doktordan satılık araba
buradaki tılsımlı sözcük doktor.
bundan yukarısı yok. kaymakamdan satılık, dekandan satılık, dsi müdüründen satılık, şirket ceo'sundan satılık, parti il başkanından satılık. ne yazarsan yaz basit bir pratisyen doktoru geçemez. hatta, bir üstü dene. başhekimden satılık araba diye yaz, yine fayda etmez. araba satmaya niyetli bir doktor olunca, önünde kimse duramaz.
bundan yukarısı yok. kaymakamdan satılık, dekandan satılık, dsi müdüründen satılık, şirket ceo'sundan satılık, parti il başkanından satılık. ne yazarsan yaz basit bir pratisyen doktoru geçemez. hatta, bir üstü dene. başhekimden satılık araba diye yaz, yine fayda etmez. araba satmaya niyetli bir doktor olunca, önünde kimse duramaz.
devamını gör...
yılbaşında 4 gün sokağa çıkma kısıtlaması
markete gidilebilen sokağa çıkma yasağıdır. aslında haftasonu nasılsa yine aynı. marketler saat 10 gibi açılıp 5 gibi kapanmak zorundaymış.
evet, sigarasız kaldım anne..
evet, sigarasız kaldım anne..
devamını gör...
smultronstalle
isveççe bir sözcüktür. stresliyken ve gerginken neşelenmek, rahatlamak ve iyi hissetmek adına, kişinin sevdiği ve kişi için özel bir anlamı olan yere gitmesi anlamına gelmektedir.
devamını gör...
türkiye'nin 61 yıldır ab'ye girememesinin sebebi
ben bunu hollanda da yaşayan dayıma sordum, "avrupa bizi gısganıyor yeğenim, tayyip çoh böyük lider giymetini bilin" diye cevap verdi. seni çok iyi anlıyorum benim angut benim mal benim gerizekalı dayicigim..
devamını gör...
sen kimsin radyo yayını
eveett kulaklarımız aykut ve kırk yama'da ama bugün lilium'cuğumun üzerinde konuşmak istediği 10 entrysini yayın saatinden 1 saat önce burada paylaşacağımı söylediğim için bırakıp kaçayım; bir göz atarsınız müsait olursanız.
#955266, #882917, #1111785, #785927, #913411, #901655,#985954, hepinizin beklediği; #1143633, #1495620, #1036495.
size açık açık konuşacağız demiştim...
#955266, #882917, #1111785, #785927, #913411, #901655,#985954, hepinizin beklediği; #1143633, #1495620, #1036495.
size açık açık konuşacağız demiştim...
devamını gör...
normal sözlük erkeklerinin aşırı kaba ve kırıcı olmaları
genel olarak insanlık olarak kaba ve kırıcıyız ama buradaki çoğu insanın öyle olmadığını düşünüyorum.
devamını gör...
kitap alıntıları
ehl-i ilim ve hikmet:
“iki kişi arasındaki iyilik kuralı şudur: birinin verdiğini hemen unutması, diğerinin aldığını hiç unutmaması”
yaptığımız iyilikleri unutalım, bize yapılan iyiliklere ise nankörlük etmeyelim.
“iki kişi arasındaki iyilik kuralı şudur: birinin verdiğini hemen unutması, diğerinin aldığını hiç unutmaması”
yaptığımız iyilikleri unutalım, bize yapılan iyiliklere ise nankörlük etmeyelim.
devamını gör...
çocuklar duymasın
birol güven'in en çok tutan dizisi. ayrıca halen iyi izlenmekte ki, 2010'dan itibaren çekilen yeni bölümleri (hele ki son sezonu) ciddi saçmalamasına rağmen çekiliyor, çok çok bir iki sezon nadasa bırakılıyor.
ayrıca ilk bölümlerden son bölümlere şöyle bir fark göze çarpar ki, sebebini bilmiyorum belki de seyirci öyle istiyordu:
orijinal seride haluk mutlaka haksız çıkar ve taş fırınlığın çoğu zaman zarar getirdiği görülürdü. örneğin apartman yöneticisiyle kavga ederler, sonra yönetici ortadan kaybolunca haluk'un adamı öldürdüğü sanılır. avm'ye gitse güvenlik görevlisine saldırır, romantizmi zaten anca meltem küstüğü vakit becerir...
halbuki yeni bölümlerde kabalıkla haluk üste çıkmasını biliyor ve kaynanalar'daki gibi kurnazlığı çok işe yarıyordu. keza çoğunlukla babadan kalma usuller de artık dizide yeni kuşağın alışkanlıklarına galebe çalar. orijinal dizide meltem'in babası, etrafındakilerin "servise götür" uyarılarını dinlemeden çamaşır makinesini tamir etmeye kalkıyor ama aleti iyice bozuyordu. yeni bölümlerdeyse haluk'un "ben bakarım, olmadı mahalle tamircisine veririz" itirazlarına rağmen aranan servise meltem ulaşamıyor bile...
yine de ilk bölümlerini izlemeyi severim o ayrı*. belki de çocukluğumuzu hatırlattığı için.
ayrıca ilk bölümlerden son bölümlere şöyle bir fark göze çarpar ki, sebebini bilmiyorum belki de seyirci öyle istiyordu:
orijinal seride haluk mutlaka haksız çıkar ve taş fırınlığın çoğu zaman zarar getirdiği görülürdü. örneğin apartman yöneticisiyle kavga ederler, sonra yönetici ortadan kaybolunca haluk'un adamı öldürdüğü sanılır. avm'ye gitse güvenlik görevlisine saldırır, romantizmi zaten anca meltem küstüğü vakit becerir...
halbuki yeni bölümlerde kabalıkla haluk üste çıkmasını biliyor ve kaynanalar'daki gibi kurnazlığı çok işe yarıyordu. keza çoğunlukla babadan kalma usuller de artık dizide yeni kuşağın alışkanlıklarına galebe çalar. orijinal dizide meltem'in babası, etrafındakilerin "servise götür" uyarılarını dinlemeden çamaşır makinesini tamir etmeye kalkıyor ama aleti iyice bozuyordu. yeni bölümlerdeyse haluk'un "ben bakarım, olmadı mahalle tamircisine veririz" itirazlarına rağmen aranan servise meltem ulaşamıyor bile...
yine de ilk bölümlerini izlemeyi severim o ayrı*. belki de çocukluğumuzu hatırlattığı için.
devamını gör...
sefiller
(bkz: victor hugo) tarafından yazılmış, dünya klasikleri denilince benim aklıma ilk gelen muhteşem eser. ilk kez ilkokul yıllarımda okumuştum ama sonra 5 ciltlik olan versiyonunu okuyunca anladım ki o yıllarda okuduğum sadece bir özetmiş. dünya tarihinde en çok okunan, en çok çevirisi yapılan, en bilinen eserlerin başında geliyor. 2012 yılında (bkz: les misérables) adıyla sinemaya uyarlandığında muhteşem bir müzikal izlemiştik. hugh jackman, russell crowe, anne hathaway ve amanda seyfried gibi muhteşem oyuncuların efsane oyunculuklarıyla adete bir görsel şölendi benim için. ve yanlış hatırlamıyorsam anne hathaway en iyi yardımcı kadın oyuncu oscar ödülünü kazanmıştı.
kitaba dönecek olursak öncelikle victor hugo'nun özgürlük, adalet, eşitlik gibi konuları çok önemsediğini ve bu kitabın da temeli ve ana fikrinin bu konular olduğunu söylemeliyim.
jean valjean. şimdiye kadar okuduğum kitaplardaki en sevdiğim bir kaç karakterden birisidir. eski bir mahkumdur ve bu eski bir mahkum olmasının yükünü ömrü boyunca çekiyor. ancak eski bir mahkum da olsa "iyi" bir insan olunabileceğini bize gösteriyor yazar. tabi okurken ağlamaktan sayfalar ıslana ıslana gidiyor.
mösyö myriel, jean valjean, javert, fantine, cosette, marius, gavroche, eponine... bütün karakterler kitabı okurken sanki kendi arkadaşlarım kendi ailem gibi hissetmiştim. onlarla üzülüp, onlarla sevindim. onlarla ağladım onlarla aç kaldım. onlara atılan bir suç sanki bana atılmış gibi sinirlendim. tabi tüm bunlar için kesinlikle 5 ciltlik uzun versiyonunu okumanız lazım.
ciltler ve sayfalar boyunca sefaletin adaletsizliğin altında ezilip bükülen bu insanların ortak yönleri yaşama dair umutları, yaşamak istemeleri ve bir şekilde hayatlarına anlam katacak bir şeyler bulmaları. ve yine konu burada her büyük yazar ve her büyük eserde olduğu gibi varoluşçuluğa geliyor.
sefiller ve victor hugo hakkında bir entry yazmak ne kadar doğdu bilmiyorum ama benim için çok önemli yeri olan bir klasik.
kitaba dönecek olursak öncelikle victor hugo'nun özgürlük, adalet, eşitlik gibi konuları çok önemsediğini ve bu kitabın da temeli ve ana fikrinin bu konular olduğunu söylemeliyim.
jean valjean. şimdiye kadar okuduğum kitaplardaki en sevdiğim bir kaç karakterden birisidir. eski bir mahkumdur ve bu eski bir mahkum olmasının yükünü ömrü boyunca çekiyor. ancak eski bir mahkum da olsa "iyi" bir insan olunabileceğini bize gösteriyor yazar. tabi okurken ağlamaktan sayfalar ıslana ıslana gidiyor.
mösyö myriel, jean valjean, javert, fantine, cosette, marius, gavroche, eponine... bütün karakterler kitabı okurken sanki kendi arkadaşlarım kendi ailem gibi hissetmiştim. onlarla üzülüp, onlarla sevindim. onlarla ağladım onlarla aç kaldım. onlara atılan bir suç sanki bana atılmış gibi sinirlendim. tabi tüm bunlar için kesinlikle 5 ciltlik uzun versiyonunu okumanız lazım.
ciltler ve sayfalar boyunca sefaletin adaletsizliğin altında ezilip bükülen bu insanların ortak yönleri yaşama dair umutları, yaşamak istemeleri ve bir şekilde hayatlarına anlam katacak bir şeyler bulmaları. ve yine konu burada her büyük yazar ve her büyük eserde olduğu gibi varoluşçuluğa geliyor.
sefiller ve victor hugo hakkında bir entry yazmak ne kadar doğdu bilmiyorum ama benim için çok önemli yeri olan bir klasik.
devamını gör...
gece buzdolabını açıp hiçbir şey almadan kapatmak
canın bir şey çekmiştir, ne çektiğini bilmiyosundur ama sanki görsen tanıyacakmışsın gibi bir umutla buzdolabını açıp aradığın şeyi bulamayınca biraz buruk geri kapatmaktır.
devamını gör...
sözlüğün bugün çok gergin olması
devamını gör...
hala zevkle izlenen çizgi filmler
rugular show, gumball, foster'ın hayali dostlar mekanı, adventure time.
devamını gör...
anneliğin kutsallaştırılması
annelik kutsallık değil olsa olsa biyolojik köleliğin devamıdır. bunu savunan eril dişil farketmez herkes içgüdülerinin daimi esiri olan evrimleşememiş canlılardır. annelik babalık aile kutsal değildir. bunlar kültürün sonucunda
hastalıklı geleneklerin sonucunda oluşmuş çürük yapılardır ve daima bireyselliğin, ekolojinin, özgürlük istencinin, kimlik arayışının ve kendini gerçekleştirmenin önündeki yegane eril iktidar söylemleri olmuştur. evet, anneliği savunup kutsallaştırmak bile aslında yozlaşmış eril iktidarın söylemidir ki kendi rezil soyları üreyerek varolan dünyevi işkence çarklarını yeni et bedenler üzerinden devam ettirebilsinler. bu öylesine kök salmış bir hastalıktır ki kadınların kendisi bile 9 ay kölelikten tüm ömürleri boyunca harap oldukları "annelik" rolünün rezilliğine rağmen bunu savunacak kadar eril yoz iradenin tılsımı altında kalmışlardır. aklı olan çocuk yapmaz, yapanları kutsamaz. yapanlar ve hele hele kutsayanlar dünyevi iblislerin, sermayedar para tanrılarının, kredi köleleriyle devletleri yıkan bankaların, çocuk cinayetleri ve tecavüzleriyle yaşayan şeytana tapıcı ruhban sınıfların piyonundan başka bir şey değildir.
(bkz: antinatalizm)
hastalıklı geleneklerin sonucunda oluşmuş çürük yapılardır ve daima bireyselliğin, ekolojinin, özgürlük istencinin, kimlik arayışının ve kendini gerçekleştirmenin önündeki yegane eril iktidar söylemleri olmuştur. evet, anneliği savunup kutsallaştırmak bile aslında yozlaşmış eril iktidarın söylemidir ki kendi rezil soyları üreyerek varolan dünyevi işkence çarklarını yeni et bedenler üzerinden devam ettirebilsinler. bu öylesine kök salmış bir hastalıktır ki kadınların kendisi bile 9 ay kölelikten tüm ömürleri boyunca harap oldukları "annelik" rolünün rezilliğine rağmen bunu savunacak kadar eril yoz iradenin tılsımı altında kalmışlardır. aklı olan çocuk yapmaz, yapanları kutsamaz. yapanlar ve hele hele kutsayanlar dünyevi iblislerin, sermayedar para tanrılarının, kredi köleleriyle devletleri yıkan bankaların, çocuk cinayetleri ve tecavüzleriyle yaşayan şeytana tapıcı ruhban sınıfların piyonundan başka bir şey değildir.
(bkz: antinatalizm)
devamını gör...
the blaze
guillaume ve jonathan alric'ten oluşan bir fransız elektronik müzik ikilisi.
territory, hem şarkı hem de klip olarak en güzel çalışmalarındandır.
territory, hem şarkı hem de klip olarak en güzel çalışmalarındandır.
devamını gör...
uçan kuşa borcu olan insan
böyle insanlar zeki, sıcakkanlı ve konuşkan insanlardır. ikna kabiliyetleri tavan yapmıştır. borç ile borç ödeyerek sonsuz bir belirsizliğin içine girerler ve hiçbir zaman düze çıkamazlar.
devamını gör...
gece mezarlıktan korkmak
korkmak için gerekli ambiyans sağlanmıştır.ruhlar alemine hoş geldiniz.
devamını gör...
rick and morty
"turşu rick" ve "gölge otuzbirci" bölümleri tadından yenmeyen çizgi dizi.
devamını gör...
kadir mısıroğlu
tımarhaneye yatmış, türk ve atatürk düşmanı, osmanlıcılık ayağına yatan, yunan tohumu.
devamını gör...
avrupa yakası
çok iyi bir sitcom du. yıllar boyunca izledik ve çok eğlendik. bugün hala daha arada bir açıp bazı sahneleri izliyorum ve gülmekten katılıyorum. ancak neden bir friends ya da hımym etkisi yok? gerçekten komedi dizisi mi? hayır. karakterler karton karikatür ve biz karakterlerin hareketlerine şivelerine güldük yıllarca. yani düzenli bir konu iyi diyaloglar on numara senaryo falan yoktu. yıllarca izledik güldük. şimdi bu yeni platformlar varken izler miydik güler miydik? bilemiyorum. gülse birsel ülkede komedi yazan sitcom yazan tek yazar neredeyse ve işimiz gülse birsel'e kaldı. sonrasında (bkz: yalan dünya) (bkz: jet sosyete) gibi diziler yaptı. bu iki dizide de yine karton karakterlere ve onların komikliklerine güldük, gülüyoruz. avrupa yakasında burhan altıntop'un sürreal hareketleri, gaffur'un kıyafeti ve aynı repliklerle sürekli bir "meczup" hallerine gülüyorduk. tıpkı recep ivedik'te recep'in kaba saba konuşmaları ve küfürlerine ve sürrealliğine güldüğümüz gibi. ha ülkede daha iyi absürd komedi yapan yok mu? tabiki var (bkz: ali atay) filmleri (bkz: onur ünlü) filmleri bunlara örnek gösterilebilir. yani komedi yapmak için illa karton karakter ve onların sürreal yaşamlarını kullanmak zorunda değiliz.
tanım: gülse birsel'in yazdığı bir çok ünlü ismin oynadığı 2000'li yıllara damgasını vurmuş trük komedi dizisi ve efsanesi.
tanım: gülse birsel'in yazdığı bir çok ünlü ismin oynadığı 2000'li yıllara damgasını vurmuş trük komedi dizisi ve efsanesi.
devamını gör...

