bakarken kıyamamak mı, yoksa baktıkça doyamamak mıdır aşk?

-özdemir asaf-
devamını gör...

(bkz: zimbardo deneyi)olarakta bilinir.
tanrının bir mesleği olsa ne olurdu diye bir anket başlık açsam herhalde psikologlar veya psikiyatristler derdim. dünyamızı baştan aşağı değiştirebilirler.
bu deneyin filmi de yapılmıştır efem...ekranı sarsıp ''olm bunlar sadece deney'' demek istiyorsunuz izlerken... öyle bir etki bırakıyor bünyede..
www.imdb.com/title/tt0997152/
devamını gör...

şinanay da yavrum șina şinanay
şinanay da şinanay hoppa şinanay
şinanay da yavrum șina şinanay
şinanay da şinanay hoppa şinanay


böyle güzel şarkı olabilir mi? bütünü öyle güzel sözlerle yazılmış ki sadece bu bölümle haksızlık edilmeyecek kadar güzel hem de. ben azıcık neşe katsın diye o kısmı paylaştım.
devamını gör...

evde yapsam yemezsin.
devamını gör...

imkansız olanı elediğinde olasılıksız olsa da elinde kalan gerçek olmalıdır." sir arthur conan doyle.

christopher nolan'a göre murphy kanunları olur'u olan her durumun, ihtimaller dahilinde gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğu üzerinedir. bir şey olacaksa olur çünkü yasalar buna izin verir, murphy'nin yasaları değil, evrenin kendi yasalarıdır buna izin veren. kuantum düzeyinde evren belirsizlikten ibaret gibi görünse de fiziğin alt parçacıklarının dahi etrafında döndüğü bir güç alanı vardır. yani haliyle de kaotik, belirsiz hareket etmesi gereken, bazı hal ve durumlarda da öyle hareket eden parçacıkların düzenli olması varlığın oluşabilmesi için gereklidir. kurallar vardır. evrenin dışında ne olduğunu bilmiyor, evrenin biçimini ifade etmede yetersiz kalıyor ve daha nice algımız dışında kalan olayı anlatırken bocalıyoruz. buna rağmen olmuştur. "dünya olduğu gibi olan her şeydir." bu durumda da evrenin içerisinde gerçekleşen ekstrem herhangi bir durum yoktur. sadece olayların sıklık derecesi, oluş sayıları ve süreleri vardır, böylelikle sınırlı aklımız için belirleyici çizelge oluşturabilir, doğaüstü tanımını yapıştırabiliriz. oysa, az önce yazdığım gibi doğada doğaüstü herhangi bir olay gerçekleşmez, bununla birlikte bir olayın bir diğerine göre üstünlüğü yoktur, hepsi sadece insan algısının cılızlığının getirisi tanımlardır. murphy yasaları/kanunları da bir şekilde bunları alaya alır, "neden ben?" sorusuna "çünkü öyle." diyebilmenin bir yoludur. genel-geçerdir böylelikle, haliyle de insanı merkezden alarak diğerlerinin arasına bırakır. benzerlerine "ya sen de mi?" sorusunu yönelten insan sonunda anlayabilirse "sadece bana olmuyormuş." diyebilme gücünü, aşağılık kibrinin ötesinde bulabilir, umarım da bulur.

mucize diye tanımlanabilecek olasılıklarla evren bir şekilde patladı, hiçlikten varolan bu yapı kaderinde çizilen muhtemelen yaşına göre bizim bulunduğumuz noktada oldukça genç. biz evrenin 13,4 milyar yıllık kısmında yaşıyor, onu bu emekleme çağında görüyor hatta nasıl oluştuğuna dair bırakılan izlerle optik bir görüntü oluşturabiliyoruz. entropi. evrenin içindeki her şey, sonunda evrenin kendisine de olacağı gibi dönüşmeye/yıkılmaya mahkumdur, bundan kaçısın tek bir yolu bile yoktur, tüm galaksiler birbirinden uzaklaşıp evrenin kendisi de genişleme sürecinin sonuna geldiğinde soğumaya ardından da enerjisini yitiren sayısız yıldızın da çökmesiyle beraber oluşan karadelikler ısınmaya ve sonunda da kendini kapatmaya mahkumdur. gnostiklerin evren hapishane inancı eğer manevi tanımından ayrılıp fiziki forma bürünebilseydi, tam anlamıyla bu olurdu. durum böyleyken murphy yasasındaki "her şey kötüye gider." maddesi insanın yok olmaktan korkan, eylemsizliğe teşvik eden algısıyla birleşip kendini gerçekleştirebilirdi.

bizler öleceğini bilerek hayatta kalmayı sürdüren canlılarız, doğanın ne olduğuna dair bir bakışımız onu açıklamaya yönelik algıtlarımız var. ölümden korkuyoruz, en canlı gibi bizler de hayatta kalma içgüdüsüne denizdeki tek hücreli canlı gibi sahibiz. buna karşılık yine de devam ediyor, türü ya da kabileyi gelecekte var edebilme umuduyla çoğalmayı ya da insanın devamlılığı için gereken hareketi gerçekleştiriyoruz. o halde buradan çıkarabileceğimiz tek şey, tüm kötü ihtimallere rağmen yaşamak hala umut verici. o zaman diyebiliriz; ilk canlı/canlıların kazandığı içgüdüye sahipsek aynı şekilde onu oluşturan ortam kendi şablonuyla hareket ettiyse yine ortamı var eden ihtimaller zincirindeki kodu içimizde barındırıyoruz. bu yüzden "her şey kötüye gider." yasası makul geliyor, bu yüzden olanaklılığını gözden çıkarmıyoruz. buna rağmen biliyoruz; her şey kötüye gider gitmesine ama buna rağmen yaşam var. buradayız. çok da kötü gözükmüyor öyle değil mi?
devamını gör...

aşık veysel şatıroğlu ve onun bakış açısını anladıktan sonra, beatles ve "rock'n'roll" temel kültürü ile beslenmiş, yıkanmış; "barış manço", "cem karaca", "erkin koray" vs gibi üyelere mensup kuşağın "öze dönüş"'ü seçenlerinden olmuş, fakat tamamen anadolu rock kulvarına geçmemeyi tercih etmiş sanatçı, müzisyen, şarkıcı.

sonraları yazdığı müzik ve sözlerde halk müziği etkileri hep sürmüştür.

(bkz: sakın gelme)
(bkz: sevda çiçeği)
(bkz: zaman zaman)
(bkz: değirmenler)
devamını gör...

gecenin bu saatinde devrin koş birilerini dövücez diye mesaj atsa doblomu satın almadığı için yanına gitmeyeceğim yazar, oh olsun.
devamını gör...

kafam karışık son zamanlarda
ruhum bedenimden daha yorgun belki de
dizlerim, çocukluğuma kanıyor
ben hala senin peşinde

oturuyorum gözyaşı iskelesinde
çıplak ayaklarım suyun yüzeyinde
sen uzakta bir gemide
ben ellerinin derdinde

canım yanıyor çok defa
susmak da yetmiyor sanırım
şiirlerim yakıyor ağıtlarımı
sinemde koca bir ağırlık

yaşamım ve varlığım
bir bir seriliyor önüme
ah keşke bir bilsen
daha neler var da,neyse...

deliliğimin gerçekliği vuruyor yüzüme
doktorun sözleri kurcalıyor aklımı
sözlerim yalnızlığımı acıtıyor
paylaşıyoruz uzaklığın yakınlığını
devamını gör...

2016 yılındaki saldırıdan sonra yakınından geçmeye çekindiğim park. zaten o gün de patlamadan 2 saat kadar önce oradaydık.

eski halleri:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

taşınmanın en keyifli kısmıdır kitaplari raflarına yerleştirme.
devamını gör...

üstteki yazara cevap vermem gerekirse, kırmızı oda'daki doktor psikiyatrist. ilaç yazıyor çünkü. aslında toplumumuzda psikiyatrist-psikolog ayrımı yanlış yapıldığı için bu soruyu çoğu kişi soruyor. psikiyatrist sadece tanı koyup ilaç yazarmış gibi. hayır, psikiyatristler de dinler sizi, akıl verir. en azından yapmalıdır bunu. ilaç + terapi şeklinde bir tedavi süreci izlerler genellikle. psikologlar ise ilaç vermezler, terapi yaparlar. eğer ilaçsız hallolmayacak bir şey ise psikiyatriste yönlendirirler. ben mesela hem psikiyatrist hem de psikolog ile görüşüyorum. neden? psikiyatristim beni dinlemiyor ve ilacımı yazıyor sadece. psikoloğum ise terapimle ilgileniyor.

not: hayır arkadaşlar zengin değilim. psikiyatrist tanıdık, psikolog da devlette. yani 0 lira ödüyorum.
devamını gör...

kanserli bir çocuğun annesi tarafından kurulmuş, iyiliği ve gülümsemeyi bulaştırmayı amaç edinmiş bir dernektir. son zamanlarda instagramda paylaşılan filtre ile görmüş olabilirsiniz. görmediyseniz hemen anlatıyorum; derneğin sayfasından filtreyi kullanıp video çekip #gülümsetencevap etiketiyle paylaşım yapınca, filtrede kafanızın üzerinizde çıkan hediye kanserli bir çocuğa gönderiliyor. yani sadece filtreyi kullanarak iyilik yapmış oluyorsunuz. eğer filtreyi kullanmak isterseniz şuraya link bırakıyorum gülümseten cevaplar filtresi aynı zamanda derneğe dair bir çok bilgiye de şuracıktan ulaşabilirsiniz. gülmek iyileştirir. o zaman hadi bakalım kafa sözlük ailesi neler yapabiliyoruz gösterelim.
devamını gör...

vichy dercos ds önerimdir. kafa derinizi rahatlatıyor. bildiğim kadarıyla bir tedavisi yok bu meretin.
devamını gör...

stephen king'in neden büyük bir yazar olduğunu gösteren kitaplardan biri. roman, king'in diğer kitaplarından anlatım tarzı ve üslup olarak biraz farklı bir yerde durmaktadır. oyun adlı kitapla bağlantılı yerleri vardır, ancak kitabı anlamak için oyun'u okumak gerekli değildir; sadece iki kitabı da okuyanların daha fazla keyif alacağı bir bağlantı mevcuttur. zaten kitabın hikayesi tek başına yeterince güçlüdür. ayrıca 1995 yılında aynı isimle sinemaya uyarlanmıştır.
devamını gör...

netflix'de alakalı alakasız her filme bir gay bir de zenci karakter itelemekle hak savunuculuğu yapıldığını iddia eden komik akım. bir nevi azınlık faşizmi.
devamını gör...

kapalı kapılar ardında tezgah döndürmeye çalışanların korkulu rüyası olmaya devam etmeye çalışacak olan yazar.

tezgah döndürmeye çalışanları fırıldak gibi döndürmekten de zevk alır.

ayrıca sevdiceği arada nickaltına uğrar, ancak onun nickaltında en son tanım bu yazara ait olduğundan iade-i ziyaret yapamamanın mutsuzluğunu yaşar.*
devamını gör...

her yerde nickini görebileceğimiz yazar.

kendini sözlüğe adamıştır.
akışta gezerken sürekli denk gelirim. bu durumdan pek memnunum açıkçası. güzel tespitleri var çünkü. az, öz, keyifli...

fevri olmaması ve orta yolcu oluşundan oturaklı biri olduğuda pek belli. (yaşı merak edilmiş bu yorumu onun için yaptım.) kendisinin bir ağırlığı var burda buda cabası.

durgun bir nickaltı oldu bu benim için hayırlısı. sanırım yazarın sakinliği bana yansıdı bir şekilde. hayırlara vesile olsun hah. neyse sulandırmadan gideyim.

keyifli sözlükler sayın yazar.
devamını gör...

ozzy osbourne’ un no more tears,
rush (grup)’ ın tom sawyer
ve akabinde barış manço’ nun dönence parçalarını dinlediğinizde bu sakıncalı düşünceden arınırsınız. merak etmeyin. *
devamını gör...

saçmalığın daniskasıydı, geri adım atmışlar. dil kanunla kuralla şekillenmez ,dil toplumların yaşanmışlıklarını yaşamakta olduğu zamanla sentezlemesinden süzülerek kendi yolunu bulur mecranın akışına tepeden inme müdahale etmeye kalkarsan komik duruma düşersin. ancak ve ancak henüz dilde karşılığı olmayan kelimeler için (yeni icatlar, terimler gibi) karşılık geliştirip topluma sunmak mümkün olabilir. tutup tutamayacağına da yine o toplumun ortak aklı karar verir.
devamını gör...

made by mozart:

1783 yılında wolfgang amadeus mozart* tarafından bestelenen 11 numaralı la majör piyano sonatının 3. bölümüne verilen isimdir. asıl ismi rondo alla turca olmasına rağmen genellikle turkish march olarak bilinir. mehter marşının ritminden esinlendiği söylenir.* medarıiftiharımız fazıl say tarafından çalınan bir turkish march için lütfen tıklayınız.



made by beethoven:

mozart türk marşı besteler de beethoven durur mu? 1811 yılında bestelenen the ruins of athens isimli sonatında, mevlevi korosunu dinlediği ve ondan esinlendiği iddia edilen bir türk marşı bulunur. ludwig van beethoven'dan* tarafından bestelenmiş bir turkish march dinlemek için lütfen tıklayınız.

devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim