121.
oyunculuğuyla büyük oyuncu tartışma yaratan şeyler düşünceleri ama düşüncelerini yargılamak için onun zamanında yaşayıp onun yaşadıklarını yaşamak gerek. ben bu zamanda bile insanların ağzında belli bir kısmı aşağılayan sözler görüyorsam kim bilir o adam o zaman neler gördüde diklendi. siz istiyorsunuz ki insanlar aşağılamalarınıza boyun eyip dursun ama aşağılamalara boyun eğilmez bilmenizi isterim. lütfen ağzımızdan çıkanlara dikkat edelim.
devamını gör...
122.
yılmaz güney şöyle ya da böyle yeşilçama mal olmuştur. abartmanın bir alemi de yoktur. her iki anlamda olsa bile..
devamını gör...
123.
yılmaz güney ölümünün üzerinden 40 sene geçmiş olmasına rağmen hala fikirleri ve yaşam tarzıyla gündeme gelen bir isim. doğrusu iki değil üç yılmaz güney var. birincisi, sinemacı diğeri insan üçüncüsü ise politik yılmaz güney. sinemacı yönüyle ilgili düşüncemi sona bırakıyorum.

- yılmaz güney lümpen ve kabadayı bir karakterdi. kendisini yakınen tanıyan iki kişi de babamın birinci dereceden akrabaları olup, yeşilçam'a emek vermişlerdir. özellikle alkol aldığı zaman rezilleşen bir karakter olduğu söylenenler arasındadır. feodal kafadan sıyrılamamış ve ezilmişliğinin acısını çevreden çıkarmış birisiydi. aslında ibrahim tatlıses hakkındaki tespiti de kendisini doğrular ki '' bu çocuktan arabesk bir yılmaz güney yaratmaya çalışıyorlar. '' demiştir. karakterinin bozuk yönleriyle ilgili gereken her şey söylenmiştir. ekleme yapmaya gerek yok.

- politik yönüne gelince. inanmış bir sosyalist olabilir ancak sosyalizm 60 ve 70'lerin türkiye'sinde bir kısım kürt bilhassa da alevi kökenli azınlık için, bir kurtuluş reçetesi olarak görülüyordu. haddizatında devrimcilik tıpkı abdullah öcalan'da olduğu gibi yılmaz güney'de de kürtlerin ulusal bağımsızlığı için bir vasıtaydı. dolayısıyla yaşasaydı şöyle olurdu böyle olurdu gibi ucuz bir fütürolojiye sapmak istemem ama ölümünden kısa bir süre önce paris kürt enstitüsü'nde yaptığı ve youtube'den de izlenebilecek konuşmasında yılmaz'ın pkk çizgisinde olduğu açıkça görülmektedir.

- gelelim benim gibi yılmaz güney sevmeyenlerden ayrıldığım sinema adamı yönüne. bu adam türkiye koşullarında yetişmiş büyük bir sinemacıdır. erlik gibi vajinaya yılan sokma sahnesinden bir adamı aşağılamanın anlamı yok. bir kere sinemada ışıkçılıktan, yer göstericilikten gelmiş, anadolu halkı ve seyircisinin neyi sevdiği, nelerden etkilendiğini çok iyi bilen, tam bir halk çocuğuydu. yarattığı imaj ayhan ışık, göksel arsoy, cüneyt arkın gibi parlak ve yakışıklı simalar arasında ayrıksı ve anti bir kahraman imgesi olarak ezilmiş, hor görülmüşlerin kalbinde taht kurmuştur. çirkin kral kavruk anadolu gençliğinin kendi mazlum ve mağduriyetini mücessem bir halde temsil eden bir ikon haline gelmiş, bu yüzden de ezilen kesimler ona sonsuz bir kredi vermiştir. ilk dönemindeki şiddet, kabadayılık ve avantür içeren filmlerinde bile ayrıksı bir taraf vardır. bazen hayatını sinemaya tatbik etmiş, bazen de sinemada yaptıklarını gerçek hayatta fiiiliyata dökmüştür. hatta ikinizi de mıhlarım diye bir filmi gösterime girdiği sıralarda pavyonda iki kişiyi hacamat ettiği anlatılır.

politik kimliği netleştiğinde çektiği filmlerin en az 3 tanesi türk sinema tarihi'nin en iyi 10 bilemedin 20 filmi arasına girer. bunların arasında kısmen dışlanmışlığın öfkesiyle yaptığı aslında fena bir film olmayan duvar, insani ilişkiler açısından çok lümpen ve kötü mesajlar veren arkadaş gibi filmler olmakla beraber endişe, hudutların kanunu, yol ve benim en beğendiğim filmi olan sürü de yer alır. örneğin filiz akın'la başrolü paylaştığı umutsuzlar diye bir filmi vardır ki normal hayatta karşı karşıya gelmesi çok zor olan sokaklarda yetişmiş bir kabadayı ile şehirli elit bir aileden gelen balerinin aşkı anlatılır. inandırıcılık açısından bıçak sırtı bir konu olmasına rağmen yılmaz güney bu filmde bizi bu ilişkinin realitesine inandırır. sinematografi açısından bence yapabilecek şeyleri vardı ama çektikleri de yeterince doyumluk bir panorama sunuyor.
devamını gör...
124.
karısının kafasına bardak koyup ateş eden, karısını öldüresiye dövüp komaya sokan, küçük bir çocuğa bilerek arabasıyla çarpan, silahsız bir savcıyı öldüren, terörü destekleyen, sözde ermeni soykırımını kabul ederek ödül alan, askerden ve hapisten kaçan, silah koleksiyonu olan, filminde kadın vajinasına yılan sokan, filmi için at öldüren gelmiş geçmiş en kötü insanlardan biri olan kürttür.

adeta bir yılan kadar sinsi olan solcular kendisini çirkin kral, kahraman diye şişirip durmuştur. solcular yüzünden böyle barzolar hak etmediği yerlere gelmiştir. bunun seveni de aynen bunun gibi barzodur.
devamını gör...
125.
bunun bir filmi vardı bilen bilir , şimdi buraya o sahneyi ekleyemedim çünkü daha önce izleme fırsatı bulduğum bu videoyu artık bulamıyorum.yılanı kadının vajinasına soktuğu sahne hani.
bu senaryoyu yazması bile nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu gösteriyor kendisinin.şeytanın aklına gelmez inanın.



(bkz: yılmaz güney'in kadın vajinasına yılan sokması)
devamını gör...
126.
yol filmiyle cannes de en iyi yonetmen ödülü almıştır ama film çekilirken hapistedir.

sahtekardır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
127.
(bkz: kansız)
devamını gör...
128.
kötü oyuncu hatta çok kötü bir oyuncu olan, ortalama bir senarist ama aynı zamanda da iyi bir yönetmen olan, kimilerinin sevdiği, kimilerinin nefret ettiği, kürt asıllı sinemacı, insan...
devamını gör...
129.
benim gözümde 10 milyon layikçi kemalist eder bir komünist.

adam samimi ve delikanlı en başta. halkının manevi değerleri ve inancı ile uğraşmıyor. halkına refah ve eşitlik getirmeye çalışıyor.
devamını gör...
130.
barzo ve katildir
devamını gör...
131.
natilus denen cahil ,aç oku nedir ne değildir diye .
aptal mı insanlar . yımaz güney hapiste idi(imralı-ısparta) ama filmin her safhasında vardı, erden kral çekilince şerif gören kabul etti yönetmenliği ve film çekildi hem de açık faşizm döneminde ,ideolojik sağdan bir tane kalburüstü-sıra dışı sanatçı yok işiniz gücünüz pislik atma yalan dolan .
oku diyeceğim ama okusan ne fayda nato kafa nato mermer.
müslüman'ım milliyetçiyim diyorsunuz ama her türlü pisliğin iftiranın yalanın içindesiniz.
yılmaz'ın hataları çoktur , ama insandır ,lümpen hayattan gelme ,bir sebeple solcu-devrimciliği benimsemiş ,eski filmleri var kıbrıs filmleri gibi kaba milliyetçi bugün 1 ay oynatsalar alayı faşo tayfa yılmazcı olur.
dünyada türkiye ideolojik sağı kadar boş kafa hiç bir yerde yoktur ne sanat,nedebiyat,ne bilim,ne ne ne.
tın tın.
muhatap alıyoruz insanlar anlasın diye yoksa bokla muhatap olunmaz.
devamını gör...
132.
sosyopat, kotuluk icin dogmus 1 suc makinesidir.
devamını gör...
133.
yılmaz güney'in ya-ba yayınlarından çıkan "gençlik öyküleri" kitabı muhteşemdir.
aşağıda yılmaz güneyin 19 yaşındayken yazdığı "hıltan" adlı öyküyü paylaşmak istedim,bu öykü ilk olarak dönemin en önemli dergilerinin başında gelen "seçilmiş hikâyeler"de kimlik adı olan yılmaz pütün imzasıyla yayınlanmış..
ön yargınızı bir yere kaldırıp okuyun. okumak iyidir. bu hikayeler bu yurdun yaşanmış hikayeleridir. bilgiden kimseye zarar gelmez..


''güneş kaybolupta, bulutların ucu bakır rengini alınca, sararmış hıltanları hışırdatan bir rüzgâr çıktı. felhan çeken motorların ışıkları yandı. yıldızlar çiftleşip çoğaldı. beyaz çadırlar yağ kokusu, duman, kadın, kız, erkek içinde karardı.
yeşilden kırmızıya dönmüş koza yaprakları parlaklıklarını yitirdi. çadırlarda isli gaz fenerleri, çatal çatal bir ışıkla ortalığı aydınlattı.
su getiren varil arabasının arkasından çocuklar, ellerinde tenekelerle, cerelerle koştular. ihtiyarlar ateş yakmak için çalı çırpı topladılar. kızlar bulgur, yarma ayıkladı. ihtiyarlar çalı getirince, kadınlar ateş yaktı. her çadırın önünde, gölgesi savanlara düşen bir alev yükseldi.
tahir, ayakları koza dallarına sürte sürte geldi. “bugünde bura yırtıldı.” dedi. böbü gözlerini kaldırdı. tahir’in kucağındaki hıltanları aldı. yüzünde karışık anlamların izleri belirdi. hıltanları, ocağın yanı başına attı. “hıltan,” dedi “yine mi hıltan? toplama bir daha. belki elli defa söyledim, koku yapıyor, hem de iyi yanmıyor.” tahir üstünü çırptı. yırtılan yerlerin uçlarını birleştirdi. “napim, kokusu hoşuma gidiyor.” dedi. ateşe atılan hıltanların ucundan boz bir duman çıktı. tahir’in başı dumanın içinde kayboldu.
böbü, öksürerek konuştu. “su getir,” dedi. “varilde su kalmıyacak nerdeyse!” tahir tenekeyi aldı. varile gitti. varil arabasına bağlı iri boynuzlu öküzler, arabanın okuna pislemişlerdi. küçük sinekler, saçak saçak kuyruğunun yanlarında dönüyorlardı öküzlerin. musluğun altı çamur olmuştu. tenekeyi doldurdu. “merhaba tahir.” dedi biri. “merhaba şıho dayı,” diye yanıtladı. şıho dişsiz ağzını açtı. pap pap konuştu. kırmızı toprak ceresini doldurdu. tahir’in arkasından yürüdü. kavuştu. “ne olmuş seninki?” dedi. tahir, yeni yırtılan bir yerine bakarak: “bin sekiz yüz seksen dört kilo.” dedi. şıho, ağzındaki tükrükleri tahir’in yüzüne boşlatarak pap pap etti yine. “on kuruştan eder yüzsesen lira, kırk kuruz. iki yüzü geçersiniz.”
“belki.”
“kışın ne yaparsın?”
“bakalım. iş bulamazsam hamallık ederim yine.”
“hamallık mı? iyi para var mı bari.”
“belli olmaz ki. bakarsın bir günde üç-dört. bir gün de olur hiç alamazsın. tutulmaz ki şıho dayı…”
“demek tutulmaz. böbü çalışır mı?”
tahir, tenekeyi öbür eline aldı.
“böbü.” dedi “böbü hep yatar. yakındır yatağa girmesi. kuşlar nerdeyse gidecek.”
“kuşlar gidecek mi? kuşlarla ne ilgisi var böbü’nün. hem hangi kuşlar?”
“kırlangıçlar; leylekler falan…”
“kırlangıçlar gidince hasta mı olur hemen?”
“hemen.”
şıho belini dikleştirdi. cerenin bulunduğu yana biraz daha büküldü. başını salladı. pap pap etti. yan gözle tahir’e baktı.
“bir cıgara verde içek.”
“valla cıgaram yok şıho dayı. olsa da beraber tellesek iyi olur ya. anasını satim, yok işte.”
böbü, ortasında birkaç delik olan hasırı, çadırın önündeki boşluğa sermişti. domatesli, sulu pilav pişirmişti. sıcak bir buğu tencere kapağının aralığından püskürüyordu. tencereyi indirip; ateşin üzerine ekmek sacını koydu. ekmek tahtasında, hamuru geniş geniş açtı. incecik incecik yaptı. sacın üzerine attı. az sonra hamur kabardı. ters çevirdi. alevlerin arasına soktu, çıkardı. kahverengi olmuş kısımlar şişti, yanık ekmek kokusu boz hıltan kokusuna karıştı gitti.
ekmekler pişirilince beyaz bir beze sardı. toprak bir kaba pilav koydu. bir ekmeği dörde katlayıp pilavın üzerine serdi. tahir’e: “bunu şıho dayıya götür” dedi “dönüşte pıntılıştan iki baş soğan al.”
şıho, bir çöpe beş tane biber takmış kızartıyordu. alevlenmiyen çalıları üfledi. “tahir,” dedi. “bende senin gibi hıltan kokusunu seviyorum. şu insanlar çok tuhaf değil mi? benim bir arkadaşım vardı, eşşek fışkısının kokusuna bayılırdı. ona eşşek ismail derdik.”
kızarmış biberlerden ikisini tahir’e verdi: “bunu böbü’ye götür.” dedi. ağzını onun kulağına dayayıp bir nenler fısıldadı. tahir bozulur gibi oldu.
şimdi, her çadırda bir ateş, bir duman, her çadırda bir kap yemek vardı. çocuğun biri, ellerini bacaklarının arasına kıstırmış, bir arkaya, bir öne eğiliyordu. her eğilişinde: “dukul” diyordu. doğrulunca annesine yaklaştı. örtünün altından çıkmış siyah saçlarını parmaklarına doladı. “ana,” dedi, “dukul ne demek?”
kadın yağ tavasını ateşten indirdi. fokur fokur kaynıyan çorbanın üzerine döktü. ağızları sulandıran bir cızırtı, bir koku, kırmızı biberlerin arasına yayıldı.
“dukul mu?” dedi. ters ters baktı çocuğa. gözlerinin beyazı irileşti.
“heye.” dedi çocuk.
kadın, çorbadan tavaya koydu. tavanın yağını iyice aldıktan sonra tencereye döktü. çorbanın üzerinde parlak, kırmızı bir tabaka belirdi. sonra kırmızılar ortaya toplandı. kenarlarda, kaynamış mercimek tanelerinin kesik uçları göründü.
kadın, çorbadan bir kaşık alıp tadına baktı.
“kim dedi?”
çocuk, kötlü toplamaktan soyulmuş tırnak uçlarını kemirdi.
“o kürt varya. hani o gece seni sıkıştırıyordu, ben gördüm. o işte.”
kadın başını başka yanlara çevirdi. söyliyecek nen bulamadı.
“niye söyledi?”
“neblim ben. dukul diyor hep.”
“dukul iki delik demektir.”
dizlerinin üzerinde dikleşti. boynunu sağa büktü.
“nasıl iki delik?”
“bildiğin gibi iki delik işte.”
“kürt hep kadınlara diyor ama. yani sen de mi dukulsun?”
“ağzına biber korum ha! sersem. bir daha böyle söyleme.”
“niye ana. peki senin dukulun yok mu?”
“tavayı elinde salladı. gözlerini gözlerine yaklaştırdı. çocuk kirpiklerini kırpıştırdı. dudaklarını büzdü.
“ağzını açarsan kırarım çeneni, anladın mı sersem kafalı.”
tahir, çocuğun karşısında durdu. kadına: “böbü iki baş soğan istiyor.” dedi. kadın çadıra girdi. çocuk tahir’e yaklaştı. ellerini tuttu. tahir’in erkekliği uyandı. çocuk, “dukul ne demek?” diye sordu. tahir güldü. kadın çadırdan çıktı. soğanları tahir’e verdi. tahir çadırdan uzaklaşır uzaklaşmaz, kadın çocuğun kafasına pabuçla vurdu. kulağını kıvırdı.
“bir daha dukul diyecen mi?” dedi. çocuk, kadının ellerinden sıyrıldı. başını kaldırdı: “iyice anlatmazsan diyecem.” diye bağırdı. “istersen öldür.”
kadın çocuğu çadıra çekti. donunun uçkurunu çözdü. alt donunu da sıyırdı. çocuğun kolundan tutup kendine çekti.
“işte bu,” dedi “iyi bak.”
çocuk gözlerini kapayıp dışarı koştu. kınkırmızı olmuştu. ellerini yüzüne kapayıp ağladı.
şıho’nun hıltanlı ateşinden başka bütün ateşler söndü. böbü’den başka herkes uyudu. “dukul” diyen çocuktan başka herkes tok yattı. pıntılıştan başka herkes kocasının keyfini getirdi.
''
devamını gör...
134.
genelleme olarak sağcı ve türkçü-ulusalcı sürüye cevap vermeye gerek yok ,cahillikte sınırı aşmışlar zir cahil kategorisine ayak atmışlar.
önce, savcı mı , hakim mi yoksa ağır ceza hakimimi (fark önemlidir) ,meyhanede ne işi var hakimin, sarhoş mu yoksa başka bir şey mi içmiş, ilk küfür ve tahrik kimden çıkmış, kim kimin karısına küfür etmiş. polisler niye müdahale etmemişler.
70'li yıllarda ben bilirim savcıları-hakimleri marlon kemal diye bir savcı vardı pavyondan çıkmaz mafya ile takılırdı vuruldu gitti.(savcı marlon kemal'de aynı tıpatıp böyle öldürüldü ,kimsede üzülmedi.

gerisi yılmaz güney lümpen alemde yetişmiştir,68 hareketi başladığında devrimcilere ve sosyalizme yakın olmuştur ,ölen ağır ceza hakim'in esas olayı yılmaz güney'in solcu olmasındandır, maçası yememiş eeski eşine küfür etmiş.

geçen yazdım,muhsin yazıcıoğlu -haluk kırcı gibi katilleri övenler burada devrimci savcıları , emniyet müdürlerini katledenleri aklayanlar kalkmış yavşaklık yapıp yılmaz'ı kötülüyor .
trafik kazası yolda bir insanı (haklı nedenle) dövme ve cinayet ,suç işleyen cezasını çeker cezaevleri rüşvet yuvası olmuş hapisten kaçmış kaçırmasaydınız..
türkçü uluısalcılarda bir tane kahraman yok ülkücülerin kahraman dediklerinin % 96'sı mafyacı ve adli suçlu oldu. (ferhat tüysüz ve veli can oduncu'yu , kıbrıslı cahit'i ayırırım.)
yavşaklar kenan evren kötülüğünün astığı ülkücülere sahip çıkmadınız gelmiş yılmaz'ı kötülüyorsunuz..

mafyacı-katil-yolsuz ülkücüleri saysam kitap olur ..

şimdi, defolun gidin.
devamını gör...
135.
beraber yaşadığı kadın hamileyken başka bir kadınla birliktelik yaşayan iki günde bir o kadına şiddet uygulayan yetmezmiş gibi kafasının üstüne şişe koyup gerçek mermi ile ateş eden birini savunmaya kalkmak olsa olsa akıl tutulması yüzündendir.
bu yaratığın yaptıklarının yüzde birini yapan biri sosyal medyaya düşünce linç edilip adalet göreve sloganları atılıyor burda ve başka yerlerde bu maganda övülüyor, küfretmeden söyleyebileceğim en hafif tabir akıl tutulmasıdır...
devamını gör...
136.
hakim içkili restaurant a gitmiş ne işi varmış. sana ne? senden izin mi alacak?

küfür etme olayı, yılmaz **** gibi kaçıp, saklanırken savunanların yaydığı palavra. karısını da çok düşünürmüş. kafasına bardak koyup ateş etmiş, arabayla ezmiş.
devamını gör...
137.
ahmet kaya başlığı ile beraber bazı entryleri gerçekten hayretle okudum.
netice itibariyle doğu toplumu, her şeyi ilahiyat seviyesine taşımayı başarıyor, derhal o put dikiliyor bir şekilde..
dengesiz beslenme ve düşük eğitim seviyesi de işi daha dramatik hale getiriyor.
..
mr guney'in politikaya bakışı ve sanatı bir yana, birçok adi suçtan sabıkalı ve bir kamu görevlisini öldürmekten ceza almış bir şahıs.
mevzubahis tc olunca semih çelik de psikopat değil dark art sanatçısı olarak da görülebilir.
ne de olsa "mediocre" dan başka bir şeyin alıcısının olmadığı toprak parçası.
kendini "intellectual" ve "progressivist" addedenler, sıradan bir insanı değerlendirirken dahi teraziyi kurmakta başarısız.
şahıs karşı mahalleden ise namussuz, bizim mahalledense - nasıl diyorsunuz - "adamın dibi".
sonra da ülkemizin aydın(!) sanatçıları, vize için hayvan muamelesi gördükleri ülkelerde ödül törenlerinde liyakat, demokrasi diye ağlıyor.
belki de sorunu çözmeye kendinizden başlamalısınız, yine de siz bilirsiniz.
..
hadi hayırlı traşlar.
devamını gör...
138.
kapitalist sağcıların yumuşak karnına dönüşmüş sayısız devrimciden ve türlü çeşitli komünistten biridir.

yılmaz güney biz komünistlerin yumuşak karnı değildir. komünistlerin yumuşak karnı olan bir devrimci ya da gerilla yoktur, sadece çabucak ve de sıklıkla gaza gelen tecrübesiz ya da cahil solcular vardır. *
devamını gör...
139.
140.
doğu anadolu bölgesinde kırsal alanda bir restorana gittim mekanda yemek yedikten sonra arkamda duran duvarda dört ismin fotoğrafı vardı sırayla abdullah öcalan, selahattin demirtaş, ahmet kaya ve yılmaz güney. şimdi bu orman çocuğu hakkında yorum yapmama gerek yok diye düşünüyorum.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"yılmaz güney" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim