.
devamını gör...
53.
istanbul çok güzel, türkiş şiş kebap çok güzel, kızlar çok güzel. yine gelecek ben.
devamını gör...
54.
burnumuza kaç kere veriyorduk?
suyu...
suyu...
devamını gör...
55.
nietzsche'nin "böyle buyurdu zerdüşt"ü, sabuklamalarıdır.
ancak "risale-i nur" külliyatı, bir delinin sabuklamalarından daha başka bir şeydir. üzerine daha fazlası koyulamaz bu saatten sonra.
yazarının lakabı "bediüzzaman" (zamanın harikası) olan birinden de "risale-i nur" (parıltı broşürleri) gibi bir külliyat beklenirdi zaten.
["parıltı broşürleri" biraz serbest bir çeviri oldu ama, idare edin artık. bence yakıştı.*]
ancak "risale-i nur" külliyatı, bir delinin sabuklamalarından daha başka bir şeydir. üzerine daha fazlası koyulamaz bu saatten sonra.
yazarının lakabı "bediüzzaman" (zamanın harikası) olan birinden de "risale-i nur" (parıltı broşürleri) gibi bir külliyat beklenirdi zaten.
["parıltı broşürleri" biraz serbest bir çeviri oldu ama, idare edin artık. bence yakıştı.*]
devamını gör...
56.
che'nin çantasında çıkmadıysa benim için bir hükmü yoktur..
devamını gör...
57.
vaktiyle 96 yılından 2003 yılına kadar okumuştum. katıldığım yerler oldu, karşı çıktığım ve kabul etmediğim yerler de.
örnek verelim;
s. nursi risaleleri kendi düşünce ve kanaatine göre yazdığını açıkça söylemektedir:
“…ve bu duhulüne bir emâre olarak "mâ huve şifâun ve r ahmetun li’l-mu'minîn" in makam-ı cifrîsi bin üçyüz otuzdokuz ederek aynı tarihte kurandan ilham olunan resail-in-nur bu asrın mânevî ve müthiş hastalıklarına şifa olmakla meydana çıkmaya başlamasından, bu âyet ona hususî remzettiğine bana kanaat veriyor. ben kendi kanaatımı yazdım, kanaata itiraz edilmez” ( sikke-i tasdîk-ı gaybî, 92)
“…bana ihtar edildi, ben de yazdım.” ( 7 kastamonu lâhikası, 108)
“…yine mânevi ihtar(hatırlatma) yardımiyle cevapları kalbe geldi. tafsilen yazmak kaç defa niyet
ettimse de izin verilmedi. yalnız icmalen kısacak yazılacak.” (sözler,157
“ (...) yani bu münâcat, kalbe farisî(farsça) olarak tahattur ettiğinden (geldiğinden) fârisî
yazılmıştır.” ( sözler, 193; îman ve küfür muvazeneleri, 63)
“şu yirminci pencerenin hakikatı, bir zaman arabî (arapça) bir surette şöyle kalbe gelmişti:” (sözler,
625) “şu fıkra(bölüm), arabî(arapça) geldiği için arabî(arapça) yazıldı.” ( sözler, 443)
“yazdırılmış” (lemeât, 68)”yazdırılmadı” (tarihçei hayat, 398), ”mânen icbar edilmiyorum”
(kastamonu lâhikası, 15) “izin olmadığından yazılmadı” (kastamonu lâhikası, 28), ”ihtiyarım(iradem)
haricinde olarak uzun yazdırıldı. hikmetini de anlamadık, belki bir hikmeti var diye öylece bıraktık”
(kastamonu lâhikası, 78) ”hakikattan haber aldım” (kastamonu lâhikası, 115) “irade ve ihtiyarım ile
yazmadım” (şuâlar, 83) ”ıhtiyarsız olarak telif edildiğinden (yazıldığından)” (şuâlar, 151) “beyana izin
verilmedi” (şuâlar, 480
gibi örnekler.
örnek verelim;
s. nursi risaleleri kendi düşünce ve kanaatine göre yazdığını açıkça söylemektedir:
“…ve bu duhulüne bir emâre olarak "mâ huve şifâun ve r ahmetun li’l-mu'minîn" in makam-ı cifrîsi bin üçyüz otuzdokuz ederek aynı tarihte kurandan ilham olunan resail-in-nur bu asrın mânevî ve müthiş hastalıklarına şifa olmakla meydana çıkmaya başlamasından, bu âyet ona hususî remzettiğine bana kanaat veriyor. ben kendi kanaatımı yazdım, kanaata itiraz edilmez” ( sikke-i tasdîk-ı gaybî, 92)
“…bana ihtar edildi, ben de yazdım.” ( 7 kastamonu lâhikası, 108)
“…yine mânevi ihtar(hatırlatma) yardımiyle cevapları kalbe geldi. tafsilen yazmak kaç defa niyet
ettimse de izin verilmedi. yalnız icmalen kısacak yazılacak.” (sözler,157
“ (...) yani bu münâcat, kalbe farisî(farsça) olarak tahattur ettiğinden (geldiğinden) fârisî
yazılmıştır.” ( sözler, 193; îman ve küfür muvazeneleri, 63)
“şu yirminci pencerenin hakikatı, bir zaman arabî (arapça) bir surette şöyle kalbe gelmişti:” (sözler,
625) “şu fıkra(bölüm), arabî(arapça) geldiği için arabî(arapça) yazıldı.” ( sözler, 443)
“yazdırılmış” (lemeât, 68)”yazdırılmadı” (tarihçei hayat, 398), ”mânen icbar edilmiyorum”
(kastamonu lâhikası, 15) “izin olmadığından yazılmadı” (kastamonu lâhikası, 28), ”ihtiyarım(iradem)
haricinde olarak uzun yazdırıldı. hikmetini de anlamadık, belki bir hikmeti var diye öylece bıraktık”
(kastamonu lâhikası, 78) ”hakikattan haber aldım” (kastamonu lâhikası, 115) “irade ve ihtiyarım ile
yazmadım” (şuâlar, 83) ”ıhtiyarsız olarak telif edildiğinden (yazıldığından)” (şuâlar, 151) “beyana izin
verilmedi” (şuâlar, 480
gibi örnekler.
devamını gör...
58.
uyduruktan tayyare,selam söyle o yare.
devamını gör...
59.
bediuzzaman'in meshur kulliyati. evet.
devamını gör...
60.
risale-i nur, said nursi'nin kendi sapık fantazilerini yazdığı deli saçması bir kitaptır. bu nurcular, daha kur'an'daki toplam ayet sayısının 6236 olduğunu bile bilmiyorlar. bu nasıl bir müslümanlık anlayışıdır ki norslu said malının saçma sapan bir bıroşürünü allah sözü saydıkları kur'an'dan üstün sayıyorlar? (bkz: said nursi'nin kuran'daki ayet sayısını bilmemesi) (bkz: nurculuk denen sayıklama)

devamını gör...