kadınların eskisi kadar zor olmaması
çünkü zor olmaları gerekmiyor. kadınların herhangi bir şey olmaları gerekmiyor.
devamını gör...
kendi başlığına gelen tüm tanımlara favori atan yazar
ev sahipliği yapıyordur. misafirini de kesin en iyi şekilde ağırlar.
devamını gör...
ev işi yapmamanın boşanma sebebi olması
ister kadın ister erkek olun,eğer iş bölümü yapmıyorsanız herşey size sorun gelir..zaten böyle düşünüyorsanız evlenmeyin kardeşim siz evliliğin ne oldugunu yada ne olmadıgını hiç anlamamışsınız..
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
''zenciler prensesi olacağım.
hayat işte asıl o zaman başlayacak”
pippi uzunçorap
çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
bilmiyorsunuz. darmadağın gövdemi
çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
karanlıkta oturuyorum. ışıkları yakmıyorum.
çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
bir yağsam pahalıya malolacağım.
ben bir bodrum kat kızıyım bayım
yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
fakat korkuyorum. birazdan da
kırk üç numara ayakkabılarınızla
bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
bu iyi olmaz bayım!
“gün akşam oldu” diyorum
ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
cam kırıkları yiyorlar
rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
rengârenk yap-boz parçacıkları
anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
hayır, sanırım sabahı bekleyemem
bilmiyorum.
insanlar rüyalarını acilen anlatmalı.
on dört yaşındaydı ruhum bayım
bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
o ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
sinemalarda da “organzm gıcırtıları” oynuyordu.
kaçmaya çalıştım. olmadı.
bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
neyse işte
ben her filmi hatırlarım
sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
“sofi’nin tercihini” seyrederken çok ağlamıştım.
öpüşen guramilerle ilgili bir film yapsalar
onu da mutlaka hatırlardım.
insan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
bir “eşya toplayıcısıyım” bayım.
büyük gemiler de yok artık bayım
büyük yelkenler de
büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
işte az önce bir karabatak daldı suya
bir süredir kayıp
dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
bir gül, bir güle derdi ki görse
yalan söylüyorum
güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.
hayat işte asıl o zaman başlayacak”
pippi uzunçorap
çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
bilmiyorsunuz. darmadağın gövdemi
çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
karanlıkta oturuyorum. ışıkları yakmıyorum.
çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
bir yağsam pahalıya malolacağım.
ben bir bodrum kat kızıyım bayım
yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
fakat korkuyorum. birazdan da
kırk üç numara ayakkabılarınızla
bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
bu iyi olmaz bayım!
“gün akşam oldu” diyorum
ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
cam kırıkları yiyorlar
rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
rengârenk yap-boz parçacıkları
anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
hayır, sanırım sabahı bekleyemem
bilmiyorum.
insanlar rüyalarını acilen anlatmalı.
on dört yaşındaydı ruhum bayım
bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
o ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
sinemalarda da “organzm gıcırtıları” oynuyordu.
kaçmaya çalıştım. olmadı.
bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
neyse işte
ben her filmi hatırlarım
sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
“sofi’nin tercihini” seyrederken çok ağlamıştım.
öpüşen guramilerle ilgili bir film yapsalar
onu da mutlaka hatırlardım.
insan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
bir “eşya toplayıcısıyım” bayım.
büyük gemiler de yok artık bayım
büyük yelkenler de
büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
işte az önce bir karabatak daldı suya
bir süredir kayıp
dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
bir gül, bir güle derdi ki görse
yalan söylüyorum
güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.
devamını gör...
entry sayısı için alıntıyla tanım giren yazarlar
sık sık alıntı ya da edebi alıntılı tanım giren biri olarak bunu tanım sayısı için değil, kendimi bu yolla ifade etmeyi sevdiğim için tercih ediyorum.
bir fikir söylendikten sonra o fikirle ilgili bir alıntı paylaşılabilir ya da başlığı görünce o başlıkla ilgili bir alıntı akla gelebilir. bunlar sözlüklerde olan normal şeylerdir.
her yazar tanım, takipçi sayısına ya da karma puanına takılmaz, genellemeler düşman başına.*
bir fikir söylendikten sonra o fikirle ilgili bir alıntı paylaşılabilir ya da başlığı görünce o başlıkla ilgili bir alıntı akla gelebilir. bunlar sözlüklerde olan normal şeylerdir.
her yazar tanım, takipçi sayısına ya da karma puanına takılmaz, genellemeler düşman başına.*
devamını gör...
covid19asi.saglik.gov.tr
koronavirüs aşısı olanların sayısını anlık olarak takip etmenize yarayan website.
covid19asi.saglik.gov.tr
covid19asi.saglik.gov.tr
devamını gör...
bir adın kalmalı
üslubu pek benzemese de ahmet hamdi tanpınar'a atfedilen-ve yılardır öyle bildiğimiz- sahibi muallak güzel bir şiir.
sanırım ibrahim sadri'ye ait:
'bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet'
sanırım ibrahim sadri'ye ait:
'bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet'
devamını gör...
sözlük tutulsun diye tanım yazmak
bundan yıllar evvel görev yaptığım doğu anadolu'da bir şehre migros açılmıştı. migros dediysem öyle büyük bir şey sanmayın. 2m'di ve kış şartlarından dolayı ikmal zor olduğundan çok çeşit de yoktu. yine de çok sevinmiştim açıldığına. sadece bir kavşağında trafik ışığı olan şehre migros açılınca sanki vizontele gelmiş gibi sevinmiştim. ne de olsa medeniyet demekti migros (ne alakası varsa), bu şehrin de diğerleri gibi olduğunun, dünyayla bağlantı kurduğunun göstergesiydi. sıkıldığımda gidip gezebileceğim, kendimi her zamanki ortamımın dışında hissedebileceğim özel bir yerdi.
sonra fark ettim ki çok satış yapamıyordu migros. aynı veya yakın apartmanlarda oturduğumuz tamamı yabancı ve geçici insanlar dışında kimse gitmiyordu bu markete. şehrin yerlileri ihtiyaçlarını hala tanıdıkları kasaptan, manavdan alıyordu. işte ben bundan sonra hergün migros'a gitmeye başladım. bazen ihtiyaç olmadığı halde bir sürü lüzumsuz şey alıyordum. koca migros'u kurtaramayacağımın farkındaydım ya yıkılası kapitalizm az da olsa alışveriş yapılırsa yaptığı yatırımı çöpe atmaz diye düşünüyordum. sonra ayrıldım o şehirden migros'a ne oldu bilmiyorum.
kafa sözlükle ilgili de benzer bir hissiyat içindeyim bir süredir. bu entry'i gören arkadaşlar belki inceler, en alakasız başlıklara kısa da olsa tanım yazmaya çalışıyorum. gündemde aylar önceki başlıkları görmekten kaygılıyım. bir el atın arkadaşlar, kapanmasın bu sözlük. çok soğuk ve her açıdan kurak bir şehirde, donmuş hazır tatlıları incelerken tanışılan bir güzelle yapılan hoş sohbetlerin tadı kaybolmasın.
sonra fark ettim ki çok satış yapamıyordu migros. aynı veya yakın apartmanlarda oturduğumuz tamamı yabancı ve geçici insanlar dışında kimse gitmiyordu bu markete. şehrin yerlileri ihtiyaçlarını hala tanıdıkları kasaptan, manavdan alıyordu. işte ben bundan sonra hergün migros'a gitmeye başladım. bazen ihtiyaç olmadığı halde bir sürü lüzumsuz şey alıyordum. koca migros'u kurtaramayacağımın farkındaydım ya yıkılası kapitalizm az da olsa alışveriş yapılırsa yaptığı yatırımı çöpe atmaz diye düşünüyordum. sonra ayrıldım o şehirden migros'a ne oldu bilmiyorum.
kafa sözlükle ilgili de benzer bir hissiyat içindeyim bir süredir. bu entry'i gören arkadaşlar belki inceler, en alakasız başlıklara kısa da olsa tanım yazmaya çalışıyorum. gündemde aylar önceki başlıkları görmekten kaygılıyım. bir el atın arkadaşlar, kapanmasın bu sözlük. çok soğuk ve her açıdan kurak bir şehirde, donmuş hazır tatlıları incelerken tanışılan bir güzelle yapılan hoş sohbetlerin tadı kaybolmasın.
devamını gör...
saçı kazıtmak
bugün yaptırdığım olay. şöyle jason statham'a benzemek isterken atakan özyurt'un saçlarını kazıttığı haline benzedim.
şaka bir yana, sınava hazırlanan herkese tavsiye ederim. çünkü kitaba bakarken elinizi saçınıza götürdüğünüzde o telin kopup sayfanın üzerine düşmesi odak noktanızı dersten başka yöne kaydırıyor. kazıtın, kafanız rahat olsun. ki zaten pandemiden dolayı hep evdeyiz. sınav maratonu bitince yine uzun uzun takılırsınız.
şaka bir yana, sınava hazırlanan herkese tavsiye ederim. çünkü kitaba bakarken elinizi saçınıza götürdüğünüzde o telin kopup sayfanın üzerine düşmesi odak noktanızı dersten başka yöne kaydırıyor. kazıtın, kafanız rahat olsun. ki zaten pandemiden dolayı hep evdeyiz. sınav maratonu bitince yine uzun uzun takılırsınız.
devamını gör...
reklam yüzü olmak isterken yüzünden olan 16 yaşındaki çocuk
toplumu, öncelikle sağlığımızı ilgilendirecek alanlarda faaliyet gösteren merdiven altı işletmelere ve 2-3 gün göstermelik seminer ile aldığı sertifikayı duvarına asınca doktor ve çakma cerrah kesilen sözde uzmanlara karşı uyarmak büyük bir sorumluluk. buna benzer estetik facialarına az rastlanmadı.
devamını gör...
normal sözlük'ün gececi yazarları
ah nerde yatacağım öğleye kadar?saat 05 te yatıyorum saat 10'da uyanıyorum.yatak batıyor sanki
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
devletin bekasının da allah belasını versin malboronun da!
(bkz: ah o gemide ben de olsaydım)
ah muhsin ünlü
(bkz: ah o gemide ben de olsaydım)
ah muhsin ünlü
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
pubda sigara içmek için çakmak ararken birayı el ile devirmem, arkadaşın memitolarına arpa aroması vermek.
devamını gör...
boşanma aşamasındaki eşini öldüren adamın tezahüratla karşılanması
ülkenin geldiği durum ortada. istanbul sözleşmesi kaldırılınca işte bu tiplerin ensesine vurulup arkandayız mesajı veriliyor. sembolikte olsa bu ülkede kadınların hiç bir değeri kalmamıştır.
boşanma aşamasında olduğu eşini öldüren besat doğan adliye önünde tezahüratla karşılandı: “adamsın adam, kralsın”
antalya’nın alanya ilçesinde motosikletle giderken takibe aldığı boşanma aşamasındaki rabia doğan’ı (34) tabancayla ateş ederek öldüren, yanındaki h.b. adlı erkeği de yaralayan besat doğan (52), adliyeye sevk edildi. besat doğan, adliyeye getirildiği sırada kendisine “adamsın adam, adamın kralısın” diyen arkadaşına, “bu memlekette gezdirmem kimseyi rahat ol sen” diye seslendi.
işlediği suç nedeniyle 4 yıldır bulunduğu cezaevinden koronavirüs sürecinde izinli olarak çıkan besat doğan, boşanma aşamasında olduğu rabia doğan ve h.b. adlı erkeğin bulunduğu 07 ham 27 plakalı motosikleti, pazar gecesi otomobiliyle takibe aldı. kısa süren takip sonrası besat doğan, hareket halindeki motosikleti kullanan h.b. ve rabia doğan’a tabancayla ateş etti. devrilen motosikletteki rabia doğan ve h.b. yaralanırken, besat doğan ise kaçtı.
buradan
boşanma aşamasında olduğu eşini öldüren besat doğan adliye önünde tezahüratla karşılandı: “adamsın adam, kralsın”
antalya’nın alanya ilçesinde motosikletle giderken takibe aldığı boşanma aşamasındaki rabia doğan’ı (34) tabancayla ateş ederek öldüren, yanındaki h.b. adlı erkeği de yaralayan besat doğan (52), adliyeye sevk edildi. besat doğan, adliyeye getirildiği sırada kendisine “adamsın adam, adamın kralısın” diyen arkadaşına, “bu memlekette gezdirmem kimseyi rahat ol sen” diye seslendi.
işlediği suç nedeniyle 4 yıldır bulunduğu cezaevinden koronavirüs sürecinde izinli olarak çıkan besat doğan, boşanma aşamasında olduğu rabia doğan ve h.b. adlı erkeğin bulunduğu 07 ham 27 plakalı motosikleti, pazar gecesi otomobiliyle takibe aldı. kısa süren takip sonrası besat doğan, hareket halindeki motosikleti kullanan h.b. ve rabia doğan’a tabancayla ateş etti. devrilen motosikletteki rabia doğan ve h.b. yaralanırken, besat doğan ise kaçtı.
buradan
devamını gör...
normal sözlük'teki z kuşağı yazarlar
yok a kuşağı yok b kuşağı ne fark eder . ınsanları genellemekten vazgecelim lütfen. tanımlarını beğenmediğin yazarları engelleyebilirsin. bu ara da z kuşağıyım ve bu başlığı atandan daha bilinçli biri olduğuma yemin edebilirim.
devamını gör...
hiç sevgilisi olmamış erkek
benimdir. şimdi kadınların ve erkeklerin işine yarayacak bazı analizlerle bu adamı adamakıllı ele alacağız. hiç sevgilisi olmamış erkekle ilgili konuşmamızın tek bir yararlı sebebi olabilir: bir ilişki ihtimalinde bu tecrübesizliğin bize nasıl bir yansıması olacak ?
her erkek, eğer sosyal çevresi çok kopuk bir yaşam sürmediyse, belirli dönemlerde, belirli yerlerde (okul,mahalle,iş) kadınlarla etkileşim halinde olur. mutlaka olur bu, aşık oluruz, hoşlanırız, birden fazla karşılaştığımız ve bekar olduğunu düşündüğümüz, beğendiğimiz bir kadınla en masumu göz teması olmak üzere temas kurarız. bu karşılıklı bir şeydir ve hepimizin iyi kötü başına gelmiştir. şöyle bir geriye dönüp baktığınızda, birçok insanın sizden hoşlandığını, birçoğundan da sizin hoşlandığınızı görürsünüz. bu etkileşim, bir kıvılcımla ilişkiye dönüşür. bizim elemanımız da bu kıvılcımı yakmamış ya da yakamamıştır. sebepleri çoktur, hepsini ayrı ayrı inceleyemeyeceğimiz için ben direkt olarak sonuca gideceğim ki işin faydalı kısmı budur.
hiç sevgilisi olmamış bir erkeğin hepimizin malumu bir tecrübesizliği vardır. bu tecrübesizlik şöyle tezahür eder: hayatında bir sevgilinin varlığının getirdiği etkiyi, o gücü hissetmemiş erkek, bu kadının etkisinin, bildiği ve önem sırasına soktuğu duygular arasında tam olarak nereye yerleştiğini bilemez. bu erkeği şu şekilde somutlaştırabiliriz: sözgelimi hayatı boyunca en sevdiği şeylerden biri bilgisayar oyunu oynamak olan bir erkeğe, "sevgiliniz mi yoksa bu oyun mu" diye sorduğunuzda cüretkat bir şekilde "bu oyun tabi lan, o kim de beni oyunumdan ayıracak, haddini bilsin" gibi gir cevap vermeye meyillidir. hatta bir filmde erkeğin "ya ben ya fenerbahçe" diyen kız arkadaşına "kendine hiç şans tanımıyorsun" dediği bir sahne vardır. tam olarak böyle olma ihtimali yüksektir.
ya da bu erkeklere siz "anan mı ben mi diye soran kadın hakkında ne düşünürsün ?" şeklinde, sevgi sırasında en üstte olan anne ile sevgiliyi kıyaslamak gibi bir soru sorduğunuz zaman "giderken kapıyı kapatmayı unutma" "bavulunu toplamak için bir saatin var" derim gibi racon laflar ederler. haha, evet, racondur çünkü bu lafı yazarken masada bir adet namlusundan duman çıkan glock marka silah vardır; görev tamamlanmıştır, anneye olan bağlılık kanıtlanmıştır ve olası sevgilinin de kırmızı çizgilerimize dokunamayacağına dair ultimatom verilmiştir. gerçekte ise böyle bir soru, çok nadir bir şekilde karşımıza çıkacak bir sorudur.
bir erkek için ilişki konusunda tecrübesizliğin en bariz ortaya çıktığı durumlar, genellikle ortamda sevgilileriyle ilgili sorunları olan dostlarımızın, olayları anlattıkları ve çözüm aradıkları durumlardır. bu hallerde, daha önce söylediğimiz gibi, bu sevginin hayatımızdaki önem sırasını bilmediğimiz için genellikle sert yaklaşımlarda bulunuruz. o yüzden "bekara karı boşamak kolay" demişlerdir. sözgelimi arkadaşımızın sevgilisi, arkadaşlarıyla buluştuğu bir gün somurtmuştur ve o günü rezil etmiştir. bizim için bunun karşılığı: "ya arkadaşlarımın yanında somurtup durdun, senle uğraşmaktan rezil oldum, bir daha gözüm görmesin seni" olabilir. çünkü biz birinin sevgilisi değiliz, onun kokusunu içimize çekmemişiz, elini tutmamışız, şefkatini hissetmemişiz. bilmiyoruz, kocaman bir boşluk var orada.
bu empati eksikliğini, bol bol okuyarak, konuşarak atmaya çalıştım hayatım boyunca. benim sevgilimin olmayışının sebeplerini başka bir gün detaylı yazabilirim; olan oldu ve koskoca yirmi altı yıl sonunda sevgililiğin ne olduğunu bilmeden bugünlere geldik. geldiğimiz noktada, bu tecrübesizliğimizle ilgili benim gibi olan dostlarıma vereceğim tavsiye; asla ne kendinizin olası ilişkileri ne de başkalarının ilişkileri hakkında keskin yargılara varmamanızdır.
belki istemeden bir yuvayı yıkacak belki çok mutlu olacağınız bir ilişkiden, sırf kuru gürültünüz yüzünden mahrum kalacaksınız. öncelikle kendinize ve karşınızdakine zaman verin. onun istekleri sizinkilerle çelişebilir. ilkelerinizi, arzularınızı, beklentilerinizi sanki anayasanın ilk dört maddesiymişçesine "değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez" konumundan çıkarın. zaten bir insanın en değerli varlığı erdemleridir ve onları da kimse kolay kolay değiştirmeye çalışmaz. bakın bakalım, ne tartışmaya açılabilir; nelerden vazgeçebiliriz biz bu uzun saçlı, güzel kokan şey için. bakalım varlığı hayatımızda nasıl yeni pencereler açacak, kapasitemizi nasıl genişletecek. belki her şeye, herkese yetecek bir enerjiyle dolacaksınız. belki de hayatınızı mahvedeceksiniz. inceleyin, bakın, olmazsa o kıvılcım zaten yanmamıştı ve bugünlere gelmiştik, artık yanmasa da olur.
bu erkekle ilişki kurma ihtimali olan kadınlara da tavsiyem; eğer gerçekten sevilmeye layık biri gibi görünüyorsa, o ilk aşamadan sonra onların hayattaki duruşlarına bakarak, dikkat ederek, saygıyla yaklaşın. eğer hayatınıza bu adamı katmak istiyorsanız, "bunla olur, baba adama benziyor bu" diyorsanız, onun bu tecrübesizliğini hissettirmeden, hayatın olağan bir akışıymışçasına girin hayatına. hemen ilk aydan "şu kızın numarasını sil, bu çocuklar içki içiyor, şu adam playboy seni de saptırmasından korkuyorum" gibi manyaklıklara girerseniz bu adamı kaybedebilirsiniz.
iyi kötü herkes, günün sonunda mutlu olduğu bir yaşamı hak ediyor. kimsenin hayatına kabus olmayı değil, güneş olmayı istemeliyiz.
her erkek, eğer sosyal çevresi çok kopuk bir yaşam sürmediyse, belirli dönemlerde, belirli yerlerde (okul,mahalle,iş) kadınlarla etkileşim halinde olur. mutlaka olur bu, aşık oluruz, hoşlanırız, birden fazla karşılaştığımız ve bekar olduğunu düşündüğümüz, beğendiğimiz bir kadınla en masumu göz teması olmak üzere temas kurarız. bu karşılıklı bir şeydir ve hepimizin iyi kötü başına gelmiştir. şöyle bir geriye dönüp baktığınızda, birçok insanın sizden hoşlandığını, birçoğundan da sizin hoşlandığınızı görürsünüz. bu etkileşim, bir kıvılcımla ilişkiye dönüşür. bizim elemanımız da bu kıvılcımı yakmamış ya da yakamamıştır. sebepleri çoktur, hepsini ayrı ayrı inceleyemeyeceğimiz için ben direkt olarak sonuca gideceğim ki işin faydalı kısmı budur.
hiç sevgilisi olmamış bir erkeğin hepimizin malumu bir tecrübesizliği vardır. bu tecrübesizlik şöyle tezahür eder: hayatında bir sevgilinin varlığının getirdiği etkiyi, o gücü hissetmemiş erkek, bu kadının etkisinin, bildiği ve önem sırasına soktuğu duygular arasında tam olarak nereye yerleştiğini bilemez. bu erkeği şu şekilde somutlaştırabiliriz: sözgelimi hayatı boyunca en sevdiği şeylerden biri bilgisayar oyunu oynamak olan bir erkeğe, "sevgiliniz mi yoksa bu oyun mu" diye sorduğunuzda cüretkat bir şekilde "bu oyun tabi lan, o kim de beni oyunumdan ayıracak, haddini bilsin" gibi gir cevap vermeye meyillidir. hatta bir filmde erkeğin "ya ben ya fenerbahçe" diyen kız arkadaşına "kendine hiç şans tanımıyorsun" dediği bir sahne vardır. tam olarak böyle olma ihtimali yüksektir.
ya da bu erkeklere siz "anan mı ben mi diye soran kadın hakkında ne düşünürsün ?" şeklinde, sevgi sırasında en üstte olan anne ile sevgiliyi kıyaslamak gibi bir soru sorduğunuz zaman "giderken kapıyı kapatmayı unutma" "bavulunu toplamak için bir saatin var" derim gibi racon laflar ederler. haha, evet, racondur çünkü bu lafı yazarken masada bir adet namlusundan duman çıkan glock marka silah vardır; görev tamamlanmıştır, anneye olan bağlılık kanıtlanmıştır ve olası sevgilinin de kırmızı çizgilerimize dokunamayacağına dair ultimatom verilmiştir. gerçekte ise böyle bir soru, çok nadir bir şekilde karşımıza çıkacak bir sorudur.
bir erkek için ilişki konusunda tecrübesizliğin en bariz ortaya çıktığı durumlar, genellikle ortamda sevgilileriyle ilgili sorunları olan dostlarımızın, olayları anlattıkları ve çözüm aradıkları durumlardır. bu hallerde, daha önce söylediğimiz gibi, bu sevginin hayatımızdaki önem sırasını bilmediğimiz için genellikle sert yaklaşımlarda bulunuruz. o yüzden "bekara karı boşamak kolay" demişlerdir. sözgelimi arkadaşımızın sevgilisi, arkadaşlarıyla buluştuğu bir gün somurtmuştur ve o günü rezil etmiştir. bizim için bunun karşılığı: "ya arkadaşlarımın yanında somurtup durdun, senle uğraşmaktan rezil oldum, bir daha gözüm görmesin seni" olabilir. çünkü biz birinin sevgilisi değiliz, onun kokusunu içimize çekmemişiz, elini tutmamışız, şefkatini hissetmemişiz. bilmiyoruz, kocaman bir boşluk var orada.
bu empati eksikliğini, bol bol okuyarak, konuşarak atmaya çalıştım hayatım boyunca. benim sevgilimin olmayışının sebeplerini başka bir gün detaylı yazabilirim; olan oldu ve koskoca yirmi altı yıl sonunda sevgililiğin ne olduğunu bilmeden bugünlere geldik. geldiğimiz noktada, bu tecrübesizliğimizle ilgili benim gibi olan dostlarıma vereceğim tavsiye; asla ne kendinizin olası ilişkileri ne de başkalarının ilişkileri hakkında keskin yargılara varmamanızdır.
belki istemeden bir yuvayı yıkacak belki çok mutlu olacağınız bir ilişkiden, sırf kuru gürültünüz yüzünden mahrum kalacaksınız. öncelikle kendinize ve karşınızdakine zaman verin. onun istekleri sizinkilerle çelişebilir. ilkelerinizi, arzularınızı, beklentilerinizi sanki anayasanın ilk dört maddesiymişçesine "değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez" konumundan çıkarın. zaten bir insanın en değerli varlığı erdemleridir ve onları da kimse kolay kolay değiştirmeye çalışmaz. bakın bakalım, ne tartışmaya açılabilir; nelerden vazgeçebiliriz biz bu uzun saçlı, güzel kokan şey için. bakalım varlığı hayatımızda nasıl yeni pencereler açacak, kapasitemizi nasıl genişletecek. belki her şeye, herkese yetecek bir enerjiyle dolacaksınız. belki de hayatınızı mahvedeceksiniz. inceleyin, bakın, olmazsa o kıvılcım zaten yanmamıştı ve bugünlere gelmiştik, artık yanmasa da olur.
bu erkekle ilişki kurma ihtimali olan kadınlara da tavsiyem; eğer gerçekten sevilmeye layık biri gibi görünüyorsa, o ilk aşamadan sonra onların hayattaki duruşlarına bakarak, dikkat ederek, saygıyla yaklaşın. eğer hayatınıza bu adamı katmak istiyorsanız, "bunla olur, baba adama benziyor bu" diyorsanız, onun bu tecrübesizliğini hissettirmeden, hayatın olağan bir akışıymışçasına girin hayatına. hemen ilk aydan "şu kızın numarasını sil, bu çocuklar içki içiyor, şu adam playboy seni de saptırmasından korkuyorum" gibi manyaklıklara girerseniz bu adamı kaybedebilirsiniz.
iyi kötü herkes, günün sonunda mutlu olduğu bir yaşamı hak ediyor. kimsenin hayatına kabus olmayı değil, güneş olmayı istemeliyiz.
devamını gör...
yazarların sempati duyduğu kötü karakter
(bkz: joker) en iyi yaratılan kötü karakterlerden biridir kanımca. oldukça büyük bir kesim tarafından benimsenmiştir ki batman'den daha çok seveni olduğunu söylemekte çok yanlış olmaz sanırım. kötülük, iyilik kavramlarını da sorgulatır aynı zamanda. sahi nedir ki iyi ve kötü? bu kadar net midir bunların ayrımları? yoksa iyi, sınırları zorlanana kadar mı iyidir? nitekim tam burada bir çok defa da sınırlarını zorlamıştır joker batman'ın. zaaflarını çok güzel tespi etmiştir çünkü. ve kötü neden kötüdür ki?
devamını gör...
intifa hakkı
evlenmeden önce bu hakkı iyi öğrenmeniz tavsiye olunur. hak sahibine bir malı kullanma ve semerelerinden yararlanma hakkını veren haktır. mülkiyetten farkı hak sahibinin tüketme hakkı bulunmamaktadır.
intifa hakkı (usus fructus) 4721 sayılı türk medeni kanununun 794 ile 822’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir. kanununun “intifa hakkı ve diğer irtifak hakları” başlıklı bölümünde intifa hakkının; taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir mal varlığı üzerinde kurulabileceği, intifa hakkının sahibinin hakkın konusu olan malı zilyetliğinde bulundurma, yönetme, kullanma ve ondan yararlanma yetkilerine sahip olduğu belirtilmektedir.
intifa hakkı konusu, kurulması ve sona ermesine ilişkin hükümler türk medeni kanununda düzenlenmiş olmasına karşın bir sözleşme ile kurulması nedeniyle kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak şartıyla borçlar kanununun 26’ncı maddesi gereğince taraflar sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilirler.
intifa hakkı (usus fructus) 4721 sayılı türk medeni kanununun 794 ile 822’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir. kanununun “intifa hakkı ve diğer irtifak hakları” başlıklı bölümünde intifa hakkının; taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir mal varlığı üzerinde kurulabileceği, intifa hakkının sahibinin hakkın konusu olan malı zilyetliğinde bulundurma, yönetme, kullanma ve ondan yararlanma yetkilerine sahip olduğu belirtilmektedir.
intifa hakkı konusu, kurulması ve sona ermesine ilişkin hükümler türk medeni kanununda düzenlenmiş olmasına karşın bir sözleşme ile kurulması nedeniyle kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak şartıyla borçlar kanununun 26’ncı maddesi gereğince taraflar sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilirler.
devamını gör...
coriolis kuvveti
dünyanın batı'dan doğu'ya dönüşünün,saptırıcı gücünden kaynaklanır.kuzey yarımküre'deki rüzgarlar ve okyanus akıntıları bu etki nedeniyle sağa sola saparlar.güney yarımküre'dekiler ise sola doğru. ancak akmakta olan suyun,saat ibreleri yönünde veya bunun tersi yönü sapmalarında ihmal edilebilir bir etkidir.
devamını gör...
