çocukken masum insanlardık
12 ya da 13 yaşına kadar tırtıl gibi masum oluyor, o yaştan sonra arkadaş ve çevrenin etkisiyle kozasından çıkıp kelebek oluyor. artık iyi yere ya da kötü yere kanadını çırpıyor.
devamını gör...
eşin anne babasına ne denmeli sorunsalı
ben ismi+anne diyorum, içimden böyle geliyor ve hiç de alınganlık göstermedi sağolsun kayınvalidem. severim de kendisini.
hiç kaynana da dememişimdir dışarıda arkasından. eşim de benim anneme aynı şekilde hitap ediyor. içinizden gelerek söylediğiniz sürece ne dediğinizin bir önemi yok bence. herkesin annesi kendine çünkü, diyemiyorsa bir insan zorlamak ya da onu suçlamak kadar saçma bir şey yok.
hiç kaynana da dememişimdir dışarıda arkasından. eşim de benim anneme aynı şekilde hitap ediyor. içinizden gelerek söylediğiniz sürece ne dediğinizin bir önemi yok bence. herkesin annesi kendine çünkü, diyemiyorsa bir insan zorlamak ya da onu suçlamak kadar saçma bir şey yok.
devamını gör...
çin'in wuhan kentinde yılbaşı kutlaması
virüsü dünyaya iteleyip, dünyanın büyük bir kısmının karantinada olmasına sebep olanların yaptığı kutlamadır. çin'in virüsün kaynağı olan vuhan kenti meydanındaki görüntüleri yayınlaması ise tam bir nefret sebebidir.

kaynak

kaynak
devamını gör...
latife tekin
büyülü gerçeklik akımında yazan bir türk yazar. diğer bir türk yazar için (bkz: ihsan oktay anar)
devamını gör...
z kuşağının siyasi tercihinin ak parti olması
şu z kuşağı lafından bıktım artık.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
çok üşengecim, aşırı fevriyim, çok çabuk gaza geliyorum ve gaza getiriyorum, bazı şeyleri çok abartıyorum sanki sadece ben yaşıyormuşum gibi...
devamını gör...
schrödinger'in ağacı
varlığını bilmediğimiz ormanın mı ağacı devrilmiş!
devamını gör...
yazarların kendilerine yakın hissettiği filozof
(bkz: kızıl nelson)
devamını gör...
psikolojik sorunları ciddiye almamak

insanın alışma kapasitesi çok fazla. bu da geçer buna da alışırız. bak onun başına neler neler gelmiş benim gibi tepki vermiyor. kıyaslama dertlerin küçümsenmesi derken bir bakmışsın nur tupu gibi psikolojik hastalığın olmuş.kendini çok dinleme derler de nereye kadar. arada bir konuş kendinle
nasılsın, ne ihtiyacın var,ne istiyorsun.
direksiyonda sensin arabayı bir başkası sürmüyor. uyuklamaya başladığında çarparsın bir yerlere. aman bana birşey olmaz deme. çarpa çarpa yara alırsın sonra bir anda acıyor her yerim başımı alıp nerelere gideyim serzenişlerine bırakırsın kendini. programlı robot değilsin ki elbet bir yerde patlak verecek ama yine de ipler senin elinde.
tanı kendini,keşfet sorunlarını gör ve çözmek için hemen işe giriş ki bu iş hayatındaki en önemli iş... misal yanların mı ağrıyor. dün ağrıdı bugünde ağrıyor geçmiyor. yanlarım ağrıyor yanlarım ağrıyor!!!* ne yapmam gerekiyor?
-hımm doktora gideyim.
koş doktora yazık be yanlarına.*
devamını gör...
ferit edgü
yaşamaktan yorulanları sev. sözünün sahibidir.
devamını gör...
yazarların anlam veremediği olaylar
ağzımızla “hoh” yaptığımızda sıcak hava çıkarken “hüff” yaptığımızda soğu hava çıkması. ikisi de aynı yerden çıkıyor, nasıl karar veriyorlar sıcak mı soğuk mu çıkacaklarına merak ediyorum. şimdi gidip bu konu hakkında makale okuyacağım.
devamını gör...
sabah üç gibi sokakta yürüyen gizemli şahıslar
bekçi olabilirler. işsizler zaten. boş boş dolaşıyorlar.
devamını gör...
waiting for rain
young-ho, seul'de üniversite sınavına hazırlanan bir gençtir. sınava hazırlandığı 3. yılında çocukluk arkadaşlarından birine bir mektup göndermeye karar verir.
so-hee, busan'da annesiyle beraber 2. el kitapları sattığı bir kitapçı işletir. bir gün kimden olduğunu bilmediği bir mektup alır ve mektuplara cevap vermeye başlar.
bu mektuplaşmalarda kurallar gayet basittir.
1- soru sormak yok.
2- buluşmak yok.
3- birbirlerini aramak* yok.
filmde olaylar bu mektuplaşmalar etrafında gerçekleşir. filmin tanıtımında da belirtildiği üzere bu film bir beklemenin hikayesidir.
film ile alakalı spoiler içermeyen görüşüm aşağıdadır.
bu filmi dün akşam başrolün* wikipedia sayfasında gezinirken buldum, konusunu ve tanıtımını beğendim, bu sabah da filmi izledim.
filmin sakin, güzel ve hoş bir film olduğunu düşünüyorum. filmin temposu çok yüksek değil bu nedenle elinize çayınızı, kahvenizi alıp kafanız rahat bir şekilde izleyebilirsiniz. film hakkında sakin, sıcak ve hoşdan başka yazabileceğim çok bir şey yok aslında. hikayesini sevdim, karakterlerini sevdim, anlatmak istediklerini sevdim, sonunu sevdim. filmde de defalarca belirtiği gibi bu film bir beklemenin hikayesi. bu nedenle size çok ağır dram veya çok yoğun bir romantizm vaat etmiyor.
sevdim, hoş bir film. böyle bir film için puanım 7,5/10.
so-hee, busan'da annesiyle beraber 2. el kitapları sattığı bir kitapçı işletir. bir gün kimden olduğunu bilmediği bir mektup alır ve mektuplara cevap vermeye başlar.
bu mektuplaşmalarda kurallar gayet basittir.
1- soru sormak yok.
2- buluşmak yok.
3- birbirlerini aramak* yok.
filmde olaylar bu mektuplaşmalar etrafında gerçekleşir. filmin tanıtımında da belirtildiği üzere bu film bir beklemenin hikayesidir.
film ile alakalı spoiler içermeyen görüşüm aşağıdadır.
bu filmi dün akşam başrolün* wikipedia sayfasında gezinirken buldum, konusunu ve tanıtımını beğendim, bu sabah da filmi izledim.
filmin sakin, güzel ve hoş bir film olduğunu düşünüyorum. filmin temposu çok yüksek değil bu nedenle elinize çayınızı, kahvenizi alıp kafanız rahat bir şekilde izleyebilirsiniz. film hakkında sakin, sıcak ve hoşdan başka yazabileceğim çok bir şey yok aslında. hikayesini sevdim, karakterlerini sevdim, anlatmak istediklerini sevdim, sonunu sevdim. filmde de defalarca belirtiği gibi bu film bir beklemenin hikayesi. bu nedenle size çok ağır dram veya çok yoğun bir romantizm vaat etmiyor.
sevdim, hoş bir film. böyle bir film için puanım 7,5/10.
devamını gör...
yaşadığın hayatın herkese güzel görünmesi
ben: sadece oturuyorumdur
arkadaşlarım: yaşıyosun bu hayatı.
capsini hatırlatan başlık. davulu tokmak kafaya değecek yakınlıkta dinleyin bi. ne oluyor görelim.
arkadaşlarım: yaşıyosun bu hayatı.
capsini hatırlatan başlık. davulu tokmak kafaya değecek yakınlıkta dinleyin bi. ne oluyor görelim.
devamını gör...
bu ne dünya kardeşim
yeliz'in 70'li yıllara damga vuran şarkısı.
hababam sınıfı uyanıyor filminin bir sahnesinde de hababamlar tarafından söylenmiştir. onu da şarkının altına ekleyelim.
bu ne dünya kardeşim gülen gülene
bu ne dünya kardeşim böyle
ben de bunlar gibi gülsem mi öyle
yüreğim kan ağlasa bile
ne bir kürk ister bu sen gönlüm
ne bir han ne de saray, lalalay la la lalay
ye iç eğlen çok kısa ömrün
sev çünkü sevmek en kolay
hababam sınıfı uyanıyor filminin bir sahnesinde de hababamlar tarafından söylenmiştir. onu da şarkının altına ekleyelim.
bu ne dünya kardeşim gülen gülene
bu ne dünya kardeşim böyle
ben de bunlar gibi gülsem mi öyle
yüreğim kan ağlasa bile
ne bir kürk ister bu sen gönlüm
ne bir han ne de saray, lalalay la la lalay
ye iç eğlen çok kısa ömrün
sev çünkü sevmek en kolay
devamını gör...
aşı karşıtlığı
aşı karşıtlığı bu süreç öncesinde otizm ile bağlantılıydı. aşıların otizme neden olduğunu düşünen aileler çocuklarının aşı olmasını istemiyordu.
çok uzun zaman geçmedi, otizmli olduğu için öğrenciler veliler tarafından yuhalandı. otizmli öğrencilerin kendi çocukları ile aynı okulda olmasını istemeyen ve kendine anne diyen, kendini sırf bu sebeple kutsal gören kadınlar tarafından yapıldı bu. bir şekilde eğitimine devam edecek kadar uyumlu çocukları empati yapamıyor, kendine özgü davranışları var diye hasta zanneden gerçek hastalar tarafından uygulanan bu psikolojik şiddeti sergileyen tüm annelere sorun, çok iddia ediyorum, aşı karşıtıdır.
aşı karşıtlığı ile ilgili gördüğüm en ilginç örnek ise şuydu. otizmli olan ve baş edemedigi çocuğunu defalarca banyo yaptırma adı altında kaynar su ile yakan, çocuğunun tırnaklarını dibine kadar kanatmaya özen göstererek kesen, aç bırakan, çocuğunu vahşi hayvan gibi sürekli karanlık banyoya kilitleyen ve çocuğunun kendi çabası ile aldığı otizm teşhisini, yaptığı şeyleri otizmli bir çocuğa yapmış olacağı için kabullenmeyen bir kadın, insanlara aşı üzerine ders veriyordu. otizme neden olur diyip anneleri vazgecirmeye çalışıyordu. karıncaları öldürmemek için tek tek parmağının ucuyla alıp kapının önüne bırakan otizmli çocuğu olan bu kadın ve otizmi korkunç bir şey olarak gören tüm anneler ve babalar, kendilerini sağlıklı zannediyordu.
bunun yanında toplumları şekillendiren ve daha medeni olmasını sağlayan onca otizmli varken, kişisel tarihî boyunca tek bir başarısı, toplum adına yararlı hiçbir çalışması olmayan insanların, sanki kendisi bir fayda sağlıyormuş ve boşuna oksijen tüketmiyormuşcasına otizmden korkması, bu nedenle aşı karşıtlığı yapması tartışılması gereken bir meseledir.
bizim ülkenin insanı çoğunluk olarak kendini mükemmel görüyor. adamın ailesinde genetik olarak böbrek, kalp, tansiyon, psikolojik hastalıklar, zeka geriliği falan ne ararsan var, çekinmeden çocuk yapabiliyor ama çocuğuna aşı yaptırmak istemiyor. kafalara bak.
çok yoruyor bu ülke beni.
çok uzun zaman geçmedi, otizmli olduğu için öğrenciler veliler tarafından yuhalandı. otizmli öğrencilerin kendi çocukları ile aynı okulda olmasını istemeyen ve kendine anne diyen, kendini sırf bu sebeple kutsal gören kadınlar tarafından yapıldı bu. bir şekilde eğitimine devam edecek kadar uyumlu çocukları empati yapamıyor, kendine özgü davranışları var diye hasta zanneden gerçek hastalar tarafından uygulanan bu psikolojik şiddeti sergileyen tüm annelere sorun, çok iddia ediyorum, aşı karşıtıdır.
aşı karşıtlığı ile ilgili gördüğüm en ilginç örnek ise şuydu. otizmli olan ve baş edemedigi çocuğunu defalarca banyo yaptırma adı altında kaynar su ile yakan, çocuğunun tırnaklarını dibine kadar kanatmaya özen göstererek kesen, aç bırakan, çocuğunu vahşi hayvan gibi sürekli karanlık banyoya kilitleyen ve çocuğunun kendi çabası ile aldığı otizm teşhisini, yaptığı şeyleri otizmli bir çocuğa yapmış olacağı için kabullenmeyen bir kadın, insanlara aşı üzerine ders veriyordu. otizme neden olur diyip anneleri vazgecirmeye çalışıyordu. karıncaları öldürmemek için tek tek parmağının ucuyla alıp kapının önüne bırakan otizmli çocuğu olan bu kadın ve otizmi korkunç bir şey olarak gören tüm anneler ve babalar, kendilerini sağlıklı zannediyordu.
bunun yanında toplumları şekillendiren ve daha medeni olmasını sağlayan onca otizmli varken, kişisel tarihî boyunca tek bir başarısı, toplum adına yararlı hiçbir çalışması olmayan insanların, sanki kendisi bir fayda sağlıyormuş ve boşuna oksijen tüketmiyormuşcasına otizmden korkması, bu nedenle aşı karşıtlığı yapması tartışılması gereken bir meseledir.
bizim ülkenin insanı çoğunluk olarak kendini mükemmel görüyor. adamın ailesinde genetik olarak böbrek, kalp, tansiyon, psikolojik hastalıklar, zeka geriliği falan ne ararsan var, çekinmeden çocuk yapabiliyor ama çocuğuna aşı yaptırmak istemiyor. kafalara bak.
çok yoruyor bu ülke beni.
devamını gör...
ideal erkek boyunun 185 ve 190 arası olması
dedi 1.50 lik kezban.
edit: burada 1.50 lik kezban metafor olarak kullanılmıştır sen nesin de ne bekliyorsun demek istenmiştir. 1.45 lik ilgi seviciler anlamaz.
edit: burada 1.50 lik kezban metafor olarak kullanılmıştır sen nesin de ne bekliyorsun demek istenmiştir. 1.45 lik ilgi seviciler anlamaz.
devamını gör...
prag baharı
ilk olarak 1967 yılı sonbaharında üniversitelilerin ''daha fazla ışık istiyoruz''sloganıyla başlattıkları, içine slovak ayrılıkçıları, çek sağcıları ile dini ve daha birçok çevrenin dahil olduğu ,en nihayetinde zamanın çekoslavakya komünist partisi genel sekreteri alexander dubçek'in önderliğinde çekoslavakyada yönetiminin belirlediği ve içinde ''sendikalara daha fazla hak, ''sansürün kaldırılması'', ''batı bloğu'' ile yakınlaşma gibi adımların atılmasına kadar varan, 20 ağustos 1968 günü 5 varşova paktı ülkesi askeri birliklerinin çekoslavakyayı işgal etmesi, devlet başkanı alexander dubçek'i tutuklayıp götürdükleri moskova'da nezarete almaları, öğrenci ve sendika önderlerinin tutuklanmaları, prag'da yer yer varşova paktı askerlerine karşı girişilen küçük çaplı silahlı direnişlerin ise çok sert bir şekilde bastırılmasıyla son bulan süreç.
birçok kişi tarafından romantik bir özgürlük hareketi olarak görülse de, içine dahil ettiği birçok görüşün(gençlik, dini çevreler, slovak milliyetçileri, sanatçılar, sendikalar) gelişmeleri kendi taraflarına doğru yontmaya çalışmasından ötürü kontrolsüz aynı zamanda hızlı gelişen, bu yüzden de tüm diğer doğu bloku yönetimlerini paniğe sürükleyen, beraberinde bir askeri müdahale getiren süreç olmuştur. süreç varşova paktı'nın askeri müdahelesi ile sonuçlanmamış olsa, tüm yukarıda sayılan grupların iktidarı ele geçirme kavgasına girişecekleri, yugoslavya örneğinde olduğu gibi sürecin birbirilerini yemelerine kadar gideceği gün gibi aşikardı.
kesinlikle romantik, masum, şirin bir gençlik hareketi değildi.
her ne olursa olsun, sovyet birliklerinin yabancı ve ''bağımsız''' bir ülke topraklarında verdiği kanlı tepkiyi hiçbir şey haklı çıkarmaz.
birçok kişi tarafından romantik bir özgürlük hareketi olarak görülse de, içine dahil ettiği birçok görüşün(gençlik, dini çevreler, slovak milliyetçileri, sanatçılar, sendikalar) gelişmeleri kendi taraflarına doğru yontmaya çalışmasından ötürü kontrolsüz aynı zamanda hızlı gelişen, bu yüzden de tüm diğer doğu bloku yönetimlerini paniğe sürükleyen, beraberinde bir askeri müdahale getiren süreç olmuştur. süreç varşova paktı'nın askeri müdahelesi ile sonuçlanmamış olsa, tüm yukarıda sayılan grupların iktidarı ele geçirme kavgasına girişecekleri, yugoslavya örneğinde olduğu gibi sürecin birbirilerini yemelerine kadar gideceği gün gibi aşikardı.
kesinlikle romantik, masum, şirin bir gençlik hareketi değildi.
her ne olursa olsun, sovyet birliklerinin yabancı ve ''bağımsız''' bir ülke topraklarında verdiği kanlı tepkiyi hiçbir şey haklı çıkarmaz.
devamını gör...
kendi sorusuna kendi cevap veren insan
mesela ben de bunu yaparım. neden ?
çünkü bazen yanıtlar içimizdedir değil mi ?
öyle bence de.
çünkü bazen yanıtlar içimizdedir değil mi ?
öyle bence de.
devamını gör...


