köpek balığı fobisi hemen hemen her insanda olan bir durumdur. bu ürkütücü canlıları ne kadar yakından tanıyoruz ? nerede, hangi şartlarda, nasıl ve neler yapabileceklerini tahmin edebilir miyiz ? köpek balığı fobisini yenmek için ne yapmak gerekir ? bir neslin tamamında köpek balığı fobisi oluşmasının sebebi 1969 yılında gösterime giren shark filmidir.

köpek balıkları varlıklarını çok uzun zamanlardır sürdüren, yaşamlarını devam ettiren, denizlerde ve okyanuslarda yaşayan, etçil beslenen vahşi canlılardır. boyutları devasa ölçülere ulaşabilen bu canlılar; televizyonlarda, belgesellerde ve filmlerde kana susamış, sadece kan arayan canlılar olarak gösterilseler bile gerçekte durum bundan çok daha büyüleyici ve karmaşıktır.

yapılan araştırmalara göre köpek balıklarının 400 milyon yıla denk gelen evrimsel bir tarihlerinin olduğu söz konusu. dinozorlardan daha önce var olduklarına dair bulgular vardır. farklı büyüklüklerde ve renklerde olabilen bu canlıların bilimsel olarak yaklaşık olarak 400 türü bulunmakta. 8 santimetreden başlayan ve 20 metreye kadar uzayabilen boyları vardır. hemen hemen her deniz ortamına uyum sağlayabilen farklı türlerde köpek balıkları bulunmaktadır.

köpek balıkları; insanları korkutan büyüklükleri ve inanılması zor organizasyonlarına karşı vücutlarında hiç kemik bulundurmadığı tespit edilmiştir. bu oldukça garip bir durumdur. vücutları tamamen kıkırdaktan oluştuğu için "kıkırdaklı balıklar" sınıfında yer almaktadır. çok iyi gördükleri söylenemez ve ayrıca renk körü oldukları biliniyor. zayıf kalan görme yetilerinin aksine, koku almaları ve işitmeleri oldukça keskindir. bazı rivayetlere göre köpek balıklarının 3 kilometre çapındaki bir alanda kan kokusunu alabildikleri söylenmiştir.

bu canlıların vücutlarındaki iç organlarının %20-%30'u karaciğerden oluşmuştur. doğal yaşam alanlarındaki besinleri içerisinde büyük balıklar, deniz memelileri, büyük mürekkep balıkları ve kendi boyutlarından küçük olan köpek balıkları bulunmaktadır. hayatta kalma süreleri ortalama 20-30 yıl civarlarındadır. ancak 100 - 200 ve hatta 300 yıl yaşadığı tahmin edilen köpek balıklarının olduğu bilinmektedir. ekolojik besin piramidinde en üst sınıfta, dördüncül tüketiciler grubunda bulunmaktadır.
devamını gör...

goodfellas (1990), yönetmen martin scorsese'nin ustalık eseridir. film, eski mafya üyesi henry hill' in gerçek hayatını ve mafyanın içinde geçirdiği 30 yılı anlatıyor. adet olduğu üzere bundan sonrası spoiler:

--! spoiler !--

bu filmi benim için özel yapan o kadar çok şey var ki... kusursuz olarak nitelendirebileceğim bir film. hem teknik anlamda hem de hikaye anlamında ilk dakikadan son dakikaya kadar sürükleyip götürüyor.

filmde joe pesci' nin muhteşem oyunculuğunu ve karakterle bütünleşmesini hemen farkedebiliyorsunuz. bu filmle “en iyi yardımcı erkek oyuncu” oscarını aldı ama filmin odak noktası o. hele sinema tarihine geçen “funny how” sahnesinde döktürüyor:


bu filmle starlığa adım atmak isteyen ray liotta ise henry hill’ i çok iyi oynamış. usta yönetmenin elinde iyice şekillenmiş gibi dursa da sonraki kariyeri beklentilerin çok altında kalmıştır.

robert de niro ise benim fikrime göre geri planda kalmış. gene klasik ağzını burnunu çarpıtarak rol kesmeleri mevcut ama sanki joe pesci’ ye ben bu filmde seninle başa çıkamayacağım demek istemiş.

scorsese'nin önceki filmlerini izlemiş ve kendisinin tarzını az çok bilen biri bu filmde önceki filmlerinde kullandığı her teknik unsuru nasıl alıp mükemmelleştirdiğini görebilir. daha önce hiç scorsese filmi seyretmeyen ise adapte olmakta hiç zorluk çekmez. tam bir usta yönetmen işi. bunların dışında da filmin tamamen gerçek hikayelerden oluşması ve henry hill' in bizzat danışmanlık yapmış olması nedeniyle film bittikten sonra bile kendisinin hayatı ve yaşadıkları hakkında araştırma yapma ihtiyacı hissediyorsunuz.

mafya dünyasını oldukça gerçekçi, çarpıcı, ve mizahi bir şekilde anlatmayı başarmış bir başyapıt. tüm zamanlardaki favori filmlerimden biri.

sinema tarihindeki en uzun vertigo effect lerinden biri de bu filmdedir.


filmin ilk cümlesi, son sözüm olsun:

"as far back as i can remember i always wanted to be a gangster,"

--! spoiler !--
devamını gör...

1 okka 1258 gram değerinde kabul edilir. "kıyye" de denir.
devamını gör...

hayat aslında film çekimi gibidir.
tam mutlu oldum derken,yönetmenden ses gelir;"kestik"
devamını gör...

derin bir nefes alın sıkmayın.
ben böyle diyorum eheh
devamını gör...

hümanizm insan-merkezcilik demektir. batı bilim ve felsefe anlayışının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. tanrı-merkezci düşünceye karşı oluşturulmuş felsefi bir yaklaşımdır.

hümanizmin temel sorunu bizatihi kendisidir, insanı merkeze alan bir anlayışla ifade edilmek istenen şey esasen insancıllığı materyalist bir eksene oturtmaktır. batının reformlar ve rönesansla oluşturmaya çalıştığı yeni bilimsel ve felsefi anlayış materyalizm üzerine kuruluydu, her şeyi manevi kılıflarından soyutlamaya çalışan bu anlayışın bir tezahürüde bu ucube hümanizm anlayışıdır.

dini inancını hayatının merkezine alan ve davranışlarınıda buna göre şekillendiren bir kimse, eylemlerinde tanrıyı hoşnut etmek ve dini öğütleri baz alarak çevresine faydalı olmakla mükelleftir.

hümanizm anlayışı ise tanrıyı ve dini bu duyarlılığın, insancıllığın kaynağı ve sürdürücüsü olmaktan soyutlayarak, insanın eylemlerinde kendi hür iradesini baz alarak haraket etmesi gerektiğini salık verir. elbette insanın hassasiyetini, duyarlılığını, eylemlere yansıtması için tanrının dikte etmesine ihtiyacı yok. tanrının nasihatleri, toplumsal düzeni sağlamak ve korumak adına insanlar arasında bir işleyiş biçimi tesis etmek içindir. dayanak noktası tanrısal bir kaynak olan anlayışla, dayanak noktası herkesin şahsi anlayışı ve insiyatifine bırakılmış olan bir anlayış mı daha mantıklı ve tutarlı bir şekilde işler. eğer devlet gibi bir kurum aracılığıyla alt yapı ve hizmetler yürütülmeseydi ve tüm bu işler halkın kendi kendine organize olup işleri yürütmesine bırakılsaydı neler olacağını siz düşünün.

hümanizmde esasen rasyonellik hakimdir. sevgi, hoşgörü, yardımseverlik gibi duygusal yakıştırmalar sonradan hümanizme adapte edilen olgulardır. bunların yerine insanı merkeze alan, insanı yücelten, evrendeki en değerli şeyi insan kabul eden bu anlayışın asıl gayesi insanın konumunu tanrıdan ve dinden ayırıp yeniden evrensel değerler üzerine temellendirmektir. bu kötü bir şey değildir insanı tanrıdan ve dinden bağımsız bir şekilde de tanımlayabilirsiniz, ortaya ayrı bir şey çıkmaz, lakin insanı tanrısızlaştırmak yada tanrıya olan ihtiyacı yoksayabilmek için böyle bir anlayış geliştiriyorsanız tanrısız insan modelinin toplumsal düzeni temelden sarsıp toplumu kaosa sürükleyeceğinide hesaba katmışsınız demektir.

inançsız insanların yaşadığı toplumda neden kaos çıksın ki diye düşünebilirsiniz. toplumsal düzeni sağlayan bir çok erk vardır bunlardan biri yasa biri devlet biride din kurumudur. yasa ve devletle toplumsal düzeni sağlayabilirsiniz ama hangi yönde gelişip ilerleyeceği tamamen toplumun keyfine kalmış olur. din kurumu ise yasaları ve devleti belirli bir ideal doğrultusunda dizginler. bu durum birey içinde böyledir. hümanist felsefenin herhangi bir bağlayıcılığı yok, insana değer veren bu anlayış kulağa hoş geliyor ama öyle insanlar var ki toplumda ne kadarı bu değeri hak ediyor tartışılır. günlük yaşantımızda bile gıcık olduğumuz onlarca insan vardır muhakkak neden bunlarıda sevip yüceltelim bu gibi binlerce durum var gerçek hayatta hümanizmle idare edilebilecek kadar basit insan ilişkiler yok. iradesi sağlam sabırlı ve inançlı insanlar dahi zorlanabiliyor insan ilişkilerinde. hümanizm hem yetersiz, hem işlevsiz, hemde gerçek hayatta karşılığı olmayan bir düşüncedir.

her insanda bir ölçüde sevgi, şefkat, merhamet, hoşgörü, geçimlilik mevcut zaten bunu kullanırken dini bağlayıcılıklarını yada hümanist felsefesini hesaba katarak yapmıyor zaten fakat aksi bir şey yapacak olduğu zaman yasakları anımsayıp cayabiliyor. dinin alıkoyabilme yeteneği var ve güçlü bir motivasyon kaynağıdır. hümanizm ise kimseye zarar vermemeyi bireye salık verir sadece hatta insiyatifine bırakır öylece.

hümanizm dinsiz insanın dini gibidir adeta. ateistler ve deistler için bulunmaz bir argümandır. insan sevgisi. insan sevgisi ile peynir gemisi yürümez. herkese herşeye sevgi ve saygı duyabilirim diyen adama gülerler. insanoğlu sevgiyide nefretide, iyiliğide kötülüğüde, her türlü güzelliği ve çirkiliği kendinde barındıran bir canlı ve nerde hangi tarafının ortaya çıkacağıda belli değil. insanoğlu rasyonel olmak zorunda potansiyelini bilip ona göre haraket etmeli. tanrı ve din insanlık tarihiyle başlayan ayrılmaz tümleşik bir olgu. bunu insanın kodlarından silip atamazsınız. insan aciz ve zavallı bir yaratıkken onu en yüce varlık kabul etmek ahmaklıktan başka bir şey olamaz.
devamını gör...

milattan önce 8. yüzyılda dünyanın sürekli yol alırsanız kenarından aşağı düşeceğiniz bir yer olduğuna inanan bir düz dünyacıydı. dünyayı deniz tarafından kuşatılmış bir ada olarak görüyordu.
devamını gör...

o kadar kopuk ki bağlarımız hepimiz türkiye'de yaşamamıza rağmen bazı kuzenlerimi tanımıyorum bile. hatta marmara,ege ve ankara'ya kadar dağılabilmişiz yani yakın illerdeyiz de. hepimiz birbirimize yük gibi bakıyoruz.
şikayetçi miyim, kesinlikle hayır. hatta mutluyum bu halimden neredeyse hepsi beş para etmez insanlar ama çevremdeki insanların bu bağları güçlü olduğunu görünce insan hayret etmiyor değil de sözlük.

edit: başlık düzeltilmiş
devamını gör...

yoo benim takipçi sayım az diyerek karşı çıktığım durumdur
devamını gör...

uzunca bir süre erteledikten sonra yeni izleyebildim. hatta bitireli henüz bir sigara içme süresi geçti. izlemeye başlarken büyük bir beklentiye sahip değildim açıkçası. ama işin içinde başak köklükaya olunca kötü bir film olma ihtimali ortadan kalkıyor.

film, sakince başlıyor ve sakince bir akıcılığa sahip. diyaloglar ve karakterler oldukça hayatın içinden. bu tarz filmlerde senaryodan çok karakterlere önem veririm. ama bu film her iki anlamda da oldukça doyurucu. hatta yağmurlu bir günde, cam kenarında oturup, bir çırpıda okunan kitap kadar da etkileyici!

film bittikten sonra tekrar tescillendi ki başak köklükaya gerçekten hak ettiği değeri görmüyor. yiğit özşener için de benzer şeyleri söylemek mümkün.

son olarak filmi gerçekten çok beğendim. bir süre sonra tekrar izlemekte fayda var.


leyla karakterinin tren yolculuğu boyunca yankılanan iç sesi oldukça etkileyici. şair olduğunu çok sonra öğrensek de yolculuk boyunca buna gönderme yapılıyor. canan'ın anlattığı hikayeye ortak olması da hayal gücünün onu yönlendirmesinden geliyor. kaç insan hayatında böyle bir hikayenin içinde olabilir ki?

tek plan çekilmiş mezuniyet yemeği de samimiyetsizliği çok güzel anlatmış.
devamını gör...

burasıydı... geldim, buradayım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir hayvanla kurulan bağ, aynı insanlarla kurduğumuz bağlar gibidir. bir evlat veya bir kardeş gibi sevmek mümkündür. hayatının ve zamanının bir çoğunu paylaştığın bir hayvanın ölümüne üzülmek samimiyetsizlik veya şov değildir muhteremler. bu çirkin ve kınanası bir düşüncedir
devamını gör...

sebebi değişecek veya gelişecek bir durumunun olmamasından kaynaklanır, buna ölü dil adı veriliyor.
yani 100 yıl öncesindeki kelimeler ve anlamlar ne ise şuan da aynıdır.
devamını gör...

oturup konuşsaydık geçerdi belki her şey başını alıp gitmek sevdaya dahil değil

cahit zarifoğlu
devamını gör...

klasik habercilik anlayışında klasik cümledir. gerek operasyon haberlerinde, gerekse futbol maçlarında sıklıkla duyarız.
devamını gör...

astrobrite isminde, bilinen ingiliz shoegaze soundına bir tepki nihayetinde kurulan amerikan shoegaze müzik grubunun en hoşuma giden üçüncü stüdyo albümü.

aynı zamanda bu albümden zamanında oluşan bir etki ile kurulmuş rusya - saint petersburg çıkışlı shogeze - dream pop müzik grubu.

astrobrite için
pinkshinyultrablast için
devamını gör...

yazarların tanımlarını beğenmeyi seviyorum, bedava mutluluk sağlamış oluyorum. fakat karşıma tokat gibi bu uyarı çıkıyor.
devamını gör...

bu karikatürde açık ürün yerleştirme vardır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anlamı plazma içinde yer alan ağ anlamına gelen organeldir. tek zarlı bir organel olup ökaryot hücrelerde bulunur. kendisi hücre içi dolaşımından sorumludur ayrıca hücreye desteklik sağlar. ribozom taşıyıp taşımamasına göre * granüllü *granülsüz olarak ikiye ayrılır. granüllü endoplazmik retikulum protein sentezinin sık olduğu hücrelerde daha fazla bulunur. bazı proteinlerin işlenip golgi cisimciğine taşınmasını sağlar. granülsüz endoplazmik retikulum ise kas hücrelerinde kalsiyum depolanmasını;yağ,karbonhidrat, fosfolipit sentezi yapar. insan karaciğer hücrelerinde ilaçların ve zehirli maddelerin etkisizleştirilmesinde rol oynar. ayrıca golgi cisimciğini,lizozomu ve kofulu oluşturur.
*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim