kendini yetersiz hissetmek
gerçekten eksik miyim yoksa insanların istedikleri kişi profiline mi uymuyorum dedirten düşünce
devamını gör...
kod yazmayı bilmeyen ezik erkek
hemen siyanür sipariş ettim bu utançla yaşayamam, eyvallah.
devamını gör...
sözlük radyosu şarkı yarışması
anaaa ne eğlenceli :) bugüne kadar yaptığım karaokeler boşa gitmesin.
devamını gör...
klasik müziğin metal müziğe harmanlanması
kesinlikle bir şans verin.
devamını gör...
sen benim namusumu sorgulayacak kadar namuslu musun
güldür güldür firar skeçinde şevket(çağlar çorumlu) karakterinin söylediği muhteşem sözdür.ne kadar da doğru bir söz.
devamını gör...
yemek yapabilen erkek
nerdeyse çocukluktan beri yapıyorum.hala da devam ederim.çok mu anormal.
devamını gör...
nude atmak
yanlış yere atılmaması gereken şeydir.mazallah aile bireylerinden birine falan gider,rezillik ve bir ömür geyik malzemesi olursunuz..
devamını gör...
yolda yürürken yaşanan garip durumlar
levhaya kafa atmak.
liseye gittiğim dönemde, yine bir gün servisten inmiş eve doğru yürüyordum. her gün geçtiğim kaldırımın yani 47291 kere geçmiş olduğum kaldırımın tam ortasına, benim boyutumda bir levha dikmişler. sabah geçtiğimde bile yoktu. çevre düzenlemesi bugün olduğundan çok daha kötüydü tabi, kulağımda kulaklık, şarkıyı mırıldanarak yürüyorum. kişisel bir kusurum vardır, bakan körlerdenim
bir an bir darbe yedim, çizgi filmlerde karakterlerin kafasında uçuşan kuşlar uçuştu kafamda ve yere düştüm. eczanede çalışan kalfa, kapıda sigara içiyordu, o koştu geldi, berber çırağı geldi biri sağ kolumdan biri sol kolumdan çekip kaldırdılar beni, sağolsunlar. ben neye uğradığımı şaşırıp, bir süre levhaya baktım ve dönüp “ abi bunu buraya neden koymuşlar ki?, yolun ortasına levha mi konulur?” sorusunu sordum. bana ne cevap verdiklerini hatırlamıyorum. 1 hafta sonra o levha oradan kaldırıldı. sanırım tek kurban ben değildim. memlekete gidince berber çırağına bunu soracağım, çok komik kafa kazalarına şahit olmuştur, muhakkak.
liseye gittiğim dönemde, yine bir gün servisten inmiş eve doğru yürüyordum. her gün geçtiğim kaldırımın yani 47291 kere geçmiş olduğum kaldırımın tam ortasına, benim boyutumda bir levha dikmişler. sabah geçtiğimde bile yoktu. çevre düzenlemesi bugün olduğundan çok daha kötüydü tabi, kulağımda kulaklık, şarkıyı mırıldanarak yürüyorum. kişisel bir kusurum vardır, bakan körlerdenim
bir an bir darbe yedim, çizgi filmlerde karakterlerin kafasında uçuşan kuşlar uçuştu kafamda ve yere düştüm. eczanede çalışan kalfa, kapıda sigara içiyordu, o koştu geldi, berber çırağı geldi biri sağ kolumdan biri sol kolumdan çekip kaldırdılar beni, sağolsunlar. ben neye uğradığımı şaşırıp, bir süre levhaya baktım ve dönüp “ abi bunu buraya neden koymuşlar ki?, yolun ortasına levha mi konulur?” sorusunu sordum. bana ne cevap verdiklerini hatırlamıyorum. 1 hafta sonra o levha oradan kaldırıldı. sanırım tek kurban ben değildim. memlekete gidince berber çırağına bunu soracağım, çok komik kafa kazalarına şahit olmuştur, muhakkak.
devamını gör...
türkiye
"türkiye" kelimesi, ii. haçlı seferleri sırasında anadolu'ya gelen italyan askerleri tarafından ilk kez ortaya atılmıştır. seferler sırasında olan biteni kaydeden memurlar bulunur. örneğin osmanlı devleti'nde sultan'ın gölgesi gibi yanında olan, ne olursa kaydeden kişilere vakanüvis denmiştir. anadolu'ya yüksek ihtimalle ilk kez gelen italyan askerleri buralarda türk-islam nüfusun yoğunluğunu görünce "türklerin yaşadığı yer" anlamında buralara "turchia" demişlerdir. zamanla bu deyim selçuklu'ya geçerek 1077'de "türkiye selçuklu devleti" ismi de verilen devlete adını vermiştir (bkz: anadolu selçuklu devleti). aslında selçuklu, osmanlı ve ilk dönemde cumhuriyet'e de bu kelime "türkiya" şeklinde geçmiştir ki bunun iki sebebi vardır. birinci sebebi kelimenin italyanca'dan geçmiş olması ve italyanlar'ın da kelimeyi turchi"a" şeklinde ifade etmiş olmalarıdır. ikinci sebep ise tamamen o dönemlerde kullanılan alfabe ile ilgilidir. anadolu selçukluları döneminde islamiyet'i halen tam benimseyememiş ve şamanizm'den geçiş sürecini yaşayan türk halkı kelimeyi "türkiya'dan" "türkiye'ye" evirmiş olmasına rağmen alfabeden dolayı 1 kasım 1928'deki harf devrimi olayına dek belgelerde kelime "türkiya" şeklinde de okunabilecek şekilde yazmıştır. arap alfabesindeki "he" harfi osmanlı türkçesi kurallarına göre kelimenin sonuna geldiğinde "a" veya "e" sesi okutabiliyordu. dolayısıyla cumhuriyet'teki harf inkılabına dek kelime tam anlamıyla halk arasında okunduğu gibi yazılamamıştır. günümüzde italyanca'da türkiye kelimesinin karşılığı halen "turchia'dır".
devamını gör...
yeni yıla nasıl girersen yeni yıl öyle geçer
bir söylenti. gerçeklik payı yoktur. ben hep sürünerek giriyorum ve sürünerek geçiyor ama bunun konuyla uzaktan yakından bir alakası yok. sürünmek benim için sigara içmek kadar normal bir şey.
devamını gör...
toplum baskısı
toplumun büyük bir çoğunluğunun özellikle kendinden farklı düşünen, farklı bakan, farklı gören, farklı duyan, farklı giyinen, farklı yaşayan bireyleri kendilerine uydurma çabasıdır.
neymiş inandıkları gibi yaşayacakmışız. arkadaşım neden inanmak istemiyorsunuz biz sizinle aynı memlekette yaşıyoruz diye sizin inancınıza inanmak zorunda mıyız? dönüp bir de saygı duy diyorlar? saygı duymadım da ne yaptım söyler misin bana? camine mi çöp attım? sana mı hakaret ettim? kıyafetine mi dil uzattım? 'ama şort giyiyorsun diyor, alkol alıyorsun diyor, dinin emirlerini yerine getirmiyorsun diyor'
hangi din? senin dinin yahu bu senin dinin benim inanmadığım ama saygı gösterdiğim ki aksi düşünülemez zaten. banane isteyen müslüman olur, isteyen hristiyan, isteyen deist, isteyen ataist beni bağlamaz.
bakın toplumda şuan çok ciddi bir ezemiyorum ezildim propagandası var. bir şekilde dizginleniyor ipin ucu bir kaçarsa sokakta bile rahat rahat dolaşamayacağız artık. hoş zaten pek dolaştığımız söylenemez. garip gurup bakışlar. işte o bakışlar toplum baskısı. kendileri gibi olmayışımı bir şekilde bana yansıtıyorlar.
yani ben neden size ayak uydurmak zorundayım anlamıyorum ki? hepimiz aynı ülkede yaşıyoruz ve bir şekilde yıllarca uyumlu yaşadık. şimdi ne değişti? ne oldu da bu kadar tahammülsüz olduk birbirimize. he tabi bu tam aksi istimakettede yapıyor yapılmıyor mu? kadının başörtüsüne müdahale etme hakkını kendinde buluyor birileri. ya da adam sadece namaz kılıyor diye hakaret ediyor. neden yahu ne istiyorsunuz insanlardan? isteyen istediğine inansın istediği gibi yaşasın kime ne? nedir bu ahlak bekçiliği siz kendi ahlakınızı koruyun da kusur kalsın onun bunun yaşantısı.
yani çoğunluktan kastım sadece inanmayanlara yapılan baskılar değil ya da toplumdan aykırı davranan birine yapılan. her kesimin içinde malesef var kendi gibi olmayana nefret kusma ve saldırı geliştirme. eskiden böyle değildik biz bu kadar değildik. hem bir tahammülsüzlük artışı hem ayrıştırma çabasının mahsulleri bunlar. kimin yararına bu durum, kimin işine gelir böylesi bir ayrışma? bir durup düşünmek gerek. tabi eğer hala düşğnebiliyorsak?
saygılar...
neymiş inandıkları gibi yaşayacakmışız. arkadaşım neden inanmak istemiyorsunuz biz sizinle aynı memlekette yaşıyoruz diye sizin inancınıza inanmak zorunda mıyız? dönüp bir de saygı duy diyorlar? saygı duymadım da ne yaptım söyler misin bana? camine mi çöp attım? sana mı hakaret ettim? kıyafetine mi dil uzattım? 'ama şort giyiyorsun diyor, alkol alıyorsun diyor, dinin emirlerini yerine getirmiyorsun diyor'
hangi din? senin dinin yahu bu senin dinin benim inanmadığım ama saygı gösterdiğim ki aksi düşünülemez zaten. banane isteyen müslüman olur, isteyen hristiyan, isteyen deist, isteyen ataist beni bağlamaz.
bakın toplumda şuan çok ciddi bir ezemiyorum ezildim propagandası var. bir şekilde dizginleniyor ipin ucu bir kaçarsa sokakta bile rahat rahat dolaşamayacağız artık. hoş zaten pek dolaştığımız söylenemez. garip gurup bakışlar. işte o bakışlar toplum baskısı. kendileri gibi olmayışımı bir şekilde bana yansıtıyorlar.
yani ben neden size ayak uydurmak zorundayım anlamıyorum ki? hepimiz aynı ülkede yaşıyoruz ve bir şekilde yıllarca uyumlu yaşadık. şimdi ne değişti? ne oldu da bu kadar tahammülsüz olduk birbirimize. he tabi bu tam aksi istimakettede yapıyor yapılmıyor mu? kadının başörtüsüne müdahale etme hakkını kendinde buluyor birileri. ya da adam sadece namaz kılıyor diye hakaret ediyor. neden yahu ne istiyorsunuz insanlardan? isteyen istediğine inansın istediği gibi yaşasın kime ne? nedir bu ahlak bekçiliği siz kendi ahlakınızı koruyun da kusur kalsın onun bunun yaşantısı.
yani çoğunluktan kastım sadece inanmayanlara yapılan baskılar değil ya da toplumdan aykırı davranan birine yapılan. her kesimin içinde malesef var kendi gibi olmayana nefret kusma ve saldırı geliştirme. eskiden böyle değildik biz bu kadar değildik. hem bir tahammülsüzlük artışı hem ayrıştırma çabasının mahsulleri bunlar. kimin yararına bu durum, kimin işine gelir böylesi bir ayrışma? bir durup düşünmek gerek. tabi eğer hala düşğnebiliyorsak?
saygılar...
devamını gör...
ağlarken aynaya bakmak
ağlarken değil de sonrasında bakınca kendimi güçlü hissettiğim durum. çok acıdı canın ama bak hala ayaktasın, yürü be diyorum içimden.
devamını gör...
kütle vs ağırlık
fizikte, biri madde miktarı, diğeri kuvvet ölçüsü olan 2 kavram arasındaki farklılık. bir benzeri için (bkz: hız ve sürat farkı)
kütle, belirli bir maddenin miktarıdır. fizikte genellikle m harfi ile gösterilir. "50 kiloyum" gibi bir cümle kurduğunuzda bahsettiğiniz şey, sizin kütlenizdir. yani kilogram, gram gibi birimlerle ifade edilir kütle. eşit kollu terazi ile ölçülür.
ağırlık ise belirli bir kütledeki madde üzerine, üzerinde bulunulan gezegen tarafından uygulanan kuvvettir. dinamometre ile ölçülür.
***
newton'un meşhur 2. yasasındaki f = m.a formülü ile bu iki kavram arasındaki ilişkiyi daha iyi anlayabilirsiniz.
az önceki 50 kg örneğinden gidelim. formülde a dediğimiz değer, yer çekimi ivmesidir. bu değer yaklaşık olarak 9.8 m/s^2 olarak ölçülür.
formülde kütlenizi ve a değerini yerine koyduğunuzda, üzerinize etkiyen kuvvet 490 newton olur. işte bu da dünya üzerindeki ağırlığınızdır.
***
"hangi gezegende kaç kilo gelirsiniz" temalı caps'ler, yukarıda yazdığım sebepten hatalıdır. nereye giderseniz gidin, sizi oluşturan maddenin miktarı, yani kütleniz değişmez. değişen şey, gittiğiniz gezegenin size uygulayacağı kuvvet, dolayısıyla ağırlığınızdır. bu nedenle soruyu "hangi gezegende ne kadar ağırsınız" şeklinde sormak ve sayıları kg ile değil newton ile ifade etmek gerekir.
kütle, belirli bir maddenin miktarıdır. fizikte genellikle m harfi ile gösterilir. "50 kiloyum" gibi bir cümle kurduğunuzda bahsettiğiniz şey, sizin kütlenizdir. yani kilogram, gram gibi birimlerle ifade edilir kütle. eşit kollu terazi ile ölçülür.
ağırlık ise belirli bir kütledeki madde üzerine, üzerinde bulunulan gezegen tarafından uygulanan kuvvettir. dinamometre ile ölçülür.
***
newton'un meşhur 2. yasasındaki f = m.a formülü ile bu iki kavram arasındaki ilişkiyi daha iyi anlayabilirsiniz.
az önceki 50 kg örneğinden gidelim. formülde a dediğimiz değer, yer çekimi ivmesidir. bu değer yaklaşık olarak 9.8 m/s^2 olarak ölçülür.
formülde kütlenizi ve a değerini yerine koyduğunuzda, üzerinize etkiyen kuvvet 490 newton olur. işte bu da dünya üzerindeki ağırlığınızdır.
***
"hangi gezegende kaç kilo gelirsiniz" temalı caps'ler, yukarıda yazdığım sebepten hatalıdır. nereye giderseniz gidin, sizi oluşturan maddenin miktarı, yani kütleniz değişmez. değişen şey, gittiğiniz gezegenin size uygulayacağı kuvvet, dolayısıyla ağırlığınızdır. bu nedenle soruyu "hangi gezegende ne kadar ağırsınız" şeklinde sormak ve sayıları kg ile değil newton ile ifade etmek gerekir.
devamını gör...
sabah uyanınca cumhurbaşkanıyla göz göze gelmek
kendimi kontrol ederim hemen.
ülkenin anasına bunları yapan bana neler yapmaz.
ülkenin anasına bunları yapan bana neler yapmaz.
devamını gör...
normal sözlük'te 500 adet başlık açarak katkı sağlamam
ve katkı sağlamaya devam edeceğim. bugün itibariyle 500. başlığımı açtım. çünkü bu güzel platformun daha da güzel yerlere gelmesini istiyorum. böylesine seviyeli bir platform bulmak zor. tek temenim çizgisini bozmaması. bu aşamada modlara büyük görev düşüyor. iyi kafalar herkese. takipçilerime de sevgiler.
devamını gör...
greek influence on english poetry
birmingham üniversitesinde ingiliz edebiyatı profesörü olan edebiyat eleştirmeni john churton collins tarafından yazılmış olan eser. eser 1910 yıllarında yani collins hayatını kaybettikten tam iki yıl sonra birmingham üniversitesinde oldukça büyük bir övgü toplamıştır. greek influence on english poetry ne yazık ki dilimize çevrilmiş değil ve pdf formatında bildiğim kadarıyla da bulunmuyor bundan ötürü yurt dışından sipariş edilmesi gerek. eser modern ingiliz edebiyatında yunan şiirinin ve felsefesinin ingiliz eleştirel düşüncesi, şiirleri ve yazımı üzerindeki etkisinin tarihini irdeleyerek alanında da öncü bir çalışma halini alıyor. yine benzer bir çalışmanın ürünü olan, kenneth haynes'ın ingiliz şiir dilini incelediği -ki özellikle yunan dilinin ingiliz şiir dilinin üzerinde kurduğu baskıyı incelediği bölümler- english literature and ancient languages eseri ile beraber okunduğu takdirde ufuk açıcı bir etkisi vardır. ki yine yunan dramalarının yaygınlaştığı bir dönem olan elizabeth dönemi ingiliz edebiyatı hakkında ufak okumalar yapılıp collins'in boşluk bıraktığı dönem doldurulabilir. george saintsbury'nin tam tarihini hatırlamamakla birlikte xix. yüzyılın son çeyreğinde yazmış olduğu a history of elizabethan literature eseri doyurucu olacaktır. tek başına okunduğu zaman yapbozun yalnızca bir bölümünü tamamlıyor olsa da bahsettiğim eserler ile birlikte okunduğunda ingiliz edebiyatının ve ingiliz şairlerin üzerindeki yunan etkisini anlamaya yönelik kapsamlı olan az sayıda eserlerden biri olduğu için oldukça kıymetli bir eser.
the whole poem is full of reminiscences from homer, chiefly the 'odyssey' from hesiod, chiefly the 'theogony' from the pseudo-orphic hymns and there. p.60
it is just such a poem as a spartan homer, without genius, might have written. p. 63
the whole poem is full of reminiscences from homer, chiefly the 'odyssey' from hesiod, chiefly the 'theogony' from the pseudo-orphic hymns and there. p.60
it is just such a poem as a spartan homer, without genius, might have written. p. 63
devamını gör...
geceye bir hayat dersi bırak
en çok da güvendiğin insanlar tarafından kırılacaksın.
devamını gör...
ilber ortaylı’nın canlı yayında cansu canan’a yürümesi
bir kadın olarak beni çok rahatsız etti açıkçası. he şimdi şey diyenleriniz vardır '' beğenmiş ne var bunda?'' iyi de efendim beğeninin söyleniş tarzı çok önemlidir. cümlesi ve söyleyiş tarzı çok itici ve rahatsız edici. kendisini çok seviyordum ve bundan sonra bir anda tüm sevgim söndü. söylemek var söylemek var. cansu canan'a güzel olduğunu daha güzel bir dille söyleyebilirdi. o kadar bilgili, tarihçi, akademisyen biri de sokak arası tacizcileri gibi de kadının arkasından ''maşallah şuna bak'' dememeli bence. kullandığı kelimeler bile hoş değil, lütfen.
devamını gör...

