kafayı mı yediniz yapman guzum etmen.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şimdi çok yazıyorum. sustuklarım set yıkan su misali. yazarak bir nebze sakinler mi diyorum. ondan da bir fayda göremezsem onu da bırakacağım.
devamını gör...

(bkz: anksiyete)

özellikle sabahları gelen histir.
devamını gör...

sarılın arkadaşlar, bedeninizdeki enerji boşa gitmesin.
devamını gör...

belirsizliktir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevdim ben bu kulübü zaten deliii bi tarafım var.
şartlara bakmadım bile o kadar diyorum.
hunim nerde yaa gördünüz mü?*
devamını gör...

patates kızartması sağlık açısından pek tükettiğim bir atıştırmalık değil. ama mc donalds görünce dayanamıyor ve alıyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanın beynindeki kalıplara sığdıramadığı, çekmecelere yerleştiremediği, anlam çerçevesine oturtamadığı her şeye karşı içinde oluşan tedirginlikle bezeli korkudur. ki sen bunu zaten biliyorsun.

bilmediğin şeyden korktuğunu biliyorum. ama bu güne gelene kadar bildiğin şeyler de zarar vermedi mi sana? sadece bilmediklerin yüzünden mi yara aldın? canını yakan şeyler daha önce karşılaşmadıkların mıydı sadece? beni bilmediğini düşünüyorsun zaman zaman. ileride ne olacağına dair hayalden öte geçmeyen hisler olduğuna inanıyorsun bazen. o yüzden bozulmaya başlıyorsun. tamir olacağına inanmadığın zamanlar bile oluyor. biliyorum.

başka bir açıdan baksak mı bu korkuya? evet, bilmediğin bir durum bu. ama şunu hissediyorsun derinden; senin içine korku veren o ejderha yavaş yavaş evcilleşmekte. artık nefesi o kadar kükürtlü değil, yaşlanıp elden ayaktan düşmeye başladı. çünkü içine çöreklenen korkular annenin olmayan kollar tarafından yok edilebilir artık. biliyorsun.

senin burnundaki acı, yanlışlıkla aldığın o darbe başka birinin canını yakabiliyor mesela. sana belli etmeden canı yanıyor, çok çok uzak diyarlarda arpa boyu yollar aşmaya çalışan bir masal kahramanının. senin tek çizgili korkuların elini ayağını titretebiliyor bu kahramanın. kendi başına ne geleceğini düşündüğü için değil hem de, sensizliğin nasıl bir duygu olduğunu bildiği halde buna alışamamış olmasından bu sarsıntılı duygu. sen bunu da biliyorsun.

iki oda bir salon bir ikili yalnızlıktan kaçıp tek başına daha geniş antreli bir ev hayal ederken bu özgürlüğe ortak olacak birini düşünmek zor elbette. nasıl bir hayat seni bekliyor bilmiyorsun ve bu seni korkutuyor. ama balkonu mutfağa katmayı düşünmeden, çok eşyayla kişisel alanları daraltmadan seninle yaşamayı isteyen bir insanın, senin aile evin olacağını da en derinden hissediyorsun, bu hissin gerçek olduğunu da biliyorsun.

daha çok gençken yaşadığın şeyleri sen anlatmadan anlayabilen, bunları sana sormayı aklından bile geçirmeyen, sadece yaraları sağaltmaya talip olan ve bundan büyük mutluluk duyan bir saat tamircisi var karşında. içinde hiç korku olmasın diye kendi bilmediklerinden korkmayı bir yana bırakıp senin her şeyi öğrenmen için çabalayan, bir yandan da durmasın diye evdeki bütün saatleri düzenli olarak kuran bir saatçi. sen artık saatin kaç olduğunu da biliyorsun.

her koku güzel değildir elbette. kimya da önemli bir bilim dalıdır. merakın korkuya dönüşmesin. “ya olmazsa” değildir düşünmen gereken şey. çünkü sen birini seversen kokusu güzel olacaktır doğal olarak. ve kimyada bilmediğin soruları boş bırak. zaman kalırsa dönüp birlikte bakarız. ve zamanımızın kalacağını biliyorsun.

bu yazıyı okuyup bitirince paragraf sonlarında her sorunun cevabının seni beklediğini göreceksin. bilmediğin bir şey kalmadı artık. korkma. biliyorsun.
devamını gör...

vallahi sıktı ama artık! 1 metre ilerleyemiyoruz bu konu yüzünden. koskoca dini getirip baş örtüsüne indirgediniz, bravo! adaletle, kul hakkıyla, dürüstlükle ilgili olan ayetlerin hiçbiri ortada yok, herkesin dilinde allah'ın tek emriymiş gibi "baş örtüsü". baş örtüsü bile değil, türban üstelik. gidin biraz kitap okuyun da kimin başının altından neden çıkmış bu bağlama şekli, bilginiz olsun biraz.

ben de inançlı bir ailenin çocuğuyum. özellikle de baba tarafımda tanıdığım hemen hemen herkes namazını kılar, orucunu tutar... rahmetli babaannem baş örtülüydü. annem de inançlı bir insan. anneannem, onun kardeşleri falan da namaz kılardı vesaire... ailede kapalı da var, açık olduğu halde namaz kılan da... 2002'ye kadar hiçbirimize kimsenin bununla alakalı olarak ne herhangi bir kurum içerisinde herhangi bir konuda engeli oldu ne de bir hakareti... 2002 yılından önce okuduğum ilk üniversitede (hacettepe) her günümü birlikte geçirdiğim en yakın arkadaşım da baş örtülüydü ve okula girerken hiçbir sorun yaşamadı 1 gün bile. tek derdimiz derslerimizdi, siyaset değil.

şimdi anlatırım burada iki saat o okula girememeleri de, medyanın bu ülkede nasıl kullanıldığını da, bazı siyasi gelişmelerin nasıl ileriye yönelik özellikle ortaya çıktığını da ama bıktık milletçe hem haklı olup hem de konuşamamaktan.

ha bu arada; sanki 2002'den önce yaşayanların hepsi ortadan kalkmış, 2002 sonrası insanlar gökten zembille inmiş gibi, kimsenin kendi yaşadıkları, kendi tecrübeleri yokmuş gibi herkesin farklı geçmiş anlatmasından da sıkıntı geldi. kuyruklarda bekliyorduk diye şikayet eden zekâsızlar unutmuş o kuyruklarda bekledikleri tarihi de sebebi de. sanıyorlar ki 90'lı yıllardaydı o işler, sanıyorlar ki keyfi bekliyorlardı. ambargo diye ona deniyor işte. gücü olan bir devlete gerçekten höt deyince yaşanıyor. neyse, konuşmayacağım daha fazla.

herkes en iyi kendi yaşadığını bilir ve ben de o tarihten önce dinimi açıkça belli ettiğim halde işkence falan görmediğim gibi mesela şort giydiği için tekmelenen kadın da görmemiştim. bunun hesabını kim verecek peki herkes başkasından hesap sorma derdine düşerse? neden tüm siyasiler iş hesap sormaya gelince sadece halka soruyorlar, birbirlerine değil? siz de halk olarak onlardan taraf oluyorsunuz. tıpkı derbi maçları için saha dışında birileri birbirini bıçaklarken, saha içinde maç sonunda futbolcuların stadı kol kola gülerek terk etmesi gibi. azıcık açın gözünüzü!.. bizi birbirimize düşürmekten başka bir işe yaramıyor bu olaylar.
devamını gör...

bana göre yanlış bir önerme.

öncelikle içinizden saygı duymama hakkıyla, karşınızdakine alenen saygısızlık yapma "hakkı"nı birbirinden ayırmalısınız. bu ikisi aynı şeyler değil. bir düşünceyle içinizden alay etme hakkına sahipsiniz ama onu dile getiren ve kutsal olarak gören kişinin yüzüne karşı bunu yapmanız, en basitinden terbiyesizlik olarak görülür.

bir insanın düşüncelerine ya da kendisine saygı duymak için, kutsalın tanımını yapmanıza gerek yok. saygıyı karşınızdaki kişiye duymanız gerek. "saygı hak edilir." diyenler olabilir. o farklı bir tartışmanın konusu. mesela daha yeni tanıdığınız ve saygıyı ne derece "hak ettiğini" bilmediğiniz bir insanın değerlerine saygısızlık yapma hakkını kendinizde göremezsiniz. oysa yazar arkadaşı haklı bulursak, bunun da normal görülmesi gerekirdi.

eğer konu din ise elmayla armut karıştırılmamalı. bir arkadaş domuz eti yiyene saygısızlık örneğini vermiş. ben bir müslüman olarak karıncayı incitmezken, birileri uyguladığı vahşete müslümanlığı kılıf yapmaya çalışabilir. böyle bir durumda sadece onları baz alarak, benim gibi kendi halinde insanların da bulunduğu ve diğerlerinin yaptıklarını hiç onaylamayan bir gruba saygısızlık etme hakkınız var mı? yanlış olarak, aynı genellemeyi karşınızdaki bir grup da yapınca kızıyorsunuz. demek ki bu doğru bir şey değil. kendinize yapıldığında zorunuza giden hareketleri başkalarına da yapmamalısınız.

burada ne yazarsak yazalım, başlığı açan arkadaşımızın görüşünde olan birçok insan kendi görüşünden geri adım atmayacak büyük ihtimalle. işin en acı kısmı da bu çünkü toplumdaki tahammülsüzlüğün nedeni tam olarak bu türden görüşler. konu din ve dinsizlik olduğunda ise iki taraf da aynı hata içerisinde ne yazık ki. bu da bize, sonsuza dek sürüp giden bir kan davasının taraflarıymışız gibi zarar veriyor.

son olarak (bkz: kime göre neye göre)
devamını gör...

iki küçük çocuğun tacizi, tecavüzü, şiddeti, çizerek anlattığı bir ülke düşünün.
ya da düşünmeyin, çünki toplumun ahlak düzenini şort giyen kız, ıssızda dolaşan köpek, sahnede şarkısını seslendiren şarkıcı bozuyor.
karaktersizliğini midemi bulandırıyor.
" bizi bu ülkede yaşamaktan utandıran, nefret ettiren herkesin allah belasını versin."
#elmalı davası
devamını gör...

tek doz uygulamadan aylar, hatta yıllar sonra bile toprakta kalabilen bir pestisit türü. bu tarım zehri, arıların merkezi sinir sistemine toksik etki yapıp ölümlerine sebebiyet vererek arı katili bir ilaç kimliği kazandı. trakya ve çukurova'da toplu arı ölümlerinin de olağan şüphelisi.
devamını gör...

nick altı panayır alanına dönmüş yazar beyanı. yapma nelson din kardeşiyiz yahu! *
devamını gör...

albert bierstadt - ormanın ışığı (1870)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aşırılıktan bahsedilebilir. aşırı sevgi, aşırı ilgi veya aşırı nefret. kişinin kendini tanıması, çok iyi bir çevresi olması, çok başarılı olması yetmemektedir. çevresinde bulunan insanların yaşamasına ve gelişmesine de imkan tanımamaktadır. aslında bir nevi kendini geliştirmesi bile ona yetmemektedir. bu da onda daha fazla kızgınlık yaratır ve çevresine daha büyük zarar verir. uzak durmak maruz kalmaktan daha sağlıklıdır. zira sizin yerinize geçecek birileri her zaman bulunabilir.
devamını gör...

bendim eskiden, son 1 aydır küçümsenenler kısmında olduğum için "insanları küçümsemek yanlışmış!" pozlarına girdim. ama siz benim gibi yapmayın, küçümsemeye devam edin; hak ediyorlar, hak ediyoruz.
devamını gör...

eksi karma puanına düşüren durum. nereden mi biliyorum?

(bkz: bir arkadaşımın başına geldi). *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim