kafayı boşaltma yöntemleri
çok fazla yolu vardır. birkaçını yazayım:
1) kısa bir yürüyüş yapıp temiz hava almak.
2) sevdiğin müzikleri kısık bir sesle dinlemek.
3) mandala boyamak.
4) ince ama çok şey anlatan bir kitap okumak. ( stefan zweig kitapları gibi).
5) nefes egzersizleri yapmak.
6) orijinal bir tütsü yakmak ve kokusunu içine çekmek.
7) yemek yapmak.
8) aşırıya kaçmamak şartıyla sevdiğin bir yemeği veya tatlıyı yemek.
9) yine aşırıya kaçmamak şartıyla çekirdek çitlemek.
10) sevdiğin bir şeyleri izlemek.
11) sevdiğin insanlarla sohbet etmek.
tanım: kafayı boşaltma yöntemlerini paylaştığımız başlık.
1) kısa bir yürüyüş yapıp temiz hava almak.
2) sevdiğin müzikleri kısık bir sesle dinlemek.
3) mandala boyamak.
4) ince ama çok şey anlatan bir kitap okumak. ( stefan zweig kitapları gibi).
5) nefes egzersizleri yapmak.
6) orijinal bir tütsü yakmak ve kokusunu içine çekmek.
7) yemek yapmak.
8) aşırıya kaçmamak şartıyla sevdiğin bir yemeği veya tatlıyı yemek.
9) yine aşırıya kaçmamak şartıyla çekirdek çitlemek.
10) sevdiğin bir şeyleri izlemek.
11) sevdiğin insanlarla sohbet etmek.
tanım: kafayı boşaltma yöntemlerini paylaştığımız başlık.
devamını gör...
ahmet kaya şarkılarında geçen mükemmel sözler
bir menekşe kokusunda
seni aramak var ya
bu hep böyle böyle gider mi *
seni aramak var ya
bu hep böyle böyle gider mi *
devamını gör...
bu akşam ölürüm
ailem sayesinde tanıyıp minik yaşımda depresyonla tanışmamı sağlayan şarkıdır. maksimum 3-4 yaşlarındaki bir çocuğa bu şarkı dinlettirilir mi size soruyorum sayın çocuğu esirgeme kurumu? keşke o zaman ailemden esirgeseydiniz beni.
üstüne üstlük ne zaman ufak tefek yaramazlık yapsam tak bu şarkı açılır ani duygu durum değişiminden ötürü ağlamaya, çeşme altına girip ıslanmaya çalışacak kadar psikolojim derinden etkilenmiştir.
çocukken büyüyünce ne olacaksın diye sorduklarında " murat kekilli'nin şarkı söylerken yağmurdan ıslanmış saçları veya korkuluk edasıyla yagmurda süzülen siyah deri montu olmak isterdim" diyordum. travmami siz düşünün.
t: murat kekilli'nin çıkış tarihi 1999 yılı olan şarkısıdır. tüh yaşımız da ifşa oldu şimdi.
üstüne üstlük ne zaman ufak tefek yaramazlık yapsam tak bu şarkı açılır ani duygu durum değişiminden ötürü ağlamaya, çeşme altına girip ıslanmaya çalışacak kadar psikolojim derinden etkilenmiştir.
çocukken büyüyünce ne olacaksın diye sorduklarında " murat kekilli'nin şarkı söylerken yağmurdan ıslanmış saçları veya korkuluk edasıyla yagmurda süzülen siyah deri montu olmak isterdim" diyordum. travmami siz düşünün.
t: murat kekilli'nin çıkış tarihi 1999 yılı olan şarkısıdır. tüh yaşımız da ifşa oldu şimdi.
devamını gör...
fındık
bizim köyün tatlı çilesi.
annem moderatör olunca hiç çekilmiyor.
annemin içinden, nazilerin çalışma kampı subayı çıktı resmen.
annem moderatör olunca hiç çekilmiyor.
annemin içinden, nazilerin çalışma kampı subayı çıktı resmen.
devamını gör...
kia markasının yeni logosu
minimalist bir tasarım yapmak istemişler gibi geliyor lakin birazcık olmamış gibi . göründüğü gibi firma akıllara gelmeyebilir.
devamını gör...
aşk evliliği vs mantık evliliği
aşık olduğu kişiyle evlenmek birinin yapabileceği en mantıklı şey değil mi zaten
devamını gör...
analog fotoğrafçılık
bir çok insanın merak saldığı fotoğrafçılık ,
farklı analog makineler ile onlara uyumlu film çeşitleri kullanılarak çekilen fotoğrafın hazzına doyumu olmayan ,populer olarak 36 kareden oluşan filmlerin kullanıldığı her bir fotoğraf karesinin değerinin dijital makinelerden çıkan karelere göre daha hissiyatlı duyguları aktardığı, aynı zamanda filmin çektikten sonra banyosunun taramasının ve basımının zahmetli süreçlerinden geçtiği fotoğrafçılık biçimi..
farklı analog makineler ile onlara uyumlu film çeşitleri kullanılarak çekilen fotoğrafın hazzına doyumu olmayan ,populer olarak 36 kareden oluşan filmlerin kullanıldığı her bir fotoğraf karesinin değerinin dijital makinelerden çıkan karelere göre daha hissiyatlı duyguları aktardığı, aynı zamanda filmin çektikten sonra banyosunun taramasının ve basımının zahmetli süreçlerinden geçtiği fotoğrafçılık biçimi..
devamını gör...
yırttık abicim yırttık (yazar)
moderasyondan alınmıştır.
devamını gör...
fakirlerin fakir olma sebebi
dedeleri zamanında çalışmamış.
devamını gör...
rüyalar alemi
sözlükte “görmek” anlamındaki rü’yet kökünden türeyen rü’yâ kelimesi uyku sırasında zihinde beliren görüntülerin bütününü (düş) ifade eder. sözlük anlamı aynı olan hulm (çoğulu ahlâm) ise daha çok korkunç düşler için kullanılır. hz. peygamber, “rüya allah’tan, hulm ise şeytandandır” demiştir (buhârî, “taʿbîr”, 3, 4, 10, 14; müslim, “rüʾyâ”, 2; tirmizî, “rüʾyâ”, 5). rüyaların rahmânî olanına “rü’yâ-yı sâdıka, sâliha, hasene”; şeytânî olanına “hulm” denilir.
rüya insanla birlikte var olan bir olgudur. insan fizyonomisi üzerinde yapılan araştırmalar rüyanın yeme içme gibi bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. eski mısırlılar, asurlular ve yunanlılar’da kâhin ve büyücülerin en önemli görevlerinden biri rüyaları yorumlamaktı. rüya tabiri konusunda ilk metinler milâttan önce 5000’li yıllarda asurlular tarafından yazılmıştır. bu konuda günümüze ulaşan en eski eser, british museum’da saklanan ve milâttan önce 2000 yıllarına ait olduğu tahmin edilen bir mısır papirüsüdür. burada 200 çeşit rüya tabirine yer verilmektedir.
evrat’ın tekvîn bölümünde hz. yûsuf’un rüyalarından bahsedilir. ayrıca talmud’un son kısmında rüyalarla ilgili bir bölüm bulunmaktadır. incil’de rüya anlamına gelen on iki ayrı kelime geçmekte, bu arada birçok yahudi ve hıristiyan rüya tabircisinin varlığı bilinmektedir.
kur’ân-ı kerîm’de hz. ibrâhim, yûsuf ve mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan söz edilmekte (yûsuf 12/4-5, 43, 100; es-sâffât 37/105), resûl-i ekrem’in gördüğü bir rüyanın doğru çıktığı allah tarafından bildirilmektedir (el-feth 48/27). kur’an’da rüyaların yorumu için “ta‘bîrü’r-rü’yâ” (yûsuf 12/43), “te’vîlü’r-rü’yâ” (yûsuf 12/100), “te’vîlü’l-ahlâm” (yûsuf 12/44), “te’vîlü’l-ehâdîs” (yûsuf 12/6, 21) tamlamaları ve “iftâ” (hüküm açıklama) kelimesinin çeşitli türevleri (yûsuf 12/43, 46) kullanılmıştır. hz. yûsuf’a rüyaların yorumunun öğretildiği (yûsuf 12/6, 21), hz. ibrâhim, ya‘kūb ve yûsuf’un gördükleri rüyaları tabir ederek bu yorum ışığında hareket ettikleri (yûsuf 12/4-6; es-sâffât 37/102) belirtilmektedir. kur’ân-ı kerîm’de hz. ibrâhim’den rüyasında oğlunu kurban etmesinin istendiği (es-sâffât 37/100-113), hz. yûsuf’un rüyasında on bir yıldızın, ay ve güneşin kendisine secde ettiğini gördüğü ve bu rüya ile onun ileride peygamber olarak seçileceğine işaret edildiği (yûsuf 12/4-5), yine yûsuf’un mısır’da hapse atılması sırasında hapisteki iki gencin ve mısır kralının (yûsuf 12/36, 41-49) gördüğü rüyaları yorumladığı (yûsuf 12/99-100) haber verilmektedir. cenâb-ı hak, bedir gazvesi öncesinde resûlullah’a düşmanlarının sayısını rüyasında az göstermiş (el-enfâl 8/43), hudeybiye öncesinde müslümanlarla birlikte mekke’ye gireceğine ilişkin gördüğü rüya bir yıl sonra gerçekleşmiştir (el-feth 48/27).
buradan
rüya insanla birlikte var olan bir olgudur. insan fizyonomisi üzerinde yapılan araştırmalar rüyanın yeme içme gibi bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. eski mısırlılar, asurlular ve yunanlılar’da kâhin ve büyücülerin en önemli görevlerinden biri rüyaları yorumlamaktı. rüya tabiri konusunda ilk metinler milâttan önce 5000’li yıllarda asurlular tarafından yazılmıştır. bu konuda günümüze ulaşan en eski eser, british museum’da saklanan ve milâttan önce 2000 yıllarına ait olduğu tahmin edilen bir mısır papirüsüdür. burada 200 çeşit rüya tabirine yer verilmektedir.
evrat’ın tekvîn bölümünde hz. yûsuf’un rüyalarından bahsedilir. ayrıca talmud’un son kısmında rüyalarla ilgili bir bölüm bulunmaktadır. incil’de rüya anlamına gelen on iki ayrı kelime geçmekte, bu arada birçok yahudi ve hıristiyan rüya tabircisinin varlığı bilinmektedir.
kur’ân-ı kerîm’de hz. ibrâhim, yûsuf ve mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan söz edilmekte (yûsuf 12/4-5, 43, 100; es-sâffât 37/105), resûl-i ekrem’in gördüğü bir rüyanın doğru çıktığı allah tarafından bildirilmektedir (el-feth 48/27). kur’an’da rüyaların yorumu için “ta‘bîrü’r-rü’yâ” (yûsuf 12/43), “te’vîlü’r-rü’yâ” (yûsuf 12/100), “te’vîlü’l-ahlâm” (yûsuf 12/44), “te’vîlü’l-ehâdîs” (yûsuf 12/6, 21) tamlamaları ve “iftâ” (hüküm açıklama) kelimesinin çeşitli türevleri (yûsuf 12/43, 46) kullanılmıştır. hz. yûsuf’a rüyaların yorumunun öğretildiği (yûsuf 12/6, 21), hz. ibrâhim, ya‘kūb ve yûsuf’un gördükleri rüyaları tabir ederek bu yorum ışığında hareket ettikleri (yûsuf 12/4-6; es-sâffât 37/102) belirtilmektedir. kur’ân-ı kerîm’de hz. ibrâhim’den rüyasında oğlunu kurban etmesinin istendiği (es-sâffât 37/100-113), hz. yûsuf’un rüyasında on bir yıldızın, ay ve güneşin kendisine secde ettiğini gördüğü ve bu rüya ile onun ileride peygamber olarak seçileceğine işaret edildiği (yûsuf 12/4-5), yine yûsuf’un mısır’da hapse atılması sırasında hapisteki iki gencin ve mısır kralının (yûsuf 12/36, 41-49) gördüğü rüyaları yorumladığı (yûsuf 12/99-100) haber verilmektedir. cenâb-ı hak, bedir gazvesi öncesinde resûlullah’a düşmanlarının sayısını rüyasında az göstermiş (el-enfâl 8/43), hudeybiye öncesinde müslümanlarla birlikte mekke’ye gireceğine ilişkin gördüğü rüya bir yıl sonra gerçekleşmiştir (el-feth 48/27).
buradan
devamını gör...
mucize bir olasılık mıdır sorunsalı
olasılıksa bile bende olmayan olasılıktır.
devamını gör...
bilal erdoğan'dan yoksulluğa çözüm
merhamet ekonomisi ile devlet devamlılık sağlayamaz. başa geldikleri dönemde çık güzel para saçtılar, millete alakasız maaş bağladılar, kuru erzak yardımlarını bilirsiniz. engelli maaşı adı altında haksız yere milyonlarca insan maaş aldı, yapılan usulsüzlükleri sağır sultan bile duydu. paralar suyunu çekince o sistemi takibe başladılar* şaka bir yana fakat şu an gerçekten ihtiyacı olanlar bile binbir zorluk ile alabiliyorlar. milleti tembelliği alıştırdılar. kuru erzak dağıtmaktan depolarda mal bırakmadılar. hepsi tükendi, eeee insanlar alışmıştı ama havadan maaşlara, sürekli gelen yardımlara.bir çıkış yolu olarak zekatı göstermesi içler acısıdır. yahu bari bu konuya dini alet etmeyin, veren veriyordur. bakalım artık sms ile zekat isteme kampanyasını bekleyeceğiz.
sistem ilk önce çok kazanmasına rağmen vergileri silinen büyük şirketlerden vergilerini alasın. sonrasında bir hal çaresine bakılır.
*bu ülkede gerçekten yardıma muhtaç milyonlar varken yıllarca sadece seçmenine yardım etmiş bir partinin, din üzerinden vaazlar vermesi can sıkıyor.
zekat: mal varlığının kırkta birinin fiyatını hesaplayıp, yardıma muhtaç insanlara dağıtmaktır. bu hesap yapılırken, sahip olduğun doları, altını, boş tarlanı, kiradaki evini günün şartları ile hesap etmelisiniz diye biliyorum. bunu yapan bir siyasal islamcı varsa helal olsun. olduğunu hiç zannetmiyorum.
mezheplere göre değişir mi onu da bilmiyorum. bilenler bilgilendirirse sevinirim.
sistem ilk önce çok kazanmasına rağmen vergileri silinen büyük şirketlerden vergilerini alasın. sonrasında bir hal çaresine bakılır.
*bu ülkede gerçekten yardıma muhtaç milyonlar varken yıllarca sadece seçmenine yardım etmiş bir partinin, din üzerinden vaazlar vermesi can sıkıyor.
zekat: mal varlığının kırkta birinin fiyatını hesaplayıp, yardıma muhtaç insanlara dağıtmaktır. bu hesap yapılırken, sahip olduğun doları, altını, boş tarlanı, kiradaki evini günün şartları ile hesap etmelisiniz diye biliyorum. bunu yapan bir siyasal islamcı varsa helal olsun. olduğunu hiç zannetmiyorum.
mezheplere göre değişir mi onu da bilmiyorum. bilenler bilgilendirirse sevinirim.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
sana bakmak tüm rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır.
devamını gör...
tavşan
kafa sözlük'ün yazarlarından biri olmakla birlikte, yeni neslin aşina olduğu kaliteli iki rapçinin düetini paylaştığı rap şarkısı.
kim o isimler? contra ve anıl piyancı. anıl'ı hiç anlatmayayım, bilen biliyor o sesi. adamın hayranı gibi bir şeyim ama contra... playlist'imde boydan boya bir sürü şarkısı var. adamın sesi çok değişik bir şekilde güzel. tuhaflıktan besleniyor resmen. şimdi çıkardığı ıslak kum gibi parçalara bakmayın. daha eskiye gidin. açın şey dinleyin mesela kibir ve kıvılcım.
en önce tavşan'ı dinleyin tabii ki. alta link bırakacağım.
"bazıları çenesini tutmalı bence,
cahilleşti çünkü çoğu iyice!"
bağımlılık yaptığına yemin edebilirim.
kim o isimler? contra ve anıl piyancı. anıl'ı hiç anlatmayayım, bilen biliyor o sesi. adamın hayranı gibi bir şeyim ama contra... playlist'imde boydan boya bir sürü şarkısı var. adamın sesi çok değişik bir şekilde güzel. tuhaflıktan besleniyor resmen. şimdi çıkardığı ıslak kum gibi parçalara bakmayın. daha eskiye gidin. açın şey dinleyin mesela kibir ve kıvılcım.
en önce tavşan'ı dinleyin tabii ki. alta link bırakacağım.
"bazıları çenesini tutmalı bence,
cahilleşti çünkü çoğu iyice!"
bağımlılık yaptığına yemin edebilirim.
devamını gör...
instaya düşüncelerini yazdığında az like alması
vaktiyle şiirlerimi kişisel hesabımda paylaşmaya başladığımda karşılaştığım durumdur. beğeniler yarı yarıya düşüyor anlamıyorum, aslında tipim şiirlerimden daha kötü onlar nasıl daha çok like alıyor. sanırım insanlar suya sabuna dokunmaktan korkuyor, düşüncelerini kendine sakla kardeşim bizi uğraştırma iki foto at beğenip geçelim.
devamını gör...
viva la vida or death and all his friends
coldplay'in 11 haziran 2008'de piyasaya sürdüğü stüdyo albümü.
kapak fotoğrafında eugene delacroix'in halka yol gösteren özgürlük ile diğerlerinden çok ayrı bi yere koyar kendisini benim içimde. halka yol gösteren özgürlüğü bilen bilir, genelde fransız devrimi ile bir tutulur hep, oysa ki 1830, yani temmuz devrimi diye anılan bir olay için yapılmıştır o tablo.
aynı zamanda, sevgili delacroix, o devrimi hiç de desteklemez, oldukça kötü gösterir devrimcileri...
neyse efendim, albüme dönelim. o albüm aslında kendisinden sonra rock müzik denilmiş oluşumu çok farklı etkilemiş bir albümdür, zira bugünün imagine dragons ve türevlerinin, her şarkıda kullandıkları "oooooooooo, aaoaooooooo" tarzı korosal sesleri, tekrar popüler bir konuma getirmiştir, atası değildir, ama ilerletendir.
gelelim albüme, bu albüm eski coldplay albümleri kadar ön planda olan bir piyanoya sahip değil.
ilk olarak life is technicolor çalıyor, üstte söylediğim aeeeeeeeeoeo ooooooooooh tarzı sesleri yeniden şarkılarda kullanıma teşvik etmiş bir şarkıdır, tuhaf bir giriş şarkısıdır. bas gitarı insan kurban edilecek kadar güzeldir.
hemen ardından eski coldplay havasını çağrıştıran cemeteris of london çalar, şarkı sözlerine bakınca da eski coldplay'i kısmen görürsünüz, kısmen başka bir coldplay da vardır aslında, cadı avları gelir aklınıza, korosal bir "la la la la la la la hey" girer, imagine dragons bu seslerin ne ekmeğini yedi be diye düşünürsünüz, coldplay'e bir tık daha minnet duyarsınız.
sonrasında lost! çalar, melodisiyle, ritmiyle... her kısmıyla aklıma fransız devrimlerini getirir, 1789'u, 1830'u, 1848 ve hatta 1968 öğrenci protestoları...
sonrasında 42 çalmaya başlar, adından da anlayacağımız üzere otostopçunun galaksi rehberi göndermeli bir şarkıdır bu, evrenin sonundaki restorana mutsuz bir şekilde otostop çekmiş gibi hissedersiniz.
hemen ardından albümün en favori bulduğum şarkısı girer... lovers in japan, bunun bir de klibi vardır, izlerken başınızı döndürür, çok da tatlı bi kliptir. o klipte bunlar televizyon izlerler, tam o kısıma durdurup çevrenizde kim varsa "kitap okuyun" diye bağırmak istersiniz.
lovers in japan biter, keşke bitmese dersiniz, yes başlar. hem eski hem de yeni coldplay havası vardır, o parachutes albümüne öyle yakışır ki bu şarkı, aynı zamanda viva la vida or death and all his friends albümüne de yakışır aynı zamanda, bambaşkadır, oryantalist bir yani bile vardır. pembe tatlı sakız gibi şarkı vallahi...
viva la vida çalar, gözlerinizi kapatırsınız ve dinlerken büyülenirsiniz. şarkı sözlerindeki depeche mode etkisini fark edersiniz, iki farklı klibi olduğunu duyup şaşırır ve iki klibin de olağanüstü olduğunu fark edersiniz. bir tanesi külttür, diğeri ise anton corbijn versiyonudur, depeche mode'un enjoy the silence'ına çok güzel bir el sallamadır. isteyene buraya bırakalım bari: versiyon 2
violet hill çalar, bak bunda da çok fazla pink floyd etkisi yakalarım ben, klibi izleyince fark edersiniz zaten, bambaşkadır şarkı. bu şarkı bi insan olsaydı kesinlikle bana lisans dönemim boyunca yardım etmiş, yol göstermiş sevgili ruyaymis olurdu.
violet hill biter, strawberry swing çalar. bu şarkı için yine şunu ekleyeyim, sevgiliyle dinlemeyin böyle güzel şarkıları, ayrılınca falan dinleyemezsiniz yazık olur.
sona geldik, benim için son iyi coldplay albümünün son şarkısı... death and all his frends, yüzümde tuhaf bir gülümseme, şarkı sözlerindeki o gülümsemeyi silecek cümleler...
coldplay kanayan yaramdır benim, keşke bozmasaydı
kapak fotoğrafında eugene delacroix'in halka yol gösteren özgürlük ile diğerlerinden çok ayrı bi yere koyar kendisini benim içimde. halka yol gösteren özgürlüğü bilen bilir, genelde fransız devrimi ile bir tutulur hep, oysa ki 1830, yani temmuz devrimi diye anılan bir olay için yapılmıştır o tablo.
aynı zamanda, sevgili delacroix, o devrimi hiç de desteklemez, oldukça kötü gösterir devrimcileri...
neyse efendim, albüme dönelim. o albüm aslında kendisinden sonra rock müzik denilmiş oluşumu çok farklı etkilemiş bir albümdür, zira bugünün imagine dragons ve türevlerinin, her şarkıda kullandıkları "oooooooooo, aaoaooooooo" tarzı korosal sesleri, tekrar popüler bir konuma getirmiştir, atası değildir, ama ilerletendir.
gelelim albüme, bu albüm eski coldplay albümleri kadar ön planda olan bir piyanoya sahip değil.
ilk olarak life is technicolor çalıyor, üstte söylediğim aeeeeeeeeoeo ooooooooooh tarzı sesleri yeniden şarkılarda kullanıma teşvik etmiş bir şarkıdır, tuhaf bir giriş şarkısıdır. bas gitarı insan kurban edilecek kadar güzeldir.
hemen ardından eski coldplay havasını çağrıştıran cemeteris of london çalar, şarkı sözlerine bakınca da eski coldplay'i kısmen görürsünüz, kısmen başka bir coldplay da vardır aslında, cadı avları gelir aklınıza, korosal bir "la la la la la la la hey" girer, imagine dragons bu seslerin ne ekmeğini yedi be diye düşünürsünüz, coldplay'e bir tık daha minnet duyarsınız.
sonrasında lost! çalar, melodisiyle, ritmiyle... her kısmıyla aklıma fransız devrimlerini getirir, 1789'u, 1830'u, 1848 ve hatta 1968 öğrenci protestoları...
sonrasında 42 çalmaya başlar, adından da anlayacağımız üzere otostopçunun galaksi rehberi göndermeli bir şarkıdır bu, evrenin sonundaki restorana mutsuz bir şekilde otostop çekmiş gibi hissedersiniz.
hemen ardından albümün en favori bulduğum şarkısı girer... lovers in japan, bunun bir de klibi vardır, izlerken başınızı döndürür, çok da tatlı bi kliptir. o klipte bunlar televizyon izlerler, tam o kısıma durdurup çevrenizde kim varsa "kitap okuyun" diye bağırmak istersiniz.
lovers in japan biter, keşke bitmese dersiniz, yes başlar. hem eski hem de yeni coldplay havası vardır, o parachutes albümüne öyle yakışır ki bu şarkı, aynı zamanda viva la vida or death and all his friends albümüne de yakışır aynı zamanda, bambaşkadır, oryantalist bir yani bile vardır. pembe tatlı sakız gibi şarkı vallahi...
viva la vida çalar, gözlerinizi kapatırsınız ve dinlerken büyülenirsiniz. şarkı sözlerindeki depeche mode etkisini fark edersiniz, iki farklı klibi olduğunu duyup şaşırır ve iki klibin de olağanüstü olduğunu fark edersiniz. bir tanesi külttür, diğeri ise anton corbijn versiyonudur, depeche mode'un enjoy the silence'ına çok güzel bir el sallamadır. isteyene buraya bırakalım bari: versiyon 2
violet hill çalar, bak bunda da çok fazla pink floyd etkisi yakalarım ben, klibi izleyince fark edersiniz zaten, bambaşkadır şarkı. bu şarkı bi insan olsaydı kesinlikle bana lisans dönemim boyunca yardım etmiş, yol göstermiş sevgili ruyaymis olurdu.
violet hill biter, strawberry swing çalar. bu şarkı için yine şunu ekleyeyim, sevgiliyle dinlemeyin böyle güzel şarkıları, ayrılınca falan dinleyemezsiniz yazık olur.
sona geldik, benim için son iyi coldplay albümünün son şarkısı... death and all his frends, yüzümde tuhaf bir gülümseme, şarkı sözlerindeki o gülümsemeyi silecek cümleler...
coldplay kanayan yaramdır benim, keşke bozmasaydı
devamını gör...
0330
bu adama nasıl nick altı yazılmamış inanın hayretler içerisinde kaldım. kınıyorum hepimizi! kusurumuza bakmasın. vay bana vaylar bana... elbarto tosbağayı niye utandırıyorsun kardeşim? ben bu utançla kabuğuma çekilirim arkadaş!
affet beni 0330
affet beni 0330
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
"nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken yıllar hayatlar bitiyor"
devamını gör...
moderasyona soru sor
öncelikle belirteyim, konu başlığı moderasyon'a soru sor
--! alıntı !--
malum artık her yanımız siyaset oldu.
ya bizdensin ya onlardan durumu.
sosyal medya araçları da artık bu furyadan nasibini alıyor ve karşımıza farklı grupların tekeline geçmiş, farklı siyasi duruşu benimsemiş bir çok araç çıkıyor.
x platformu şu görüşte
y platformu bu görüşte gibi.
sizin yani kafa sözlüğün böyle bir tercihi var mı ?
--! alıntı !--
yukarıdaki soruların muhatabı moderasyon değil, bizzat yöneticidir.
bu tür soruları olan yazarlar gelen kutuma meraklarını bırakabilirler.
yine de soruyu cevapsız bırakmak istemem.
sözlüğün doğrudan politik bir pozisyon alması teknik olarak mümkün olan bir durum değildir.
sözlük yazarlardan oluşan interaktif bir mecradır. her yazar, kendi hür düşüncesinden sorumludur.
kafa sözlük yönetimi olarak bizlerin amacı, bütün ideolojik düşüncelere eşit mesafede yaklaşarak, yazarlarına kendilerini ifade edebilecekleri özgür bir ortam yaratmaktır.
bunun haricinde siyasi bir yönelim hali sözlük var olduğu sürece olmayacak olandır.
--! alıntı !--
malum artık her yanımız siyaset oldu.
ya bizdensin ya onlardan durumu.
sosyal medya araçları da artık bu furyadan nasibini alıyor ve karşımıza farklı grupların tekeline geçmiş, farklı siyasi duruşu benimsemiş bir çok araç çıkıyor.
x platformu şu görüşte
y platformu bu görüşte gibi.
sizin yani kafa sözlüğün böyle bir tercihi var mı ?
--! alıntı !--
yukarıdaki soruların muhatabı moderasyon değil, bizzat yöneticidir.
bu tür soruları olan yazarlar gelen kutuma meraklarını bırakabilirler.
yine de soruyu cevapsız bırakmak istemem.
sözlüğün doğrudan politik bir pozisyon alması teknik olarak mümkün olan bir durum değildir.
sözlük yazarlardan oluşan interaktif bir mecradır. her yazar, kendi hür düşüncesinden sorumludur.
kafa sözlük yönetimi olarak bizlerin amacı, bütün ideolojik düşüncelere eşit mesafede yaklaşarak, yazarlarına kendilerini ifade edebilecekleri özgür bir ortam yaratmaktır.
bunun haricinde siyasi bir yönelim hali sözlük var olduğu sürece olmayacak olandır.
devamını gör...
sansür
her başlığın altına aynı tanımı yazıyor gibi hissetsem de bu hissim söylediğim şeyin doğru olmadığını göstermez. tabi ki sansürün de kökenleri sandığımızdan da eskilere dayanıyor.
her ne kadar tarafsız oldukları söylense de hititlerin yıllıkları da sansüre maruz kalmıştı. onlardan önceki uygarlıklarda da gerek sözlü gelenekte gerekse yazılı geleneklerde sansür hep vardı. hititlerden sonraki uygarlıklardan günümüze kadar bu sansürün artarak devam ettiğini söylememe gerek yok sanırım. *
işte tam da bu süreklilikten dolayı hem sansür hem de otosansür iliklerimize adar işlemiş durumda. çoğu zaman farkında olmadan yapıyoruz bunu.
peki önce sansür mü doğdu yoksa otosansür mü?
bence otosansür. çünkü bu iki kavram da temelde iletişim kavramı ile ilişkili. insan açısından düşündüğümüzde ilk iletişim yöntemi olan vucüt dili ve bazı sesler çıkararak sağlanan iletişimde sansür ve otosansür için yeterli zemin oluşmuyor. ancak daha sonraları ortaya çıkmaya başlayan ve giderek karmaşık bir hal alan konuşma dediğimiz iletişim türü sansür ve otosansür kavramlarının oluşma zeminini oluşturdu.
insanlar konuşmaya başladıklarında da her şeyin söylenmeyeceğini veya her şekilde söylenmeyeceğini kavradılar ve söylediklerinde otosansür uygulamaya başladılar. uygarlık geliştikçe ve devletler kuruldukça da sansür denilen kavram da hayatlarımızda yer etmeye başladı.
bazı dil bilimcilerin konuşmayı kötü bir iletişim aracı olarak tanımlamalarının sebeblerinden biri bu olabilir sanırım.
madem bir sözlük platformundayız ''sözlük ve otosansür'' üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. bahsedeceğim sansür yazarların kendi kendilerine uyguladıkları sansür. hiç kimse inkar etmesin ama burada her zaman kafamızın içinden geçenleri eksiksiz yazmıyoruz. yazsak alacağımız tepkilerden korkuyoruz. sansürsüzce yazan hiç bir yazarın sözlüklerde pek sevildiğini görmedim duymadım. söyledikleri şeyler hep birilerine battı. bugün şu kesime battı, yarın diğer kesime batacak. ama her zaman için sansürsüz konuşanlar sevilmedi. takdir etmek denmese de bu tür insanlara her zaman için ''helal olsun''derim.
tanımların sonunu getirmekte hep zorlanmışımdır. bari bir telkinle bitireyim.
sansürsüz yazıcam diye işin şeyini çıkarmayın lütfen. *
her ne kadar tarafsız oldukları söylense de hititlerin yıllıkları da sansüre maruz kalmıştı. onlardan önceki uygarlıklarda da gerek sözlü gelenekte gerekse yazılı geleneklerde sansür hep vardı. hititlerden sonraki uygarlıklardan günümüze kadar bu sansürün artarak devam ettiğini söylememe gerek yok sanırım. *
işte tam da bu süreklilikten dolayı hem sansür hem de otosansür iliklerimize adar işlemiş durumda. çoğu zaman farkında olmadan yapıyoruz bunu.
peki önce sansür mü doğdu yoksa otosansür mü?
bence otosansür. çünkü bu iki kavram da temelde iletişim kavramı ile ilişkili. insan açısından düşündüğümüzde ilk iletişim yöntemi olan vucüt dili ve bazı sesler çıkararak sağlanan iletişimde sansür ve otosansür için yeterli zemin oluşmuyor. ancak daha sonraları ortaya çıkmaya başlayan ve giderek karmaşık bir hal alan konuşma dediğimiz iletişim türü sansür ve otosansür kavramlarının oluşma zeminini oluşturdu.
insanlar konuşmaya başladıklarında da her şeyin söylenmeyeceğini veya her şekilde söylenmeyeceğini kavradılar ve söylediklerinde otosansür uygulamaya başladılar. uygarlık geliştikçe ve devletler kuruldukça da sansür denilen kavram da hayatlarımızda yer etmeye başladı.
bazı dil bilimcilerin konuşmayı kötü bir iletişim aracı olarak tanımlamalarının sebeblerinden biri bu olabilir sanırım.
madem bir sözlük platformundayız ''sözlük ve otosansür'' üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. bahsedeceğim sansür yazarların kendi kendilerine uyguladıkları sansür. hiç kimse inkar etmesin ama burada her zaman kafamızın içinden geçenleri eksiksiz yazmıyoruz. yazsak alacağımız tepkilerden korkuyoruz. sansürsüzce yazan hiç bir yazarın sözlüklerde pek sevildiğini görmedim duymadım. söyledikleri şeyler hep birilerine battı. bugün şu kesime battı, yarın diğer kesime batacak. ama her zaman için sansürsüz konuşanlar sevilmedi. takdir etmek denmese de bu tür insanlara her zaman için ''helal olsun''derim.
tanımların sonunu getirmekte hep zorlanmışımdır. bari bir telkinle bitireyim.
sansürsüz yazıcam diye işin şeyini çıkarmayın lütfen. *
devamını gör...