boş yapmak
60 yaşında olan anneden duyulunca garip hissettiren söylem.
anneme durduk yere hediye almam sonucunda "paranı neden böyle şeylere harciyorsun" vs diye saydirirken birden ağzımdan "boş yapma" çıktı. annemde anlamını ısrarla sordu bende "boş konuşmak, boş anlamsız hareketlerde bulunmak" olarak açıkladım. aradan yarım saat geçtikten sonra tlc izleyen anneme hala bu kanalı mi izliyorsun sorusuna "boş yapma" cevabını almamla dumura uğradım. bunu söylerken tonlamasini tam olarak doğru yaptı ve asla gözünü televizyondan ayırmadı. kusursuz bir andı. bir süre sessizce oturmak zorunda kaldım.
hala kendime gelebilmiş değilim.
anneme durduk yere hediye almam sonucunda "paranı neden böyle şeylere harciyorsun" vs diye saydirirken birden ağzımdan "boş yapma" çıktı. annemde anlamını ısrarla sordu bende "boş konuşmak, boş anlamsız hareketlerde bulunmak" olarak açıkladım. aradan yarım saat geçtikten sonra tlc izleyen anneme hala bu kanalı mi izliyorsun sorusuna "boş yapma" cevabını almamla dumura uğradım. bunu söylerken tonlamasini tam olarak doğru yaptı ve asla gözünü televizyondan ayırmadı. kusursuz bir andı. bir süre sessizce oturmak zorunda kaldım.
hala kendime gelebilmiş değilim.
devamını gör...
karl dönitz
nazi almanyası'nın büyük amirali ve deniz kuvvetleri komutanıdır. enteresan bir çardır kendisi... çoğu insan bilmez ama kendisi birinci dünya savaşında goeben'de teğmen olarak görev almıştır. hatta eşi ile de istanbul'da tanışıp evlenmiştir. hatta ölmeden evvel şahsi anılarını türkçe'ye çevirterek türk deniz kuvvetleri'ne vermiştir.
prusya ekolü ile yetişmiş olan dönitz nazi almanyası zamanında u bot filo komutanlığı ve deniz kuvvetleri kriegsmarine'de alt komutanlık olan u boat komutanlığı yaptıktan sonra savaş sırasında deniz kuvvetleri komutanı ve büyükamiral olmuştur. nazilerin en fazla yuvalandığı yer olan luftwaffe'nin aksine kriegsmarine daha böyle kanım canım almanya modunda savaşmıştır, ss ve luftwaffe'nin yaptığı türden katliamlara pek bulaşmamıştır.
dönitz ise moderate nazi modunda takılmıştır. şöyle tarif edersem anlarsınız herhalde, ''aman canım işimiz bozulmasın diye kafa sallayıp öyleymiş gibi takılıyoruz'' anladınız siz onu kıps sdkjlgh herneyse; tabi moderate nazi dediysem de, her nazi gibi museviler ve bolşeviklerden ölesiye nefret eden bir çardı kendisi... savaş sırasında 2 oğlu da kendisi gibi u boat subayıydı ve her ikisini de savaşta kaybetmiştir. dönitz ile alakalı en tartışmalı konulardan birisi ise, sebep olduğu laconia faciasıdır ki kendisi de bu facia sonrasında ne şartla olursa olsun düşmana ait hiçbir sivil ve savaş esirinin denizden canlı kurtarılmaması emrini vermiştir. laconia faciasında da almanlar yanlışlıkla sivil ingiliz gemisini vuruyorlar daha sonra ingiliz sivilleri kurtarıp denizaltıya alıp güvertesine kızılhaç seriyorlar. bu esnada onları gören bir amerikan b24 liberator üzerinde ingilizlerin de olduğu kızılhaç serili alman denizaltılarını vuruyor falan... e ardından da almanlar ''s*kerim insanlığını da yapacağınız işi de'' deyip filikalara ingilizleri bindirip açıkdenizde bırakıyorlar falan... dönitz ise bu olayın ardından işte o meşhur laconia kararlarını alıyor. bu sebepten ötürü de savaştan sonra nürnberg'de 10 sene yatıyor...
savaştan sonra tonton dede modunda takılıp batı almanya'da uzuuunca bir süre yaşadıktan sonra da 1981'de vefat etmiştir. cenazesine aslında yasak olmasına rağmen alman deniz kuvvetleri üniformalı tam kadro olarak katılmıştır. kazandığı alman madalyalarının yanında ek olarak kendisi de subay sınıfı osmanlı gelibolu kıta harp madalyası sahibidir..
dügüdüt: yazarken ''lan goeben miydi breslau mu ?'' diye ikilemde kalmıştım altta arkadaşım düzeltmiş sağolsun. breslau'da teğmendi sözlük...
prusya ekolü ile yetişmiş olan dönitz nazi almanyası zamanında u bot filo komutanlığı ve deniz kuvvetleri kriegsmarine'de alt komutanlık olan u boat komutanlığı yaptıktan sonra savaş sırasında deniz kuvvetleri komutanı ve büyükamiral olmuştur. nazilerin en fazla yuvalandığı yer olan luftwaffe'nin aksine kriegsmarine daha böyle kanım canım almanya modunda savaşmıştır, ss ve luftwaffe'nin yaptığı türden katliamlara pek bulaşmamıştır.
dönitz ise moderate nazi modunda takılmıştır. şöyle tarif edersem anlarsınız herhalde, ''aman canım işimiz bozulmasın diye kafa sallayıp öyleymiş gibi takılıyoruz'' anladınız siz onu kıps sdkjlgh herneyse; tabi moderate nazi dediysem de, her nazi gibi museviler ve bolşeviklerden ölesiye nefret eden bir çardı kendisi... savaş sırasında 2 oğlu da kendisi gibi u boat subayıydı ve her ikisini de savaşta kaybetmiştir. dönitz ile alakalı en tartışmalı konulardan birisi ise, sebep olduğu laconia faciasıdır ki kendisi de bu facia sonrasında ne şartla olursa olsun düşmana ait hiçbir sivil ve savaş esirinin denizden canlı kurtarılmaması emrini vermiştir. laconia faciasında da almanlar yanlışlıkla sivil ingiliz gemisini vuruyorlar daha sonra ingiliz sivilleri kurtarıp denizaltıya alıp güvertesine kızılhaç seriyorlar. bu esnada onları gören bir amerikan b24 liberator üzerinde ingilizlerin de olduğu kızılhaç serili alman denizaltılarını vuruyor falan... e ardından da almanlar ''s*kerim insanlığını da yapacağınız işi de'' deyip filikalara ingilizleri bindirip açıkdenizde bırakıyorlar falan... dönitz ise bu olayın ardından işte o meşhur laconia kararlarını alıyor. bu sebepten ötürü de savaştan sonra nürnberg'de 10 sene yatıyor...
savaştan sonra tonton dede modunda takılıp batı almanya'da uzuuunca bir süre yaşadıktan sonra da 1981'de vefat etmiştir. cenazesine aslında yasak olmasına rağmen alman deniz kuvvetleri üniformalı tam kadro olarak katılmıştır. kazandığı alman madalyalarının yanında ek olarak kendisi de subay sınıfı osmanlı gelibolu kıta harp madalyası sahibidir..
dügüdüt: yazarken ''lan goeben miydi breslau mu ?'' diye ikilemde kalmıştım altta arkadaşım düzeltmiş sağolsun. breslau'da teğmendi sözlük...
devamını gör...
ille de memleket
sözü ve müziği ilhan şeşen'e ait, nazım hikmet ran için yazılmış olan şarkıdır. edip akbayram ve leman sam tarafından seslendirilmiştir.
seni dünya paylaşamıyor, şiirlerin bin dilde
senin senden okumak var ya seninle aynı dilde
mezarın orada olsa, burada olsa ne olur
tepende bir taş olsa, çınar olsa ne olur
nazım hikmet memleket, memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık, hasret sana memleket
nazım hikmet memleket, memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık, hasret sana memleket
kitapların özgür artık, müjdeler olsun nazım
sen yazmaya devam et, hasreti yazma nazım
varna önlerindeydin, sen artık döndün nazım
karadeniz köpürdü, memlekettesin nazım
seni dünya paylaşamıyor, şiirlerin bin dilde
senin senden okumak var ya seninle aynı dilde
mezarın orada olsa, burada olsa ne olur
tepende bir taş olsa, çınar olsa ne olur
nazım hikmet memleket, memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık, hasret sana memleket
nazım hikmet memleket, memleket nazım hikmet
kafiye için yazmadık, hasret sana memleket
kitapların özgür artık, müjdeler olsun nazım
sen yazmaya devam et, hasreti yazma nazım
varna önlerindeydin, sen artık döndün nazım
karadeniz köpürdü, memlekettesin nazım
devamını gör...
leyla ile mecnun replikleri
"kafamın içinde yemin ederim şu anda fadimenin düğünü var."
zaman zaman günlük hayatımda kullandığım söylemdir.
zaman zaman günlük hayatımda kullandığım söylemdir.
devamını gör...
kedisi olan yazarlar birliği
2 canavar annesi olarak ben de bu birliğin bir üyesi olmaktan gurur duyuyorum.
kedi sahiplenme 101
- maddi ve manevi olarak hazır olmadan kedi sahiplenilmemesi gerekiyor.
- evinizi kediye uygun hale getirmeniz gerekiyor.
- cins kedi yerine bakıma ve ilgiye ihtiyacı olan kedilere öncelik verilmeli.
- cins kedi demişken satın almayın sahiplenin. talep olmazsa o yavrucaklar kötü koşullarda üremek zorunda kalmaz.
kedi sahiplenme 101
- maddi ve manevi olarak hazır olmadan kedi sahiplenilmemesi gerekiyor.
- evinizi kediye uygun hale getirmeniz gerekiyor.
- cins kedi yerine bakıma ve ilgiye ihtiyacı olan kedilere öncelik verilmeli.
- cins kedi demişken satın almayın sahiplenin. talep olmazsa o yavrucaklar kötü koşullarda üremek zorunda kalmaz.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak
en sevdiğim sanatçılardan birinin bir eserini bırakayım.
zdzisław beksiński (1975)
eserlerinin hiç birine isim vermemiş, yorumlamak bize kalıyor. iyi geceler dünya.
zdzisław beksiński (1975)eserlerinin hiç birine isim vermemiş, yorumlamak bize kalıyor. iyi geceler dünya.
devamını gör...
kürk mantolu bulgaristan türkleri

kürk mantolu türkler
lıfe dergisi fotoğrafçısı jackbirns tarafından 1950 yılında edirne tren garı'nda çekilen 1950 bulgaristan göçü fotoğrafında kadınların neden kürklü olduklarını kırklareli belediye başkanı mehmet siyam kesimoğlu sosyal medya üzerinden açıkladı.
kırklareli belediye başkanı mehmet siyam kesimoğlu, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda bulgaristan’dan 1950 yılında yurda göç eden türk kadınların üzerinde kürk olmasının sebebini paylaştı. lıfe dergisi fotoğrafçısı jackbirns tarafından 1950 yılında edirne tren garı'nda çekilmiş olan fotoğrafı paylaşan kesimoğlu, “ömürlerinde hiçbir zaman kürk giyme fırsatı bulamayacak olan bu kadınlar, ellerindekini satıp parasıyla kürk alıyorlardı ki; türkiye'ye geçtiklerinde kürkü satarak en azından bir miktar paralarını kurtarmış olabilsinler..,” şeklinde açıkladı.
paylaşımın altına yapılan çeşitli yorumlar ve kıyaslamalar dikkat çekerken, kesimoğlu sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşım çok sayıda beğeni alırken, fotoğrafın altında şu ifadelere yer verdi;
''göç'' -1950
bu fotoğraf, lıfe dergisi fotoğrafçısı jackbirns tarafından 1950 yılında edirne tren garı'nda çekilmiş.
kadınların hepsinin üzerinde kürk olmasının nedeni ise;
bulgaristan'ın göç eden türklerin yanlarına sadece elbiselerini almalarına izin vermesi.
ömürlerinde hiçbir zaman kürk giyme fırsatı bulamayacak olan bu kadınlar, ellerindekini satıp parasıyla kürk alıyorlardı ki;
türkiye'ye geçtiklerinde kürkü satarak en azından bir miktar paralarını kurtarmış olabilsinler..,
dünya tarihinin en üzücü sahnelerinden biri de 1950'li yıllarda bulgaristan türklerinin maruz kaldığı insanlık dışı muameledir.
bu süreçte taşınmaz mallarının bir çoğunu arkasında bırakan bulgaristan türkleri taşınabilir mülklerini yanlarında götürmek istemiştir; ancak faşizan bir yönetime sahip bulgar hükümeti türklerin yalnızca kıyafetleri ile gitmesine izin vermiştir.
gidecekleri yurtta kendilerini neyin beklediğini bilmeyen bulgaristan türkleri hem daha sıcak tutması hem de her yerde satıldığında iyi para etmesi hasebiyle kürk satın alarak türkiye'ye gelmişlerdir.
kürklerle zengin bir hanım portresi çizilse de aslında fotoğrafın ardında bir dram vardır.”
kaynak: edirne'nin sesi
devamını gör...
erkeği adam edip başkasına kaptırmak
cefasını çekip sefasını başkasına bırakma eylemidir.
devamını gör...
klişe instagram yorumları
alev emojisi.
devamını gör...
bak şuradan sektir git
'bak şurdan s...r git' karikatürünün kafa sözlüğe uyarlanmış hali.
devamını gör...
kayıp tanrılar ülkesi
sevgili polisiye yazarımız (bkz: ahmet ümit) 'in haziran 2021'de yayımlanan son kitabıdır.
kitap, berlin emniyet müdürlüğü'nde başkomiser olan türk asıllı yıldız karasu ve yardımcısı komiser tobias becker'in, bir yazılım firmasında çalışan ve hunharca katledilen cemal ölmez’in cinayetini soruşturmaları ile başlamaktadır.
kitabı çok beğendiğimi söylemeden edemeyeceğim. spoiler vermeden birkaç şeyden bahsetmek istiyorum…
öncelikle içerisinde arkeolojiden, yunan mitolojisinden, neo-nazi eylemlerinden, bergama kazılarından kaçırılan yahut dönemin padişahları, paşaları tarafından kaçırılmasına göz yumulan eserlerden bahseden ve bunlardan bahsederken de asla okuyucuyu sıkmayan, yağ gibi akıp giden, hatta bana sorarsanız mitolojiye giriş 101 olarak da çok rahat tanımlayabileceğim bir kitap…
yunan mitolojisine çok meraklı değildim bu kitabı okuyana kadar. kulaktan dolma, sağdan soldan duyduğum birkaç şey dışında, çok bir bilgim de yoktu açıkçası. lakin ahmet ümit, kurgusunu mitoloji ile o kadar güzel harmanlamış ki, yakın zamanda mitolojiyle ilgili birkaç metin edinip, ilgilenme isteği doğurdu içimde bu kitapla…
kitaptaki cinayetleri, olay örgüsünü ve kurguyu beğendim.
final zaten çok iyiydi…
yani birkaç yerde kıllandım okurken katil hakkında ama, kitabın sonuna kadar katilin kim olduğundan emin olamadım açıkçası…
mesela kitapta zeus'un ağzından konuşulanları okumaktan dolayı çok memnunum. çok sevdim ara ara zeus'un bize hitap ettiği bölümleri...
fakat şöyle bir şey var kitapta beni rahatsız eden…
ana dili türkçe olan bir yazarın, yabancı bir ülkede geçen kurguda, üstelik o ülkenin vatandaşını konuşturduğu diyalogları maalesef ki gözüme çok çiğ geliyor. yani adamın adı tobias becker, ama diyaloglara bakıyorsun, bildiğin 13 yıldır traş olduğun berber muhittin… yani o kültüre ait deyimlerden uzak, gramerden uzak, çok tatsız tuzsuz bir şey oluyor yani. çok yapay geldi okurken bana…
ha diyeceksiniz ki, ‘’ulan almanca mı biliyorsun? ne bu tatava?’’
haklısınız belki evet, ama bir yabancılık çekmedim okurken, anlatmak istediğim o…
berlin’de geçmiyor da daha çok acıbadem’de, kadıköy’de geçiyormuş gibi hissettim yani.
mesela başkomser nevzat’ın ve ekibinin peşine düştüğü bir cinayet olsa idi baştan sona, 10 üzerinden 10 verirdim, çok rahat…
kitapla ilgili tek olumsuz görüşüm budur…
ama polisiye seven her okura tavsiyemdir. beğenileceğinden de adım gibi eminim…
kitap, berlin emniyet müdürlüğü'nde başkomiser olan türk asıllı yıldız karasu ve yardımcısı komiser tobias becker'in, bir yazılım firmasında çalışan ve hunharca katledilen cemal ölmez’in cinayetini soruşturmaları ile başlamaktadır.
kitabı çok beğendiğimi söylemeden edemeyeceğim. spoiler vermeden birkaç şeyden bahsetmek istiyorum…
öncelikle içerisinde arkeolojiden, yunan mitolojisinden, neo-nazi eylemlerinden, bergama kazılarından kaçırılan yahut dönemin padişahları, paşaları tarafından kaçırılmasına göz yumulan eserlerden bahseden ve bunlardan bahsederken de asla okuyucuyu sıkmayan, yağ gibi akıp giden, hatta bana sorarsanız mitolojiye giriş 101 olarak da çok rahat tanımlayabileceğim bir kitap…
yunan mitolojisine çok meraklı değildim bu kitabı okuyana kadar. kulaktan dolma, sağdan soldan duyduğum birkaç şey dışında, çok bir bilgim de yoktu açıkçası. lakin ahmet ümit, kurgusunu mitoloji ile o kadar güzel harmanlamış ki, yakın zamanda mitolojiyle ilgili birkaç metin edinip, ilgilenme isteği doğurdu içimde bu kitapla…
kitaptaki cinayetleri, olay örgüsünü ve kurguyu beğendim.
final zaten çok iyiydi…
yani birkaç yerde kıllandım okurken katil hakkında ama, kitabın sonuna kadar katilin kim olduğundan emin olamadım açıkçası…
mesela kitapta zeus'un ağzından konuşulanları okumaktan dolayı çok memnunum. çok sevdim ara ara zeus'un bize hitap ettiği bölümleri...
fakat şöyle bir şey var kitapta beni rahatsız eden…
ana dili türkçe olan bir yazarın, yabancı bir ülkede geçen kurguda, üstelik o ülkenin vatandaşını konuşturduğu diyalogları maalesef ki gözüme çok çiğ geliyor. yani adamın adı tobias becker, ama diyaloglara bakıyorsun, bildiğin 13 yıldır traş olduğun berber muhittin… yani o kültüre ait deyimlerden uzak, gramerden uzak, çok tatsız tuzsuz bir şey oluyor yani. çok yapay geldi okurken bana…
ha diyeceksiniz ki, ‘’ulan almanca mı biliyorsun? ne bu tatava?’’
haklısınız belki evet, ama bir yabancılık çekmedim okurken, anlatmak istediğim o…
berlin’de geçmiyor da daha çok acıbadem’de, kadıköy’de geçiyormuş gibi hissettim yani.
mesela başkomser nevzat’ın ve ekibinin peşine düştüğü bir cinayet olsa idi baştan sona, 10 üzerinden 10 verirdim, çok rahat…
kitapla ilgili tek olumsuz görüşüm budur…
ama polisiye seven her okura tavsiyemdir. beğenileceğinden de adım gibi eminim…
devamını gör...
kurtlar vadisi izleyen kadın
güvenlik görevlilerine ''hayırlı nöbetler babayiğit'' şeklinde selam verir.
devamını gör...
sevilen latince deyişler
"arx tarpeia capitoli proxima"
(tarpeia kayalıkları capitol'e yakındır.)
siyasette zafer ile yenilginin birbirine çok da uzak olmadığını hatırlatan latince deyimdir.
capitol* tepesi, roma'nın ünlü yedi tepesinden en yüksek olanıdır. eski roma'da dik kayalıkları ve çok iyi korunuyor olması nedeniyle şehrin en zor ulaşılabilecek yeriydi.
rivayete göre; romulus roma kralıyken, romalılar yakınlarda yaşayan sabin kadınlarından bazılarını kaçırmışlardı. sabinler intikam almak istiyordu ama roma çok iyi korunuyordu. özellikle de capitol'deki kaleye ulaşmak çok zordu.
bu ulaşılması zor kalenin komutanının tarpeia adında bir kızı vardı ve bu genç kız bir sabin delikanlısına aşıktı. tarpeia, kale kapısını açıp onları içeri alma konusunda sabinlerle anlaştı. ancak her ne kadar kendilerine yardım etmiş olsa da bu ihanete çok kızan sabinler kaleye ulaşır ulaşmaz tarpeia'yı kılıçtan geçirip öldürdüler ve kayalıklardan attılar.
romalılar da bu olaydan sonra ihanet edenleri tarpeia adını verdikleri bu kayalıklardan atarak cezalandırdılar.
öyle ki; yurda zaferle dönen komutanların onuruna capitol tepesi'nde törenler düzenlenirken, vatan hainleri tarpeia kayalıkları'ndan aşağı atılırdı.
(tarpeia kayalıkları capitol'e yakındır.)
siyasette zafer ile yenilginin birbirine çok da uzak olmadığını hatırlatan latince deyimdir.
capitol* tepesi, roma'nın ünlü yedi tepesinden en yüksek olanıdır. eski roma'da dik kayalıkları ve çok iyi korunuyor olması nedeniyle şehrin en zor ulaşılabilecek yeriydi.
rivayete göre; romulus roma kralıyken, romalılar yakınlarda yaşayan sabin kadınlarından bazılarını kaçırmışlardı. sabinler intikam almak istiyordu ama roma çok iyi korunuyordu. özellikle de capitol'deki kaleye ulaşmak çok zordu.
bu ulaşılması zor kalenin komutanının tarpeia adında bir kızı vardı ve bu genç kız bir sabin delikanlısına aşıktı. tarpeia, kale kapısını açıp onları içeri alma konusunda sabinlerle anlaştı. ancak her ne kadar kendilerine yardım etmiş olsa da bu ihanete çok kızan sabinler kaleye ulaşır ulaşmaz tarpeia'yı kılıçtan geçirip öldürdüler ve kayalıklardan attılar.
romalılar da bu olaydan sonra ihanet edenleri tarpeia adını verdikleri bu kayalıklardan atarak cezalandırdılar.
öyle ki; yurda zaferle dönen komutanların onuruna capitol tepesi'nde törenler düzenlenirken, vatan hainleri tarpeia kayalıkları'ndan aşağı atılırdı.
devamını gör...
lord of the portakals miğfer dibi
süpper yeni film. eline emeğine sağlık mellisho. ayrıntılar tek tek mükemmel. gidem de tekrar izleyem.
devamını gör...
horn etkisi
olumsuz bir özellikten yola çıkarak olumsuz atıflarda bulunmaktır. halo etkisinin olumsuz versiyonudur. üstü başı yırtık ve bakımsız birinin tembel ve ağzı bozuk biri olduğunu düşünmek buna örnektir.
devamını gör...



