yüzyüze ×
yüz yüze ✓

altyazı ×
alt yazı✓

boşvermek ×
boş vermek ✓

sağol ×
sağ ol ✓

hoşgeldin ×
hoş geldin ✓

hoşbuldum ×
hoş buldum ✓
devamını gör...

sağlık çalışanlarımızın dünyada 1 numara olduğunu kanıtlayan haber. avrupa'da polonya gibi ülkelerin aşıların eşit dağıtılmadığınından yakınması veya fransada aşılama sisteminin çökmesi gibi olaylar oluyor. amerikayı saymıyorum bile.
eğri oturup doğru konuşalım hiç kimse ayda 3000-4000₺ maaş için -10 derecede 30kg çanta ile dağ başına çıkmaz. sadece bu bile yeter.

trt haber
--- alıntı ---

85 yaş üstündeki vatandaşları aşılamak için karlı yolları aşıyorlar

30 kiloluk çantalarla kilometrelerce yürüyorlar

oluşturulan ekiplerin sabahın erken saatlerinde sahaya çıktığını anlatan dalga, şöyle konuştu:

"ekiple çıktığımız güzergahtaki aşıların tümünü yapmaya çalışıyoruz. bu artık iş değil, gönüllülük esası oluyor. doktor, hemşire ve tıbbi sekreterle yollara çıkıyoruz. sadece kendi işimizi yapmıyoruz. yeri geliyor kara saplanan arabayı itiyoruz. 30 kiloluk acil durum çantasını sırtımıza alıp kilometrelerce yürüyoruz. çoğu zaman köy yollarında kalıyoruz. hepimiz biliyoruz ki salgını bitirecek olan aşılamadır. bilim insanlarımıza, sağlık çalışanlarımıza güvensinler. sırasına göre aşılarını yapsınlar. tez zamanda bu salgını bitirelim."

--- alıntı ---
devamını gör...

el hakem : mutlak hakim ve tek hüküm sahibi.
allah'ın 99 isimlerinden bir tanesidir.
devamını gör...

(bkz: çay tüketimi)
devamını gör...

cahille tartışmak zorunda kalmaya mahal vermemek. zira cahille tartışamazsın okur, tartışıyor olduğunu sandığın süre zarfındaki tek tartışma, senin ısrarla birine kendini anlatma mücadelesi veren tarafınla ordan uzaklaşmak isteyen tarafın arasında yaşanan tartışmadır. yapma bunu kendine. cahille tartışılmaz, cahile bir şeyler öğretilir, tabii o da öğrenmeye gönüllüyse.
devamını gör...

good omens (david tennant ve michael sheen desem izlemeniz için yeterli olur herhalde)
fleabag (özellikle ikinci sezonu çok güzeldi, başkarakteri o kadar iyi anlıyorum ki bazı sahnelerde)
undone (henüz hepsini bitirmedim ama farklı bir yapım, bir göz atmaya değer)
edit: the boys'u eklemeyi nasıl unuttum bilmiyorum ama marvel tarzı 'mükemmel' kahramanlar yerine psikopat kahramanları izlemek isterseniz mutlaka bu diziye bakın
devamını gör...

akrabalar
coğrafya
kendim
devamını gör...

kemik bütünlüğünün bozulmasıdır. yaş ilerledikçe kırık riski de artar.
devamını gör...

kafa bi dünya yürümek, nefeslenmek için çay ocağına girmek, nevaleyi görmek, ayıp olmasın diye "afiyet olsun, yarasın" deyip geri kaçmaya çalışmak, "abi gel allah aşkına", "yok lan size yetmez o" arasındaki kavgayı yaşamak, çok ısrar edilmek, dayanamamak, cehennem ateşini harlamak, iyi yapmak, "iyi insanlar var" demek, arkada cengiz özkan çalmak, kastın azabına düşmek.

/ cehennemin en güzel kokulu yoludur anason tarlaları /

basmane / az önce

https://i.ibb.co/zxlzgr9/ımg-20210416-171045.jpg
devamını gör...

bir etken maddenin biyolojik etkinliğinin ölçümü esas alınarak verilen vitaminler hormonlar bazı ilaçlar aşılar ve kan ürünleri ile biyolojik etkin maddeler için kullanılan dünya sağlık örgütü tarafından belirlenmiş ve etken madde miktarını tanımlamak için kullanılan ölçü birimidir.
devamını gör...

kendisine yatırım yapmak yerine, hayat standartlarını yükseltecek bilgileri öğrenmek yerine, boş bilgileri beyninde boşu boşuna yer tutması için çaba sarf eden kişidir. ondan sonra da ben neden iyi şartlarda yaşayamıyorum diye şikayet eder. her bilgi faydalı değildir. her kitap okunmaya değer değildir. dünyadaki tüm insanların fikirlerini tek tek öğrenmeye çalışmaya kimsenin ömrü yetmez.
devamını gör...

kolay olmayan ve biraz da cesaret isteyen bir eylem.
ben de uzun zamandır saçlarımı kendim kesiyorum ve şekil veriyorum. önceden iyi olmuyordu ve düzelttirmem gerekiyordu. şimdilerde durum biraz düzeldi.
kendi kendime bir şeyler başarmak iyi hissettiriyor ve kendime yetebilmek noktasında da ilerleme inancımı artırıyor.
devamını gör...

yunan mitolojisinin en acıklı fakat felsefesi derin hikayelerinden biri birazdan anlatacaklarım.

girit kralı minos tahta geçince poseidon’a yalvarıp kendisine kraliyetinin sembolü olarak kar beyazı bir boğa göndermesini, bunu da tanrısına adayacağını söyler. istediği gibi bir boğa gelir fakat minos boğanın güzelliğine dayanamayıp kurban etmekten vazgeçer. bu hikayede gökten koç inmiyor ne yazık ki. tanrı poseidon, minos’un cüretkarlığına çok kızıp unutamayacağı bir ceza planlar. minos’un karısı pasiphaë’yi beyaz boğaya aşık eder. kraliçe pasiphaë, dönemin usta zanaatkarlarından daedalus efendiyi çağırtıp meramını anlatır, “bana tahtadan bir boğa yap ki beyaz boğayı kandırayım, benimle birlikte olabilsin” der. daedalus kraliçenin isteğini gerçekleştirir, boğayla kraliçenin bir çocuğu olur, fakat tövbestağfurullah ecinni gibi bir şey çıkar ortaya. insan desen insan değil, boğa desen boğa değil, “ee ad vericez ki lan buna” diye düşündüren bir şey çıkmıştır ortaya. şehrin zekilerinden biri çıkıp “beyler biz minoslu değil miyiz (minoan civilization)? burası minos şehri değil mi? e şehrin adını verelim gitsin, minoslu boğa diyelim, ne diyonuz?” diye sorar. ahali tabi alkış kıyamet, fikri çok beğenir, minos ve taurus kelimelerini harmanlayıp minotaur ismini üretirler.

bu sırada kraliçe pasiphaë yavrusunu besler, büyütür, fakat hayvan (?!) büyüdükçe insani duygulardan yoksun olduğunu görür. merhamet duygusu yoktur. öldürme güdüsü baskındır. garip de bir yaratık olduğu için neyle besleyeceklerini de bilemezler, açlıktan iyice gözü dönen minotaur insan öldürüp kendine ziyafet çekmeye başlar (otçul boğayı da insan yiyen canavara çevirmeleri ilginç bir detay olmuş). kral minos, karısı kraliçe için tahta boğayı yapan adamı çağırtır, “bu belayı başımıza sen açtın, sen temizleyeceksin. şu yaratığı hapsedebileceğimiz bir hapishane yap” der, peşine de “yıkıl karşımdan” diye ekler. daedalus ve oğlu ikarus bir labirent yapar, minotaur da bu labirentin merkezinde hapis tutulur der efsane. hatta derler ki, daedalus o kadar mükemmel bir labirent yapmış ki neredeyse kendisi bile içerde yolunu kaybedecekmiş.

tam “işler bitti, hadi biz ödemeyi alıp yolumuza gidelim sayın kralım” diyecekken minos “bi’ dakka durun bakalım. bu labirentin varlığından haberdar olan, girişini çıkışını bilen, dahası içinde kraliçenin bizzat kendi doğurduğu boğa adamın varlığını bilen sadece siz varsınız. bu bilgilerle sizi salamam. muhafızlar! kapatın bunları kuleye” der ve baba oğulu kuleye hapsettirir.

daedalus bakar ki kral minos’un ordusu gün geçtikçe daha da büyüyor, kral da daha sert davranmaya başlamış; “bize karadan kaçış yok” diyerek gözünü denize dikmiş. bakmış ki donanma da o biçim, ondan da vazgeçmiş. umudunu kaybetmek üzereyken kulenin tepesine gelip giden kuşları fark etmiş. kuşların tüylerini balmumuyla tahta bir iskelete tutturarak kanat yapan daedalus, bir çiftini oğluna verir diğer çifti kendi alır. uçmadan önce oğlunu sıkı sıkıya tembihler, “ey oğul” der. “sakın denize çok yakın uçma, kanatlarındaki tüyler ıslanır, boğulursun”. baba ya bu, nasihatlere devam eder. yine “ey oğul” der. “güneşe de çok yakın uçma, kanatların erir, çakılırsın”. ikarus tabi uçan ilk insan olacak, gencecik çocuk, heyecandan yerinde duramıyor. “he baba he” deyip babasıyla birlikte kulenin penceresinden bırakır kendini boşluğa.

piyuuuu… hezarfen uçmazdan yıllaaar yıllar önce ikarus uçmuş. o kadar uçmuş ki, sanki yıllardır uçuyormuş gibiymiş. kuşlarla yarışa tutuşmuş, bir yukarı bir aşağı dala çıka uçmaya başlamış. kendini özgürlüğün büyüsüne o kadar kaptırmış ki yükseldikçe yükselmiş. “bir fani bu kadar yükselerek bana nasıl saygısızlık edebilir” diyerek küplere binen güneş tanrısı helios, yakıvermiş ikarus’un kanatlarını. tüylerini bir arada tutan balmumu eriyince olanca hızıyla suya çakılmış, oracıkta boğularak can vermis ikarus. o günden sonra ikaria adasına ve çevreleyen denize ikarus’un ismini vermişler.

şimdi gelelim hikayenin ana fikrine. çok yüksekten uçmak (kendine çok güvenmek) ve çok alçaktan uçmak (fazla uysal olmak), ikisi de tehlikelidir. ikarus, korkularımızın (en azından bir kısmının) sezgisel olduğunu ve yeterli cesaretle üstesinden gelinebileceğini temsil eder. yüksekten, ya da düşmekten korkmanın yerine bugün konfor alanından çıkıp riskli bir girişimde bulunmayı da koyabiliriz (parayı dolara yatırmak gibi, borsaya girmek gibi, “ben bu işi başarırım ya ne var ki” gibi).

“limitlerimizin farkında olmak” sonucu da çıkartılabilir. ölçülü olmak, yerine göre davranmak falan gibi şeyler. mesela rains of castamere şarkısında der ki “and who are you, the proud lord said, that i must bow so low? (peki siz kimsiniz ki, dedi gururlu lord, ben önünde yerlere kadar eğileceğim?)”, bence anlatmak istediğimi çok güzel anlatıyor. saygıyı elden bırakmadan dişlerini gösteren lannister lordunun gözünden bu “kendini ezdirmemek ama çizgiyi de aşmamak” düsturunu ben görebiliyorum yani, umarım size de görünür. zorlarsak belki büyüklere, yaşlılara, tecrübelilere vs saygı, hürmet falan gibi sonuçlar da çıkarılabilir (ama hiç benim çıkartacağım sonuç değil heheh).
son olarak bahsetmezsem çarpılırım dediğim bir konu var. eskiden sakin diye bir grup vardı, bu konu üzerine bir şarkıları var.

ikarus’un (eğer başarsaydı) güneşe ulaşan ilk ölümlü olması üzerine bir şarkı. “birden susarsa bütün yenilgiler // tekil hayatlar da bir gün devrim yapar ya” der, sanki o istediğin hedefe ulaşınca geçmişteki bütün yenilgilerin kaybolacağını, hayatının ihtilalini gerçekleştireceğini, zincirlerini kıracağını söyler.

ya da ben çok fazla anlam yüklüyorum. bilemedim.

bruegel'in landscape with the fall of icarus isimli tablosunda mesela ikarus'un düştüğünü sağ altta görebilirsiniz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ya da daha modern çalışmalarda şu şekilde de resmedildiği oluyormuş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel ya da böyle
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

düşünceyi ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü anlamında olumlu bir gelişme. ahmet altan'ın yazılarını seversiniz ya da nefret ederseniz o ayrı ancak kişilerin düşünceyi ifade hakkını, haber alma ve verme hakkını kullandıkları için yargılanmaları ve hapsedilmeleri insan haklarına aykıdır. avrupa insan hakları mahkemesinin türkiye kararının ardından altan'ın serbest bırakılması olumlu bir gelişmedir. türkiye hala en çok gazetecinin tutuklu olduğu ülkeler arasındadır.
ahmet altan'ın serbest bırakılması dünya basınında geniş yer buldu. guardian gazetesinde verilen haber için buradan
devamını gör...

(bkz: robot hatipler kapatılsın)
devamını gör...

çok yorgun olduğunuz bir günün akşamında kedinizin kucağınıza çıkıp mır mır diye bir melodi tutturması.
devamını gör...

öğretmenlerde öğrencilerde açılırsa ekime modunda. fazlasıyla bıktırdınız her yaştan, her kesimden insanı. kalabalıklarda aşısız kalasınız.
devamını gör...

kendisinden çok uzakta bir babaya, kendisiyle yeterince ilgilenemeyecek kadar meşgul bir anneye ve tüm bunların içerisinde kendini oyalaması için kendi çapında küçük bir hayvanat bahçesi büyüklüğünde evcil hayvan kadrosuna sahip olan sophie isimli küçük kızımızın, kendi adına bir mektup alması ile gelişen olaylar bütününün yer aldığı, dünyada satış rekorları kırmış bir kitaptır bu kitap…

öncelikle şunu belirtmeliyim, her ne kadar üzerinde ‘felsefe tarihi üzerine bir roman’ yazsa da, aslında en başından, sonuna kadar felsefe tarihini sade, basit, akıcı bir dille ( unutmayın ki sophie’miz küçük bir çocuk, aslında tam da onun anlayabileceği şekilde) anlatan muhteşem bir kitaptır.

felsefeye, felsefe tarihine kıyısından köşesinden, azıcık ucundan, kenarından dokunan herkesin okuması gereken, felsefeyle tanışmak için müthiş bir başlangıç kitabıdır.

ilk çağ doğa filozoflarından, helenistik döneme,
varoluşçulara,
materyalistlere,
hegel, darwin, hume, kant, locke, descartes, freud, marx ve daha nicelerine,
bu kişilere ve akımlarına dair çok detaylı bilgiler bulundurmaktadır bu kitap..

kitap aslında, çevresini, etrafını, insanları, hayatı, kısacası üzerinde yaşadığı dünyayı sadece sorduğu sorularla algılayabilecek olan genç bir kızın dünyasından, onun gözlerinden bize felsefenin tarihini aktarırken, aynı zama da sophie’nin hayatı ile ilgili bazı kurguları da bize aktararak aslında bir mesaj da veriyor.

sophie’nin dünyası sadece sophie’nin değil; hepimizin dünyasıdır.
tüm insanlığın dünyasıdır.

küçücük, şuncacık ilginiz, alakanız, merakınız varsa felsefeye dair; bu kitap tanışmanız için müthiş bir seçenek olacaktır.
tavsiyemdir…

çünkü felsefe;

socrates’e göre neler bilmediğimizi bilmektir.
platon’a göre doğruyu bulma yolunda düşünsel bir çalışmadır.
aristo’ya göre ilk nedenler bilimidir.
hobbes’a göre doğru düşünmektir.
spinoza’ya göre genelleştirilmiş bir matematiktir.

yani özetle; ‘’felsefe, hayatın ta kendisidir.’’
devamını gör...

iki buçuk yıllık platonik bir evreden sonra kafamda tasarladığım naçizane bir plan ile kendisine açılma kararı aldım. plana göre kendisini eski usul numaralar ile gizleyen iki arkadaşımın yardımı ile hesap ödeme ve olay esnasında çalacak şarkı buradan işlerini halledecektim. mevcut şahsiyetime göre beklentinin üzerinde bir hediye alarak kendisine vermek istedim çünkü olaydan iki gün sonra kendilerinin doğum günüydü. içimde tam olarak tarif edemediğim çok garip bir his vardı. ben içimdeki bu his ile cebelleşirken kendilerinin kafeden içeri girdiğini gördüm. bulunduğum masaya doğru yönelerek karşıma oturdu. ilk yarım saat boyunca olan bitenden bihaber, karşısındaki insanı yakın arkadaş olarak gören bu kızın ve iki buçuk yıllık emeğin, arkadaşlığın yanıp kül olacağına inan kendimin sohbeti başladı. uygun bir anı bulduktan ve kendimi hazır hissettikten sonra kelimeler ağzımdan dökülmeye başladı. ilk olarak kendisine "seninle geçirdiğim 2.5 yılda sen bana her ne kadar arkadaş gözüyle baktıysan ben sana o kadar arkadaşlıktan öte bir göz ile baktım. ben her gece başımı yastığa koymadan önce bir soru sordum kendime, dedim ki: sen bu kızdan gerçekten hoşlanıyor musun? ve evet her gece kendime sorduğum bu sorunun cevabı hiç değişmeden aynıydı ben senden hoşlanmıyorum! ben seviyorum seni. çünkü hoşlanmak ile sevmek nezdimde çok farklı şeyler. hoşlanmak gelip geçici bir duyguyken sevmek bende bambaşka, baki. ben senin hayatından sen beni çıkarmadığın sürece çıkmak istemiyorum ancak şunu bilmeni isterim ki beni hayatında tuttuğun sürece senin beni sevmen için bir şeyleri sürekli deneyip duracağım... " kendisinin ne tepki vereceğini, kelimelerine nasıl başlayacağını kestirmek güçtü. çünkü ben bu kelimeleri sarf ederken gözlerini doldurabilmeyi başarmıştım. belki o da bana karşı boş değildi, bir şeyler hissediyordu. karşımda onunla, içimde ise kendim ile cebelleşirken benim için o mahur beste çoktan çalmaya başlamıştı. kendisine has, o güzel diliyle bu işin olmayacağını, benimle aynı duyguları hissetmediğini belirterek zatı şahanemi reddetti. her ne kadar bu ihtimale kendimi hazırlamış olsam da tabir-i caizse dünyam başıma yıkıldı.

edit1:

malum olaydan üç veya dört ay geçti ama gelin görün ki sevgili kafacılar aynı durumda devam ediyorum. dünyamı tekrar kuramadım bir türlü. kafanızı da bir güzel şişirdim kusuruma bakmayın. en azından yazarak içimdekileri atmak istiyorum. böyle bir başlık görünce yazmak istedim. umarım herkes sevdiği insan tarafından sevilir kendinize iyi bakın:)


edit2:
şuan durumumun nasıl olduğu hakkında mesajlarınız için çok çok teşekkür ederim. dilim döndüğünce buradan anlatayım. aradan neredeyse 1.5 yıl geçti. bu süre içerisinde kız arkadaşlarım oldu. onlarla güzel vakitler geçirdim. aslında onu unutabilmek için mi denedim böyle bir yolu ondan da emin değilim ancak hiçbiri kendilerinin yerini tutamadı. yaşanmamışlığın özlemini duymak mı bu? yoksa başka bir şey mi bilemiyorum ama olmadı işte. hala seviyorum onu hala özlüyorum. bitmeyen bir şeyler var içimde tek taraflı. gülüşü, bakışı bir olaya vereceği tepki dahi beynimin içine kazılı unutamıyorum. zaten unutmak da istemiyorum aslında. hasretiyle yaşayıp gidiyorum öyle. devam etmeye çalışıyorum..
devamını gör...

t: beğenen öğrencinin olmadığı fotoğraftır.

bakın her şeyi anlarım, kameranın kalitesizliğini, sınav stresinden tipimizin kaymasını falan her şeyi anlarım ama gidip de bir öğrenciyi kamerayı alttan tutup çekmek nedir. angelina jolie bile alt açıdan güzel çıkamaz, hayır yani düşmanınızı mı çekiyorsunuz hocam bunu bana neden yaptınız? bir de üniversite kimlik kartına direkt ösym fotomuzu koyuyorlarmış, bilseydim hocanın tüm itirazlarına rağmen bir kez daha çektirirdim.
sizi hiç affetmeyeceğim hocam.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim