çalışma masanızdaki en ilginç şey
kedi maması. ne zaman nerede yemek yiyeceği belli mi olur. işimizi sağlama alalım.
devamını gör...
normal sözlük'ün hiperaktifleri
girdikleri onlarca hatta yüzlerce tanım ile sözlüğün adını yüceltebilecekleri gibi batıradabilirler. bu yüzden omuzlarında tarihi bir sorumluluk vardır.*
devamını gör...
sözlüğün fakirler tarafından işgal edilmesi
ülke gerçeğinin sözlüğe de yansımış halidir. sözlüğe orta sınıf olarak giren yazar bir kaç haftaya fasfakir olarak devam ediyor zaten.
devamını gör...
en çok para harcanan hobi
meteoroloji diyebilirim kendi adıma. gerek sitelere ödediğim üyelik bedelleri, gerek satın aldığım kitaplar, gerek istasyon kurmak için harcadıklarımı üst üste koyarsam 15 senede herhalde 5000$'a yakın harcamışımdır.
bilim, uğruna harcanan her kuruşu sonuna kadar hak etmiştir bence.
bilim, uğruna harcanan her kuruşu sonuna kadar hak etmiştir bence.
devamını gör...
pame radyo yayını
pame'de bu hafta kadim anadolu kültüründen izler var.
hangi ülkeye ait olduğu konusunda dev tartışmalara yol açan, millileştirmek adına birbirinden farklı tezlerin öne sürüldüğü, ancak eldeki bütün araştırmaların ege'de sonlandığı bir müzik türü var bu hafta. her şey bir yana, çalındı mı insanın içindeki başkaldırıyı ortaya çıkaran o efsanevi ritm var: zeybekiko!
birçok farklı aşamadan geçmiş, yeni üretimlere ve melodilere izin vermiş olan bu türün eski ve geleneksel örnekleri kadar tarih içinde bugünün müzikseverlerine hitap eden şehirleşmiş örneklerini de dinleyeceğimiz yayına herkesi bekliyoruz. ister sofranızı hazırlayın, ister içinizdeki sese kulak verip ayağa kalkın ve şöyle bir salının. zeybekiko ritmleri pazar akşamınızı keyiflendirmek için sözlük radyosunda sizleri bekliyor.
pame radyo yayını, saat 22:30'da radyo.kafasozluk.com adresinde yayında! bekliyoruz.
hangi ülkeye ait olduğu konusunda dev tartışmalara yol açan, millileştirmek adına birbirinden farklı tezlerin öne sürüldüğü, ancak eldeki bütün araştırmaların ege'de sonlandığı bir müzik türü var bu hafta. her şey bir yana, çalındı mı insanın içindeki başkaldırıyı ortaya çıkaran o efsanevi ritm var: zeybekiko!
birçok farklı aşamadan geçmiş, yeni üretimlere ve melodilere izin vermiş olan bu türün eski ve geleneksel örnekleri kadar tarih içinde bugünün müzikseverlerine hitap eden şehirleşmiş örneklerini de dinleyeceğimiz yayına herkesi bekliyoruz. ister sofranızı hazırlayın, ister içinizdeki sese kulak verip ayağa kalkın ve şöyle bir salının. zeybekiko ritmleri pazar akşamınızı keyiflendirmek için sözlük radyosunda sizleri bekliyor.
pame radyo yayını, saat 22:30'da radyo.kafasozluk.com adresinde yayında! bekliyoruz.
devamını gör...
sunay akın
bir çok sunay akın hikayesi okumuş yada dinlemişsinizdir diye tahmin ediyorum ama benim duyduklarımdan en etkileyicisi deniz gezmiş, ahmet say ve fazıl say ile ilgili olanıdır.
[[alıntı]]
nasıl oldu senin oğlan ?
yıl 1972...ankara mamak askeri cezaevi.ahmet de 12 mart rejiminin antiemperyalist insanlara indirdiği tırpandan, nasibini almıştır." türk solu " dergisini hazırlayanlardandır ne de olsa.hapishanenin koridoruna, mahkûmların oynaması için bir ping pong masası konulmuştur.
bir arkadaşıyla maç yapan ahmet, yere düşen topu ararken, karşısına bir mahkûm dikilir. top, hamamdan dönmekte olan ve her yerinden su damlamakta olan bu mahkûmun iki parmağı arasındadır.ve deniz gezmiş topu göstererek şunu söyler ahmet'e;
- öp beni vereyim.
deniz gezmiş, ahmet'le öpüşürken, kulağına fısıldar;
- nasıl oldu, senin oğlan ?
ahmet'in 2 yaşındaki oğlu bir ameliyat geçirmiştir o günlerde.deniz gezmiş'in sözünü ettiği, bu olaydır. ve ahmet " ağaçlar çiçekteydi " kitabında şöyle anımsar o anı.
" onca olayın yanında, çok önemsiz sayılacak bu olayı, idamlık deniz gezmiş nereden duymuş, nasıl olup da hatırında tutmuştu ? onun, en zor günlerinde bile incelikleri süzerek öne çıkan belleği beni çok etkilemişti "
deniz gezmiş'in çocuk yüreğinde unutmadığı, asılmasına birkaç hafta kalsa da sağlığıyla ilgilendiği çocuk " dudak yarığı " tedavisi için ameliyat edilmiştir.ve doktorlar iyileşebilmesi için, üflemeli çalgı önerirler çocuğa.
ahmet'in melodika çalmaya başlayan oğlundaki olağanüstü müzik yeteneğini farketmesi uzun sürmez.böylelikle evlerine bir piyano girer.
deniz gezmiş'in sağlığını merak ettiği çocuk, o piyanonun tuşlarından yola koyularak, dünyanın en büyük müzisyenlerinden biri olarak çıkacaktır karşımıza.
o çocuğu, fazıl say'ı, deniz gezmiş'in asılmadan önce dinlemek istediği rodrigo'nun konçertosunu çalarken görüp dinlemeyi hayal etmişimdir
[[alıntı]]
nasıl oldu senin oğlan ?
yıl 1972...ankara mamak askeri cezaevi.ahmet de 12 mart rejiminin antiemperyalist insanlara indirdiği tırpandan, nasibini almıştır." türk solu " dergisini hazırlayanlardandır ne de olsa.hapishanenin koridoruna, mahkûmların oynaması için bir ping pong masası konulmuştur.
bir arkadaşıyla maç yapan ahmet, yere düşen topu ararken, karşısına bir mahkûm dikilir. top, hamamdan dönmekte olan ve her yerinden su damlamakta olan bu mahkûmun iki parmağı arasındadır.ve deniz gezmiş topu göstererek şunu söyler ahmet'e;
- öp beni vereyim.
deniz gezmiş, ahmet'le öpüşürken, kulağına fısıldar;
- nasıl oldu, senin oğlan ?
ahmet'in 2 yaşındaki oğlu bir ameliyat geçirmiştir o günlerde.deniz gezmiş'in sözünü ettiği, bu olaydır. ve ahmet " ağaçlar çiçekteydi " kitabında şöyle anımsar o anı.
" onca olayın yanında, çok önemsiz sayılacak bu olayı, idamlık deniz gezmiş nereden duymuş, nasıl olup da hatırında tutmuştu ? onun, en zor günlerinde bile incelikleri süzerek öne çıkan belleği beni çok etkilemişti "
deniz gezmiş'in çocuk yüreğinde unutmadığı, asılmasına birkaç hafta kalsa da sağlığıyla ilgilendiği çocuk " dudak yarığı " tedavisi için ameliyat edilmiştir.ve doktorlar iyileşebilmesi için, üflemeli çalgı önerirler çocuğa.
ahmet'in melodika çalmaya başlayan oğlundaki olağanüstü müzik yeteneğini farketmesi uzun sürmez.böylelikle evlerine bir piyano girer.
deniz gezmiş'in sağlığını merak ettiği çocuk, o piyanonun tuşlarından yola koyularak, dünyanın en büyük müzisyenlerinden biri olarak çıkacaktır karşımıza.
o çocuğu, fazıl say'ı, deniz gezmiş'in asılmadan önce dinlemek istediği rodrigo'nun konçertosunu çalarken görüp dinlemeyi hayal etmişimdir
devamını gör...
telefonu sürekli sessizde olan kişi
benim.
ulaşılabilecek kadar müsaitsem görüyorum telefonun çaldığını.
müsait değilsem de amacına uygun hareket ediyor.
*
ulaşılabilecek kadar müsaitsem görüyorum telefonun çaldığını.
müsait değilsem de amacına uygun hareket ediyor.
*
devamını gör...
66'lık ninenin 35'lik sevgilisi tarafından dolandırılması
bu habere girebileceğim tek tanım: agşsfliajstşjxşajdcöşsjdşenwşckfapwhmfclhamcgölahxlelgg
devamını gör...
sevilmeyen biri sevmeyi bilebilir mi sorusu
ona sevmeyi öğretebilecek biri ile karşılaşacak kadar şanslı ve bunu anlayabilecek kadar akıllı ve kıymet bilen biri ise evet.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
bitirdim kendimi
kel kafasından kırk hinlik geçen
bir toplum dediydi bana
ve bitirdim
yitirecek şeylerim vardı demek ki
sanım, adım ya da ne bileyim
zamanım vardı
ve yitirdim
kıştı önceleri, ayaz batardı
ben sıcaktım oysa, o sıcaktı
yollardan arabalar geçerdi
egzozları genzimize kaçardı
sıcaktık oysa, öylesine sıcak
şüphesiz sevdadandı
bahar geldi sonra, çok sonra da yaz
dilim terleyen bir reyhanı tadardı
kokusu efsunlu bir masaldı
ama üşürdük bu kez
o üşürdü, ben üşürdüm
sarılmak her bir şeyden manidardı
ve bitirdim kendimi
cüce bir ahlak bezirganı dediydi bana
dinlemedim
dinleyecek seslerim vardı demek ki
ötüşler, inleyişler
öpüşlerim belki de
ve yitirdim
ardım sıra yollar uzandı
okullar açıldı kapandı
ölenler oldu, kalanlar yıprandı
bir tek o güzeldi
yoksa boktan bir zamandı
yalnızdım ben ona rağmen
gecede ve gündüzde yalnız
geçen ve geçmeyen zamanda
zamanda açılmış yırtıklarda hatta
yalnızdım, şahidim günahlardı
uzaklıktı tüm derdim
benim yaratmadığım uzaklık
suçlanırken haksızca
beni kim anlardı
sonra bir haziran geldi çattı
o yanıldı, ben aldandım
uzlaşmak koca bir yalandı
çözemedik düğümleri
biz daha elimizi atmadan
kahrolası, dolandıkça dolandı
ölümün işi vardı çağırdığımda
istediğinde gelmez ya o hayırsız
almaz ya acıdan insanı
ama bu defa hakikaten gaddardı
sabahlar iğneli fıçı
her yediğim zıkkım
nefesler göğsüme tıkandı
ağladım, çocuk olup olup
kul olup, köle olup
dilim yaralarına dualar yamadı
ağladım, başka bir yol yoktu
çirkin bir vicdan dediydi bana
duymaz kimse dediydi
kollarım boşluklara uzandı
kahır giyinirken ben
o cennetini boyadı
birkaç yıl oldu o mahşerden beri
elimi tutan olmadı
bu yaşamak değil tabii, eminim
etime akbabalar dadandı
ve bitirdim kendimi
yosma bir sosyal hareket dediydi bana
duyguların zehirli dediydi
sırtımı döndüm
umursamadım demek ki
daha önemli şeyler vardı
çiçekler saksıda
duvar... ruhsuz ama sağlamdı
hoş, onları da yitirdim.
gerisi tozdu
kalanı dumandı
kel kafasından kırk hinlik geçen
bir toplum dediydi bana
ve bitirdim
yitirecek şeylerim vardı demek ki
sanım, adım ya da ne bileyim
zamanım vardı
ve yitirdim
kıştı önceleri, ayaz batardı
ben sıcaktım oysa, o sıcaktı
yollardan arabalar geçerdi
egzozları genzimize kaçardı
sıcaktık oysa, öylesine sıcak
şüphesiz sevdadandı
bahar geldi sonra, çok sonra da yaz
dilim terleyen bir reyhanı tadardı
kokusu efsunlu bir masaldı
ama üşürdük bu kez
o üşürdü, ben üşürdüm
sarılmak her bir şeyden manidardı
ve bitirdim kendimi
cüce bir ahlak bezirganı dediydi bana
dinlemedim
dinleyecek seslerim vardı demek ki
ötüşler, inleyişler
öpüşlerim belki de
ve yitirdim
ardım sıra yollar uzandı
okullar açıldı kapandı
ölenler oldu, kalanlar yıprandı
bir tek o güzeldi
yoksa boktan bir zamandı
yalnızdım ben ona rağmen
gecede ve gündüzde yalnız
geçen ve geçmeyen zamanda
zamanda açılmış yırtıklarda hatta
yalnızdım, şahidim günahlardı
uzaklıktı tüm derdim
benim yaratmadığım uzaklık
suçlanırken haksızca
beni kim anlardı
sonra bir haziran geldi çattı
o yanıldı, ben aldandım
uzlaşmak koca bir yalandı
çözemedik düğümleri
biz daha elimizi atmadan
kahrolası, dolandıkça dolandı
ölümün işi vardı çağırdığımda
istediğinde gelmez ya o hayırsız
almaz ya acıdan insanı
ama bu defa hakikaten gaddardı
sabahlar iğneli fıçı
her yediğim zıkkım
nefesler göğsüme tıkandı
ağladım, çocuk olup olup
kul olup, köle olup
dilim yaralarına dualar yamadı
ağladım, başka bir yol yoktu
çirkin bir vicdan dediydi bana
duymaz kimse dediydi
kollarım boşluklara uzandı
kahır giyinirken ben
o cennetini boyadı
birkaç yıl oldu o mahşerden beri
elimi tutan olmadı
bu yaşamak değil tabii, eminim
etime akbabalar dadandı
ve bitirdim kendimi
yosma bir sosyal hareket dediydi bana
duyguların zehirli dediydi
sırtımı döndüm
umursamadım demek ki
daha önemli şeyler vardı
çiçekler saksıda
duvar... ruhsuz ama sağlamdı
hoş, onları da yitirdim.
gerisi tozdu
kalanı dumandı
devamını gör...
akut tübüler nekroz
akut bir şekilde gelişen renal böbrek hasarına verilen isimdir.
buna neden olan sebepler arasında ekzojen ve endojen toksinler yer almaktadır.
eksojen toksinler kullanılan ilaçlardır.örneğin tenofovir,vankomisin,sisplatin
endojen toksinler için rabdomiyoliz(kasların parçalanması sonucu miyoglobinin böbreğe çökmesi),hemoliz(hemoglobinüri),tümör lizis sendromu örnek verilebilir.
başlangıç fazında hastalar oligürik veya anürik(çok az idrar yapma ya da hiç yapmama) olurlar. oligüri sonucu hipervolemi gelişir ve hayatı en fazla tehdit eden durum hiperkalemi(potasyum yüksekliği)'dir. çünkü potasyum yüksekliği ani bir şekilde diyastol sırasında kalbin durmasına neden olabilir.(asistoli) ayrıca idrar sedimentinde çamursu kahverengi silendir görülmesi karakteristiktir.
ikinci faz poliürik fazdır.bu fazda çok fazla idrar atılımına bağlı volüm düşüklüğü olur ve aşırı sıvı kaybına bağlı dehidratasyon meydana gelir.bu dönemde en tehlikeli durum hipokalemidir.
tedavide ciddi olgularsa diyaliz yapılabilir.
buna neden olan sebepler arasında ekzojen ve endojen toksinler yer almaktadır.
eksojen toksinler kullanılan ilaçlardır.örneğin tenofovir,vankomisin,sisplatin
endojen toksinler için rabdomiyoliz(kasların parçalanması sonucu miyoglobinin böbreğe çökmesi),hemoliz(hemoglobinüri),tümör lizis sendromu örnek verilebilir.
başlangıç fazında hastalar oligürik veya anürik(çok az idrar yapma ya da hiç yapmama) olurlar. oligüri sonucu hipervolemi gelişir ve hayatı en fazla tehdit eden durum hiperkalemi(potasyum yüksekliği)'dir. çünkü potasyum yüksekliği ani bir şekilde diyastol sırasında kalbin durmasına neden olabilir.(asistoli) ayrıca idrar sedimentinde çamursu kahverengi silendir görülmesi karakteristiktir.
ikinci faz poliürik fazdır.bu fazda çok fazla idrar atılımına bağlı volüm düşüklüğü olur ve aşırı sıvı kaybına bağlı dehidratasyon meydana gelir.bu dönemde en tehlikeli durum hipokalemidir.
tedavide ciddi olgularsa diyaliz yapılabilir.
devamını gör...
çaylakların anlaşmalı favori atması
malum beğeni atamıyor gariplerim, üzülüyordum, ancak bir de ne göreyim...
adamlar birbirini favoriye boğmuş kâzım.
yaa amorti kâzım, biz de 2 (+) oyun derdindeyiz işte..
adamlar birbirini favoriye boğmuş kâzım.
yaa amorti kâzım, biz de 2 (+) oyun derdindeyiz işte..
devamını gör...
hiçbir yere ait olamamak
son yıllarda yaşadığım sanrıdır. akrabalarıma, aileme, sendikalara, partilere, takımlara, gruplara vb. hiçbir şeye ait hissetmiyorum kendimi. herkesin beni sevdiği bir ortamda bile orada değilim sanki. mesela burada da böyleyim. yazıyorum, okuyorum, seviyorum ancak tam olarak aidiyet hissetmiyorum.
devamını gör...
fotoğrafını sözlükte paylaşan yazarlar
içinde bulunduğum grup. bundan mütevellit cevap hakkından faydalanacağım.
dışarı çıkınca elimde telefonla salak salak her köşe başında poz vermekle zaman kaybetmek yerine dışarının tadını çıkarmayı tercih ediyorum şahsen. o nedenle daha çok evde çekerim fotoğraf. dışarıda telefonumun yanımda olmadığı zamanlar çoktur. başkalarını bilemem. benim için durum bundan ibaret.
dışarı çıkınca elimde telefonla salak salak her köşe başında poz vermekle zaman kaybetmek yerine dışarının tadını çıkarmayı tercih ediyorum şahsen. o nedenle daha çok evde çekerim fotoğraf. dışarıda telefonumun yanımda olmadığı zamanlar çoktur. başkalarını bilemem. benim için durum bundan ibaret.
devamını gör...
13 şubat 2021 kadir topbaş'ın vefat etmesi
ıyiydi kötüydü farklı bir konu da, sayın topbaş amerikan hastanesinde yatıyormuş, orada vefat etmiş.
sayın süleyman soylu'nun annesi de sanırım koç üniversitesi hastanesinde yatıyor.
neden o çok övülen şehir hastaneleri değil de, özel hastaneler ?
bu vesileyle bu tespiti de ortaya koymuş olalım.
sayın süleyman soylu'nun annesi de sanırım koç üniversitesi hastanesinde yatıyor.
neden o çok övülen şehir hastaneleri değil de, özel hastaneler ?
bu vesileyle bu tespiti de ortaya koymuş olalım.
devamını gör...
kocam yine âşık oldu
2019 yılında yitik ülke yayınları tarafından yayınlanan deniz çöğendezoğlu tarafından yazılmış öykü kitabıdır.
kitabına ismini verdiği "kocam yine âşık oldu" öyküsü kitabın 3. öyküsüdür.
kitap toplamda kısa kısa 18 öyküden oluşmaktadır.
kocam yine aşık oldu öyküsü de kısa bir öyküdür. öykünün konusu ise kadın, kocasıyla birlikte dışarıda oturup, yağmurun tadını çıkarmaktadır. ıkiside sessizce etrafı seyretmeye başlarlar. kadın etrafi izlemekten sıkılır ve kocasını izlemeye başlar. (bu noktada kadının paranoyak olduğunu düşünmekteyim). kocasının gözlerindeki değişikliği farkediyor ve gözlerinde bir başka kadını gördüğünü varsayıyor, kocasının sigarayı tutuşandan bile " kocasının başka bir kadına yine ve yeniden" aşık olduğunu düşünüyor. hatta sırf kendisine merhamet göstermesini, iyi davranmasını ve "asaletli karım" diye sevmesini yine kocasının aşık oluşuna bağlıyor.
derken kitap ani bir ters köşe yapıyor. aslında kocası cidden sürekli birilerine aşık oluyor. karısı da her seferinde bunu müneccim gibi farkediyor. hatta kadın her seferinde kocasının onu aldatmasina sessiz kalıp, olanları izlemekle yetiniyor * la havle * kitaptan alıntı bırakarak öyküyü sonlandırıyorum.
yalanlar, yalanlıklarını hemen belli ederler, sesin rengi değilse hazırcevaplılığı anında ele verir bir yalanı.
onun dışında kitaptaki diğer öyküleri de severek okudum. özellikle gitmek böyle olmasaydı, ayna, kum yağmur ve ölüm öyküleri de çok iyi.
kitabın ismi size ilk başta antipatik gelebilir ama ön yargılı yaklaşılmadan okunması gerektiğini düşünüyorum. çünkü yazarın gözlem yeteneği çok iyi *
kitabına ismini verdiği "kocam yine âşık oldu" öyküsü kitabın 3. öyküsüdür.
kitap toplamda kısa kısa 18 öyküden oluşmaktadır.
kocam yine aşık oldu öyküsü de kısa bir öyküdür. öykünün konusu ise kadın, kocasıyla birlikte dışarıda oturup, yağmurun tadını çıkarmaktadır. ıkiside sessizce etrafı seyretmeye başlarlar. kadın etrafi izlemekten sıkılır ve kocasını izlemeye başlar. (bu noktada kadının paranoyak olduğunu düşünmekteyim). kocasının gözlerindeki değişikliği farkediyor ve gözlerinde bir başka kadını gördüğünü varsayıyor, kocasının sigarayı tutuşandan bile " kocasının başka bir kadına yine ve yeniden" aşık olduğunu düşünüyor. hatta sırf kendisine merhamet göstermesini, iyi davranmasını ve "asaletli karım" diye sevmesini yine kocasının aşık oluşuna bağlıyor.
derken kitap ani bir ters köşe yapıyor. aslında kocası cidden sürekli birilerine aşık oluyor. karısı da her seferinde bunu müneccim gibi farkediyor. hatta kadın her seferinde kocasının onu aldatmasina sessiz kalıp, olanları izlemekle yetiniyor * la havle * kitaptan alıntı bırakarak öyküyü sonlandırıyorum.
yalanlar, yalanlıklarını hemen belli ederler, sesin rengi değilse hazırcevaplılığı anında ele verir bir yalanı.
onun dışında kitaptaki diğer öyküleri de severek okudum. özellikle gitmek böyle olmasaydı, ayna, kum yağmur ve ölüm öyküleri de çok iyi.
kitabın ismi size ilk başta antipatik gelebilir ama ön yargılı yaklaşılmadan okunması gerektiğini düşünüyorum. çünkü yazarın gözlem yeteneği çok iyi *
devamını gör...
vincent van gogh
hollandalı, post empresyonist ressam.
en ünlü tablosu olan yıldızlı gece'nin hikayesi ise şöyledir:
van gogh çeşitli zihinsel rahatsızlıkları sebebiyle akıl hastahanesinde tedavi görmektedir. odasında, önünde parmaklık bulunan ufacık bir penceresi vardır. van gogh her gün o parmaklıklara yapışarak gördüğü manzarayı izlemektedir. işte o manzara yıldızlı gece'yi yaratacak olan saint remy de provence manzarasıdır. van gogh, daracık penceresinde gördüğü bu kendinden çerçeveli tabloyu tuvaline aktarır, elbette van gogh farkıyla.. işte yıldızlı gece ortaya çıkmıştır: saint remy de provence şehrinin düşsel bir yorumu.
uzun araştırmalar sonunda, tablonun 25 mayıs 1889, saat 04:40’taki gökyüzünü gösterdiği tespit edilmiştir. ay’ın henüz ilk hilal biçiminde olması ve venüs gezegeninin ufukta görüntülenmiş olmasından yola çıkılarak tablodaki yıldız ve gezegenlerin gün doğarken resmedildiği anlaşılmıştır. van gogh, kardeşi theo'ya yazdığı mektupta bu resimle alakalı şöyle diyor:
"demir parmaklıklı penceremde adeta bir buğday tarlası görüyorum. sabahları ise gün doğumunu tüm ihtişamıyla izliyorum."
"yıldızlara bakmak beni daima hayal dünyasına daldırır. kendime sorarım, fransa haritasındaki noktalar arasında seyahat edip belli bir noktaya ulaşıyoruz da neden gökyüzündeki bu parlak noktalara ulaşamıyoruz? nasıl trene atlayıp tarascon’a ya da rouen’e gidiyorsak yıldızlara ulaşmak için de ölebiliriz."
van gogh'un yıldızlara olan bu hayranlığı sadece yıldızlı gece olarak bilinen o tabloda ortaya çıkmış değildir. pek bilinmese de van gogh, birden fazla yıldızlı gece tasviri çizmiştir.
kuşkusuz ki yıldızlı gece sanat tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. insanoğlunda da, sadece tanrının sahip olduğu yaratım yeteneğinin kırıntılarının olduğunu bize göstermiştir.
en ünlü tablosu olan yıldızlı gece'nin hikayesi ise şöyledir:
van gogh çeşitli zihinsel rahatsızlıkları sebebiyle akıl hastahanesinde tedavi görmektedir. odasında, önünde parmaklık bulunan ufacık bir penceresi vardır. van gogh her gün o parmaklıklara yapışarak gördüğü manzarayı izlemektedir. işte o manzara yıldızlı gece'yi yaratacak olan saint remy de provence manzarasıdır. van gogh, daracık penceresinde gördüğü bu kendinden çerçeveli tabloyu tuvaline aktarır, elbette van gogh farkıyla.. işte yıldızlı gece ortaya çıkmıştır: saint remy de provence şehrinin düşsel bir yorumu.
uzun araştırmalar sonunda, tablonun 25 mayıs 1889, saat 04:40’taki gökyüzünü gösterdiği tespit edilmiştir. ay’ın henüz ilk hilal biçiminde olması ve venüs gezegeninin ufukta görüntülenmiş olmasından yola çıkılarak tablodaki yıldız ve gezegenlerin gün doğarken resmedildiği anlaşılmıştır. van gogh, kardeşi theo'ya yazdığı mektupta bu resimle alakalı şöyle diyor:
"demir parmaklıklı penceremde adeta bir buğday tarlası görüyorum. sabahları ise gün doğumunu tüm ihtişamıyla izliyorum."
"yıldızlara bakmak beni daima hayal dünyasına daldırır. kendime sorarım, fransa haritasındaki noktalar arasında seyahat edip belli bir noktaya ulaşıyoruz da neden gökyüzündeki bu parlak noktalara ulaşamıyoruz? nasıl trene atlayıp tarascon’a ya da rouen’e gidiyorsak yıldızlara ulaşmak için de ölebiliriz."
van gogh'un yıldızlara olan bu hayranlığı sadece yıldızlı gece olarak bilinen o tabloda ortaya çıkmış değildir. pek bilinmese de van gogh, birden fazla yıldızlı gece tasviri çizmiştir.
kuşkusuz ki yıldızlı gece sanat tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. insanoğlunda da, sadece tanrının sahip olduğu yaratım yeteneğinin kırıntılarının olduğunu bize göstermiştir.
devamını gör...

