normal sözlük kraliyet arması
şahıs olarak çok da önemsemediğim ama sözlüğün aktif hale gelmesi açısından gerekli bulduğum bir konu. sözlüğe girdiğimden beri dikkatimi çekiyor. çok iyi tanımlar oluyor bazı başlıklar altında ama (+) oy almamış. ben veriyorum dönüyorum bakıyorum ya 1’de kalmış ya 2. zaten oy verenlerde genelde aynı kişiler. neden oy vermiyorsunuz sözlük ahalisi? * sözlük yeni olduğu için sürekli yeni başlıklar açılıyor, evet yerinde. ama üzerinde yazılması gereken pek çok başlıkta sol tarafta kurban edilip bir kaç tanım yazılmış şekilde aşağılarda kalıyor.
k’arma puanı bu sebeple destekliyorum. inşallah verim katar.
k’arma puanı bu sebeple destekliyorum. inşallah verim katar.
devamını gör...
kardeşin bankası olmak
üniversite yıllarımda abimin üstlendiği bir sorumluluktu. hem babamdan hem de abimden maddi destek almak o dönemlere göre gayet yeterli ve rahat öğrencilik geçirmemi sağlamıştı. sadece babamın, abimin bana olan maddi desteğinden haberi yoktu. kendi gönderdiği parayı uzun süre kullandığım ve tutumlu olduğumu düşündüğü için de gönderdiği paraya daha sık zam yapardı. bir süreliğine bu durum hoşuma gitse de, üçüncü sınıftayken bu yükün altında daha fazla kalamayıp söylemiştim. hiçbir şey demedi hatta yine zam yapmaya devam etmişti. sanırım dürüst olmaya karar verdiğim an o zamandı, ama bir şeyi hesap etmemiştim ki sadece ailemde kazanabiliyordum dürüst olduğumda. en güvenilir bankanın da aile olduğunu anlıyorsunuz, faizsiz çalışıyor... yıllar sonra kendi kardeşim olmadığı için çok sevdiğim ve kardeşim gibi olan öğrenci arkadaşlarımın da bankası oldum bir süre. sanırım onlar da bu destek hareketini kendi kardeşlerinde sürdürerek devam ettirdiler... imkanlar dahilinde güzel bir sorumluluktur kardeşe banka olabilmek, candır.
devamını gör...
huzur sokağı
birleşen yollar adıyla 1970 yılında sinemaya da uyarlanan kitap. başrolünü türkan şoray ve izzet günay'ın paylaştığı, türk sinemasında dini filmlerin çekilmeye başladığının işareti olan, bir o kadar da yeşilçam klişeleriyle dolu filmi yücel çakmaklı yönetmişti. kitap olanı ise mümkünse on sekiz yaşından önce okunmamalı, okutulmamalı. insanı hayattan soğutmak, nefretle, kinle doldurmak için yazılmış gibi bir kitap çünkü.
devamını gör...
türkiye’nin bir cümlelik özeti
devamını gör...
arkadaşın gay olduğunu öğrenmek
arkadaşlığımızda hiçbir şeyi değiştirmeyecek olan durumdur.
devamını gör...
leyla ile mecnun
normalde fuzuli'nin bir kitabı olup, sonradan dizi haline gelen ' aşk mesnevisidir.'
aşklarıyla dillere destan olan leyla ve mecnun'u anlatır...
aşklarıyla dillere destan olan leyla ve mecnun'u anlatır...
devamını gör...
kafa sözlük diye bir yer varmış üye olucam lan
girilerini eğlenerek okuduğum yazar. yazdıklarından anladığım kadarıyla güney doğudan ünlü bir aşirete mensup biri.
devamını gör...
murphy kanunları
bir nevi başarısızlıklar veya şanssızlıklar üzerine yoğunlaşmış olan mühendis edward a. murphy jr tarafından ortaya atılan murphy kanunları için kaynak araştırması yapıldığında pek çok değişik hikaye ile karşılaşılıyor. konu hakkında yazılmış pek çok kitap da bulunuyor.
hikayenin başlangıcı kaliforniya’daki edwards hava üssü’nde 1949 yılına kadar gidiyor. murphy’nin, amerikan hava kuvvetlerinin mx981 kod adlı, çarpışma testi araştırma projesi sırasında john stapp tarafından meşhur edilmesine dayanıyor.
kanunun isim babası, o sırada mühendis bir yüzbaşı olan ed murphy. gerginlik ölçen algılayıcılarda kablolamadan doğan sürekli hatalardan bıkan murphy, kablolamayı yapan teknisyene kızgınlığını “bir işi yanlış yapmanın bir yolu varsa, bu adam onu mutlaka bulur” diyerek dile getiriliyor. buradaki komedi potansiyelini gören iş arkadaşları, murphy’nin bu cümlesi ve çeşitli varyasyonlarına “murphy’nin kanunları” adını veriyorlar ve aralarında esprili bir şekilde yaymaya başlıyorlar.
bu kanunların kapalı bir çalışma ortamı olan bu hava üssünden, halka ve dünyaya yayılmasının sebebi de yine john strapp. proje ile ilgili yaptığı basın toplantısında gazetecilere şöyle diyor: “yıllardır yaptığımız çarpışma testlerinin güvenle devam etmesi; murphy kanunları’na kalpten inanmamız ve kaçınılmaz olan sonuçları sürekli görmezden gelmemizden kaynaklanmaktadır!”.
bu basın toplantısı ve ardından murphy kanunu’nun bazı reklamlarda kullanılması, bir anda kamuoyunda bir ilgi patlamasına yol açmış ve “murphy kanunları” önce amerikan toplumunda, sonra dünyada bir anda büyük bir ilgi ile karşılaşmıştır.
bir kaç ay içinde “murphy’nin kanunları”, mühendislik sahasında çalışanlar arasında yayıldı ve 1958′de de nihayet webster’in sözlüğüne girdi.
bir proje üzerinde çalışırken işlerin sürekli ters gitmesini eleştirmek üzere bir dizi kuramlar geliştiren murhpy, aynı yıllarda new york menşeli ‘harvey hutter’ yayınevi tarafından derlenerek bir kitap haline getirilince bir anda kendi adıyla anılan kuramları ile birlikte dünya çapında ün kazandı. teknoloji, aşk, askerlik ve hukuk ile ilgili günlük hayatta yaşanan sorunları gözler önüne seren ve zaman zaman da pratik çözümler sunan ‘murhpy kanunları’, 1949 yılından sonra başkaları tarafından da geliştirildi.
en bilinen kanunları:
"bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir."
"bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir."
"bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır."
"bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır."
"er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır."
"ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir."
"olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekir."
"ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir."
"çözülen her problem yeni problemler yaratır."
"her şey yolunda gidiyorsa, kesin bir terslik vardır."
"bir şeyle fazla oynarsanız, onu bozarsınız."
"bütün bir dönem kusursuz çalışan hesap makinesinin, matematik sınavında pili biter. (açıklama: her ihtimale karşın, beraberinizde pil taşırsanız, o da bayat çıkar)"
"hiçbir şey göründüğü kadar kolay değildir."
"piyangoda para kazandığınız gün, ölümünüze fazla kalmamıştır."
"bir şeyi anlayamıyorsanız, içgüdüsel olarak doğrudur."
"bir kişiye "masa boyalı, sakın değme!" derseniz, size inanmadan önce mutlaka masaya dokunacaktır."
"eğer kendinizi iyi hissediyorsanız, üzülmeyin geçer." [2]
"aradığınız bir şeyi en başından değil en sonundan aramaya başlayın.
"anlattığın bir şeyin dinlenme ihtimali, anlatma isteğinle ters orantılıdır
devamını gör...
yılanların öcü
devamını gör...
ihracat
20+ yıldır özel sektörde mesleğim olan alan.
kendisine yardımcı alanlarda/tedarikçileri/bankalar o kadar çok az bilgili insanlar iştigal ediyor ki, görünce aklınız şaşar.
sorsan her şeyini biliyorlar ama hepsi ezber ve maalesef üstünkörü.
çok keyifli bir iştir ve insan hayatına stres yönetimi konusunda müthiş katkı sağlıyor.
2020 yılı 11 aylık rakamlara gelince de tablomuz şöyle;
*tim'e göre 11 aylık, yani ocak-kasım 2020 arası için gerçekleşen 151.704.119.000,- usd'dir.
yazıyla; yüzellibir-milyar-yediyüzdört-milyon-yüzondokuzbin amerikan doları.
ayrıca: (bkz: tim)
bu rakamın yaklaşık olarak 11,75 milyar usd olan kısmı da birliklerden muaf, antrepo ve de serbest bölge ihracatlarıdır.
yılın son gününe ait usd/euro paritesi* üzerinden de takriben 125 milyar euro'ya tekabül ediyor 11 aylık toplam rakam.
kendisine yardımcı alanlarda/tedarikçileri/bankalar o kadar çok az bilgili insanlar iştigal ediyor ki, görünce aklınız şaşar.
sorsan her şeyini biliyorlar ama hepsi ezber ve maalesef üstünkörü.
çok keyifli bir iştir ve insan hayatına stres yönetimi konusunda müthiş katkı sağlıyor.
2020 yılı 11 aylık rakamlara gelince de tablomuz şöyle;
*tim'e göre 11 aylık, yani ocak-kasım 2020 arası için gerçekleşen 151.704.119.000,- usd'dir.
yazıyla; yüzellibir-milyar-yediyüzdört-milyon-yüzondokuzbin amerikan doları.
ayrıca: (bkz: tim)
bu rakamın yaklaşık olarak 11,75 milyar usd olan kısmı da birliklerden muaf, antrepo ve de serbest bölge ihracatlarıdır.
yılın son gününe ait usd/euro paritesi* üzerinden de takriben 125 milyar euro'ya tekabül ediyor 11 aylık toplam rakam.
devamını gör...
ben fero'nun silinip gitmesi
ben fero kimdi ki zaten? 2-3 tane saçma sapan sözle saçma sapan şarkılar yapan biri değil miydi?
piyasada etki göstermesi tamamen saçmalıktı zaten.
piyasada etki göstermesi tamamen saçmalıktı zaten.
devamını gör...
havacılık alfabesi
havacılık alfabesi ingiliz latin alfabesi harflerinin belli kelimeler kullanılarak kodlanmasıdır. havacılıkta tarih boyunca yapılmış kazaların en büyük sebebi iletişim problemleridir. fonetik havacılık alfabesi bunun önlenmesi ve güvenli bir uçuş için önemlidir. havaalanı isimleri, havayolu firma ismi, uçak kuyruk adı gibi harf ve kelime içerikli sözleri kodlayarak ifade etmek, telsizde karşı tarafta bulunan kişiye hatasız şekilde iletmek mümkün olur. karışıklıkların önlenmesi için son derece önemlidir. tüm dünyada kullanılan kodların aynı olması sayesinde, farklı dillerde konuşan havacıların bile hava trafiği konusunda telsizde yaptıkları konuşmalar kolay anlaşılabilir hale gelir. aynı alfabeyi denizciler ve amatör telsizcilik ile uğraşanlar da bilmelidir. uluslararası nato fonetik alfabesinde harfler şu şekilde kodlanmıştır :
a : alpha
b : bravo
c : charlie
d : delta
e : echo
f : foxtrot
g : golf
h : hotel
i : india
j : juliet
k : kilo
l : lima
m : mike
n : november
o : oscar
p : papa
q : quebec
r : romeo
s : sierra
t : tango
u : uniform
v : victor
w : whiskey
x : x-ray
y : yankee
z : zulu.
a : alpha
b : bravo
c : charlie
d : delta
e : echo
f : foxtrot
g : golf
h : hotel
i : india
j : juliet
k : kilo
l : lima
m : mike
n : november
o : oscar
p : papa
q : quebec
r : romeo
s : sierra
t : tango
u : uniform
v : victor
w : whiskey
x : x-ray
y : yankee
z : zulu.
devamını gör...
müntekim gıcırbey'den şebnem şibumi'ye mektuplar
murat menteş'in ikinci romanı olan korkma ben varım kitabının içinde yer alan muhatabına ulaşmayan mektuplardır.
1.mektup
alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz şebnem, susamlı akide şekerim, saraya sızmış lunapark balerinim; ilk hamleyi suçlular yapar. yani ben. paso ilklere imza atıyorum.
insan otuz yıl yaşayınca, dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor.
bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba.
anlamı, ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor şebnem.
saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor.
uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. sanırım, en temel dertlerimizin, varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik.
eğer bir hedefin yoksa, kulağın rahat olur. kaybedecek bir şeyin yoksa, kaybolmak seni bozmaz. yenileceğinden eminsen, rakibini ciddiye alman gerekmez.
şu anda tomaso albinoni'nin [1671-1750] adagio'sunu dinliyorum. notalar daima harflerden daha anlamlı, daha etkileyicidir. melodiler, kelimelere beş çeker. sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: sekoya ormanında yangınlar, ağaçların içinde olup bitermiş.
şebnem, alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz.
şebnem uzaya baharın gelmesi, seni bulmama bağlı.
şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım.
şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım.
şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana.
şebnem ne çok melek var yüzünde, tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı.
18. ve 19. yüzyıllarda, ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri... şebnem, üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim!
şebnem niye böyle?
aşkın, patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor.
şebnem bulutlara kement atayım, ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım.
şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna, doğrudan bana miyavlıyor-lar, sanki senden bahsediyorlar, dikkatle bakıyorum.
şebnem zarflar açıyorum, faturalar çıkıyor içinden. sanki senden bir haber gelecek, senin el yazın, imzan olacak..
öyle saçma, küçücük, tülbent boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.
şebnem uçaklar geçiyor. uçakları sanki sen kullanıyorsun. her şeyde sana dair bir ipucu, bir işaret seziyorum. hayat çok tuhaf şebnem: paraşüt, uçaktan yüz yıl önce, 1783’te icat edilmiş.
şebnem içimde, kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor.
milletçe öteden, varlığın başımı döndürüyor.
tessenjitsu adlı japon dövüş tekniği, sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. zerafetin aksesuarı, cinayetin aracı olabiliyor.
şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı, kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz.
dilim uyuştu şebnem, parmaklarım yazmaktan oksitlendi. laf uzadıkça anlam geriler. sözlerde o acı yalan tadı belirir.
şebnem imparatorluk gibisin, dünyayı özelleştiriyorsun.
kalbim jelatini yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince.
cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. tamam abartmayayım, tozutmayayım, uslu çocuk olayım. irmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım.
beni kınama yeter ki, huylarımı değiştiririm.
bir robot kadar iffetli, güvercin kadar ılımlı olurum.
şebnem ballanmış ilkbahar gibisin.
leylaklarla dolu bir akvaryum, akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin.
iğde yumuşaklığı, iğde esansı, iğde reformistliği var sende.
üzerinde nar, kiraz, mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba?
beni mahveden hatalarım hangileriydi, emin olamıyorum.
gerçek bela, devrim niteliğindeki bahtsızlık, büyük noksan neydi hayatımdaki?
bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor.
yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla.
çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim.
tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim.
pekala.. ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım.
sonuçları nedenlerin önüne almayayım. methiyeden şantaja geçmeyeyim. vahşetim teröre dönüşmesin. papatyaları harf olarak kullanayım. çağın gerisinde kalmayayım.
ilk romanı 1007 yılında murasaki shikibu adlı japon soylusu bir kadın yazmış; kitabın adı genji'nin hikayesi. romancılar bin senedir çalışıyor; bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar.
insanı cazibe hareket ettirir, mucize de durdurur. sözlerim sana karmaşık mı geliyor? birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek şebnem.
keşke, içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. o kadar zekisin ki şebnem, benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım, fakat cennete yakın bir bölgesine. şişko bir şeytanın, çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum..
dişlerini, çillerini tek tek öpüyorum.
müntekim
1.mektup
alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz şebnem, susamlı akide şekerim, saraya sızmış lunapark balerinim; ilk hamleyi suçlular yapar. yani ben. paso ilklere imza atıyorum.
insan otuz yıl yaşayınca, dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor.
bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba.
anlamı, ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor şebnem.
saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor.
uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. sanırım, en temel dertlerimizin, varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik.
eğer bir hedefin yoksa, kulağın rahat olur. kaybedecek bir şeyin yoksa, kaybolmak seni bozmaz. yenileceğinden eminsen, rakibini ciddiye alman gerekmez.
şu anda tomaso albinoni'nin [1671-1750] adagio'sunu dinliyorum. notalar daima harflerden daha anlamlı, daha etkileyicidir. melodiler, kelimelere beş çeker. sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: sekoya ormanında yangınlar, ağaçların içinde olup bitermiş.
şebnem, alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz.
şebnem uzaya baharın gelmesi, seni bulmama bağlı.
şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım.
şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım.
şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana.
şebnem ne çok melek var yüzünde, tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı.
18. ve 19. yüzyıllarda, ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri... şebnem, üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim!
şebnem niye böyle?
aşkın, patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor.
şebnem bulutlara kement atayım, ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım.
şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna, doğrudan bana miyavlıyor-lar, sanki senden bahsediyorlar, dikkatle bakıyorum.
şebnem zarflar açıyorum, faturalar çıkıyor içinden. sanki senden bir haber gelecek, senin el yazın, imzan olacak..
öyle saçma, küçücük, tülbent boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.
şebnem uçaklar geçiyor. uçakları sanki sen kullanıyorsun. her şeyde sana dair bir ipucu, bir işaret seziyorum. hayat çok tuhaf şebnem: paraşüt, uçaktan yüz yıl önce, 1783’te icat edilmiş.
şebnem içimde, kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor.
milletçe öteden, varlığın başımı döndürüyor.
tessenjitsu adlı japon dövüş tekniği, sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. zerafetin aksesuarı, cinayetin aracı olabiliyor.
şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı, kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz.
dilim uyuştu şebnem, parmaklarım yazmaktan oksitlendi. laf uzadıkça anlam geriler. sözlerde o acı yalan tadı belirir.
şebnem imparatorluk gibisin, dünyayı özelleştiriyorsun.
kalbim jelatini yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince.
cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. tamam abartmayayım, tozutmayayım, uslu çocuk olayım. irmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım.
beni kınama yeter ki, huylarımı değiştiririm.
bir robot kadar iffetli, güvercin kadar ılımlı olurum.
şebnem ballanmış ilkbahar gibisin.
leylaklarla dolu bir akvaryum, akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin.
iğde yumuşaklığı, iğde esansı, iğde reformistliği var sende.
üzerinde nar, kiraz, mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba?
beni mahveden hatalarım hangileriydi, emin olamıyorum.
gerçek bela, devrim niteliğindeki bahtsızlık, büyük noksan neydi hayatımdaki?
bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor.
yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla.
çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim.
tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim.
pekala.. ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım.
sonuçları nedenlerin önüne almayayım. methiyeden şantaja geçmeyeyim. vahşetim teröre dönüşmesin. papatyaları harf olarak kullanayım. çağın gerisinde kalmayayım.
ilk romanı 1007 yılında murasaki shikibu adlı japon soylusu bir kadın yazmış; kitabın adı genji'nin hikayesi. romancılar bin senedir çalışıyor; bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar.
insanı cazibe hareket ettirir, mucize de durdurur. sözlerim sana karmaşık mı geliyor? birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek şebnem.
keşke, içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. o kadar zekisin ki şebnem, benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım, fakat cennete yakın bir bölgesine. şişko bir şeytanın, çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum..
dişlerini, çillerini tek tek öpüyorum.
müntekim
devamını gör...
longyearbyen
longyearbyen norveç' de bulunan küçük bir kasaba. onu ilginç yapan şey orada ölmenin kanunen yasak olması durumu. bu küçük kasaba norveç'in kuzey sahili ile kuzey kutbu arasındaki svalbard takımadalarından birinin üzerinde bulunuyor. böyle bir yasak olmasının en büyük nedeni havanın aşırı soğuk olması. ama asıl nedeni 1917 yılında çıkan bir salgınla birçok insanın hayatını kaybetmesi ve araştırmalar sonucunda bu salgına neden olan virüsün 70 yıl önce toprağa gömülen bir cesetten kaynaklandığı saptanmış. havanın çok soğuk olması ile cesetler deformasyona uğramıyor ve salgın olarak insanların hayatını tehlike atıyor. bu nedenle bu kasabada ölmek yasak. ölüler defnedilmiyor kesinlikle.eğer çok hastalanırsanız norveç'de başka bir kasabaya götürülüyorsunuz ve son günlerinizi orada geçiriyorsunuz ve defnediliyorsunuz.

*

*
devamını gör...
yks 2021
tüm konuların çıkacağı düşünüldüğünde online eğitim ve sınırlı süre için dershane ile bir şeyler öğrenmiş lise son öğrencilerinin hiç olmadığı kadar eğitimde eşitsizlik ile girecekleri yükseköğretim kurumları sınavı şeklinde açılıma sahip olan sınavdır. ayrıca sınavın psikolojik olarak okullarda veya dershanlerde yapılan töder, özdebir gibi sınavların stresini yerinde yaşayamadan girecekleri için 2003 doğumluları zorlayacağını düşünüyorum.
tahminlerime gelirse; zorluk açısından geçmişteki muadillerine göre pek farklılık göstereceğini düşünmüyorum , ayt tabii ki önemini koruyacak ancak geçtiğimiz senede gördüğümüz gibi tyt sınavının da elemede büyük katkısı olabilir özellikle türkçesinden şüphesi olan varsa kesinlikle açıklarını kapatmalı. tyt matematik ve fen içerisinde her sınavda olduğu gibi eleyeci sorular bulunabilir ve zaman yönetimi de sona bıraktığınız derse göre çok önemli, mesela benim sıralamam türkçe-fen-sosyal-matematik şeklinde ilerleyerek matematiğe olabildiğince zaman bırakmaktı ancak bu sıralamayı kendi zayıflıklarınıza veya güçlü olduğunuz derslere göre özelleştirmelisiniz.
bir tavsiye vermem gerekirse ortak bir grupla (sınıfınız olabilir, dershaneniz olabilir) girdiğiniz sınavlarda konularınız bitmeden kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın, birinin sizden önce öğrendiği bir konu onu sizin önünüze geçirebilir ve başarısız olduğunuz hissine kapılabilirsiniz, konularınızı bitirmeden önce sonuçlarınız yalnızca eski halinizle karşılaştırın ve hep üzerine eklemeye çalışın konularınız bittikten sonra rakiplerinizle daha uygun bir karşılaştırma yapabilirsiniz.
inanın, çalışın, başarın.
tahminlerime gelirse; zorluk açısından geçmişteki muadillerine göre pek farklılık göstereceğini düşünmüyorum , ayt tabii ki önemini koruyacak ancak geçtiğimiz senede gördüğümüz gibi tyt sınavının da elemede büyük katkısı olabilir özellikle türkçesinden şüphesi olan varsa kesinlikle açıklarını kapatmalı. tyt matematik ve fen içerisinde her sınavda olduğu gibi eleyeci sorular bulunabilir ve zaman yönetimi de sona bıraktığınız derse göre çok önemli, mesela benim sıralamam türkçe-fen-sosyal-matematik şeklinde ilerleyerek matematiğe olabildiğince zaman bırakmaktı ancak bu sıralamayı kendi zayıflıklarınıza veya güçlü olduğunuz derslere göre özelleştirmelisiniz.
bir tavsiye vermem gerekirse ortak bir grupla (sınıfınız olabilir, dershaneniz olabilir) girdiğiniz sınavlarda konularınız bitmeden kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın, birinin sizden önce öğrendiği bir konu onu sizin önünüze geçirebilir ve başarısız olduğunuz hissine kapılabilirsiniz, konularınızı bitirmeden önce sonuçlarınız yalnızca eski halinizle karşılaştırın ve hep üzerine eklemeye çalışın konularınız bittikten sonra rakiplerinizle daha uygun bir karşılaştırma yapabilirsiniz.
inanın, çalışın, başarın.
devamını gör...
hırvatı ben yalamadım
sabah uyanır uyanmaz akışta nickini 'hırdavatı ben yalamadım' olarak okuduğum yazar. bir iki dakika 'neden bu nick?' demiştim.
az önce yine akışta gördüm 'aa sabah ki yazarı taklit eden bir yazar' dedim. nickaltına girdim sabah bir iki tanımını okuyup beğenmiştim. oradan hemen hatırladım. 'aa demek nicki değişmiş' dedim. inatla kabul etmedim inatla beynimin uydurduğu hırdavata bağlanmıştım.
peki ya hırdavatı kim yalamıştı?
hırdavatın suçu neydi, o yalanmayı haketmiyor muydu?*sonra bir şekilde kabul ettim. evet hırdavat burada konu dışıydı. hırdavatın minik kalbini üzmüşlerdi.
asıl konumuz, yazarımıza gelirsek malum nickaltını baya işgal ettik. keyifli, değişik, enteresan tanımları var. biraz isyankar gibi ama olsun ona da ihtiyacımız var. hoş gelmiş. daim olsun. kızmasın, küsmesin bol bol yazsın. sevgiler...
az önce yine akışta gördüm 'aa sabah ki yazarı taklit eden bir yazar' dedim. nickaltına girdim sabah bir iki tanımını okuyup beğenmiştim. oradan hemen hatırladım. 'aa demek nicki değişmiş' dedim. inatla kabul etmedim inatla beynimin uydurduğu hırdavata bağlanmıştım.
peki ya hırdavatı kim yalamıştı?
hırdavatın suçu neydi, o yalanmayı haketmiyor muydu?*sonra bir şekilde kabul ettim. evet hırdavat burada konu dışıydı. hırdavatın minik kalbini üzmüşlerdi.
asıl konumuz, yazarımıza gelirsek malum nickaltını baya işgal ettik. keyifli, değişik, enteresan tanımları var. biraz isyankar gibi ama olsun ona da ihtiyacımız var. hoş gelmiş. daim olsun. kızmasın, küsmesin bol bol yazsın. sevgiler...
devamını gör...
dövme
kısaca dekoratif vücut damgalama olarak adlandırılabilir.
dövme yapımında kullanılan boyanın iğne ile deri tabakasının alt kısımlarına ulaşacak şekilde vücuda yerleştirilmesiyle yapılır. boya vücuda ilk enjekte edildiğinde, büyük bir kısmı aynı zamanda dış deri tabakası olan epidermiste kalır. ancak bu hücreler daha sonradan normal şekilde dökülürler ve epidermisteki boya tabakası birkaç gün içerisinde tamamen yok olur. işte bu sebeple dövme yapımından birkaç gün sonra, tıpkı bir güneş yanığından arta kalan ölü derinin soyulması gibi, boya dolu epidermis tabakası da soyularak dökülür. ancak tamamen iyileşme, 2-4 hafta arası sürer. işte bu süre zarfında aşırı güneşe maruz kalma ve aşırı suyla temas etme gibi davranışlardan kaçınılmalıdır. aksi takdirde henüz tam olarak yerleşmemiş boya partikülleri de atılır veya solar, böylece dövme bozulur.
dövme yapımında kullanılan boyanın iğne ile deri tabakasının alt kısımlarına ulaşacak şekilde vücuda yerleştirilmesiyle yapılır. boya vücuda ilk enjekte edildiğinde, büyük bir kısmı aynı zamanda dış deri tabakası olan epidermiste kalır. ancak bu hücreler daha sonradan normal şekilde dökülürler ve epidermisteki boya tabakası birkaç gün içerisinde tamamen yok olur. işte bu sebeple dövme yapımından birkaç gün sonra, tıpkı bir güneş yanığından arta kalan ölü derinin soyulması gibi, boya dolu epidermis tabakası da soyularak dökülür. ancak tamamen iyileşme, 2-4 hafta arası sürer. işte bu süre zarfında aşırı güneşe maruz kalma ve aşırı suyla temas etme gibi davranışlardan kaçınılmalıdır. aksi takdirde henüz tam olarak yerleşmemiş boya partikülleri de atılır veya solar, böylece dövme bozulur.
devamını gör...
bir statü göstergesi olarak iphone
çevremden gördüklerimi söyleyeyim, büyük bir kısmı iphone'u statü olarak görüyor.
devamını gör...

