kur'an'daki saçma ayetler
turan dursun ve meal okuyan ekşiye, uluya, buraya gelip cahillik saçıyor. bu yüzyılın cehaletinden allah'a sığınırım.
devamını gör...
anın fotoğrafı
bu aralar ne yazasım geliyor ne de sözlüğe giresim. eskiden saatlerce girdiğim sözlüğe bu aralar 10 dakika zor giriyorumdur. sevdiğim birkaç yazarın tanımlarını okuyorum, beğeni ya da mesaj gelmişse onlara bakıyorum ve çıkıyorum. yazmaktansa tam tersine sürekli okuyasım ve izleyesim geliyor. filmler okuyup, kitaplar izliyorum. evet evet tam da bunu yapıyorum.
ama nedense bugün ayrı bir neşe vardı içimde. uzun zaman sonra saçımı yaptım, belki biraz da makyaj; oje sürdüm ve hatta profil fotoğrafımı bile değiştirdim. bu benim için büyük bir adım dostlar*. şimdi canım olric'le oturduk sohbet edeceğiz. daha onun olduğu bölümlere gelmedim ama bu akşam buluşuruz diye düşünüyorum. tamam kabul biraz fazla konuştum, bir şarkı ve (bkz: anın fotoğrafı)nı bırakıp gidiyorum.
open.spotify.com/track/2OZM...

he bi de kalorifer peteklerini değiştirmedik, masraf çıkmadı.**
ama nedense bugün ayrı bir neşe vardı içimde. uzun zaman sonra saçımı yaptım, belki biraz da makyaj; oje sürdüm ve hatta profil fotoğrafımı bile değiştirdim. bu benim için büyük bir adım dostlar*. şimdi canım olric'le oturduk sohbet edeceğiz. daha onun olduğu bölümlere gelmedim ama bu akşam buluşuruz diye düşünüyorum. tamam kabul biraz fazla konuştum, bir şarkı ve (bkz: anın fotoğrafı)nı bırakıp gidiyorum.
open.spotify.com/track/2OZM...

he bi de kalorifer peteklerini değiştirmedik, masraf çıkmadı.**
devamını gör...
insanı yoran şeyler
kendini anlatamamak, anlaşılmamak.
devamını gör...
frida kahlo
diego riveraya yazdığı mektup şöyledir;
diego rivera’ma..
seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. bütün bedenler çürüyor aslında diego’m. eskiyor bütün bedenler. ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden. benim acı çeken bir yüreğim var diego. seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var. beni anlamadın demeyeceğim. beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen beni anladın. anladığın halde canımı yaktın diego…
ben de seni anlamak istedim. tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. sen nereye gittiysen, ben de gittim. sen neye güldüysen ona güldüm. sen kimi sevdiysen onu sevdim. hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm.
dokunduğun kadınlara dokundum… senin sevmediklerini de sevdim ben diego. neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim!!! ya da sevmeye çalıştım… içimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki.
öfkem dinmedi diego. her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. ya da aslında senden hiç gitmemiştim.
seninle amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. en büyük yanılgım oldu bu belki de. sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. kimseye ait olamazdın sen ! ruhun buna izin vermezdi. oysa ki ben, sana ait oldum hep. yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım diego. acı çekerek seviştim onlarla…
bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. ah diego’m.. bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. söküp atmak istedim rahmimi. sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.
kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. nasıl korktuğunu, ölmemden. sırf bundan ölmedim ben diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. bana acı ve geri dön istedim. buna bile razıydım sevgilim.
senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. sana benim gibi bakamayan herkesten. senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç… kurbağa sevgilim, diego’m… bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren. ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!
diego rivera’ma..
seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. bütün bedenler çürüyor aslında diego’m. eskiyor bütün bedenler. ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden. benim acı çeken bir yüreğim var diego. seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var. beni anlamadın demeyeceğim. beni anladın. zaten en dayanılmaz acı buydu. sen beni anladın. anladığın halde canımı yaktın diego…
ben de seni anlamak istedim. tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. sen nereye gittiysen, ben de gittim. sen neye güldüysen ona güldüm. sen kimi sevdiysen onu sevdim. hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm.
dokunduğun kadınlara dokundum… senin sevmediklerini de sevdim ben diego. neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim!!! ya da sevmeye çalıştım… içimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki.
öfkem dinmedi diego. her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. ya da aslında senden hiç gitmemiştim.
seninle amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. en büyük yanılgım oldu bu belki de. sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. kimseye ait olamazdın sen ! ruhun buna izin vermezdi. oysa ki ben, sana ait oldum hep. yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım diego. acı çekerek seviştim onlarla…
bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. ah diego’m.. bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. söküp atmak istedim rahmimi. sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.
kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. nasıl korktuğunu, ölmemden. sırf bundan ölmedim ben diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. bana acı ve geri dön istedim. buna bile razıydım sevgilim.
senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. sana benim gibi bakamayan herkesten. senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç… kurbağa sevgilim, diego’m… bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren. ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!
devamını gör...
sergey nikiforenko
hangi mevkiye koyarsanız koyun yapıştırır. fazla söze gerek yok.
devamını gör...
delirmemek için yapılanlar
temizlik,yemek,pasta, börek, çörek, kurabiye.
ortaya hem hıncını alarak(vurmak suretiyle) hem de kafanı farklı şeylere vererek kendine gelmeye çalışmak,en azından bir iki gün.
sonra bir farkındalık...
ortaya hem hıncını alarak(vurmak suretiyle) hem de kafanı farklı şeylere vererek kendine gelmeye çalışmak,en azından bir iki gün.
sonra bir farkındalık...
devamını gör...
oğuz atay
size tutunamayanlardan en sevdiğim göstereceğim:
ülkemiz, bazı yanlarından denizlerle, bazı yanlarından da başka ülkelerle çevrili; genellikle dört köşe, özellikle çok köşe bir kara parçasıdır. denizlerin olmadığı yerlerde ülkemiz, noktalı çizgilerle sınırlanmıştır.» «hani, haritalardaki gibi, değil mi?» «sözümü kesme. evet, haritalardaki gibi. ülkemiz, bir haritaya benzer.» «kesikli, yani noktalı çizgiler neye benzer, hikmet amca?» «sözümü kesme dedim. noktalı çizgiler bir şeye benzemez. noktalı çizgiler, sınır olarak, sınırlarımızda bulunur. bütün sınırlar boyunca uzun binalar, çizgileri; noktalar da, bunların arasına yerleştirilmiş bulunan gözetleme kulelerini gösterir. bunlar, üstten bakılınca, haritalara benzer. uzun binaların ve kulelerin damları kırmızı olduğu için, sınırlar, haritalarda kırmızı çizgilerle gösterilir. biz, bu sınırların içinde kalırız. bundan başka, ülkemizin dört bir yanı, köylülerle çevrilidir. köylülerle çevrili ülkemizde birçok ürün yetişir. çeşitli iklimlerin kaynaştığı ülkemizin akdeniz bölgesinde maki denilen kısa boylu, tıknazca fundalıklar yetişir. sulak bölgelerde ormanlar yetişir, pirinç yetişir. ayrıca, bir de güneşi olan bölgelerde meyva yetişir. ülkemizde, eski çağlardan beri birçok medeniyet yetişmiştir; ülkemiz, birbirine benzemeyen birçok medeniyetin beşiği olmuştur. bu beşikte birçok medeniyet sallanmıştır, birçok medeniyeti uyutmuşuzdur. en son kurulan medeniyet ekmek medeniyetidir. bu medeniyetin sürekli oluşunu sağlamak için, ülkemizin birçok yerinde, buğday yetişir. fakat, ülkemizde en çok yetişen, köylüdür. köylü, bütün iklimlerde yetişir. köylünün yetişmesi için, çok emek vermeğe ihtiyaç yoktur. köylü bozkırda yetişir, yaylada yetişir, ormanda yetişir, dağda yetişir, kurak iklimde yetişir, ovada yetişir, sulak iklimde yetişir. çabuk büyür, erken meyva verir. kendi kendine yetişir, kendi kendine meyva verir. biz köylüleri çok severiz. şehre gelirlerse onlardan kapıcı ve amele yaparız. satırbaşı. ülkemizde dağ vardır, ova vardır, akarsu vardır, tepe vardır, içi taranmış çokgenlerle gösterilen şehirler vardır, girintili çıkıntılı kıyılar vardır, çakıl parçalarına ve kuşlara benzeyen göller vardır, ağzını açmış sivri burunlu ve kuyruklu bir kurbağaya benzeyen bir iç denizimiz vardır, yeşil düzlükler ve kahverengi yükseltiler vardır. bu görünüşüyle ülkemiz, ilk bakışta, başka ülkelere benzer. bu bakış, kuş bakışıdır. ilkbaharda ülkemiz yeşillenir; sonbaharda, eski bir harita gibi sararır, solar. satırbaşı. ülkemizde tarım ürünleri yetişir. kuru üzüm ve incir yetişir. önce ıslak yemişler yetişir. onları, güneş olan yerlerde kurutarak kuru yemiş yetiştiririz. ingiltere ye göndeririz, onlar da bize gerçek gönderirler. gerçek tohumları gönderirler. biz, o gerçeklerden, kendimize göre gerçekler yetiştirmeğe çalışırız. son yıllarda, kuru üzüm ve incirin yanı sıra, köylü de göndermeğe başlamışızdır. bu köylüleri, önce şehirlerde biraz yetiştiririz; tam olgunlaşmadan (yolda bozulmasınlar diye)başka ülkelere göndeririz. onlar da bize döviz gönderirler. halk müziği göndeririz; şoför plağı gönderirler, aranjman gönderirler. azgelişmişülke göndeririz; yardım gönderirler. zelzele, toprak kayması, sel felaketi haberleri göndeririz; çadır ve heyet gönderirler. asker göndeririz; teşekkür gönderirler. binzorluklayetiştirdiğimizdeğerler göndeririz; dışülkelerdeçalışanyabancılaristatistiği gönderirler. gerçekinsanlarımızı göndeririz; bizeordanmektup gönderirler.
ülkemiz, bazı yanlarından denizlerle, bazı yanlarından da başka ülkelerle çevrili; genellikle dört köşe, özellikle çok köşe bir kara parçasıdır. denizlerin olmadığı yerlerde ülkemiz, noktalı çizgilerle sınırlanmıştır.» «hani, haritalardaki gibi, değil mi?» «sözümü kesme. evet, haritalardaki gibi. ülkemiz, bir haritaya benzer.» «kesikli, yani noktalı çizgiler neye benzer, hikmet amca?» «sözümü kesme dedim. noktalı çizgiler bir şeye benzemez. noktalı çizgiler, sınır olarak, sınırlarımızda bulunur. bütün sınırlar boyunca uzun binalar, çizgileri; noktalar da, bunların arasına yerleştirilmiş bulunan gözetleme kulelerini gösterir. bunlar, üstten bakılınca, haritalara benzer. uzun binaların ve kulelerin damları kırmızı olduğu için, sınırlar, haritalarda kırmızı çizgilerle gösterilir. biz, bu sınırların içinde kalırız. bundan başka, ülkemizin dört bir yanı, köylülerle çevrilidir. köylülerle çevrili ülkemizde birçok ürün yetişir. çeşitli iklimlerin kaynaştığı ülkemizin akdeniz bölgesinde maki denilen kısa boylu, tıknazca fundalıklar yetişir. sulak bölgelerde ormanlar yetişir, pirinç yetişir. ayrıca, bir de güneşi olan bölgelerde meyva yetişir. ülkemizde, eski çağlardan beri birçok medeniyet yetişmiştir; ülkemiz, birbirine benzemeyen birçok medeniyetin beşiği olmuştur. bu beşikte birçok medeniyet sallanmıştır, birçok medeniyeti uyutmuşuzdur. en son kurulan medeniyet ekmek medeniyetidir. bu medeniyetin sürekli oluşunu sağlamak için, ülkemizin birçok yerinde, buğday yetişir. fakat, ülkemizde en çok yetişen, köylüdür. köylü, bütün iklimlerde yetişir. köylünün yetişmesi için, çok emek vermeğe ihtiyaç yoktur. köylü bozkırda yetişir, yaylada yetişir, ormanda yetişir, dağda yetişir, kurak iklimde yetişir, ovada yetişir, sulak iklimde yetişir. çabuk büyür, erken meyva verir. kendi kendine yetişir, kendi kendine meyva verir. biz köylüleri çok severiz. şehre gelirlerse onlardan kapıcı ve amele yaparız. satırbaşı. ülkemizde dağ vardır, ova vardır, akarsu vardır, tepe vardır, içi taranmış çokgenlerle gösterilen şehirler vardır, girintili çıkıntılı kıyılar vardır, çakıl parçalarına ve kuşlara benzeyen göller vardır, ağzını açmış sivri burunlu ve kuyruklu bir kurbağaya benzeyen bir iç denizimiz vardır, yeşil düzlükler ve kahverengi yükseltiler vardır. bu görünüşüyle ülkemiz, ilk bakışta, başka ülkelere benzer. bu bakış, kuş bakışıdır. ilkbaharda ülkemiz yeşillenir; sonbaharda, eski bir harita gibi sararır, solar. satırbaşı. ülkemizde tarım ürünleri yetişir. kuru üzüm ve incir yetişir. önce ıslak yemişler yetişir. onları, güneş olan yerlerde kurutarak kuru yemiş yetiştiririz. ingiltere ye göndeririz, onlar da bize gerçek gönderirler. gerçek tohumları gönderirler. biz, o gerçeklerden, kendimize göre gerçekler yetiştirmeğe çalışırız. son yıllarda, kuru üzüm ve incirin yanı sıra, köylü de göndermeğe başlamışızdır. bu köylüleri, önce şehirlerde biraz yetiştiririz; tam olgunlaşmadan (yolda bozulmasınlar diye)başka ülkelere göndeririz. onlar da bize döviz gönderirler. halk müziği göndeririz; şoför plağı gönderirler, aranjman gönderirler. azgelişmişülke göndeririz; yardım gönderirler. zelzele, toprak kayması, sel felaketi haberleri göndeririz; çadır ve heyet gönderirler. asker göndeririz; teşekkür gönderirler. binzorluklayetiştirdiğimizdeğerler göndeririz; dışülkelerdeçalışanyabancılaristatistiği gönderirler. gerçekinsanlarımızı göndeririz; bizeordanmektup gönderirler.
devamını gör...
kitaplardaki en etkileyici giriş cümlesi
iki tane var ikisi de ilk okuduğumda iyi ki almışım dedirtmişti :))
"zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi."
charles dickens - iki şehrin hikayesi
"bakıp yaşamıma şöyle bir göz gezdirdiğimde, pek de mutlu bir yaşam olduğunu söyleyemeyeceğim bunun. ne var ki, içerdiği tüm yanlış ve hatalara karşın mutsuz bir yaşam olarak da niteleyemeyeceğim doğrusu. zaten işi mutluluk ya mutsuzluk açısından ele almak düpedüz budalalıktır; çünkü bana öyle geliyor ki, yaşamımın en mutsuz günlerini en neşeli günlerine değişmezdim. bir insanın yaşamında önemli olan, önüne geçilemeyecek şeyi bilinçli bir şekilde sineye çekmekse, iyinin de kötünün de gereği gibi tadını çıkarmak ve dış yazgıdan ayrı, daha gerçek, rastlantı karakteri taşımayan bir iç yazgıyı ele geçirmekse eğer, kendi yaşamım için yoksun kötüydü denemez. dış yazgı herkes gibi benim üzerimden de geçip gitti, karşı durulamaz ve tanrılar tarafından alnıma yazılmış. ne var ki, içteki yazgım benim kendi eserim oldu; tatlılığı da acılığı da benim sayılan, sorumluluğunu tek başıma üstlenmeyi düşündüğüm bir eser."
hermann hesse - gertrud
"zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi."
charles dickens - iki şehrin hikayesi
"bakıp yaşamıma şöyle bir göz gezdirdiğimde, pek de mutlu bir yaşam olduğunu söyleyemeyeceğim bunun. ne var ki, içerdiği tüm yanlış ve hatalara karşın mutsuz bir yaşam olarak da niteleyemeyeceğim doğrusu. zaten işi mutluluk ya mutsuzluk açısından ele almak düpedüz budalalıktır; çünkü bana öyle geliyor ki, yaşamımın en mutsuz günlerini en neşeli günlerine değişmezdim. bir insanın yaşamında önemli olan, önüne geçilemeyecek şeyi bilinçli bir şekilde sineye çekmekse, iyinin de kötünün de gereği gibi tadını çıkarmak ve dış yazgıdan ayrı, daha gerçek, rastlantı karakteri taşımayan bir iç yazgıyı ele geçirmekse eğer, kendi yaşamım için yoksun kötüydü denemez. dış yazgı herkes gibi benim üzerimden de geçip gitti, karşı durulamaz ve tanrılar tarafından alnıma yazılmış. ne var ki, içteki yazgım benim kendi eserim oldu; tatlılığı da acılığı da benim sayılan, sorumluluğunu tek başıma üstlenmeyi düşündüğüm bir eser."
hermann hesse - gertrud
devamını gör...
baklava sevmeyen tip
pekala şerbetli, şeker bombası tatlılar yerine sütlü, hafif tatlıları seviyor olabilir bu kişi.
haters gonna hate! ama yiyemiyorum bu tarz ağır, doygun tatlıları. damakta çok yoğun bir tat bıraktıkları için genelde şerbetli tatlılar favorim değildir onun yerine sütlü tatlıları daha çok severim. insanımızın her konuda olduğu gibi bu tatlı, şeker türlerinde de aşırıya kaçmalarından dolayı sonuç ne yazık ki dükkanlardan aldığım sütlü tatlılarda bile hüsran oluyor.
haliyle iş başa düşüyor. tiramusu, sütlaç, tavuk göğsü, muhallebeli kadayıf, trileçe ve benzeri birçok sütlü tatlıyı deneye deneye, bocalaya bocalaya mükemmel şekilde yapmayı öğrendim. yazarken bile canım çekti aman neyse bu yazı da böyle son bulsun çok uzattım.
haters gonna hate! ama yiyemiyorum bu tarz ağır, doygun tatlıları. damakta çok yoğun bir tat bıraktıkları için genelde şerbetli tatlılar favorim değildir onun yerine sütlü tatlıları daha çok severim. insanımızın her konuda olduğu gibi bu tatlı, şeker türlerinde de aşırıya kaçmalarından dolayı sonuç ne yazık ki dükkanlardan aldığım sütlü tatlılarda bile hüsran oluyor.
haliyle iş başa düşüyor. tiramusu, sütlaç, tavuk göğsü, muhallebeli kadayıf, trileçe ve benzeri birçok sütlü tatlıyı deneye deneye, bocalaya bocalaya mükemmel şekilde yapmayı öğrendim. yazarken bile canım çekti aman neyse bu yazı da böyle son bulsun çok uzattım.
devamını gör...
kadın yazarların daha fazla oylanması ve takipçilerinin daha fazla olması
arkadaşlar başlığı açan benmişim fazla yüklenmeyin olur mu. *
devamını gör...
una nocte
itina ile yazan yazar. takip edin, ettirin efendim. her girisinin bir adet lise dersinden daha dolu olduğunu iddia ediyorum.
devamını gör...
misc radyo yayını
iyi haftalar, iyi bayramlar; iyi bayram haftaları a dostlar.
bu akşamki bölümde pek sevgili miko ile çogzel bir yayın yapma peşindeyiz. evet evet, bugün yanımda miko var. birden fazla kez kaçak yayınlarda, kalabalıklar içinde yan yana gelsek de bakalım birebirde etkili olabilecek miyiz. bilindik bir lokasyonun pek alışık olunmayan bir bakış açısından çıkacağımız yolculuğumuzda seyahat bizi nereye götürecek, yoksa sıla'dan kafa nereye biz oraya çalarak alakasız yerlerde mi bulacağız kendimizi hep birlikte göreceğiz.
yolculuğa eşlik etmek için, bu akşam tr saatiyle 21.00'de, sevgili dışınızdaki irlandalı'nın deyimiyle "o ağacın altında" olunuz efenim.
işte o ağaç:
yayına katılmak için: discord.gg/CYvCwaRT
bölümün playlisti: www.youtube.com/playlist?li...
bu akşamki bölümde pek sevgili miko ile çogzel bir yayın yapma peşindeyiz. evet evet, bugün yanımda miko var. birden fazla kez kaçak yayınlarda, kalabalıklar içinde yan yana gelsek de bakalım birebirde etkili olabilecek miyiz. bilindik bir lokasyonun pek alışık olunmayan bir bakış açısından çıkacağımız yolculuğumuzda seyahat bizi nereye götürecek, yoksa sıla'dan kafa nereye biz oraya çalarak alakasız yerlerde mi bulacağız kendimizi hep birlikte göreceğiz.
yolculuğa eşlik etmek için, bu akşam tr saatiyle 21.00'de, sevgili dışınızdaki irlandalı'nın deyimiyle "o ağacın altında" olunuz efenim.
işte o ağaç:
yayına katılmak için: discord.gg/CYvCwaRT
bölümün playlisti: www.youtube.com/playlist?li...
devamını gör...
beşiktaş
şampiyonluğunu bir fenerbahçeli olarak kutladığım takım. evet.
devamını gör...
babaların çocuklarına meyve yedirme aşkı
her akşam yemekten sonra zorla toplar odaya, getirir meyveleri hep beraber yeriz. kilo kilo getiriyor eve bitmiyor, çürüyor. bu sefer "size bir daha meyve getirmeyeceğim, siz ne anlarsınız." diye kızıyor. ertesi gün elinde yine kilo kilo meyve eve geliyor...**
devamını gör...
baba
bir kız çocuğunun hayattaki en büyük şansı iyi bir babadır.
devamını gör...
misafirliğe gidildiğinde başkasının giydiği terliğin verilmesi
ben evden kendi terliklerimi getiriyorum böyle bir derdim olmuyor. bizim terliklerde ne var diye konuşancıklarada sesleniyorum kokuyor kardaş kokuyor.
devamını gör...
hacı arkadaşlığının ebedi olması
birbirlerine "ahretlik" derler, yani öbür dünyada da arkadaşlıklarının devam edeceğine inanırlar.
devamını gör...
hiyeroglif
antik döneme ait yazı türü.en bilineni mısır hiyeroglifleridir.
devamını gör...

