cinsel seksli başlıkların açılmasının asıl amacı
maalesef sexting arayışıdır. benle aynı abazanlıkta birisi var mı kontrol edeyim isteğidir. sözlüğü kapatın vpn açın yapmayın burda öyle şeyler.
devamını gör...
keltler
ilk olarak m.ö 1200 civarlarında bir kültür olarak tarih sahnesine çıktığı düşünülen, antik çağa bir zamanlar damgasını vurmuş eski bir hint-avrupalı halk. bugünkü torunları irlandalılar, galler, iskoçlar, kernevekler, normandiya'daki britonlar ve ispanya'nın kuzeyindeki basklardır. her ne kadar günümüzde nispeten küçük sayılabilecek, irlanda ve iskoçya civarlarında varlıklarını ve kültürlerini devam ettirebilmiş olsalar da, zamanında anadolu'dan, balkanlar, orta avrupa, fransa, ve britanya'ya kadar geniş bir alana, çoğunlukla kabileler şeklinde yayılmışlardır. öyle ki, tarihteki ilk kelt devleti olma özelliğini taşıyan galatya krallığı da anadolu coğrafyasında kurulmuştur. roma devleti büyük bir imparatoluk haline dönüşmeden önce sık sık yağmalar ve baskınlar yapan bu halk, romalıları uzunca bir süre canından bezdirmiştir. hatta m.ö 390 yılında brennus isimli galyalı lider, roma'yı ele geçirip yakıp, yağmalamıştır. böylece roma tarihinde büyük bir trajedi bırakmıştır.
keltleri bitiren devlet ise yine roma'dan başkası değildir. keltler, sezar döneminde anavatanı olan galya'yı kaybederek en büyük darbeyi aldılar. tüm birleşik galya kabilelerin önderi vercingetorix, sayı üstünlüğüne rağmen alesia kentinde sezar tarafından kıstırılıp, ağır bir yenilgi alınca ise bizzat kendisi gidip sezar'a teslim oldu. imparator nero döneminde ise britanyalı keltlerin kadın önderi boudica, her ne kadar isyan etse de başarılı olamadı. ancak iskoçya'da kalan kaledonlar, coğrafi avantajın da desteğiyle yüzyıllarca kendilerini savunmayı başardılar. tabii ki roma istediği takdirde o toprakları da pekala alabilirdi, ancak dağlık ve değersiz iskoç topraklarıyla çok da ilgilenmediler. ara sıra gelen kaledon akınlarına karşı ise hadrian ve antonius döneminde iki büyük duvar inşa edildi. roma devleti yıkılıncaya kadar bu duvarlar sayesinde britanya'da ciddi bir tehdit yaşamadılar. bununla da birlikte geriye kalan kelt toplumları uzunca bir süre varlıklarını ve kültürlerini korumayı başardı. ta ki ingiltere'nin hakimiyeti altına girene kadar. ancak ingiliz hakimiyetinde kalan keltler, roma'dakiler gibi asimile olmadılar ve dillerini, kültürlerini muhafaza etmeyi günümüze kadar başardılar. 1919'da irlanda bağımsızlığını kazandı. uzun bir zaman dilimi boyunca, başka milletlerin altında yaşadıktan sonra kurulan ilk ülke oldu böylece. en genel hatlarıyla kelt toplumunun tarihi bu şekilde özetlenebilir.
zamanında belli ki çok savaşçı ve kana susamış bir millet imiş. hatta zaman zaman tanrılarına insan dahi kurban etmişlerdir.
ancak günümüzde tatlış, manyak ve viskiyle kafayı bozmuş bir millet haline gelmişler. bizzat irlanda'da bulunmuş biri olarak çok eğlenceli ve kafa insanlar olduklarını söyleyebilirim. tıpkı tarihte olduğu gibi, hareketli ve çılgın bir millet bu arkadaşlar. ayrıca çok güzel yerel müzikleri vardır. tıpkı kendileri gibi hareketli ve eğlenceli türden. velhasıl kelam, severiz kendilerini efendim.
edit: evet, alttaki arkadaşın da dediği gibi bask dili izole bir dil imiş. ancak kültürel ve genetik benzerlikleri çok büyük oranda iki millette de var. sanırım tarih boyunca keltlerle iç içe yaşamalarının bir getirisi. kapıyı tamamen kapatmamakla beraber ufak bir aralık bırakıyorum o yüzden. herkes araştırıp dilediğini sunsun valla.
keltleri bitiren devlet ise yine roma'dan başkası değildir. keltler, sezar döneminde anavatanı olan galya'yı kaybederek en büyük darbeyi aldılar. tüm birleşik galya kabilelerin önderi vercingetorix, sayı üstünlüğüne rağmen alesia kentinde sezar tarafından kıstırılıp, ağır bir yenilgi alınca ise bizzat kendisi gidip sezar'a teslim oldu. imparator nero döneminde ise britanyalı keltlerin kadın önderi boudica, her ne kadar isyan etse de başarılı olamadı. ancak iskoçya'da kalan kaledonlar, coğrafi avantajın da desteğiyle yüzyıllarca kendilerini savunmayı başardılar. tabii ki roma istediği takdirde o toprakları da pekala alabilirdi, ancak dağlık ve değersiz iskoç topraklarıyla çok da ilgilenmediler. ara sıra gelen kaledon akınlarına karşı ise hadrian ve antonius döneminde iki büyük duvar inşa edildi. roma devleti yıkılıncaya kadar bu duvarlar sayesinde britanya'da ciddi bir tehdit yaşamadılar. bununla da birlikte geriye kalan kelt toplumları uzunca bir süre varlıklarını ve kültürlerini korumayı başardı. ta ki ingiltere'nin hakimiyeti altına girene kadar. ancak ingiliz hakimiyetinde kalan keltler, roma'dakiler gibi asimile olmadılar ve dillerini, kültürlerini muhafaza etmeyi günümüze kadar başardılar. 1919'da irlanda bağımsızlığını kazandı. uzun bir zaman dilimi boyunca, başka milletlerin altında yaşadıktan sonra kurulan ilk ülke oldu böylece. en genel hatlarıyla kelt toplumunun tarihi bu şekilde özetlenebilir.
zamanında belli ki çok savaşçı ve kana susamış bir millet imiş. hatta zaman zaman tanrılarına insan dahi kurban etmişlerdir.
ancak günümüzde tatlış, manyak ve viskiyle kafayı bozmuş bir millet haline gelmişler. bizzat irlanda'da bulunmuş biri olarak çok eğlenceli ve kafa insanlar olduklarını söyleyebilirim. tıpkı tarihte olduğu gibi, hareketli ve çılgın bir millet bu arkadaşlar. ayrıca çok güzel yerel müzikleri vardır. tıpkı kendileri gibi hareketli ve eğlenceli türden. velhasıl kelam, severiz kendilerini efendim.
edit: evet, alttaki arkadaşın da dediği gibi bask dili izole bir dil imiş. ancak kültürel ve genetik benzerlikleri çok büyük oranda iki millette de var. sanırım tarih boyunca keltlerle iç içe yaşamalarının bir getirisi. kapıyı tamamen kapatmamakla beraber ufak bir aralık bırakıyorum o yüzden. herkes araştırıp dilediğini sunsun valla.
devamını gör...
yazarlar ilkokulda olsa açılacak başlıklar
ayşe niye saçımı çekiyor ?
devamını gör...
hamza yerlikaya'nın sahte diploma kullanması
ankara 7.ağır ceza mahkemesinin sonucunda ortaya çıkan hadise .
--- alıntı ---
“güreş sporunda dünya ve olimpiyat şampiyonu olan sanık aşamalardaki savunmalarında tanımadığı bir şahsın kendisine gelerek neden yüksek tahsil yapmadığını sorduğunu, ortaokul mezunu olduğunu, lise mezunu olmadığından yüksek tahsil yapmadığını söylediğini, diğer şahsın bunu hallederiz diye söylediğini daha sonra bu şahsın imrahor meslek lisesi’nden alınmış diplomayı kendisine getirerek verdiğini, bu diploma ile gazi üniversitesi beden eğitimi ve spor yüksekokulu’na kaydını yaptırdığını savunmuştur. sanığın kullandığı diplomanın sahte olup bu, sahteliği yapanlarla dayanışma içine girdiğine, bu suça katıldığına dair herhangi bir delil yoktur. mevcut delil durumuna göre ancak sanığın sahte olan diplomayı bilerek kullandığı söylenebilir.”
--- alıntı ---
cumhurbaşkanı başdanışmanı, gençlik ve spor bakan yardımcısı, vakıfbank yönetim kurulu başkan yardımcısı, eski akp milletvekili hamza yerlikaya' şimdi ne mezunu çözemedim ? bu işte bir terslik var.
buradan
"ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim"
yok paşam bunlar 20. yy'ın değerleri ve gerçekleri artık 21.yy'da partili ve magazine meze olanlar seviliyor, sayılıyor.
spor hayatları bittiğinde ya parti de vekil meclis kürsünde ya da survivor'da parkurda mücadele veriyorlar.
--- alıntı ---
“güreş sporunda dünya ve olimpiyat şampiyonu olan sanık aşamalardaki savunmalarında tanımadığı bir şahsın kendisine gelerek neden yüksek tahsil yapmadığını sorduğunu, ortaokul mezunu olduğunu, lise mezunu olmadığından yüksek tahsil yapmadığını söylediğini, diğer şahsın bunu hallederiz diye söylediğini daha sonra bu şahsın imrahor meslek lisesi’nden alınmış diplomayı kendisine getirerek verdiğini, bu diploma ile gazi üniversitesi beden eğitimi ve spor yüksekokulu’na kaydını yaptırdığını savunmuştur. sanığın kullandığı diplomanın sahte olup bu, sahteliği yapanlarla dayanışma içine girdiğine, bu suça katıldığına dair herhangi bir delil yoktur. mevcut delil durumuna göre ancak sanığın sahte olan diplomayı bilerek kullandığı söylenebilir.”
--- alıntı ---
cumhurbaşkanı başdanışmanı, gençlik ve spor bakan yardımcısı, vakıfbank yönetim kurulu başkan yardımcısı, eski akp milletvekili hamza yerlikaya' şimdi ne mezunu çözemedim ? bu işte bir terslik var.
buradan
"ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim"
yok paşam bunlar 20. yy'ın değerleri ve gerçekleri artık 21.yy'da partili ve magazine meze olanlar seviliyor, sayılıyor.
spor hayatları bittiğinde ya parti de vekil meclis kürsünde ya da survivor'da parkurda mücadele veriyorlar.
devamını gör...
lüküs
elektrik olmadığı ve elektrik kesintilerinin olduğu zamanlardaki tüp lambasıydı. halk arasında idare de denirdi.
devamını gör...
deney hayvanları
ne yazık ki hala gerçekleştirilmesi zorunlu olan bilimsel aşama (hayvan deneyleri) için kullanılan bilim kahramanları, öz evlatlarımız.
arkadaşlar, olayın bizzat içinden gelen biri olarak çok kısa bir iki şeyden bahsetmek istiyorum. öncelikle canlı organizmayı bir bütün halinde simüle edebilecek bir teknolojimiz yok. doku ve organ mühendisliği son 10 yıla kıyasla çok gelişmiş durumda evet, laboratuvarda çip üzerinde doku üretebiliyoruz. hatta komple organ üretebilen çalışmalar var (kesin duymuşsunuzdur yapay böbrek, yapay kalp vs haberlerini).
gözden kaçırılan nokta şu: holistik yaklaşım
sizin pulmoner hipertansiyonu tedavi etmek amacıyla geliştirdiğiniz ilaç gerçekten etkili olabilir (ve bunu laboratuvarda kalp-damar sistemini simüle ederek gösterebilirsiniz belki) ama ya başka dokularda başka etkilere yol açıyorsa? mesela ereksiyonu tetikliyorsa? tanıdık gelmiştir hikaye muhtemelen ama bilmeyenler için (bkz: viagra) ya da (bkz: sildenafil)
bu olay, hayvan deneyi yapılmasına rağmen gözden kaçan advers etkiye sadece bir örnek. hayvan deneylerini ortadan kaldırırsanız holistik (bütüncül) yaklaşımı da tamamen ortadan kaldırmış olursunuz, oluşabilecek sorunları gözden kaçırırsınız.
yine bir örnek vereyim. kolistin bizim bildiğimiz bir antibiyotik. yıllar önce bol bol kullanılan fakat günümüzde geri çekilen, çok zorda kalmadıkça kullanılması tercih edilmeyen bir ilaç, çünkü nefrotoksik (böbreklere kalıcı hasar verir). neden böyle bir düzenlemeye gidildiği çok açık, çünkü sadece enfeksiyonla ilgili parametrelere bakılıp bakteriler üzerindeki öldürücü kabiliyeti araştırılmış. unutmayın ki yediğiniz içtiğiniz neredeyse her şey kana karışır, kana karışan bir şey de bütün vücudu dolaşır. yeni bir ürünü piyasaya sürmek istiyorsanız hepatonefrotoksik olmamasına özen göstermelisiniz (loreal'in ürettiği rujun uzun süreli kullanımda böbrek yetmezliği yaptığını düşünün. satın alır mısınız?). firmalar da bu açıdan yaklaşıyor olaya. ticari itibar diye bir şey var sonuçta.
kendinizi firmanın yerine koyun. böbreği ayrı, karaciğeri ayrı, deriyi ayrı, sinir sistemini ayrı, kardiyovasküler sistemi ayrı... bütün sistemlerini ayrı ayrı test etmektense hayvanda test edilmesi daha az maliyetli ve daha doğru. daha doğru olmasının sebebi de bu araştırdığınız sistemler arası iletişimde gizli. örnek veriyorum, ürettiğiniz şampuanı laboratuvar ortamında ayrı ayrı deri, karaciğer, böbrek, kas, kalp-damar (dolaşım) sinir sistemi vs gibi çeşitli dokularda test edersiniz. sorun çıkmaz fakat şampuanı piyasaya sürdüğünüzde müşterilerinizden ellerde titreme yaptığı şikayetini alırsınız. sebebi (tamamen hayal gücümü kullanıyorum) saçlı deriden emilerek kana karışan, beyne ulaşan, beyinden de istemsiz şekilde ellere kasılma komutu yollayan şampuanınız çıkabilir. ayrı ayrı değerlendirdiğinizde sorun görmemeniz, bunun sorunsuz bir ürün olduğu anlamına gelmiyor. faz 4 denilen evre bu yüzden var, piyasaya sürülen bütün ilaçların takip edilmesi durumu, farmakovijilans.
gönül ister ki hayvan deneyi yapmadan, bütün bu anlattıklarımı laboratuvarda yapabilelim, ama yapamıyoruz. teknoloji gelişene kadar hayvanları kullanmaya devam etmek zorundayız. yine de size söyleyebilirim ki o hayvanlara gözümüzden daha iyi bakıyoruz. gerçekten öyle.
bir diğer değinmek istediğim konu ise insanların "hayvan hakları" adı altında kendi faşist düşüncelerini kamu nezdinde paylaşmaları. neymiş efendim tecavüzcüler, kadına şiddet uygulayanlar, katiller, onlar, bunlar kullanılsınmış deneylerde. çocuklar bakın; çok romantik konuşuyorsunuz ama bir sağlıkçı olarak bu düşüncenizin karşısında evvela ben duracağım. her kimi öldürmüş, kimleri katletmiş, kime şiddet uygulamış olursa olsun insan, öncelikle insandır. primum non nocere sözünü size fakültede kafanıza vura vura öğretmedikleri için bu düşünceleriniz galiba. insan ne suç işlerse işlesin, hakları evrensel kanunlarla korunan bir canlıdır ve rızası dışında bir deneye tabi tutamazsınız. bu yapılsın diyen herkes benim gözümde potansiyel insan hakları teröristidir. bu durum neye benziyor biliyor musunuz, ısrarla idam gelsin diyenlerin karşısında duruyoruz ya biz hani (çünkü hepsinden öte idam ederek bir insanı öldürmek onuruna aykırı. ayrıca insan hakları ihlalidir), çünkü idam gelirse işler kontrolden çıkıp astığım astık kestiğim kestik diktatöryasına dönüşebilir ya hani ortalık. hah işte bir insanın rızası dışında deney materyali olarak kullanılması da aynı gerekçeyle yasaktır, yasak kalmalıdır, yasak kalacaktır. sevgiler.
arkadaşlar, olayın bizzat içinden gelen biri olarak çok kısa bir iki şeyden bahsetmek istiyorum. öncelikle canlı organizmayı bir bütün halinde simüle edebilecek bir teknolojimiz yok. doku ve organ mühendisliği son 10 yıla kıyasla çok gelişmiş durumda evet, laboratuvarda çip üzerinde doku üretebiliyoruz. hatta komple organ üretebilen çalışmalar var (kesin duymuşsunuzdur yapay böbrek, yapay kalp vs haberlerini).
gözden kaçırılan nokta şu: holistik yaklaşım
sizin pulmoner hipertansiyonu tedavi etmek amacıyla geliştirdiğiniz ilaç gerçekten etkili olabilir (ve bunu laboratuvarda kalp-damar sistemini simüle ederek gösterebilirsiniz belki) ama ya başka dokularda başka etkilere yol açıyorsa? mesela ereksiyonu tetikliyorsa? tanıdık gelmiştir hikaye muhtemelen ama bilmeyenler için (bkz: viagra) ya da (bkz: sildenafil)
bu olay, hayvan deneyi yapılmasına rağmen gözden kaçan advers etkiye sadece bir örnek. hayvan deneylerini ortadan kaldırırsanız holistik (bütüncül) yaklaşımı da tamamen ortadan kaldırmış olursunuz, oluşabilecek sorunları gözden kaçırırsınız.
yine bir örnek vereyim. kolistin bizim bildiğimiz bir antibiyotik. yıllar önce bol bol kullanılan fakat günümüzde geri çekilen, çok zorda kalmadıkça kullanılması tercih edilmeyen bir ilaç, çünkü nefrotoksik (böbreklere kalıcı hasar verir). neden böyle bir düzenlemeye gidildiği çok açık, çünkü sadece enfeksiyonla ilgili parametrelere bakılıp bakteriler üzerindeki öldürücü kabiliyeti araştırılmış. unutmayın ki yediğiniz içtiğiniz neredeyse her şey kana karışır, kana karışan bir şey de bütün vücudu dolaşır. yeni bir ürünü piyasaya sürmek istiyorsanız hepatonefrotoksik olmamasına özen göstermelisiniz (loreal'in ürettiği rujun uzun süreli kullanımda böbrek yetmezliği yaptığını düşünün. satın alır mısınız?). firmalar da bu açıdan yaklaşıyor olaya. ticari itibar diye bir şey var sonuçta.
kendinizi firmanın yerine koyun. böbreği ayrı, karaciğeri ayrı, deriyi ayrı, sinir sistemini ayrı, kardiyovasküler sistemi ayrı... bütün sistemlerini ayrı ayrı test etmektense hayvanda test edilmesi daha az maliyetli ve daha doğru. daha doğru olmasının sebebi de bu araştırdığınız sistemler arası iletişimde gizli. örnek veriyorum, ürettiğiniz şampuanı laboratuvar ortamında ayrı ayrı deri, karaciğer, böbrek, kas, kalp-damar (dolaşım) sinir sistemi vs gibi çeşitli dokularda test edersiniz. sorun çıkmaz fakat şampuanı piyasaya sürdüğünüzde müşterilerinizden ellerde titreme yaptığı şikayetini alırsınız. sebebi (tamamen hayal gücümü kullanıyorum) saçlı deriden emilerek kana karışan, beyne ulaşan, beyinden de istemsiz şekilde ellere kasılma komutu yollayan şampuanınız çıkabilir. ayrı ayrı değerlendirdiğinizde sorun görmemeniz, bunun sorunsuz bir ürün olduğu anlamına gelmiyor. faz 4 denilen evre bu yüzden var, piyasaya sürülen bütün ilaçların takip edilmesi durumu, farmakovijilans.
gönül ister ki hayvan deneyi yapmadan, bütün bu anlattıklarımı laboratuvarda yapabilelim, ama yapamıyoruz. teknoloji gelişene kadar hayvanları kullanmaya devam etmek zorundayız. yine de size söyleyebilirim ki o hayvanlara gözümüzden daha iyi bakıyoruz. gerçekten öyle.
bir diğer değinmek istediğim konu ise insanların "hayvan hakları" adı altında kendi faşist düşüncelerini kamu nezdinde paylaşmaları. neymiş efendim tecavüzcüler, kadına şiddet uygulayanlar, katiller, onlar, bunlar kullanılsınmış deneylerde. çocuklar bakın; çok romantik konuşuyorsunuz ama bir sağlıkçı olarak bu düşüncenizin karşısında evvela ben duracağım. her kimi öldürmüş, kimleri katletmiş, kime şiddet uygulamış olursa olsun insan, öncelikle insandır. primum non nocere sözünü size fakültede kafanıza vura vura öğretmedikleri için bu düşünceleriniz galiba. insan ne suç işlerse işlesin, hakları evrensel kanunlarla korunan bir canlıdır ve rızası dışında bir deneye tabi tutamazsınız. bu yapılsın diyen herkes benim gözümde potansiyel insan hakları teröristidir. bu durum neye benziyor biliyor musunuz, ısrarla idam gelsin diyenlerin karşısında duruyoruz ya biz hani (çünkü hepsinden öte idam ederek bir insanı öldürmek onuruna aykırı. ayrıca insan hakları ihlalidir), çünkü idam gelirse işler kontrolden çıkıp astığım astık kestiğim kestik diktatöryasına dönüşebilir ya hani ortalık. hah işte bir insanın rızası dışında deney materyali olarak kullanılması da aynı gerekçeyle yasaktır, yasak kalmalıdır, yasak kalacaktır. sevgiler.
devamını gör...
yalnız yaşayanların nedense delirmemesi
çok da doğru olmayan tespit denemesi. bazılarının psikolojisi sağlam şekilde çöküntüye uğrayabiliyor, bildiğimiz anlamda delirmiyor olsalar da...
aslında bir bakıma güzeldir tek başına yaşamak çünkü her türlü düzeni kendi yaşantınıza göre rahatlıkla oturtursunuz evde ama bu iş kesinlikle bazı insanlara göre değil. asla tek başına kalmaması gereken bir kesim var. özellikle eş dost arkadaş sevdalısı olup da yoğun iş temposu ya da farklı bir ülkede olmak gibi herhangi bir nedenden ötürü arkadaş ortamından uzak kalan insanlar pek kaldıramıyor tek başına kalmayı.
aslında bir bakıma güzeldir tek başına yaşamak çünkü her türlü düzeni kendi yaşantınıza göre rahatlıkla oturtursunuz evde ama bu iş kesinlikle bazı insanlara göre değil. asla tek başına kalmaması gereken bir kesim var. özellikle eş dost arkadaş sevdalısı olup da yoğun iş temposu ya da farklı bir ülkede olmak gibi herhangi bir nedenden ötürü arkadaş ortamından uzak kalan insanlar pek kaldıramıyor tek başına kalmayı.
devamını gör...
biten ilişkinin ardından yapılanlar
12 senelik ilişkim bitti. ne yapacaktım yani, dünyaya mı küsecektim?
yapılması gerekeni yaptım ve önüme baktım.
geçmiş, güzel anıları yaad etmek için vardır,
kötü için yaşama ritmini bozmaya değmez.
yapılması gerekeni yaptım ve önüme baktım.
geçmiş, güzel anıları yaad etmek için vardır,
kötü için yaşama ritmini bozmaya değmez.
devamını gör...
annelerin çöp diye attığı muhteşem şeyler
kedi!
karlı bir kış akşamı sahura kalkmıştım.gecenin bilmem kaçı.kedi sesi duydum.apar topar gittim aldım.peteğin altına bir kutu içinde koydum.sıcak süt ve sevgi verdim.sabah annem benden önce kalkmış,o mübarek hayvan da kutuya pislemiş ve çıkmış (temiz çocuk).annem onu görünce kutuyla kediyi kaptığı gibi yan devrilmiş olan çöp kutusuna attı,tabii attığı gibi onunda çıkması bir oldu.
bul beni kediiiiğğ*
karlı bir kış akşamı sahura kalkmıştım.gecenin bilmem kaçı.kedi sesi duydum.apar topar gittim aldım.peteğin altına bir kutu içinde koydum.sıcak süt ve sevgi verdim.sabah annem benden önce kalkmış,o mübarek hayvan da kutuya pislemiş ve çıkmış (temiz çocuk).annem onu görünce kutuyla kediyi kaptığı gibi yan devrilmiş olan çöp kutusuna attı,tabii attığı gibi onunda çıkması bir oldu.
bul beni kediiiiğğ*
devamını gör...
insanların kendilerinde olmayan şeylere düşman olması
bir insanı hazımsızlık ve kıskançlıkta master düzeyde olmasını ispatlayan düşmanlık.
dikkat ederseniz eğer sözlüğümüzde de bu tiplerden çokça mevcut olduğunu göreceksiniz.
dikkat ederseniz eğer sözlüğümüzde de bu tiplerden çokça mevcut olduğunu göreceksiniz.
devamını gör...
sokak kedilerinin en sevdiği mama markası
felix ve proplan öneririm. hem besleyici hem de çok pahalı olmayan mamalar.
devamını gör...
normal sözlük klasik müzik veri tabanı
franz schubert-ave maria
dmitri schostakovich-the second waltz
johann sebastian bach-cello suit no.1 g major
georges bizet-carmen:habanera
carl orff-carmina burana:o fortuna
albinoni-adagio,g minor
ninni rosso-the silence(il silencio) -andre rieu
puccini-o mio babbino caro
şimdilik aklıma gelenlerdir.keyifli dinlemeler olsun.
dmitri schostakovich-the second waltz
johann sebastian bach-cello suit no.1 g major
georges bizet-carmen:habanera
carl orff-carmina burana:o fortuna
albinoni-adagio,g minor
ninni rosso-the silence(il silencio) -andre rieu
puccini-o mio babbino caro
şimdilik aklıma gelenlerdir.keyifli dinlemeler olsun.
devamını gör...
cenk’in arka bahçesi
çokça sevdiğim yazardır. takipte bir süre denk gelmeyince "ee cenk nerede?" diye sorarım. yeni tanımlar yazmış ve ben kaçırmışsam (özellikle de böyle 2-3 taneyse, zaten fazlası olmaz) sürpriz olur, oturur anlattıklarını uzun uzun, keyifle okurum.
devamını gör...
çaylak tanımlarını göster seçeneğini açan yazarlar
görür görmez açanlardan biriyim. çaylak kardeşlerimide sonuna kadar elimden geldiğince ve bilgim yettiğince destekleyeceğim. onlar bizim canımız ciğerimiz geleceğimiz çaylak kardeşlerimiz,lütfen kimseyi ötekileştirmeyin.
devamını gör...
flörtün sevgililiğe dönmeme sebepleri
bu kişiden kişiye, ilişkiden ilişkiye değişecektir dostlar ama benim zannimca;
ilişki yaşayacak kadar sevmemek,
üşengeclik,
hayatlardaki farklılıklar vb. şeklinde gider. flört etmekten anlamasam bile kısaca bunları söyleyebilirim sanırım.
ilişki yaşayacak kadar sevmemek,
üşengeclik,
hayatlardaki farklılıklar vb. şeklinde gider. flört etmekten anlamasam bile kısaca bunları söyleyebilirim sanırım.
devamını gör...
sylvia plath
the bell jar isimli romanında mükemmel bir tanımlaması vardır. okuyun okutun.
kendimi ağacın altında oturup, sırf hangi inciri seçmeye karar veremediğim için açlıktan ölürken gördüm. incirlerin her birini istiyordum ama birini seçmek geri kalanının tamamını kaybetmek anlamına geliyordu ve ben orada karar veremeden oturdukça, incirler birer birer buruşmaya ve kararmaya başladı ve tek tek her biri ayaklarımın dibine düştü.
orjinali: tık
kendimi ağacın altında oturup, sırf hangi inciri seçmeye karar veremediğim için açlıktan ölürken gördüm. incirlerin her birini istiyordum ama birini seçmek geri kalanının tamamını kaybetmek anlamına geliyordu ve ben orada karar veremeden oturdukça, incirler birer birer buruşmaya ve kararmaya başladı ve tek tek her biri ayaklarımın dibine düştü.
orjinali: tık
devamını gör...
bir ev kedisinin günlüğü
sevgili günlük
bu satırları uşağımdan gizlice yazıyorum. malum kendine insan diyen ilkel primatlar, türümüzün başka bir gezegenden geldiğini asla öğrenmemeli. hayatım fena değil. bir evim ve uşağım var. uşak dışarıda avlanıp bana yemek getiriyor, sağlığım bozulursa beni büyücü primata götürüyor, iyileştiriyor.
bir tane camlı çerçeve var. onun içinde özel hayatı kayda alınan kardeşlerime bakıp gülüyor, sinir oluyorum. şartlar iyi gibi ama keyfim yok. uşak dilediği gibi geziyor, çiftleşiyorken beni hep evde tutuyor. neymiş dışarı çıkarsam başıma kötü şeyler gelirmiş.
evde bir sürü boş yer olduğu halde sokakta yatıp kalkan kardeşlerimi eve almıyor. bazen camdan, balkondan onlara bakıyorum. hiç iyi görünmüyorlar. demir bir kutunun içinde yiyecek arıyorlar. keşke onların da benim gibi evi olsa.
uykudan kalan zamanlarımda kitap okuyor, klasik müzik dinliyorum. karnım acıktı. yarın devam edeyim.
bu satırları uşağımdan gizlice yazıyorum. malum kendine insan diyen ilkel primatlar, türümüzün başka bir gezegenden geldiğini asla öğrenmemeli. hayatım fena değil. bir evim ve uşağım var. uşak dışarıda avlanıp bana yemek getiriyor, sağlığım bozulursa beni büyücü primata götürüyor, iyileştiriyor.
bir tane camlı çerçeve var. onun içinde özel hayatı kayda alınan kardeşlerime bakıp gülüyor, sinir oluyorum. şartlar iyi gibi ama keyfim yok. uşak dilediği gibi geziyor, çiftleşiyorken beni hep evde tutuyor. neymiş dışarı çıkarsam başıma kötü şeyler gelirmiş.
evde bir sürü boş yer olduğu halde sokakta yatıp kalkan kardeşlerimi eve almıyor. bazen camdan, balkondan onlara bakıyorum. hiç iyi görünmüyorlar. demir bir kutunun içinde yiyecek arıyorlar. keşke onların da benim gibi evi olsa.
uykudan kalan zamanlarımda kitap okuyor, klasik müzik dinliyorum. karnım acıktı. yarın devam edeyim.
devamını gör...
ölüm fikrinin insanları çıldırtmıyor oluşu
ölüm; bir varmis bir yokmuş diyor, jose saramago. başladıgı gibi de bitiriyor. böyle bir gercegin çildirtma konusuna dair başta cagrisim yapan bu şahane eseri önererek konu hakkinda birkac sey yazmak istiyorum; öncelikle evet, ölüm fikri hakikaten de beni ziyadesiyle korkutan bir gercek. daha dogrusu ölümün kendisi degil de sonrasi, nihayetinde etrafimizda bu aci gercekle topraga biraktigimiz nice insan var, bi kere alistik bu gercege. peki ya sonrasi; ben ahiret inanci taşimayan bir insan olarak ne zaman bu fikre kapilsam gercek anlamda irkildigim cokca oluyor. yok olmak fikri evet, daha önce hic var olmamis, buralara hic ugramamis, hicbir aci ya da tatli hikayesi olmamis gibi öylece yok olup gitmek...
ben bunlari yazarken bile yok olunca bunlarin hicbirini animsamayacak olmayi kabul edemiyorum mesela. evet belki yok olmaktan haberimiz olmayacagi icin bir nebze de olsa gönlümüzü ferah tutabiliriz ama yok olacagimizi biliyoruz işte, bu bilinc sahibi varlik birgun hic yasamamis, var olmamis gibi öylece yok olup gitmeyi kabul edemiyor, belki etmemeli de; burdayim şuan, bunlari yaziyorum, nefesimi, varligimi hissediyorum ama bu, şu andan ibaret işte. böyle bir an ne hatirlanacak ne de yaşanmis gibi bir anlami olacak, bomboş yani tamamen. hakikaten hicbir anlami yok, bunun kelimelerle tarifi o kadar güc ki ama inanin oturup bunu dusundugum, yogunlastigim zaman kalp atislarim hizlanmaya basliyor, oturdugum yerden irkilerek kendime geldigim oluyor. korkunc, hakikaten. neyse tarif etme kismini burada birakarak bir nebze de olsa kabullenme ve ikna olma kismina gecmek istiyorum; bencilce olma kismi. evet, bu söylem ya da hissi biraz bencilce bulabiliriz bi yerde, nihayetinde herkes ölüyor; dünyaya cok guzel işler birakmis, adini tarihin tozlu raflarina yazdirmis bir yigin insan yahut cok sevdiklerimiz ya da henüz gencliginin baharinda nice kaybettiklerimiz. hepsi yaşadi bi yerlerde bir sekilde oyaladi kendini ve sonunda bu aci ya da kimisine göre tatli gercekle yüzlesip sıyrılıp gittiler bu dünyadan, gitmeye de devam ediyorlar. kimse kalmayacagina göre de yaşayan icin de bir anlami olmayacak yaşamanin ya da yok olmanin. yani, ölümden korkumuzu yasamin kendisinde yenebiliyoruz yine, bunun farkindayim en azından. ama her şeye ragmen ben bu ölüm fikrinin cildirtan gerceginden tam olarak asla siyrilamiyorum ve muhtemelen siyrilamayacam da. ölüm; bir varmis bir yokmus, bunu kabul ediyorum, ama yok olmayı biraz zor.
(bkz: jose saramago)
ben bunlari yazarken bile yok olunca bunlarin hicbirini animsamayacak olmayi kabul edemiyorum mesela. evet belki yok olmaktan haberimiz olmayacagi icin bir nebze de olsa gönlümüzü ferah tutabiliriz ama yok olacagimizi biliyoruz işte, bu bilinc sahibi varlik birgun hic yasamamis, var olmamis gibi öylece yok olup gitmeyi kabul edemiyor, belki etmemeli de; burdayim şuan, bunlari yaziyorum, nefesimi, varligimi hissediyorum ama bu, şu andan ibaret işte. böyle bir an ne hatirlanacak ne de yaşanmis gibi bir anlami olacak, bomboş yani tamamen. hakikaten hicbir anlami yok, bunun kelimelerle tarifi o kadar güc ki ama inanin oturup bunu dusundugum, yogunlastigim zaman kalp atislarim hizlanmaya basliyor, oturdugum yerden irkilerek kendime geldigim oluyor. korkunc, hakikaten. neyse tarif etme kismini burada birakarak bir nebze de olsa kabullenme ve ikna olma kismina gecmek istiyorum; bencilce olma kismi. evet, bu söylem ya da hissi biraz bencilce bulabiliriz bi yerde, nihayetinde herkes ölüyor; dünyaya cok guzel işler birakmis, adini tarihin tozlu raflarina yazdirmis bir yigin insan yahut cok sevdiklerimiz ya da henüz gencliginin baharinda nice kaybettiklerimiz. hepsi yaşadi bi yerlerde bir sekilde oyaladi kendini ve sonunda bu aci ya da kimisine göre tatli gercekle yüzlesip sıyrılıp gittiler bu dünyadan, gitmeye de devam ediyorlar. kimse kalmayacagina göre de yaşayan icin de bir anlami olmayacak yaşamanin ya da yok olmanin. yani, ölümden korkumuzu yasamin kendisinde yenebiliyoruz yine, bunun farkindayim en azından. ama her şeye ragmen ben bu ölüm fikrinin cildirtan gerceginden tam olarak asla siyrilamiyorum ve muhtemelen siyrilamayacam da. ölüm; bir varmis bir yokmus, bunu kabul ediyorum, ama yok olmayı biraz zor.
(bkz: jose saramago)
devamını gör...

