kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kesintisiz veya tekrarlayan psikoz ataklarıyla karakterize edilen karmaşık bir zihinsel bozukluk. antik çağ'da ''şeytani ruh'' olarak görülüp tedavi olarak şeytan çıkarma ayini yapılmış, bir hastalık olduğu ancak 20. yüzyılın başlarında keşfedilmiştir.

eugen bleuler 1910 yılında hastalığı, şu an kullandığımız ''şizofreni'' olarak adlandırmıştır. şizofreni olarak adlandırmasının nedeni; yunanca bölünme anlamına gelen s’chizein (şizo) ve zihin anlamına gelen phrēn (fren) kelimelerinin birleşiminin hastalığı kısaca tanımlamasıdır.

şizofreninin nedeni genetik ve çevre faktörleridir. genetik faktörler çevre faktörlerinden daha etkili olsa da ikisi ayrı düşünülemez.

şizofreninin pozitif ve negatif belirtileri vardır. pozitif ya da negatif olarak adlandırılması belirtilerin olumlu ya da olumsuz olduğunu göstermez. pozitif belirtiler, insanda aslında olmaması gereken belirtilerin ortaya çıkmasıdır. hezeyanlar, halüsinasyonlar, delüzyonlar vb. negatif belirtiler ise olması gereken belirli davranışların eksikliğidir. alogia (iletişim ve akıcılıkta problem), blunted affect (duygusal uyuşukluk), anhedonia (isteksizlik), arkadaş edinmede zorluk vb.

ayrıca, şizofrenide değişmiş zaman algısı görülür. beyin, bilgi toplamaktan ve bunları işlemekten sorumludur fakat şizofrenide bu bilginin işlenmesi sürecinde zamansal bir bozukluk vardır. örneğin, düşünürken sesli bir şekilde konuşmasak bile içimizden konuşuruz. iki olay da aynı zamanda gerçekleşir ve herhangi bir sorun oluşmaz fakat şizofreni hastaları bir ses yaratırlar ama duydukları sesin zamanlaması yanlıştır ve bunun, başka birisinin sesi olduğunu düşünürler. bu yüzden ''o ben değildim, böyle düşünmedim, böyle davranmadım'' gibi sözler söylemelerine şahit olabilirsiniz.

videonun tamamını izlemenizi öneririm fakat zamanınız yoksa david eagleman'ın şizofreni ile ilgili konuşmasını izlemek için direkt buradan 33:33. dakikadan başlayabilirsiniz.
devamını gör...

"bir gözüm sen, bir gözüm kardeşin" derdi annem, kardeşimle beni eşit derecede sevdiğini ifade etmek için. ne mi oldu sonra, bir gözü katarakt olup hiç göremez hale geldi. bu durumun, kurduğu cümleler ile bağlantısının farkına varmış olsa gerek, geçenlerde "seni göremeyen gözümü ameliyat ettireceğim" diye aradı beni. üzücü tabi.
devamını gör...

"gülmeyecek bu yüzü
neden verdin bana yâ râb?"



edit: ufak bir elektrik çarpması hissettim. yoksa???
günlük isyan dozumuzu da aldık bu başlık sayesinde...
devamını gör...

° g
bir hayale tutundum bu gece. hatta bir ana... birçok andan biri olmasını istediğim bir ana.
bilmediğim bir evde, hiç kimseyi tanımadığım bir şehirde, yaşadığımız tüm hüzünlerden uzakta bir yerde. sen bir minderde sırtın duvara yaslanmış, ben sırtımı göğsüne dayamış bir şekilde. etrafta yabancı hiç ses yok. sadece bir şarkının kısık sesi. göğsünün inip kalktığını, nefesinin saçlarımı okşadığını hissediyorum sadece. sıcacık nefesin... konuşmaya başlıyorsun sonra. kelimelerin senin hazinen. sesin benim huzurum. içimi ısıtan sadece şarap değil. varlığın, huzurun...
dökmeye başlıyorum sonra içimi sana.
küçükken aldığım tüm yaralar iyileşti ama büyüyünce olanlar bir türlü kapanmak bilmiyor. ama sen iyileştiriyorsun beni. belki izi kalır ama acıtmaz, incitmez sen olunca. güven sorunum var biliyorsun açamıyorum içimi hiç kimseye. insanlara gardımı alalı uzun yıllar oluyor. anne- babam 18'imde evden ayrılırken çok iyi niyetli benim kızım, üzerler onu, kırıp dökerler diye gecelerce uyuyamamışlar evde, ben onlardan uzak bir başıma yaşamaya başlayınca. yıllar geçti. hep ayakta kaldım. düştüm, bu kez dizlerim kanamadı ama çok acıdım. haklı çıktılar çok üzüldüm. ama her seferinde kalktım ayağa. çünkü korkum yaşadığım hüzne değil de yaşayamadıklarıma olur diye düşünüyordum. hoyrat davrandım kendime. başka kalpleri kırmaktan ürkerken çokça kırdım, döktüm. hem kendimi hem de başkalarını. ama hissetmeyince olmuyordu. sevgi de ayrılık da hepsinin yaşanmışlıkları ayrıydı. hayat cesaret istiyordu. cesurdum. belki de korkak. sıradan bir insan olmanın korkusu hep vardı. sıradışı olmak ise saldırıya açık olmaktı belki. küçük bir kızın hayali sıradışı bir yaşamı paylaşmaktı.
bu kez başaramıyorum. ne ayağa kalkabiliyorum ne de acımı dindirebiliyorum. bilmiyorum belki de bir yanım seviyor bunu. hani fuzuli sevgiliye olan vuslatı istemez ya. bir anlarım onu, bir anlayamam. her şey yolunda gitsin isterim, tekdüze huzurlu günleri yaşarım, sonra bir bakmışım bu durum ruhumu karartmış. düşerim yeni başlangıçlara. bir arkadaşım bir gün demişti seninki hep şımarıklık, hayatın başkalarının hayal ettiklerinden bile güzel, sadece keyfini çıkar. başka bir arkadaşım aynı hayat için "ne çok acılar çekmişsin, ben bunları hayal bile edemiyorum, hiç kıyamıyorum sana." demişti. hayatım izlediğiniz pencereye göre bir güzel, bir ıstıraplı oluyordu. bense hem mutlu hem hüzünlü oluyordum. gündüzleri yüzümden gülücükler eksik olmuyor, geceleri gözlerim dolu dolu oluyordu. sanırım benim rengim bu. ala. alaca. karmakarışık bir yüreğe sahibim. şimdi diyorsun ya "seni çok seviyorum, hep ol." nasıl kıyayım ben sana. benimle paramparça olmana nasıl izin vereyim. güzel adamsın sen. nahifsin. huzursun. dokunduğun yürek can kırıkları ile dolu. kıyamam ki ben sana.
devamını gör...

genellikle yeni tanıştığın insanların sana değer vermemesi, sadece belirli bir düzlemde ilişki kurup, hayatının bir çok noktasında seni sınırlaması yüzündendir.
sizlere değer vermeyen insanlara vakit kaybetmeyiniz. zira acıdan başka vaadi olmayan bir sarmala girersiniz.
devamını gör...

sevmemekten öte tiksindiğim mevsim. sinir katsayım iki katına çıkıyor bu mevsimde. güneş yakar, oturduğun yerden terlersin, güneş geç batar, veletler dışarıda olur, hergün ses gürültü. hayvanları da rahat bırakmazlar bir de. diğer üç mevsimde hem okuldan ötürü hem de havadan ötürü dışarı çıkamadıklarından hayvanlar rahat ediyor en azından anasını satayım. bir sürü vıcık vıcık itici insan topluluğu dışarıda gezinir. toplu taşımalardaki yıkanmamış insanları saymıyorum bile. deniz kum güneş olayına da tamamen uzağım. sevmiyorum. keşke birisi beni kuzey avrupa ülkelerine itelese de şu mevsimi fazla hissetmeden kendim çalıp kendim oynayarak hovarda hovarda yaşasam.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hala başımızda olması acı ve hala başımızda olması ne yazık ki gerçek.
devamını gör...

şimdi bu yazarı muhatap alsam, bana yakışmaz, almazsam çokta tın olduğundan haberi olmayacaktı.
git kinini başka yere kus, ne yaran varsa artık.
devamını gör...

eksikliğini hissetmediğim başlığı görene kadar aklıma gelmeyen konu.

tanım isteyen mod arkadaşı kırmayayım

tanım; futbol,22 milyonerin top peşinde koştuğu milyonlarca fakirin de onları izlediği bir spor dalı.
devamını gör...

aynı gezegende yaşayıp, aynı gökyüzüne aynı yıldızlara bakıp da nasıl birlikte uyum içinde yasayamiyoruz. insanlar olarak birbirimize nasıl saygı duyamıyoruz anlamıyorum.

yavaş yavaş ölürler; okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.pablo neruda
[[/alıntı]]
devamını gör...

evvelsi gün, gece 2 civarı, hava serin, ses seda yok, arada rüzgarın uğultusu duyuluyor sanki bir şey anlatmak istermişçesine. yeşil renkle bezenmiş koltukta oturuyorum öylesine, daha sonra bir ses duyuyorum. ‘evet, evet bu annemin sesi’ diyorum. aramızda kısa bir diyalog oluyor:
+kızım
-efendim anne?
+saçımla oynar mısın?
-gel, gel oynarım tabii.

daha sonra geliyor yanı başıma, kedi misali kıvrılıyor bacaklarıma doğru. saçları ipek gibi diyorum içimden, yumuşacık… daha sonra acıtıyor muyum?diye soruyorum, yok
diyor, tamam o hâlde diyorum. devam ediyorum ipek gibi saçlarıyla oynamaya. bir süre hiç konuşmuyoruz, bir anda bir ses duyuyorum, ellerin pamuk gibi diyor, öyle mi? diyorum, öyle diyor. bir süre daha oynuyorum saçlarıyla… öyle oynarken saçlarıyla, aklıma birden ölüm düşüyor, hüzünleniyorum aniden, belli de etmemeye çalışıyorum. annemin ne kadar yaş aldığını fark ediyorum, onun saçlarıyla daha ne kadar oynayabilirim, ona daha ne kadar sarılabilirim diye düşünüyorum, hüzünleniyorum yine. bu zamana kadar geçirdiğimiz vakitler gözlerimin önünden geçiyor, kahroluyorum içten içe… ölüm de doğum kadar hayatın bir gerçeğiydi, normaldi. fakat insanın canından canının gitmesi, nefesinin gitmesinin düşüncesi o kadar korkunç ki, düşünmek dahi berbat. ‘kabullenebilir miyim?’ diyorum kendi kendime, nasıl devam ederim yaşamaya hiçbir şey olmamış gibi?… nasıl devam edebiliyor bunca insan sevdikleri olmadan yaşamaya? ediyorlar bir şekilde, etmek zorundalar diyorum, aileleri var, sorumlu oldukları bir hayatları, bir çocukları, bir şeyleri var diyorum. ya benim? benim olacak mı? ben böyle düşünürken bir ses duyuyorum. evet, evet annemin sesi…
devamını gör...

hamilelik. abi düşünsene içinde organlarının hemen yamacında yeni bir canlı oluşuyor, büyüyor. senden bir parça resmen, istediğin şekli vereceğin bir canlı. resmen bir mucize.
devamını gör...

bilmek erdemdir, bildiğini aktarabilmek ise bambaşka bir erdemdir. sahip olduğu tüm bildiklerini toplumun her tabakasına eşit derecede faydalanabilsin diye oldukça sade ama detaylı anlatımlarıyla hemen hemen birçok insanı kendine gönülden bağlayan değerli bir insandı. hayatı bu denli verimli ve dinamik bir şekilde yaşadığını görüyorken içim cız etti ölüm haberini öğrendiğimde. mekanı cennet olsun.
devamını gör...

ilk defa dinlediğim ve içimi huzurla dolduran enstrüman. dinlemek isteyenler için:

devamını gör...

zahidlik makamının üst seviyesidir.

vera; takva kavramının özel halidir. vera sahibi olanlar, takva sahibidir. her takvalı, vera sahibi değildir. çünkü; takva, haram olandan uzaklaşmaktır. vera ise; haram olan herşeyi terketmek ile birlikte, haram olup olmadığı şüpheli olan, harama götürebilecek süreci dahi terketmektir.
devamını gör...

“iki hevesim var ki vallah
ikisi de sensin.”
devamını gör...

temmuz 2020
tema; nereden bakıyorlar?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zevk renk meselesi.
kızım, sevdiği kpop gruplarına yaptığı editler için kullanıyor.
onun için bir hobi.
arada onun oturumundan bakıyorum baya eğlenceli bir uygulama.
ne ararsan var.
devamını gör...

tam adı vladimir vladimiroviç mayakovski olan rus şair ve oyun yazarı. mayakovski, intiharı ile anılamayacak ve bununla yaşatılamayacak kadar büyük bir sanatçı. yaşadığı dönemlerde, daha çocuk denilebilecek yaşta sosyalist görüşleri ile dikkat çekmiş ve ön plana çıkmıştır. hayatının ileriki yıllarında gorki ve lenin'in bile dikkatini çekecek işler başarmış, onlarca dergide yazmış hatta hayatının son yıllarında bir çocuk gazetesinin kurucuları arasında yer almıştır. sadece yazmak ile değil resim dahil sanatın her alanı ile ilgilenmiştir, rus fütürizminin temsilcileri arasında yer alır. mayakovski'nin tutkusu şiiri ile tanıştığım ve parmak uçlarıma kadar nüfuz eden bir şair mayakovski ve bir şiirini bile okumadan ölmek kayıp olur diye düşünüyorum.

(bkz: moskova yanıyor)
(bkz: omurganın flütü)
(bkz: pantolonlu bulut)
(bkz: trajedi)
(bkz: lenin destanı)
(bkz: amerika'yı keşfim)

--- alıntı ---

gün doğuyor.
açıldıkça açılıyor gökyüzü,
yutuyor geceyi
yavaş yavaş.
pencereler ışıl ışıl
tavalar sımsıcak.
dökülüyor güneş kentin üzerine.

ey kutsal öç!
önderlik et bana
çok güçlüsün
yaşıyorsun dizelerimde.
benim bu yüreğim,
söyleyecek sana her şeyi
tıka basa dolu o.

geleceğin insanları!
nasılsınız?
tanımalıyım sizi.
buradayım,
bütün acılarımla.
yaralarım sızlıyor...
size bırakacağım her şeyimi
o mutlu ülkümü.

--- alıntı ---
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim