normal sözlük yazarlarının ayakları
40 numaradır. allah sizi inandırsın ters bir şey diyene postallan ağzına ağzına vururum.
devamını gör...
stefan zweig
hacimce az ancak manaca derin kitapları olan bir yazar.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
bir nokta var
ateşin ateşe soğuk düştüğü
demirin demire dikey
ve sözün
yıkılmış bir orman gibi sızladığı
yağmur altında
h. hüseyin / susan su şiirinden.
ateşin ateşe soğuk düştüğü
demirin demire dikey
ve sözün
yıkılmış bir orman gibi sızladığı
yağmur altında
h. hüseyin / susan su şiirinden.
devamını gör...
ilkokulda sıralara zorla kız erkek birlikte oturtulmak
farkında olmasalar da öğretmenlerimizin "kadın-erkek ayrı sınıflarda, hatta okullarda eğitim görsün" şeklinde yapılan yobaz beyanlara karşı gerçekleştirdiği harika bir başkaldırıdır.
devamını gör...
dövme yaptırmak
karar vermesi çok güç bir olay. yıllardır düşünüyorum. vaktim olduğunda zamanım olmuyor, zamanım olduğunda vaktim olmuyor. çalıştığım şirketin milyon dolarlık sözleşmeleri için bu kadar kafa yormuyorum. 10 saniyede 100 bin dolar indirim yaptım hayde der geçerim ama buna bir türlü karar veremedim.
devamını gör...
king kong (2005)
ben 2005 yılı versiyonunu izlemiştim bu yüzden biraz ondan bahsetmek istiyorum.
yönetmenliğini peter jackson'ın yapımcılığını jan blenkin, carolynne cunningham, fran walsh, peter jackson'ın
senaristliğini merian c. cooper'ın üstlendiği macera, korku filmidir.
oyuncuları,
naomi watts
jack black
adrien brody
andy serkis
bir film çekilmek istenmektedir ve yer olarak kafatası adası seçilmiştir. burası bir sürü yaratık ve dev goril king kong'un evidir. gizemli yere ilk gelindiğinde kimse hayranlığını gizleyemez ve buranın gizemine kapılır gider.
ta ki king kong ortaya çıkıp filmin başrol oyuncusu ann darrow'u (naomi watts)
kaçırıp kayıplara karışana kadar. jack(adrien brody) ve carl (jack black)
ormanın derinliklerine dalarak onların peşine düşer ve bir çok tehlikeye atılırlar.
king kong ann'e farklı bir bağ ile bağlanır. ona aşık olur. king kong bu konuda yalnız değildir. jack'te ann'e aşıktır ve onu bulmak için her türlü zorluğa gögüs germeye hazırdır. olaylar böylece başlar ve devam eder.
ben bu filmde king kong'a çok üzülmüştüm yav. hatta bir sahnede gözümden yaş gelmişti. king kong'un çaresizliği, korkusu, duyguları insanoğlunun bunları görmezden gelişi falan filan. kafayı yemişsin sen diyebilirsiniz belki de yedim kim bilir?
iyi seyirler efem...
yönetmenliğini peter jackson'ın yapımcılığını jan blenkin, carolynne cunningham, fran walsh, peter jackson'ın
senaristliğini merian c. cooper'ın üstlendiği macera, korku filmidir.
oyuncuları,
naomi watts
jack black
adrien brody
andy serkis
bir film çekilmek istenmektedir ve yer olarak kafatası adası seçilmiştir. burası bir sürü yaratık ve dev goril king kong'un evidir. gizemli yere ilk gelindiğinde kimse hayranlığını gizleyemez ve buranın gizemine kapılır gider.
ta ki king kong ortaya çıkıp filmin başrol oyuncusu ann darrow'u (naomi watts)
kaçırıp kayıplara karışana kadar. jack(adrien brody) ve carl (jack black)
ormanın derinliklerine dalarak onların peşine düşer ve bir çok tehlikeye atılırlar.
king kong ann'e farklı bir bağ ile bağlanır. ona aşık olur. king kong bu konuda yalnız değildir. jack'te ann'e aşıktır ve onu bulmak için her türlü zorluğa gögüs germeye hazırdır. olaylar böylece başlar ve devam eder.
ben bu filmde king kong'a çok üzülmüştüm yav. hatta bir sahnede gözümden yaş gelmişti. king kong'un çaresizliği, korkusu, duyguları insanoğlunun bunları görmezden gelişi falan filan. kafayı yemişsin sen diyebilirsiniz belki de yedim kim bilir?
iyi seyirler efem...
devamını gör...
doğal ahlak
insanın kültür, ırk farkına bakılmaksızın, salt akıl sahibi olması sebebiyle kendi doğasından kaynaklanan ahlakıdır. hiçbir kültür ve dinin tekelinde değildir. bu yüzden her toplumda erdemli insan ve erdemli davranış görülebilir. kişinin iyilik yapma, kötülükten kaçınma, insanlara ve doğaya zarar vermeme gibi ilkeleri bilmesi için herhangi bir dine veya metafiziksel bir sisteme kolektif bir bilince ihtiyacı yoktur.
st. thomas aquinas'ın dediği ''ilahi ışık'' veya ''teolojik aydınlanma'' ancak bu doğal ahlak ilkeleri herhangi bir metafizik inanç veya din ile desteklenirse insanın erdemi sonsuza kadar uzanan ve mutlak'ta son bulan bir karakter kazanır.
velhasılıkelam, doğal ahlakı geliştirmeden ve kemale erdirmeden dinsel veya metafizik inançların insana bir faydası olmaz.
st. thomas aquinas'ın dediği ''ilahi ışık'' veya ''teolojik aydınlanma'' ancak bu doğal ahlak ilkeleri herhangi bir metafizik inanç veya din ile desteklenirse insanın erdemi sonsuza kadar uzanan ve mutlak'ta son bulan bir karakter kazanır.
velhasılıkelam, doğal ahlakı geliştirmeden ve kemale erdirmeden dinsel veya metafizik inançların insana bir faydası olmaz.
devamını gör...
aç gözünü seyret tekrarı yok bunun
işimiz muhabbet efkarı yok bunun
arada bir dilimiz sürcer ise af ola
susmasını biliriz de kemiği yok bunun
arada bir dilimiz sürcer ise af ola
susmasını biliriz de kemiği yok bunun
devamını gör...
28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi
belki de hayatımın en güzel, en anlamlı ve en işe yaradığımı düşündüğüm zamanlarıydı. boş sandığımız gençliğin ne kadar cesur, ne kadar bilgili, ne kadar zeki olduğunu gördüğümüz zamanlardı. acılarımız da büyüktü, umutlarımız büyüktü orada hep beraber olduğumuz zaman. bostancı'da çalışıyordum. alışveriş yaptığım esnaf biliyordu gezi parkı'na her akşam gittiğimi ve her akşam bana poşetlerce kuru bakliyat, içecek, kahvaltılık verirlerdi. dayanışma, saygı vardı. evet ilk önce 3-5 ağaç içindi her şey. 3-5 ağaç için bu kadar cesur davranan insanları görenler de kendi sorunlarını dile getirmek için cesaretlendiler. her kesimden insan akın etmeye başladı. dindarı, ateisti, genci, yaşlısı. çok güzel günlerdi. birlik beraberliğin olduğu günlerdi. işin ilginç yanı dünyada böyle eylem yapan görülmemişti. biber gazıyla bizleri zehirleyen polise çiçek vermek, yiyeceğini paylaşmak. dans etmek, şarkı söylemek, kendileri başta olmak üzere, hükümetten gelen açıklamalara esprili yaklaşmak. kin yoktu içimizde. sadece huzurlu, mutlu, adaletli yaşamak istiyorduk.
devamını gör...
duşta iki elini duvara yaslayıp suyun altında seksi olmak
devamını gör...
evlenmemek için nedenler
her an aldatılabilirsiniz.
ürkünç.
ürkünç.
devamını gör...
saati bulan insan saati nasıl ayarladı sorunsalı
yıllardır şaşırdığım sorun.
bir bu da, ikincisi de var.
bilgisayarlar. o aletler nasıl o görüntüyü yansıtıyor, nasıl böyle işlere yarıyorlar aklım ermiyor.
ortaçağdan kalmış gibiyim ama onca şey okudum hala içten içe bi mantıksızlık ve de hayranlık duyuyorum.
bir bu da, ikincisi de var.
bilgisayarlar. o aletler nasıl o görüntüyü yansıtıyor, nasıl böyle işlere yarıyorlar aklım ermiyor.
ortaçağdan kalmış gibiyim ama onca şey okudum hala içten içe bi mantıksızlık ve de hayranlık duyuyorum.
devamını gör...
edirne'de 8 köpek yavrusunun diri diri yakılarak öldürülmesi
bu tür hastalıklı insanlar geleceğin katilleridir*, bana göre bir hayvanı da insanı da öldüren aynı katil sıfatına sahiptir.
devamını gör...
girişi güzel olan şarkılar
deniz tekin- yıldızlar
devamını gör...
seneye görüşürüz
liselerde ortaokullarda yaptığımız yaparken eğlendiğimiz tatsız espridir.
bu kadar komik olmayan ama komik olan başka espri görmedim.
bu kadar komik olmayan ama komik olan başka espri görmedim.
devamını gör...
acıya alışmak
insanoğlu yaradılış gereği acı hissiyatına tepki vermeye programlanmıştır.
çok basittir denklemdir aslında, eğer bir şey acı veriyor ise, ondan uzak dur.
misal, eğer ateş elini yakıyor ise, bir daha dokunma veya yediğin bitki mideni ağrıttı ise bir daha onu yeme.
acı aslında vücudun bir koruma mekanizması olarak da düşünülebilir.
bir yerimizde sıkıntı çıktığında o bölge beyine sinyal yollar ve bu sinyalin karşılığı acı hissidir.
tabi bu her zaman fiziksel olmak zorunda değil, psikolojik ve duygusal kaynaklı çok ağır acılar da vardır.
can da öyle tatlıdır ki, insanlar acıdan korkmaya başlar zamanla.
fakat günümüz modern yaşam şeklinin getirdiği konfor insanları doğal yaşam alanlarından, doğanın içinden alıp betona hapis etmiştir. bunun yüzünden insanın fiziksel ve psikolojik gelişimi de değişime uğramıştır. şehir insanı yemeğini kazanmak için avlamak zorunda olmadığından veya göçebe bir hayat süremediği için ister istemez acının ne olduğunu unutmuştur aslında.
bu sebepten de, artık en ufak bir acı ihtimali bile strese sokar olmuştur onu. artık korkutuğu şey acının kendisi değil, acı yaşama fikridir. tabi burada bahsettiğim, nüfusun çoğunluğunu oluşturan şehir insanları.
bunların yanı sıra yine yaradılıştan gelen adapte olabilme/alışabilme güdüsü vardır insanoğlunun. bu da bizi evrim sürecinde ayakta tutan ve besin zincirinin en üstüne kadar çıkmamızı garantileyen bir hayatta kalma fonksiyonudur.
eğer birey yoğun ve sürekli olarak acı yaşıyor ise, adapte olma fonksiyonu zaman içerisine, yine hayatta kalma güdüsünden ötürü gelen acı fonksiyonunu baypas eder.
yani kişi elini ateşe götürdüğünde, bunun vücuda hasar verdiğini iletmek için uyarı veren, acı sinyalleri gönderen ve bunu koruma amaçlı yapan sistemin gönderdiği sinyali etkisizleştirir.
bunun nedeni ise aslında kişinin elini ateşe sokmaktan başka bir çaresinin olmadığını, adapte olma fonksiyonun algılaması fakat acı/uyarı fonksiyonunun algılayamamasıdır. kişinin akli sağlını korumak için, adapte olma fonksiyonunun, yine koruma amacı güden ama korumaktan çok zarar verdiğinin farkına varmayan acı/uyarı fonksiyonunu etkisiz hale getirmesi acıya alıştıran şeydir aslında.
bu yüzdendir ki zor günler geçiren,zor dönemler atlatmış, kayıplar vermiş insanlar, eğer hala ayaktalar ise kolay kolay yıkılmaz, etkilenmezler körpe acılardan.
üzerine kurulmuş felsefi bir okul da vardır bu düşüncenin stoa isminde.
şöyle güzel bir de sözleri vardır bu stoacıların;
"hayatın tamamı göz yaşları için ağlarken, kısımlarına ağlamak niye."
lucius annaeus seneca
çok basittir denklemdir aslında, eğer bir şey acı veriyor ise, ondan uzak dur.
misal, eğer ateş elini yakıyor ise, bir daha dokunma veya yediğin bitki mideni ağrıttı ise bir daha onu yeme.
acı aslında vücudun bir koruma mekanizması olarak da düşünülebilir.
bir yerimizde sıkıntı çıktığında o bölge beyine sinyal yollar ve bu sinyalin karşılığı acı hissidir.
tabi bu her zaman fiziksel olmak zorunda değil, psikolojik ve duygusal kaynaklı çok ağır acılar da vardır.
can da öyle tatlıdır ki, insanlar acıdan korkmaya başlar zamanla.
fakat günümüz modern yaşam şeklinin getirdiği konfor insanları doğal yaşam alanlarından, doğanın içinden alıp betona hapis etmiştir. bunun yüzünden insanın fiziksel ve psikolojik gelişimi de değişime uğramıştır. şehir insanı yemeğini kazanmak için avlamak zorunda olmadığından veya göçebe bir hayat süremediği için ister istemez acının ne olduğunu unutmuştur aslında.
bu sebepten de, artık en ufak bir acı ihtimali bile strese sokar olmuştur onu. artık korkutuğu şey acının kendisi değil, acı yaşama fikridir. tabi burada bahsettiğim, nüfusun çoğunluğunu oluşturan şehir insanları.
bunların yanı sıra yine yaradılıştan gelen adapte olabilme/alışabilme güdüsü vardır insanoğlunun. bu da bizi evrim sürecinde ayakta tutan ve besin zincirinin en üstüne kadar çıkmamızı garantileyen bir hayatta kalma fonksiyonudur.
eğer birey yoğun ve sürekli olarak acı yaşıyor ise, adapte olma fonksiyonu zaman içerisine, yine hayatta kalma güdüsünden ötürü gelen acı fonksiyonunu baypas eder.
yani kişi elini ateşe götürdüğünde, bunun vücuda hasar verdiğini iletmek için uyarı veren, acı sinyalleri gönderen ve bunu koruma amaçlı yapan sistemin gönderdiği sinyali etkisizleştirir.
bunun nedeni ise aslında kişinin elini ateşe sokmaktan başka bir çaresinin olmadığını, adapte olma fonksiyonun algılaması fakat acı/uyarı fonksiyonunun algılayamamasıdır. kişinin akli sağlını korumak için, adapte olma fonksiyonunun, yine koruma amacı güden ama korumaktan çok zarar verdiğinin farkına varmayan acı/uyarı fonksiyonunu etkisiz hale getirmesi acıya alıştıran şeydir aslında.
bu yüzdendir ki zor günler geçiren,zor dönemler atlatmış, kayıplar vermiş insanlar, eğer hala ayaktalar ise kolay kolay yıkılmaz, etkilenmezler körpe acılardan.
üzerine kurulmuş felsefi bir okul da vardır bu düşüncenin stoa isminde.
şöyle güzel bir de sözleri vardır bu stoacıların;
"hayatın tamamı göz yaşları için ağlarken, kısımlarına ağlamak niye."
lucius annaeus seneca
devamını gör...
intihar notu
aslında topluma edilen sitemdir.
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
koridordaki kalorifer önünde yapılan sohbetlerin yeri ayrıdır.
devamını gör...

