şahsiyet
her şeyi unutan, daha doğrusu hobisi unutmak olan bir milletin gözünü açacak, kısa süre de olsa bir şeyleri hatırlatacak muhteşem bir dizi. senaryosunu hakan günday yazmış, zaten ancak hakan günday yazabilirdi.
başrollerde haluk bilginer ile cansu dere gibi başarılı kişilikleri görmek mümkün. oyunculukları fazlasıyla başarılı buldum. o kadar kaliteli oyuncular vardı ki, zaten haluk bilginer denince iş bitiyor, adam hepimizin bildiği üzere emmy ödüllerine layık görüldü agah rolü ile. agah demişken, dizide hep alışılmadık isimler vardı, hakan günday'ın romanlarında sıklıkla karşımıza çıktığı gibi.
bu dizi, yıllardır unutulan olayları, kadına psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddeti, damgalamaları, adaletin olmayışını ve işlememesini, halkın ise bunları nasıl bir bir unuttuğunu çok güzel gözler önüne sermiş. sosyolojik ve psikolojik olarak ayrıntılı işlenmiş.
edit ve spoiler: nevra'nın travmatik olaydan sonra belleğini silmesi yani hatırlamaması ayrıntısı ve bunun yavaş yavaş açığa çıkması çok iyiydi. yüzleşmek istememesi, ama yüzleşmek zorunda olması.. yüzleşirken acı çekse de yüzleştikten sonra daha güçlü birine dönüşmesi.
''sen zannediyor musun ki bir tek alzheimer olan sensin? herkes hasta, hepsi hasta. yarın bugün bir milli maç olur, herkes her şeyi unutur. bu millet neleri unuttu, seni mi unutmayacak, sen kimsin ki, alt tarafı bir katil, alt tarafı bir cinayet haberi.''
başrollerde haluk bilginer ile cansu dere gibi başarılı kişilikleri görmek mümkün. oyunculukları fazlasıyla başarılı buldum. o kadar kaliteli oyuncular vardı ki, zaten haluk bilginer denince iş bitiyor, adam hepimizin bildiği üzere emmy ödüllerine layık görüldü agah rolü ile. agah demişken, dizide hep alışılmadık isimler vardı, hakan günday'ın romanlarında sıklıkla karşımıza çıktığı gibi.
bu dizi, yıllardır unutulan olayları, kadına psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddeti, damgalamaları, adaletin olmayışını ve işlememesini, halkın ise bunları nasıl bir bir unuttuğunu çok güzel gözler önüne sermiş. sosyolojik ve psikolojik olarak ayrıntılı işlenmiş.
edit ve spoiler: nevra'nın travmatik olaydan sonra belleğini silmesi yani hatırlamaması ayrıntısı ve bunun yavaş yavaş açığa çıkması çok iyiydi. yüzleşmek istememesi, ama yüzleşmek zorunda olması.. yüzleşirken acı çekse de yüzleştikten sonra daha güçlü birine dönüşmesi.
''sen zannediyor musun ki bir tek alzheimer olan sensin? herkes hasta, hepsi hasta. yarın bugün bir milli maç olur, herkes her şeyi unutur. bu millet neleri unuttu, seni mi unutmayacak, sen kimsin ki, alt tarafı bir katil, alt tarafı bir cinayet haberi.''
devamını gör...
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı
geçen bayramda bazı dangalakların "meclisin açılmasıyla çocuğun ne alakası var?" dediklerine şahit oldum.
cevap vereyim, bir alakası yok. sadece atamız bu bayramı çocuklara armağan etmiş. çocuklar mutlu olsun demiş. zorunuza gidiyorsa kutlamayın. çocuklara değer vermiyorsanız kutlamayın. umrumuzda değil. geçmiş ve gelecek bütün bayramlarımızı kutluyorum.
cevap vereyim, bir alakası yok. sadece atamız bu bayramı çocuklara armağan etmiş. çocuklar mutlu olsun demiş. zorunuza gidiyorsa kutlamayın. çocuklara değer vermiyorsanız kutlamayın. umrumuzda değil. geçmiş ve gelecek bütün bayramlarımızı kutluyorum.
devamını gör...
inanmadığı dinin sabah akşam son ses müziğini dinlemek zorunda olmak
beni diyanete ayırılan olağanüstü bütçe kadar rahatsız etmeyen bir durum.
devamını gör...
bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük
bütün bir yaşamını insanların düşüncelerine göre şekillendirip,korkarak ve bahaneler üreterek boşa harcamaktır bence.
devamını gör...
sözlük radyosu dinleyici çalma listeleri
selaaamm
tarihin tozlu raflarından bir konseptle geldim. zaten neden tarihin tozlu raflarına kalktı ki?
konsept zamanında önümüze konduģunda, gerek, yap deyince yapmayan pis huyumdan, gerekse üşengeç bir dönemime denk gelmesinden bir liste hazırlamamıştım. şimdi hazırlayasım geldi. çünkü neden olmasın?
peki liste yaptın da nasıl yaptın diye sorarlar adama di mi? şimdi efendim son zamanlar aşure gibi bir müzik zevkim olduğu için tür seçme olaylarına girmeyeyim dedim. mesela eskiden olsa o kafaları beraber sallar, boynumuzu telef ederdik fakat artık kafam götürmüyor onları. kısık sesle dinliyorum. o da ayıptır.
kısaca ben temiz iş olsun diye olaya 90'lar kafasından girdim. fakat sakın ola, vay efendim hüzne ne gerek var? yok efendim ruhumuzu mu alacaksın? demeyin. listede bir tane bile slow şarkı yok. görece haraketli bir liste sunuyorum size. oynayacağız bu akşam, ona göre yapın hazırlığınızı.
*başka bir zaman belki bambaşka bir playlistle daha yine gelirim buralara. psikolojimin tonunu bağlı.*
çok uzattım, kafama yumurta yemeden bitireyim en iyisi.
kısaca sevgili yazar arkadaşlarım, akşam 21.30'da geçmişe ışınlanıyoruz. toplaşın gelin. tek başıma dans etmek istemem.**
hadi kib. bay.
tarihin tozlu raflarından bir konseptle geldim. zaten neden tarihin tozlu raflarına kalktı ki?
konsept zamanında önümüze konduģunda, gerek, yap deyince yapmayan pis huyumdan, gerekse üşengeç bir dönemime denk gelmesinden bir liste hazırlamamıştım. şimdi hazırlayasım geldi. çünkü neden olmasın?
peki liste yaptın da nasıl yaptın diye sorarlar adama di mi? şimdi efendim son zamanlar aşure gibi bir müzik zevkim olduğu için tür seçme olaylarına girmeyeyim dedim. mesela eskiden olsa o kafaları beraber sallar, boynumuzu telef ederdik fakat artık kafam götürmüyor onları. kısık sesle dinliyorum. o da ayıptır.
kısaca ben temiz iş olsun diye olaya 90'lar kafasından girdim. fakat sakın ola, vay efendim hüzne ne gerek var? yok efendim ruhumuzu mu alacaksın? demeyin. listede bir tane bile slow şarkı yok. görece haraketli bir liste sunuyorum size. oynayacağız bu akşam, ona göre yapın hazırlığınızı.
*başka bir zaman belki bambaşka bir playlistle daha yine gelirim buralara. psikolojimin tonunu bağlı.*
çok uzattım, kafama yumurta yemeden bitireyim en iyisi.
kısaca sevgili yazar arkadaşlarım, akşam 21.30'da geçmişe ışınlanıyoruz. toplaşın gelin. tek başıma dans etmek istemem.**
hadi kib. bay.
devamını gör...
her şeyin aslında benim zihnimin ürünü olması
(bkz: bu yine üfledi mi lan)
devamını gör...
yeni evli evi
geçen senelerde pembiş gelinlerin döşediği, her tarafın pembe ve mint renklerle bezendiği evlerdi. tuvalet kağıtlarına kadar pembeydi hatta. şimdi pembiş gelinler yerini siyah seven gelinlere bıraktı.
devamını gör...
geceye almanca bir cümle bırak
“durch die macht der wahrheit habe ich als lebender das universum erobert.”
mealen;
“gerçeğin gücüyle yaşadığım sürece, kâinat bile bana vızzzzz gelir.”
biraz yorum katmış olabilirim.
mealen;
“gerçeğin gücüyle yaşadığım sürece, kâinat bile bana vızzzzz gelir.”
biraz yorum katmış olabilirim.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
kendini tanrılaştırmak yerine halkına bahşetmiş yüce insan.
devamını gör...
korona günlerinde ruh sağlığını korumak
perdelerinizi kapatmayın.
devamını gör...
arnold van der bergh
noter onaylı ihanet böyle oluyor demek. biraz bakındım da abi az çakal değilmiş. işin esası yahudi cemaati içerisinde de muteber bir yeri varmış. yani bu kadar şey yapıyorsun ve dikkat çekmeden ortada arzı endam edebiliyorsun. garip! aslında adamın alnında ben hainim yazıyor. herkesler giderken kamplara onun ve ailesinin gidişi hep ertelenmiş. herkesler kamplarda çalışıp özgürleşirken o jurnalcilikle kendisini köleleştirmiş. naziler ona hep geçici muafiyet belgeleri düzenlemiş. yani denmiş ki bu sözde çakala; ''bak birader sen bize ne kadar yahudi ihbar edersen, o kadar güvendesin!'' sarı öküz hikâyesi gibi. o ilk ihaneti yapmasa bu ihanetler zinciri oluşmayacak aslında. göbek bağı ilişkisi kurulmayacak ve onlarca insanın hayatı kararmayacak. anna frank ve ailesine özel bir tutum sergilememiş esasen. onlarda diğerleri gibi onun korkusunun ve kendi yarattığı köleliğinin kurbanı olmuşlar. evet iki kızı varmış. onların güvenliğini tesis etmek istemiş. önce can sonra canan demiş. aklamaya yeter mi sizce bu tutumu? vermeyin abi sarı öküzü. başka bir yol bulmaya çalışın. zalimin zulmüne eyvallah o zaten beklenen, mazlumun zulmüyse fena can yakıyor...
devamını gör...
worcestershire sos
sayın kaşkolnikov ukdesi.
neyse ki ukdeleri arasında vakıf olduğum biri çıktı da bu şerefe nail oldum*. ne de olsa işin içinde yemek var ; yemek de varsa bir boğa burcu her zaman ordadır.
bu sos çok ilginçtir ki en çok amerika’da kullanılır. hatta george orwell bir kitabında bu sostan bahseder. işte amerikalılar bu iğrenç sosu kullanıyorlar der. ama esasında ingilizler tarafından bulunmuş bir sos bu. hey gidi orwell, kendi memleketinin sosunu kötülemek ,çok ayıp.
şimdi efendim bu sos genelde biftekte kullanılır. malum amerikalılar da severler büyük boy biftekleri; haliyle sosun da üzerine yatmışlar gibi olmuş.
içeriği pek iştah açıcı değildir ama: sirke var, şeker kamışı var,demirhindi özü var,sarımsak var ve en fenası hamsi var. hepsi tamam da hamsi nedir yaw diyoruz ister istemez.
bu sosun ismi de, ingiltere’deki worcestershire’dan geliyor. çıkış yerinin adını almış yani.
bu tanımdan, bir kaşkolnikov ukdesini doldurabilmenin gururuyla ayrılıyorum*.
neyse ki ukdeleri arasında vakıf olduğum biri çıktı da bu şerefe nail oldum*. ne de olsa işin içinde yemek var ; yemek de varsa bir boğa burcu her zaman ordadır.
bu sos çok ilginçtir ki en çok amerika’da kullanılır. hatta george orwell bir kitabında bu sostan bahseder. işte amerikalılar bu iğrenç sosu kullanıyorlar der. ama esasında ingilizler tarafından bulunmuş bir sos bu. hey gidi orwell, kendi memleketinin sosunu kötülemek ,çok ayıp.
şimdi efendim bu sos genelde biftekte kullanılır. malum amerikalılar da severler büyük boy biftekleri; haliyle sosun da üzerine yatmışlar gibi olmuş.
içeriği pek iştah açıcı değildir ama: sirke var, şeker kamışı var,demirhindi özü var,sarımsak var ve en fenası hamsi var. hepsi tamam da hamsi nedir yaw diyoruz ister istemez.
bu sosun ismi de, ingiltere’deki worcestershire’dan geliyor. çıkış yerinin adını almış yani.
bu tanımdan, bir kaşkolnikov ukdesini doldurabilmenin gururuyla ayrılıyorum*.
devamını gör...
en saçma çocukluk yanılgıları
ebeveynlerimin yolda romantik şekilde çarpışıp tanıştığını düşündüm senelerce. aslında karşılaşmaları ve evlenme süreçleri çok romantik olsa da gerçeği öğrenince biraz hayallerim yıkılmıştı. ben de böyle karşılaşmak isterim derken duvarlarla çarpıştık ve dağılan elimizdeki kitaplar değil ağzımız burnumuz oldu.
devamını gör...
jessie j
money money money şarkısıyla tanımış olduğum ingiliz pop sanatçısı.
devamını gör...
konuşma
ilk okuduğum günden bu yana beni acayip cezbeden bir şiir. her okuyuşumda biçim olarak bir çok şiirde bulamadığım lezzeti verdiğini itiraf etmeliyim lakin bu kadar güzel hissin arasında merakımı uyandıran bu anlamsızlık bütünü zannımca bir anlamı ifade ediyor olmalı diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. tabi bu giz dolu mısraların hakikatini elbet şairi bilebilir fakat nedense şiir üstüne değil şiirin bende uyandırdıkları üstüne bir kaç kelam etme isteği uyandığından bu girdiyi oluşturuyorum.
şimdi öncelikle dikkatimi celbeden şiirin en başındaki “aman,” kısmı. burda en hafif tabirinden bir umursamazlık hissediyorum. bir de manası bence iki noktayı işaret eden bi’ “zenci”miz var. bir kere “zenci” olmasının birinci gerekliliği; kendisinin toplumun çoğunluğundan belki de hepsinden farklı olmasıdır. bu farklılıktan yahut farklılıklardan ötürü de bu zenci ya toplum tarafından dışlanmış üçüncü bir kişiye işaret eden bir “zenci”, bu yüzden de “aman,” diyen kişimiz ilgili intihar eylemini gereksiz yahut saçma bulmaktadır. ikinci ihtimal ise dışlandığını hisseden aslında bizzat kendisi olan “zenci” mizdir.
öyleyse buraya kadar ki kısımda olan “aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci” mısrası bence içinde iki anlam barındırıyor olabilir. kuvvetle muhtemel ilk seçeneğim; dışlandığını hisseden zencimizin “ulan bıktım beni yalnızlığa mecbur bırakmanızdan” mottosundan hareketle kendisini asmasının aslında kimse tarafından da umursanmayacağını bilmesine ironi yoluyla bir serzenişte bulunmasıdır.
“üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten”
ilk bakışta bakılınca ne alaka dedirten bir mısra olabilir. ama ilk dörtlüğün bütünü, amacına ulaşamayan bir eylemi anlatmaktadır. yani ortada ölmek isteyen biri var, bunun için de bir girişimde bulunuyor ama isteyerek yahut istemeyerek bunu beceremiyor.
herkesin uyuduğu bir saat düşünün. kendini asan bir adam, asmak için kümesin üstüne denk gelen bir odada yahut evlerden uzak bir kümesin içinde bu eylemi gerçekleştiriyor olsun. bu iki mısra da bu beceriksizliğe bir atıftır zannımca.
“ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci.
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten...”
ilk başta dediğim, gibi iki ihtimal var hala. ilk ihtimal “kendini asmayı beceremeyen o adamın yerinde olsam utanırdım. hem ölmek istiyorsun, hem de bunun gerekliliklerini yerine getirmekten acizsin” anlamı taşıyor olabilir. ya da kuvvetle muhtemel ihtimalim olarak; “beni farklı gördükleri o kadar fazla şeyim var ki, bunlardan biri de belki bugün yapmak istediğim şeyi başarmama engel oldu” sitemi olabilir.
gelelim ikinci dörtlüğümüze. ikinci dörtlükte mısraları atlayarak birleştirince bence asıl hikaye o zaman ortaya çıkıyor...
“iyi nişan alırdı, kendini asan zenci.
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci..”
ilk mısrada ihtimaller dahilinde olan zencimiz çok iyi kararlar alamazdı diyebilirim. o kadar ki; eş tercihi yahut evlilik kararı diyelim kötü bir karar aldığından sonuç olarak bitmiş bir ilişkisi belki de ilişkileri var. hatta “boşanmada birinci” derken ilişkilerden değil, ilişkinin bitiş hızından bile bahsedebiliriz. hatta “iyi nişan alabilen” zencimizin intihar yolu olarak kendini ipe çekmek istemesi de ilk kıtadaki “dersini bilmeyen öğrenci” ye bir atıftır zannımca.
ikinci bir ihtimal olarak ilk kıtadaki şişmanlıkla, “bira içmez, ağlardı babası değirmenci” mısrası arasında bir bağ bulunduğunu düşünüyorum. yani şişmanlığı ağırlık olarak değil de, insan arzuları, istekleri olarak düşünürsek; aslında elinde olan imkanların sınırlarını kestirebilen, ama arzularının bu imkanların çok üstünde olduğunun farkında olan ve bu farkındalıktan dolayı acı çeken bir zencimiz olduğu sonucuna varıyorum.
yani özetle; sahip olduğu/sahip olduğunu zannettiği farklılıklardan ötürü çoğunluk tarafından dışlanarak yalnızlığa mahkum edilmiş bir insanın; aslında ölmek istemediği halde (ki çünkü gerçekten isteseydi bunu gerçekten becerebileceği yetkinlikte tercihleri seçerdi) farkına varılması isteği üzre çareyi ölümde arayıp; -burda kurtuluş değildir ölüm, girdiği ruh halinin çoğunluk tarafından farkedilmeyeceğini bile bile farkedilmesini istemektir- bulamamasını, bunun da kendisinde uyandırdığı sıkıntıyla artan/dışavuran şiddet duygusunu haketmediğini düşündüğü birilerine/şeylere yansıtmaktan da korktuğunu düşünüyorum.
çünkü;
çooook canı sıkılıyor,
kuş vurabilir isterse...
şimdi öncelikle dikkatimi celbeden şiirin en başındaki “aman,” kısmı. burda en hafif tabirinden bir umursamazlık hissediyorum. bir de manası bence iki noktayı işaret eden bi’ “zenci”miz var. bir kere “zenci” olmasının birinci gerekliliği; kendisinin toplumun çoğunluğundan belki de hepsinden farklı olmasıdır. bu farklılıktan yahut farklılıklardan ötürü de bu zenci ya toplum tarafından dışlanmış üçüncü bir kişiye işaret eden bir “zenci”, bu yüzden de “aman,” diyen kişimiz ilgili intihar eylemini gereksiz yahut saçma bulmaktadır. ikinci ihtimal ise dışlandığını hisseden aslında bizzat kendisi olan “zenci” mizdir.
öyleyse buraya kadar ki kısımda olan “aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci” mısrası bence içinde iki anlam barındırıyor olabilir. kuvvetle muhtemel ilk seçeneğim; dışlandığını hisseden zencimizin “ulan bıktım beni yalnızlığa mecbur bırakmanızdan” mottosundan hareketle kendisini asmasının aslında kimse tarafından da umursanmayacağını bilmesine ironi yoluyla bir serzenişte bulunmasıdır.
“üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten”
ilk bakışta bakılınca ne alaka dedirten bir mısra olabilir. ama ilk dörtlüğün bütünü, amacına ulaşamayan bir eylemi anlatmaktadır. yani ortada ölmek isteyen biri var, bunun için de bir girişimde bulunuyor ama isteyerek yahut istemeyerek bunu beceremiyor.
herkesin uyuduğu bir saat düşünün. kendini asan bir adam, asmak için kümesin üstüne denk gelen bir odada yahut evlerden uzak bir kümesin içinde bu eylemi gerçekleştiriyor olsun. bu iki mısra da bu beceriksizliğe bir atıftır zannımca.
“ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci.
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten...”
ilk başta dediğim, gibi iki ihtimal var hala. ilk ihtimal “kendini asmayı beceremeyen o adamın yerinde olsam utanırdım. hem ölmek istiyorsun, hem de bunun gerekliliklerini yerine getirmekten acizsin” anlamı taşıyor olabilir. ya da kuvvetle muhtemel ihtimalim olarak; “beni farklı gördükleri o kadar fazla şeyim var ki, bunlardan biri de belki bugün yapmak istediğim şeyi başarmama engel oldu” sitemi olabilir.
gelelim ikinci dörtlüğümüze. ikinci dörtlükte mısraları atlayarak birleştirince bence asıl hikaye o zaman ortaya çıkıyor...
“iyi nişan alırdı, kendini asan zenci.
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci..”
ilk mısrada ihtimaller dahilinde olan zencimiz çok iyi kararlar alamazdı diyebilirim. o kadar ki; eş tercihi yahut evlilik kararı diyelim kötü bir karar aldığından sonuç olarak bitmiş bir ilişkisi belki de ilişkileri var. hatta “boşanmada birinci” derken ilişkilerden değil, ilişkinin bitiş hızından bile bahsedebiliriz. hatta “iyi nişan alabilen” zencimizin intihar yolu olarak kendini ipe çekmek istemesi de ilk kıtadaki “dersini bilmeyen öğrenci” ye bir atıftır zannımca.
ikinci bir ihtimal olarak ilk kıtadaki şişmanlıkla, “bira içmez, ağlardı babası değirmenci” mısrası arasında bir bağ bulunduğunu düşünüyorum. yani şişmanlığı ağırlık olarak değil de, insan arzuları, istekleri olarak düşünürsek; aslında elinde olan imkanların sınırlarını kestirebilen, ama arzularının bu imkanların çok üstünde olduğunun farkında olan ve bu farkındalıktan dolayı acı çeken bir zencimiz olduğu sonucuna varıyorum.
yani özetle; sahip olduğu/sahip olduğunu zannettiği farklılıklardan ötürü çoğunluk tarafından dışlanarak yalnızlığa mahkum edilmiş bir insanın; aslında ölmek istemediği halde (ki çünkü gerçekten isteseydi bunu gerçekten becerebileceği yetkinlikte tercihleri seçerdi) farkına varılması isteği üzre çareyi ölümde arayıp; -burda kurtuluş değildir ölüm, girdiği ruh halinin çoğunluk tarafından farkedilmeyeceğini bile bile farkedilmesini istemektir- bulamamasını, bunun da kendisinde uyandırdığı sıkıntıyla artan/dışavuran şiddet duygusunu haketmediğini düşündüğü birilerine/şeylere yansıtmaktan da korktuğunu düşünüyorum.
çünkü;
çooook canı sıkılıyor,
kuş vurabilir isterse...
devamını gör...
nirvana
1987 yılında seattle'da kurt cobain ve krist novoselic tarafından kurulan grunge grubudur. dönemin grunge / alternative müziğinin şekillenmesinde çok büyük etkileri olmuştur. 1994 nisan ayında cobain'in trajik kaybı sonrası grup dağılmıştır. grubu anlamak için "bleach" albümüyle başlamanızı öneririm. kapanışı da "in utero" ile yaparsınız. aradakiler de keyfinize kalmış. nirvana'yı klasik amerikan rock müziği olarak nitelemek doğru değildir. o gruba nickelback, kid rock gibi çakma oluşumlar dahildir. aradaki farkı anlamak istiyorsanız, anahtar kelime "grunge" olacaktır. oradan yürüyünüz. saygılar, sevgiler.
devamını gör...
yaşadığın hayata ait hissetmemek
bir çok insan hala kendisine gelecek hogwarts davet mektubunu bekliyor.
bir noktada ister istemez insan şunu soruyor: ben dünyaya bunun için mi geldim?
işin "bunun" kısmı ise elbet yaşadığı hayat, girdiği kısır döngü.
keşke sorumluluk denen şey pantalon kemeri gibi bir şey olsa da, darlandığımızda çıkarıp atarak üstümüzü değiştirebilsek.
(bkz: çok pis basıp gidesim var)
bir noktada ister istemez insan şunu soruyor: ben dünyaya bunun için mi geldim?
işin "bunun" kısmı ise elbet yaşadığı hayat, girdiği kısır döngü.
keşke sorumluluk denen şey pantalon kemeri gibi bir şey olsa da, darlandığımızda çıkarıp atarak üstümüzü değiştirebilsek.
(bkz: çok pis basıp gidesim var)
devamını gör...
tuhaf takıntılar
iç çamaşırlarını takım giyerim.
iç çamaşırlarım ve çoraplarım uyumlu renkte olmalı.
iç çamaşırlarım kıyafetlerimle uyum içinde olmalı.
bir kıyafetin görünmeyen bir yerinde bile bir iplik sökülmüşse asla giymem.
misafir gittiğim evde gözümün önünde yıkansa bile asla havlu ve türevleri kullanamam.
kaldırımlarda çizgilere basmadan yürürüm, çoğu zaman aşağı bakarken direklere çarparım bu sebeple.
karton bardakların kapaklarıyla tam ortalı hizada kapatılmasına dikkat ederim.
mat oje dışında oje süremem çünkü lanet olası ojeler çok yavaş kuruyor ve iz oluşmasına tahammülüm yok.
aklıma geldikçe güncelleyeceğim. kendimle hayatım ne kadar zormuş.
iç çamaşırlarım ve çoraplarım uyumlu renkte olmalı.
iç çamaşırlarım kıyafetlerimle uyum içinde olmalı.
bir kıyafetin görünmeyen bir yerinde bile bir iplik sökülmüşse asla giymem.
misafir gittiğim evde gözümün önünde yıkansa bile asla havlu ve türevleri kullanamam.
kaldırımlarda çizgilere basmadan yürürüm, çoğu zaman aşağı bakarken direklere çarparım bu sebeple.
karton bardakların kapaklarıyla tam ortalı hizada kapatılmasına dikkat ederim.
mat oje dışında oje süremem çünkü lanet olası ojeler çok yavaş kuruyor ve iz oluşmasına tahammülüm yok.
aklıma geldikçe güncelleyeceğim. kendimle hayatım ne kadar zormuş.
devamını gör...

