erkeklerin regl olması durumunda yaşanabilecekler
(bkz: mahmut abi vuruldun mu)
devamını gör...
kendisi gibi düşünmeyen herkese vatan haini diyen insan
son 10 yılda türeyen, tüm sosyal medya mecralarında da bolca bulunan insan tipi.
tiksindik be kardeşim.
tiksindik be kardeşim.
devamını gör...
robin hood etkisi
kendini kurtarıcı, yardım sever ve adalet yaratıcı olarak gören kişilerdir. bulunduğu ortamlarda eşitsizliği ve adaletsizliği engellemeye çalışan kimseler eşitsizliği en aza indirgemeye çalışmaktadırlar.
devamını gör...
hayat güzeldir
mustafa kutlu'nun 2011 yılında basılan, 21 tane öyküden oluşan kitabıdır.
mustafa kutlu'nun, daha önceden uzun hikaye kitabını okuyup, kitabın filmini izleyip, okuduğum ikinci kitabıdır.
mustafa kutlu muhafazakarlar toplumu tepeden resmeder öykülerinde. yorum katmaz, süsleme yapmaz, ajitasyon yapmaz.
öykülerde, eski türk filmlerindeki tad vardır. kahramanların karşısına, kendi çaplarında zorluklar çıkar ve kahramanların genelde yakın arkadaşları veya mahalleleri vardır ve her öykünün sonunda işler bir şekilde yoluna girer.
distopya sevmeyen, okuduğu ile huzur bulmak isteyen, mahalle kültürünü özleyen, mucizelere inanlara iyi gelen bir kitaptır.
dili yormaz, akıcıdır ve kelime dağarcığı ile kişiye ekleyebilecek bir kitaptır.
kitabı okuduğumdan beri, öykü yazmaya özeniyorum. beş on sayfada birileri ile tanışıp, sonra onlar ile vedalaşıp yeni insanlar tanıması bana öyküleri sevdiren.
kitaptan elimde, sadece tatlı bir tebessüm kaldı.
mustafa kutlu, kendi halinda yaşayan insanların, yaşamlarındaki artılarını yakalayan bir yazar. onların doluluğundan yola çıkıyor. kanaatkar insanlar ona, öykü yazdırıyor.
öykülerden birinin adı sırılsıklam. birbirinden hoşlanan, aynı paşajda çalışan, ebru ile irfan'ın aşkını anlatıyor. öyle masum, öyle karşılıklı öyle ıslak bir aşk hikayesi.
aslında her ruh kendini iyi eden kitabı seviyor. tam benim ruhuma göre bir kitap. benim ruhuma yakın ruha sahip olanlara tavsiye ederim.
mustafa kutlu'nun, daha önceden uzun hikaye kitabını okuyup, kitabın filmini izleyip, okuduğum ikinci kitabıdır.
mustafa kutlu muhafazakarlar toplumu tepeden resmeder öykülerinde. yorum katmaz, süsleme yapmaz, ajitasyon yapmaz.
öykülerde, eski türk filmlerindeki tad vardır. kahramanların karşısına, kendi çaplarında zorluklar çıkar ve kahramanların genelde yakın arkadaşları veya mahalleleri vardır ve her öykünün sonunda işler bir şekilde yoluna girer.
distopya sevmeyen, okuduğu ile huzur bulmak isteyen, mahalle kültürünü özleyen, mucizelere inanlara iyi gelen bir kitaptır.
dili yormaz, akıcıdır ve kelime dağarcığı ile kişiye ekleyebilecek bir kitaptır.
kitabı okuduğumdan beri, öykü yazmaya özeniyorum. beş on sayfada birileri ile tanışıp, sonra onlar ile vedalaşıp yeni insanlar tanıması bana öyküleri sevdiren.
kitaptan elimde, sadece tatlı bir tebessüm kaldı.
mustafa kutlu, kendi halinda yaşayan insanların, yaşamlarındaki artılarını yakalayan bir yazar. onların doluluğundan yola çıkıyor. kanaatkar insanlar ona, öykü yazdırıyor.
öykülerden birinin adı sırılsıklam. birbirinden hoşlanan, aynı paşajda çalışan, ebru ile irfan'ın aşkını anlatıyor. öyle masum, öyle karşılıklı öyle ıslak bir aşk hikayesi.
aslında her ruh kendini iyi eden kitabı seviyor. tam benim ruhuma göre bir kitap. benim ruhuma yakın ruha sahip olanlara tavsiye ederim.
devamını gör...
okuma kulübü
henüz kurulmamış olan kulüptür, heyecanla mesajlar bölümünde böyle toplu sohbete izin verilebilecek bir tabana ihtiyaç vardır. keşke olsaydı.
devamını gör...
bedelli askerliğin 39 bin 788 lira olması
kredi ile bedelli yapacak bireyin hali, başlık parasını birleştirince ağadan zam yiyen kibar feyzo misali.
devamını gör...
kitap alıntıları
devamını gör...
siyah lale
alexandre dumas tarafından kaleme alınan siyah lale tarihi bir roman niteliği taşımaktadır. " romanın orijinali , paris'de baudry tarafından tarafından 1850 yılında üç bölüm şeklinde la tulipe noire "adı altında yayınlanmıştır.

romanın kahramanı olan cornelius van baerle'nin babası tüccardı. babası yaşadığı hastalıklar ve yaşlılık sebebiyle ölüm döşeğindeydi. ölüm döşeğine oğluna " mutlu ol, her zaman mutlu olacağın işlerde çalış benim gibi tüccarlık yapmaya kalkışma" diye vasiyet etmişti.
yaşadığı yerde mutlu olan van baerle kısa bir zaman sonra sıkılır ve kendisine uğraş edinmek için büyük bahçeli bir eve taşınarak lale yetiştirmeye koyulur. cornelius kısa zamanda 3 farklı tür lale yetiştirmekte usta olmuştu. yetiştirdiği lalelerle insanları etkiliyordu.
dönemin kralı laleleri çok sevdiği için siyah lale yetiştirene 100.000 altın verecekti. cornelius katıldığı bu yarışmayı kazanmak için gecesini gündüzüne katarak çalışıyordu. cornelius'un komşusu ısaac cornelius'un çalışmalarını görünce oda yarışmaya katılmaya karar verir. ne kadar uğraşsa da asla siyah lale yetiştiremez bundan dolayı cornelius'u kıskanır. ilerki zamanlarda isaac cornelius'un yetiştirdiği siyah laleyi almak için bir plan kurarak hapse attırır. cornelius hapishanede tanıştığı rosa ile arkadaş olur ilerki zamanlarda rosa'ya aşık olur. rosa'ya güvenen cornelius ona siyah laleden bahseder. ve ona lale tohumlarını almak konusunda yardım ister.
rosa'ın büyük uğraşları ile laleyi yetiştirirler. bunları kendine yediremeyen isaac bir plan kurarak laleyi alır ve krala götürür. bunu anlayan rosa hemen atına binerek kralın yanına gider ve olan biten her şeyi anlatır.
kral rosa'yı anlar ve cornelius'u hapishaneden çıkartarak büyük ödülü onlara verir. birbirlerine aşık olan cornelius ve rosa evlenirler ve mutlu mesut yaşarlar.

romanın kahramanı olan cornelius van baerle'nin babası tüccardı. babası yaşadığı hastalıklar ve yaşlılık sebebiyle ölüm döşeğindeydi. ölüm döşeğine oğluna " mutlu ol, her zaman mutlu olacağın işlerde çalış benim gibi tüccarlık yapmaya kalkışma" diye vasiyet etmişti.
yaşadığı yerde mutlu olan van baerle kısa bir zaman sonra sıkılır ve kendisine uğraş edinmek için büyük bahçeli bir eve taşınarak lale yetiştirmeye koyulur. cornelius kısa zamanda 3 farklı tür lale yetiştirmekte usta olmuştu. yetiştirdiği lalelerle insanları etkiliyordu.
dönemin kralı laleleri çok sevdiği için siyah lale yetiştirene 100.000 altın verecekti. cornelius katıldığı bu yarışmayı kazanmak için gecesini gündüzüne katarak çalışıyordu. cornelius'un komşusu ısaac cornelius'un çalışmalarını görünce oda yarışmaya katılmaya karar verir. ne kadar uğraşsa da asla siyah lale yetiştiremez bundan dolayı cornelius'u kıskanır. ilerki zamanlarda isaac cornelius'un yetiştirdiği siyah laleyi almak için bir plan kurarak hapse attırır. cornelius hapishanede tanıştığı rosa ile arkadaş olur ilerki zamanlarda rosa'ya aşık olur. rosa'ya güvenen cornelius ona siyah laleden bahseder. ve ona lale tohumlarını almak konusunda yardım ister.
rosa'ın büyük uğraşları ile laleyi yetiştirirler. bunları kendine yediremeyen isaac bir plan kurarak laleyi alır ve krala götürür. bunu anlayan rosa hemen atına binerek kralın yanına gider ve olan biten her şeyi anlatır.
kral rosa'yı anlar ve cornelius'u hapishaneden çıkartarak büyük ödülü onlara verir. birbirlerine aşık olan cornelius ve rosa evlenirler ve mutlu mesut yaşarlar.
devamını gör...
1.55 boyuna rağmen 1.90 sevgili isteyen kadın
ince belli olsun, güzel olsun, sürekli arayıp darlamasın, yatakta kaplan, mutfakta aşçı, sokakta namuslu olsun diyen erkeğe karşılık 1.90 boyu olsun bari diyen kadındır.
devamını gör...
türkiye'deki iş ilanlarının saçma sapan olduğu gerçeği
özeti;
iş: yeri gelince mühendis, yeri gelince teknik usta, yeri gelince işçi, yeri gelince sekreter arada da patronun egosunu okşayıcı olur musunuz?
maaş: ısgırı icrit, ilirdi bıkırız.
iş: yeri gelince mühendis, yeri gelince teknik usta, yeri gelince işçi, yeri gelince sekreter arada da patronun egosunu okşayıcı olur musunuz?
maaş: ısgırı icrit, ilirdi bıkırız.
devamını gör...
telefonsuz dışarıya çıkmak
asla uygulayamayacağım durum. telefonumu evde unuttuğumda yarı yolda farketmişsem döner alırım mutlaka. çalan her telofana bakarım. gelen her mesaja geri dönerim. eğer bir gün telefonumdan arayıp bana ulaşamamışlarsa kesin başıma bir şey gelmiştir. tuvalet hariç oda değiştirirken bile yanıma alırım.
devamını gör...
seri oylamanın sözlüğe zarar verdiği gerçeği
açıkçası takip ettiğim yazarlara seri iltifat olarak seri oy veriyorum ama mutlaka o verdiğim tanımı vaktimin bolluğuna göre yavaş veya hızlı bir şekilde okuyorum.
bu sözlüğe çok emek veren ve aralarında gerçekten kendi fikrini başlıkla olağanüstü şekilde birleştirerek -nüktedan ya da bilgi verici farketmez- tanımını okutan yazarlar var. muhteşem seçilmiş şiirler paylaşan yazarlar var. bazen onların da boşluğa savurdukları tanımlar oluyor elbette, hani bakıyorum laf ola beri gele diye yazılmamışsa yine artı oyluyorum.
dünyayı güzellik ve emek kurtaracak, artı oylamak da güzelliktir.
bu sözlüğe çok emek veren ve aralarında gerçekten kendi fikrini başlıkla olağanüstü şekilde birleştirerek -nüktedan ya da bilgi verici farketmez- tanımını okutan yazarlar var. muhteşem seçilmiş şiirler paylaşan yazarlar var. bazen onların da boşluğa savurdukları tanımlar oluyor elbette, hani bakıyorum laf ola beri gele diye yazılmamışsa yine artı oyluyorum.
dünyayı güzellik ve emek kurtaracak, artı oylamak da güzelliktir.
devamını gör...
yüzbaşı albırt
post modern zamanların yenilmez savaşçısı. unutulmaz soner günday karakteri.
efbiay ajanı yüzbaşı albırt, general heringtın, albay henri ve efbiay çaycısı ceysın dayının film tadında maceralarıyla aksiyon, komedi ve erotik/karete türlerini ustaca harmanlayan çizgi dizi. leman, l-manyak ve lombak dergilerinde yayınlanmıştır.

milli eğitim bakanlığı konektikıt motor meslek lisesi
oltugedır seyehat
dip pörpıl düğün salonu
ceyms kırtasiye
rabırt usta köşem ocakbaşı
zırtlan hotel (mayami)
olivır rakınrol merkezi
yeşil karolayna pide ve lahmacun salonu
midnayt beyaz eşya - ceksın midnayt ve oğulları
cesika hala mantı evi
canıtın kardeşler hamburger evi
zenci böreği

efbiay ajanı yüzbaşı albırt, general heringtın, albay henri ve efbiay çaycısı ceysın dayının film tadında maceralarıyla aksiyon, komedi ve erotik/karete türlerini ustaca harmanlayan çizgi dizi. leman, l-manyak ve lombak dergilerinde yayınlanmıştır.

milli eğitim bakanlığı konektikıt motor meslek lisesi
oltugedır seyehat
dip pörpıl düğün salonu
ceyms kırtasiye
rabırt usta köşem ocakbaşı
zırtlan hotel (mayami)
olivır rakınrol merkezi
yeşil karolayna pide ve lahmacun salonu
midnayt beyaz eşya - ceksın midnayt ve oğulları
cesika hala mantı evi
canıtın kardeşler hamburger evi
zenci böreği

devamını gör...
esbab-ı mucibe
ar. çoğul- esbap: sebepler
mucip; icap eden, gerek-tiren-
gerekçeli sebep
mucip; icap eden, gerek-tiren-
gerekçeli sebep
devamını gör...
sesler ve küller
behçet aysan'ın kaleminden çıkmış en güzel şiirlerden biri. yoksulluğun şiiridir sesler ve küller; haksızlığın, eşit olmayan şartların, işçi sınıfının, ankara'nın şiiridir. sivas katliamında bir kibrit alevi ile yanıp kül olmuş bir şairin, insanların görmek istemediği karanlığa ışık tutmasıdır bir nevi. şiir aynı zamanda aysan'ın; "yüz yıldır ülkemizde güzel bir gelecek için seslere ve küllere, zincirlere ve ölümlere bütün acılara..." cümleleri ile başlayan şiir derlemesine de ismini vermiştir. ne zaman okusam onlarca jilet çiğniyormuşum gibi keskin bir kan tadı geliyor ağzıma. yanmış insan etinin kokusunu, geçmekten ürktüğümüz mahallerin rutubetini soluyorum. belki bilmeden ya da utanmadan parçası olduğumuz bu adaletsizliğin ağırlığı biniyor üzerime. suni ve anlık hatta belki tamamen ikiyüzlüce ama aysan'ın dediği gibi, yok başka cehennem yaşıyoruz işte.
orada duruyorsun, fırtınalar tanığımdır
terkedilmiş
beyaz ve nazlı,
yorgun bir hallacın
attığı
yünler
gibi
dokunaklı.
git diyorlar gidiyorsun
kal diyorlar
ne bir ses
ne bir şarkı.
ey saçlarına ak kuşlar üşüştüren
yüzünü peçesine saklamış
ayın altında
çam dalına asılan
gümüş
gölgesi
göle düşmüş.
kendine bıçaklar bileyen
devrilmiş
kağnı
gibi
yolda kalmış
sevgilim.
altın benekli
fundalıklarda
pusuya düşürülen
geceleyin gözleri bağlı
götürülen
karaca.
inilmedik ne bir deniz
çıkılmadık ne bir dağ
uğranmadık han
bırakmayan
yaralı koşma
sevdalı
im
halkım, sevgilim.
saz yok
mızrap yok
hep konmuş
hem göçebe
hem balık hem kuş
hem ingin hem yokuş
yanık otlar gibi
kavrulmuş
esmer ve yoksul.
iner şafağın alacasında
karıncalar ordusu
şehre
kenar
mahallelerden
yürüyerek
ve trenlerle.
su satan çocuklarıyla
kapılarında vagonların
çamaşırcı
kadınlarıyla
iner
şehre
sincan'dan
iner mamak'tan
battal gazi
destanı ve
kan kalesi
ve kılıcıyla alinin
mızraklı ilmihalle.
yok başka bir cehennem
yaşıyorsun işte
ellerine
bulaşmış
kara incirin sütü
ve kardeşinin
kanı
habil ile kabilin.
yaşıyorsun
sarışın
onurlu ve aşık
karasevdalar
içinde
aydınlık.
yok senin kayan bir yıldızın
puslu
seken dizin
çolpanın
görünmüyor.
bu gökyüzü
sana
bana dar
telliturnam uçamaz
gelinkuşum konamaz.
tel örgüyle
çevrilmiş
onlara
mavi ve alabildiğine
geniş.
hasretin çırağı
gurbetin
kalfası
ve aydınlıkların
ustasısın
sönünce
mum
sönünce
çarağı
karanlıklara
çarpan
pervanem.
halkım
sevgilim
yanar
güneşte etin kehribar
bir üzüm
çıngılı
gibi.
çıkrık iner
çıkar
çıkrık
varılmaz
dibi görülmedik
korkuyum.
süngerdedir
vurgun yemiş
tütün
düzer
inci
gibi.
karabükte
duman olur
savrulur
gıslavette işçi.
yıllar yılı
bilirim
döne döne
yıllar yılı
aynı
kitabı okur
adı acılarbilgisi
adı acılarbilgisi
acılarbilgisi.
orada duruyorsun, fırtınalar tanığımdır
terkedilmiş
beyaz ve nazlı,
yorgun bir hallacın
attığı
yünler
gibi
dokunaklı.
git diyorlar gidiyorsun
kal diyorlar
ne bir ses
ne bir şarkı.
ey saçlarına ak kuşlar üşüştüren
yüzünü peçesine saklamış
ayın altında
çam dalına asılan
gümüş
gölgesi
göle düşmüş.
kendine bıçaklar bileyen
devrilmiş
kağnı
gibi
yolda kalmış
sevgilim.
altın benekli
fundalıklarda
pusuya düşürülen
geceleyin gözleri bağlı
götürülen
karaca.
inilmedik ne bir deniz
çıkılmadık ne bir dağ
uğranmadık han
bırakmayan
yaralı koşma
sevdalı
im
halkım, sevgilim.
saz yok
mızrap yok
hep konmuş
hem göçebe
hem balık hem kuş
hem ingin hem yokuş
yanık otlar gibi
kavrulmuş
esmer ve yoksul.
iner şafağın alacasında
karıncalar ordusu
şehre
kenar
mahallelerden
yürüyerek
ve trenlerle.
su satan çocuklarıyla
kapılarında vagonların
çamaşırcı
kadınlarıyla
iner
şehre
sincan'dan
iner mamak'tan
battal gazi
destanı ve
kan kalesi
ve kılıcıyla alinin
mızraklı ilmihalle.
yok başka bir cehennem
yaşıyorsun işte
ellerine
bulaşmış
kara incirin sütü
ve kardeşinin
kanı
habil ile kabilin.
yaşıyorsun
sarışın
onurlu ve aşık
karasevdalar
içinde
aydınlık.
yok senin kayan bir yıldızın
puslu
seken dizin
çolpanın
görünmüyor.
bu gökyüzü
sana
bana dar
telliturnam uçamaz
gelinkuşum konamaz.
tel örgüyle
çevrilmiş
onlara
mavi ve alabildiğine
geniş.
hasretin çırağı
gurbetin
kalfası
ve aydınlıkların
ustasısın
sönünce
mum
sönünce
çarağı
karanlıklara
çarpan
pervanem.
halkım
sevgilim
yanar
güneşte etin kehribar
bir üzüm
çıngılı
gibi.
çıkrık iner
çıkar
çıkrık
varılmaz
dibi görülmedik
korkuyum.
süngerdedir
vurgun yemiş
tütün
düzer
inci
gibi.
karabükte
duman olur
savrulur
gıslavette işçi.
yıllar yılı
bilirim
döne döne
yıllar yılı
aynı
kitabı okur
adı acılarbilgisi
adı acılarbilgisi
acılarbilgisi.
devamını gör...
zeki insanların ortak özellikleri
gereksiz tartışmalardan uzak dururlar. insanların ne düşündüklerini umursarlar, hiçbirini uygulamazlar.
devamını gör...
una nocte
son girdisini biraz önce okuduğum ve sonuna kadar haklı bulduğum hatta aynı düşüncelerden ötürü bir karar da ben alır mıyım diye ara ara sorduğum durumu çok güzel açıklamış yazardır.
hiç iletişim kurmamış olmama rağmen sözlüğün sevilen yazarlarından biri olduğunu bilmekle beraber ayrılışı üzmüştür.
belki de bu düşünceler fazla özümsediğimizden oluyor ne demeli? ne demişler her şeye hakettiği değerden fazla değer vermemek lazım.
hâlâ umut olmakla beraber bu kan kayıplarının artmasıyla ne olacağı bilinmez,devam ediyoruz bakalım.
bu sözlüğün tadı kaliteli insanlarla çıkıyor umarım bu kaliteli insanlar eş değer kalitede olmayan kişiler için değişilmez.
bu girdiyi sevgili yazarın sağlıcakla kalmasını temenni ederek sonlandırıyorum.
hiç iletişim kurmamış olmama rağmen sözlüğün sevilen yazarlarından biri olduğunu bilmekle beraber ayrılışı üzmüştür.
belki de bu düşünceler fazla özümsediğimizden oluyor ne demeli? ne demişler her şeye hakettiği değerden fazla değer vermemek lazım.
hâlâ umut olmakla beraber bu kan kayıplarının artmasıyla ne olacağı bilinmez,devam ediyoruz bakalım.
bu sözlüğün tadı kaliteli insanlarla çıkıyor umarım bu kaliteli insanlar eş değer kalitede olmayan kişiler için değişilmez.
bu girdiyi sevgili yazarın sağlıcakla kalmasını temenni ederek sonlandırıyorum.
devamını gör...
chris lofton
bu adam mucize bir şutördü. bildiğiniz şapkada tavşan çıkarırdı. ben böyle bir şut mekaniğine sahip çok az oyuncu izledim. çember adamın sanki yoldaşı gibiydi. hiç kırmazdı lofton beyi. gönder gelsin der. seyir zevkimize zevk katardı. düşünün adam üniversite kariyerinde ncaa'in en iyi şutörlerinden biri olarak lige damga vuruyor. 346 isabetli üçlükle ncaa tarihine geçiyor. herkes adamın nba'de parkeleri ve çemberleri ağlatacağını düşünürken, adam testis kanseri olduğunu öğreniyor. ameliyat vesaire derken, parkelere dönüşü eskisi gibi olmuyor haliyle. bu yüzden de bambaşka olabilecek bir kariyer olmayacak yerlere savruluyor. olmayacak derken de fena bir kariyer değil aslında ama hak ettiği kariyer kanımca bu değildi. o şut yeteneği, hastalığı sebebiyle fiziksel olarak gerekli oyun sertliğini sağlayamadığı için heba oldu gitti. onu çok başka yerlerde izleyebilirdik. ha tabi öyle olsaydı kendisini yakından izleme fırsatımız olmazdı orası da ayrı nokta * kendisini türkiye'ye ilk olarak ahmet kandemir getirdi. beşiktaş emekçisi bir koçtur ancak o dönemler mersin'de çalışıyordu ve lofton'ı onun sayesinde tanıdık. şaka değil adam kolej maçında 61 sayı attı. öyle kurulmuş makine gibi attığını soktu.
sonra tabi bizim için değerli olan asıl serüveni başladı. beşiktaş'a geldi. geldiği gibi selam verdi ve bombalamaya başladı. adamın sezon içerisinde galatasaray ile oynadığımız maçlarda attığı sayılar şöyle; 34-35-36-37. cılkını çıkarıyordu tabiri caizse * fenerbahçe'ye 28 efes'e de 29 sayı attı. bir sonraki sezon bayağı maç kaçırdı. ama o sezon bile efes maçında yine yardırdı. 33 kurşun gönderdi efese...
kendisini izlemek inanılmaz keyifliydi. ama onu izlerken aklımda hep ''hastalanmasa bu adam nerede olurdu?'' sorusu vardı. bir de keşkemiz oldu tabi; keşke daha iyi bir takım kimyası oluşturulmuş olsaydı da, kendisini daha sağlam bir beşiktaş'ta izleseydik.
şunu şuraya iliştireyim;
sonra tabi bizim için değerli olan asıl serüveni başladı. beşiktaş'a geldi. geldiği gibi selam verdi ve bombalamaya başladı. adamın sezon içerisinde galatasaray ile oynadığımız maçlarda attığı sayılar şöyle; 34-35-36-37. cılkını çıkarıyordu tabiri caizse * fenerbahçe'ye 28 efes'e de 29 sayı attı. bir sonraki sezon bayağı maç kaçırdı. ama o sezon bile efes maçında yine yardırdı. 33 kurşun gönderdi efese...
kendisini izlemek inanılmaz keyifliydi. ama onu izlerken aklımda hep ''hastalanmasa bu adam nerede olurdu?'' sorusu vardı. bir de keşkemiz oldu tabi; keşke daha iyi bir takım kimyası oluşturulmuş olsaydı da, kendisini daha sağlam bir beşiktaş'ta izleseydik.
şunu şuraya iliştireyim;
devamını gör...
kuasar
evrenin en uzak köşelerinde bulunan, erken döneme ait yaşlı galaksilerdir. merkezlerinde bulunan karadelikteki gazlarla beslenmesi sağlanır. gereksinimi olan gazı temin etmek için kendinden büyük bir galaksinin merkezine yerleşerek, kara delik vasıtasıyla yerleştiği galaksiden gaz emerek beslenir.
devamını gör...
