sokak jargonuna göre sevgililerinin olmamasıdır.
devamını gör...

hiç kafamda yokken ani bir kararla katıldım. içkimizi içtik, muhabbetimizi ettik.
bir meslektaşımı ve fenerbahçe kulübü'ndeki renktaşlarımı dijital dünya dışında tanımış oldum.
epey kişi vardı, ses edemediklerime, erkenden gelip gidenlere de selam olsun. organizasyonu düzenleyen herkese teşekkürler.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şu harika sözdür:

"fazla tevazunun sonu, vasat insandan nasihat dinlemektir" - ibn-i haldun

not: bu sözün ibn-i haldun'a ait olmadığını söyledi esg. kayda geçmiş böyle bir sözü yokmuş. ben de böyle gördüğüm için yazmıştım, anonim diyebiliriz.
devamını gör...

bir yıldız etrafında yörünge hareketi yapan gök cismi.

güneş sistemi'nde merkür, venüs, yer, mars, jüpiter, satürn, uranüs ve neptün olmak üzere 8 gezegen var. bunlar yapısal özelliklerine göre karasal gezegenler (saydıklarımın ilk dördü) ya da gaz devleri (saydıklarımın son dördü) olarak birbirlerinden ayrılır.

bazı uzak yıldızların etrafında da gezegenler bulunur ve her sistemdeki gezegen sayısı birbirinden farklı olabilir.
devamını gör...

sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

- senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

- yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

- freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

- haydi iç de çay koyayım.

ah muhsin ünlü
devamını gör...

“o kendisi olmak için beni unutmaya belki muhtaç!fakat ben ancak onun sayesinde biraz kendim olabiliyorum “

“o benim kaderimi bitmiş biliyor.fakat ben onun kaderi üstüne acz içinde titriyorum “

saatleri ayarlama enstitüsü
devamını gör...

ingilizce irritation'den türkçeye geçip tahriş anlamına gelen kelime. tahriş eden maddeye ise irritan denir.
devamını gör...

esnek lifler oluşturan, saç tırnak ve memelilerin dış epidermal tabakasında bulunan proteinlerdir.
disülfit çapraz bağları polipeptit zincirleri arasında bulunur.
bu bağlar sistein aminoasitinden zengin olmasıyla açıklanır.
devamını gör...

kitap ve film arasında bariz farklılıklar var. iyi ki de var. zira kitap ciddi anlamda durağan bir kitap. melankolinin dibine vuruyor. kurgu bir eser beklerken, yalnızlık güzellemeleri ve tek başına dünyadan ayrılma korkusu üzerinde sürekli kendisini tekrar ediyor. artı vampirlerde kitap gibi durağan. orada burada kendi hallerinde takılıyorlar. robert'a bir uğrayalım halini hatırını soralım falan gibi bir düşünce tarzları yok. e hal böyle olunca da adam şişenin dibini görmekten önünü göremiyor. yani özetle aksiyondan uzak, konuyu ele alış biçimi zayıf olan bir kitap. sarımsak ve haç ikilisi ile takılmaya devam ediyoruz özetle. kitabın hali ahvali bu olunca film her halükârda kitabın önüne geçiyor. kitabı okumuşsanız ve filmi sonradan izlemişseniz maçın sonucu belli. film zaten maça 1-0 önde başlıyor.

filme gelirsek, filmde en azından aksiyon var diyebiliriz. tamam yalnızız abi, tek başınayız, kafayı kırmak üzereyiz, huniyi de takmışız ama vampirler hareketli. atraksiyon sağlıyorlar. ayrıca vampirlerin et falan yemesine takılmayın. o tarz vampir türleri çeşitli mitolojilerde var. misal türk mitolojisindeki oburlar, meçkeyler, yalmavuzlar falan hep bu fraksiyondan gelen vampirler. yani vampir sadece kan içmez, ette yer. en güzelini de bizim kültürün vampirleri yer. yani zombi değil o deyyuslar özetle.

bu filmin kuşkusuz başrol oyuncusu sam! will simith sadece ona eşlik etmiş. sam'in geyiğin peşinden apartmana girdiği sahne gibi gerilimli sahneyi çok az filmde bulabilirsiniz. muazzam bir sahne bana göre. zaten ben efsaneyim diyen sahne de orası. ipucu olmasın, o kısımlara pek girmeyeceğim ama cidden her ayrıntısı hatırladığım sahnelerden birisidir ve arada açar izlerim. buna rağmen her izleyişim de yine de heyecanlanırım. yani sam' in oyunculuğuna oscar vermemek de ne bileyim halt yemenin abartılmış versiyonu oluyor. şu oscar tarihinde bir kerede bir köpek oscar kazansın ne olacak yani? akademi şu ayrımcı kafadan bir türlü kurtulamadı gitti. kendilerini esefle kınıyorum. kın! o sahnede çekim hataları da var lakin sam' in oyunculuğu hepsini kapatıyor. sam ile ilgili daha fazla şey yazıp çizerim ama efkarlanıyorum. ve o durumda sizi ipucu manyağı ederim, bu sebeple sam güzellemelerime burada son veriyorum.

tabi filmi çekilir kılan detaylardan birisi de bob marley abimiz. sam'in olmadığı noktalar da ona sarılıyorsunuz. bu sebeple kendisi de filmin yardımcı erkek oyuncusu diyebiliriz. hani diyor ya abimiz; ''insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan, onları tedavi edebilirsin.'' hah diyorsun bulacak tedaviyi az kaldı. bu deyyuslar bob abimizi dinleyerek kendine gelecek, iş nihayete erecek. tabi öyle olmuyor. rastalı vampirler hayalimiz yok olup gidiyor.

ez cümle fena film değildir. will simith'de yanında sam varken iyi oyunculuk çıkarmıştır. * onun haricinde biraz vasat kalmıştır. ha bu arada sam'den sonra en iyi yardımcı kadın oyuncu da samantha'dır onu da unutmayalım. yoksa ayıp etmiş oluruz. robert bu ikisi olmasa arada kaynar giderdi. golf oynayıp, ses kaydı alıp, sağa sola bön bön bakan bir karakter olarak takılır dururdu. bu iki muazzam oyuncuya ne kadar teşekkür etse az.

öyle işte, sırf sam ve sam'in içinde bulunduğu sahneler için bile izlenir bu film.
devamını gör...

öncelikle basit tanım ile başlamak gerekirse fotoelektrik olay ışığın (genellikle metal yoksa her atomda olabilir) metal bir yüzeyden elektron kopartması olayı.
ışık çarpıyor (bkz: güneş panelleri) elektron kopuyor ve elektrik oluşuyor. bu sadece düz mantık anlatımı.
einsten'ı herkes bilir. ve nobel ödülü sahibi olduğunu da. fakat herkes ''özel görelilik'' teoremiyle nobel sahibi olduğunu sanar. halbuki ''fotoelektrik etki'' ile nobel almıştır.

gelin biraz derinine inelim fotoelektrik olayının. her ışık (bundan sonra foton diye anılacak) bir frekansa dolasıyla enerjiye sahiptir. fotonlar bu enerjilerini bize renk olarak gösterirler.(biz öyle algılarız) aslında kızılötesi/mor ötesi vb tabirler buradan gelir. belli frekansın ötesi.
insan gözünün görebildiği renk skalasında kırmızı en düşük, mor en yüksek frekansa sahip renklerdir. ve bu fotonlar düştükleri yüzeylerdeki (basitçe anlatım) elektronlara çarparlar. bu elektron freni boşalmış fakat hızını hiç azaltmamış kamyon gibi atomun en dış ( örnek için geçerli. yoksa en dışı pas geçip iç katmandaki bir elektrona da denk gelebilir.) katmanındaki elektrona çarpar. momentum gereği bir saçılma (compton) oluşur. eğer fotonun enerjisi , elektronu çeken atom çekirdeğinin yani bağlanma enerjisinden büyük ise elektron bulunduğu katmandan fırlar. burada mühim olan şunun bilinmesidir. bir fotonun enerjisi ( frekansı ) ne kadar yüksek olursa olsun sadece bir elektron koparabilir. yani 1-1. peki nasıl daha fazla elektron koparabiliriz bu yüzeyden? şöyle ki efendim ; foton enerjisini arttırarak. ee hani bir elektron sadece bir foton ile kopuyordu? hemen izah edelim. aslında başta anlattıklarımız doğru fakat bu sistemler karşılıklı iki metal levha olduğu için fotonların düştüğü levhadan kopan elektronların karşı levhaya ulaşması gerekmekte. newton fiziğine göre hareket ancak enerjiyle mümkün. peki elektron bu enerjiyi nereden alacak. fotondan. foton çarpınca karşıya gitmeye mecali olmayan fotonlarımıza daha fazla enerji lazım. bu enerjiyi kırmızı ışık yerine daha yüksek enerjili mor ışığı tercih ederek sağlayabiliriz.
burada bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorum. yukarıdaki yazarlarımızdan birisi zahmet edip konuyu açıklamışlar. ellerine sağlık. fakat fotoelektrik olay sadece ''mor'' ışık için geçerli bir olay değildir. gelin formüllere bakalım
e(foton)=e(bağlanma)+e(elektron)(ev'elektrovolt) ''e=enerji''
formülde görüldüğü üzere fotonun enerjisi eşitmiş neye? elektronun kopma enerjisi +koptuktan sonra kazandığı enerjiye. burada sabit bir metal için yani sabit bir atom için e(bağlanma) değişmezdir. atıyorum x atomu için bu enerji 6 iken y atomu için bu enerji 4 olabilir. yani sayın yazarımızın dediği kırmızı renk fotonunun sökemediği elektronu mor söker değil. kırmızı renk fotonu başka ve daha düşük bağlanma enerjili bir atomun elektronunu sökebilir. yani kısaca her metalin elektronunu sökmek için belirli bir eşik değer var. her dalga boyunun (frekansın tersi)(1/frekans) bir enerjisi var. gücü yeterse söküyor yetmezse sökemiyor.

gelelim fotonun enerjisi (frekansı) artarsa ne oluyor? gene bir elektron söküyor. fakat artan enerjiyi elektrona kazandırıyor. yani hız kazandırıyor. karşılıklı duran levhalardan birinden kopan elektron diğer levhaya ulaşacak enerjiyi buluyor ve hoooop diğer levhaya çarpıyor. ne mi oluyor? elektrik akımı oluşmuş oluyor. güneş panellerindeki olay ise tamamen bundan ibaret.(tabi basitçe)

son olarak bu olayda fotonun dalga olarak değil tanecik olarak görüyoruz. eğer dalga özelliğinden faydalanarak bu etkiyi gerçekleştirseydi ; bir fotonun onlarca belkide yüzlere elektron kopartması gerekecekti. bunu şöyle düşünebiliriz. bir pompalı tüfekten çıkan saçmaların karşısındaki birçok hedefe isabet etmesi yerine. aynı silahın tek bir domdom kurşunu atması gibi. bir kurşun=bir hedef.

toparlayacak olursak: foton gelir elektrona çarpar , gücü yetiyorsa kopartır kopan elektron uçaaaar gider :)
kullanıldığı alanlar: sensörlü her şey! otomatik kapı ,fotoselli lambalar, güneş panelleri vb
minik bir örnek
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu yazı kendini güncelleyecektir.
edit1:

enerjinin küçük enerji paketleriyle yayılmasını (bkz: kuanta) ilk kez planck ortaya atmış. 1905 yılında einstein fotoelektrik olaylarını açıklarken planck'in kuanta fikrini kullanmış ve nobel ödülünü bu çalışmayla almış. yalnız einstein'ın fotoelektrik açıklamasına ilk karşı çıkanlardan biri planck imiş. böyle de ironik bir adam.
devamını gör...

sıkıldıkça değiştiriyorum sonuçta benim doğum günüm bu yüzden asıl tarihi unuttum.
devamını gör...

yaşadığım dünyada her yer yeşil. evler doğanın içinde ve doğayla uyumlu. geri dönüşüm faaliyetleri çok önemli ve kuralına uygun yapılıyor. yediğimiz her şey doğal. kıyafetlerimiz de sağlıklı ve doğal olan liflerden elde ediliyor. bugün hava güneşli. hazırlanıp iş yerime güneş pili ile çalışan ve doğayla uyumlu uçan motorumla gideceğim.
devamını gör...

sözde, küçük ve gelişmekte olan üniversiteler ile kıdemli üniversiteler arasında iş birliği ve bu yolla da öğrenciler için fırsat eşitliği yaratılmaya çalışılacak olan proje. yerseniz. meali ise şu: "biz ne yaparsak yapalım kaliteli üniversitelerin kaliteli insanlar çıkarmasından bir türlü kurtulamadık. bu insanlar da bize sorun çıkarıyor. öyleyse bu öğrencilerin alacakları eğitimin ve sosyal çevrelerinin kalitesini düşürelim, belki onları da bayağılaştırırız."

hayata geçirilen bu proje ile, mesela, 311 taban puanla bartın üniversitesi bilgisayar mühendisliği bölümünü kazanan bir öğrenci, 519 taban puanla öğrenci almış olan istanbul teknik üniversitesi'nin derslerini alabilecek, kampüsünden yararlanabilecek, diğer bütün sosyal ayrıcalıklara sahip olacak ve resmen itü öğrencisi sayılacak. aralarında neredeyse iki kat başarı farkı olan bu çocuklar; aynı sınıflarda eğitim görecek, aynı kütüphaneyi kullanacak, aynı laboratuvarlarda çalışacak ve daha da önemlisi, aynı sosyal çevreye sokulmuş olacak.

yapılan eşleştirmeler sıralı tam liste.
daha fazla bilgi için de buradan.
devamını gör...

günümüzde özbekistan'da bulunan, tarihin en önemli yerleşim yerlerinden olan kent.
tarihte persler tarafından kurulmuş olup ipek yolunun ortak noktası olması ile bilinir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kuzeyin sakin dalgaları
sakince ısıtan güneş
tatlı bir rüzgar

hepsi onunla güzel
dalgalar gibi
çağırıyor beni

sabaha kadar
sahilimde
sesimde
uyuturum seni diyor

bu sese dayanabilir miyim
ancak teslim olabilirim

sahilinde
ne gece ne gündüz
ne kış ne yaz

kıyında biraz ıslansam
sonra bana yüzme öğretsen

ufuk çizgisinde buluşsak...
devamını gör...

kardeşim kahverengi renk değil mi? niye dışlıyorsunuz bizi! ben de isterdim ela ela olayım ama değil işte.

yine de olsun yani görüyorum çok şükür diyip bitiriyorum.
devamını gör...

bu geceye, baktığımda kendimi küçücük ve önemsiz hissettiğim şu görkemli tabloyu bırakayım.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel joseph wright of derby - vesuvius in eruption, with a view over the islands in the bay of naples (1776)
devamını gör...

çeçenlerle genetik, dilsel, kültürel, folklorik vb. bakımlardan benzerlikler olduğu söylenen eski uygarlık.
devamını gör...

ekşi sözlükte 200 küsur beğenisi olan fotoğrafı çalıp, hiç utanmadan "ben çektim" diye burada yayınlayanları gördükten sonra hiç mi hiç şaşırtmayandır.

alemin bir tek akıllısı siz misiniz yahu?

aynı kişiyseniz o ayrı bak, ama o zaman da senin öğlen saatlerinde attığın fotoğrafı orada sabah 9 küsurda görüp "benim fotoğrafımı çalıp ekşi sözlükte yayınlamışlar" diye şarlamayıp sakin kalıp hiçbişi olmamış gibi sakin sakin yazmanı takdir ettim. *
devamını gör...

sherlock dizisiyle ünlü olup, ailemle zaman geçirmek istiyorum diyerek diziyi bırakan, daha sonra bir sürü filmde oynayan vefasız aktör.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim