kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

#1295419 allah razı olsun. ne yapalım be. e sen ne yapıyorsun iş, güç, çoluk, çocuk?
annengillere selam söyle.
tee allahım ya... komik lan bu, kızıyoruz ama güldürüyor. aferin çocuğum.
devamını gör...

tabii ki, bugün pazar, sizden iyi kim nöbetçi olur dediğim moderatörler.

öğlen pide / ayran filan getiririm ben size merak etmeyin. *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

serinin sonuna kadar ifrit olunan karakter. hak vermek lazım adamı iyi kamufle ettiler.
devamını gör...

gitme kaybedince daha çok seveceksin.
ali atay
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

son dönemde sözlükte, sosyal medyada, televizyonda sık sık karşımıza çıkan sözleşme. istanbul sözleşmesi yaşatır diyoruz ancak çok azımız sözleşmeyi yakından inceleyip okudu. hukukçu olmanın bir gereği olarak siz sayın sözlükçülere, kadınlara, çocuklara, şiddet gören erkeklere yardımcı olması adına sözleşme ile ilgili kısa kısa bilgiler verip, kendimce önemli gördüğüm birkaç maddesini yorumlamak istiyorum. biraz uzun bir yazı olacak ama okumanızda fayda var. şiddet gören erkekler ne alaka demeyin. sözleşmenin giriş kısmında; “kadınların ve genç kızların erkeklerden daha fazla oranda toplumsal cinsiyete dayalı şiddet riskine maruz kaldıklarının ve erkeklerin de aile içi şiddetin mağdurları olabileceğinin bilincinde olarak” sözleşmenin hazırlandığı ifade edilmiştir.

her ne kadar istanbul sözleşmesi olarak dillendirilse de, metnin asıl ismi kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye dair avrupa konseyi sözleşmesi’dir. avrupa konseyi’nin 11 mayıs 2011 tarihli istanbul toplantısında imzaya açıldığı için istanbul sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır. bu husus sözleşmenin 81 inci maddesinde; “istanbul’da, 2011 yılı mayıs ayının 11. günü, ingilizce ve fransızca olarak, her iki dildeki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde hazırlanan bu belge, avrupa konseyi arşivinde saklanacaktır. avrupa konseyi genel sekreteri bu belgenin onaylı kopyalarını avrupa konseyine üye her devlete, bu sözleşmenin hazırlanma sürecine katılmış üye olmayan devletlere, avrupa birliğine ve bu sözleşmeye katılmak üzere davet edilmiş bütün devletlere gönderecektir.” şeklinde ifade edilmiştir. ülkemiz 11 mayıs 2011 tarihinde bu sözleşmeyi imzalamış, 14 mart 2012 yılında onaylamış, 01 ağustos 2014 tarihinde ise yürürlüğe sokmuştur. sözleşme 81 maddeden müteşekkil olup 30 sayfadan ibarettir. merak edenler için söyleyelim; ülkemiz 1949 yılından beridir avrupa konseyine üye bir devlettir.

bu sözleşmenin, iç hukuk kuralları karşısındaki durumu nedir? herhangi bir yargılamada iç hukuk kurallarına mı yoksa sözleşmeye mi öncelik verilecektir? anayasamızın 90 ıncı maddesine göre; “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile anayasa mahkemesine başvurulamaz. (ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." istanbul sözleşmesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir metin olduğundan anayasamıza göre kanundan önce uygulanma alanı bulur. yine anayasamıza göre; eğer meclis bir konuda kanun çıkarmışsa, cumhurbaşkanlığı artık o konuda kararname ile düzenleme yapamaz. bu amir hükümler uyarınca, kanundan bile güçlü olan bir metnin, cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağı yönündeki yorumu, siz değerli romalılara bırakıyorum. sözleşmenin feshine gerekçe olarak sunulan eşcinsellik konusuna ben sözleşme kapsamında rastlamadım, ancak aşağıda dikkat çeken birkaç sözleşme maddesini belirtmekte fayda görüyorum.

devletin yükümlülükleri ve titizlikle yapması gereken inceleme ve araştırmalar başlıklı 5. madde;

“1-taraflar kadınlara karşı herhangi bir şiddet eylemine girişmekten imtina edecek ve devlet yetkililerinin, görevlilerinin, organlarının, kurumlarının ve devlet adına hareket eden diğer aktörlerin bu yükümlülüğe uygun bir biçimde hareket etmelerini temin edeceklerdir.

2-taraflar, devlet dışı aktörlerce gerçekleştirilen ve bu sözleşmenin kapsamı dahilindeki şiddet eylemlerinin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması, ve bu eylemler nedeniyle tazminat verilmesi konusunda azami dikkat ve özenin sarfedilmesi için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.” bu maddeyi okurken benim aklıma direkt musa orhan, ümitcan uygun ve aydın’da 92 yaşında kadına tecavüz edip öldüren cani geldi. hatırlarsanız aydın’da yaşanan olayda failin elindeki dövmenin görünmesi nedeniyle müfettiş görevlendirilmişti. yani sorun kadına şiddet veya tecavüz değil, sorun bir siyasi parti ambleminin görülmesi.

genel yükümlülükler başlıklı 12 nci maddede; “taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların bu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.” düzenlemesine yer verilmiştir. namusumu temizledim deyip indirim alanların memleketinde, böyle bir madde hayatta kalır mı sevgili sözlükçüler?

eğitim başlıklı 14 üncü maddede; “ taraflar, yerine göre, tüm eğitim seviyelerinde resmi müfredata, kadın erkek eşitliği, toplumsal klişelerden arındırılmış toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerde çatışmaların şiddete başvurmadan çözüme kavuşturulması, kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişilik bütünlüğüne saygı gibi konuların, öğrencilerin zaman içinde değişen öğrenme kapasitelerine uyarlanmış bir biçimde dahil edilmesi için gerekli tedbirleri alacaklardır.” hükmüne yer verilmiştir. kindar ve dindar bir toplum yetiştirme amacıyla faaliyet gösteren imam hatiplerin, bu maddeyi kabul etmesi olacak şey midir?

tazminat başlıklı 30 uncu madde düzenlemesi; “hasarın fail, sigorta şirketi veya finansmanı devletçe sağlanan sağlık ve sosyal sigorta hükümlerince karşılanmaması halinde, ciddi bedensel yaralanma veya sağlık bozukluğuna uğrayanlara yeterli devlet tazminatı sağlanacaktır. bu durum, mağdurun emniyetine gereken dikkat sarfedilmesi koşuluyla, tarafların, söz konusu tazminatın, fail tarafından verilen tazminat kadar azaltılması talep etmesini ihtimal dışı bırakmaz.” kadınları hayatta tutalım yeter tazminat isteyen yok.

velayet altına alma, ziyaret hakları ve emniyet başlıklı 31 inci madde; “taraflar çocukların velayetinin ve ziyaret haklarının belirlenmesinde, bu sözleşme kapsamındaki şiddet olaylarının göz önüne alınmasını temin edecek gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.” bu madde, eline geçen her fırsatta mustafa kemal atatürk’e hakaret eden fatih tezcan isimli şahsın da, çocuğumu göremiyorum diye yakındığı maddedir.

taciz amaçlı takip başlıklı 34 üncü madde; “taraflar başka bir şahsa yönelik olarak gerçekleştirilen ve bu şahsı, şahsın kendisini güvende hissetmesini önleyecek şekilde korkutacak, kasıtlı bir biçimde tekrarlanan tehditkar davranışların cezalandırılmasını temin edecek gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.” daha bugün sözlükte takip edip pantolonunu indiren sapık başlığı açıldı. bu tür davranışlar maalesef iç hukukta cinsel taciz yerine, kişilerin huzur ve sükununu bozmak olarak adlandırılıyor.

ırza geçme de dahil olmak üzere cinsel şiddet eylemleri başlıklı 36 ncı madde:

“taraflar aşağıdaki kasten gerçekleştirilen eylemlerin cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır:

a) başka bir insanla, rızası olmaksızın, herhangi bir vücut parçasını veya cismi kullanarak, cinsel nitelikli bir vajinal, anal veya oral penetrasyon gerçekleştirmek;

b) bir insanla, rızası olmaksızın, cinsel nitelikli diğer eylemlere girişmek;

c) başka bir insanın, rızası olmaksızın, üçüncü bir insanla cinsel nitelikli eylemlere girmesine neden olmak.

rıza, mevcut koşullar bağlamında değerlendirilmek üzere, şahsın özgür iradesi sonucunda gönüllü olarak verilmelidir.

taraflar 1. fıkrada yer alan hükümlerin aynı zamanda iç hukukta kabul edilmiş olan, eski veya mevcut eşlere veya birlikte yaşayan bireylere karşı gerçekleştirilmiş eylemler için de geçerli olmasının temin edilmesi için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.” islam fıkhında eşe karşı gerçekleştirilen bu rızasız ilişki, tecavüz olarak nitelendirilemez. aksine eşinin isteğini reddeden kadın, hoş görülmez.

soruşturmalar ve kanıtlar başlıklı 54 üncü madde; “taraflar herhangi bir hukuk veya ceza davasında mağdurun cinsel geçmişi ve davranışıyla ilgili var olan kanıtlara yalnızca davayla ilgili ve gerekliyse izin verilmesini temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer önlemleri alacaktır.” kadın mıdır kız mıdır bilmem diyenlerin ülkesinde ölü doğmuş bir madde daha.

toplumsal cinsiyete dayalı iltica talepleri başlıklı 60 ıncı madde; “taraflar kadına yönelik, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, mültecilerin statüsüne ilişkin 1951 sözleşmesi 1a(2) maddesi anlamında zulüm olarak ve tamamlayıcı/ ikincil korumayı gerektiren ciddi bir hasar biçimi olarak tanınabilmesini temin etmek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.” bu madde benim aklıma işid üyesi barbarların tecavüzüne uğrayan ezidi kadınlarını getirdi.

yukarıda dikkat çektiğim sözleşme hükümlerini okursanız, bu hükümlerin bizim gibi barbar ortadoğu toplumlarında karşılık bulmayacağını çabucak göreceksiniz. mesele eşcinsellik meselesi değil, ki öyle olması da başlı başına bir facia olurdu. azgın bir azınlığın rahatça at koşturması için hukuk devletinin engelleri birer birer bertaraf ediliyor. her ne kadar sevmesem de hani şu soma faciasında tutuklu kalan tek bir kişi var; mağdur ailelerin avukatı, selçuk kozağaçlı. o adamın güzel bir lafı var; "hukuk diye helvadan put yapmışsınız, acıkınca yiyorsunuz."
devamını gör...

medeniyet dediğimiz şey o bakma süresini doğru ayarlayabilmektir.

not: bakmamak söz konusu değildir.
devamını gör...

ev arkadaşımla beraber yaptığımız ilk kuru fasulyeye salça koymayı unutmuştuk. yine de yedik. sonrakilerin hiçbirinde unutmadık bize ders oldu.*
devamını gör...

en ünlü üç stoacı seneca, epictetus ve marcus'dur.
stoacılar felsefeyi üç alana ayırır:
-mantık: doğru düşünebilmek.
-fizik: evrenin yapısı ve metafizik.
-etik: ''iyi yaşam nasıl olmalı?''

stoacılar mutluluğu toplumsal düzeyde değil de kişinin iç dünyasında aramaya çabalamışlardır. insanın kendine yetebilmesi ve erdemli bir hayat sürmesi önemli bir yer alır.

stoacılar ''yaşanan ana odaklan'' der. o an, beklenmedik ve kötü bir şey de getirse sinirlenmek doğru bir tepki değildir. çünkü nasıl yağmur yağıyor diye sinirlenemezsek hayatın bize getirdiği şeylere de, 'hayatın gerçeklerini öğrenen kişiler' olarak öfke duymayız.
devamını gör...

söylemleri ile davranışları arasındaki çelişki.
devamını gör...

561 metrelik ball piramidi - ball's pyramid avustralya'da lord howe adası'nın yakınında bulunan dünyanın en yüksek sivri kayalığıdır.
1788 yılında ingiliz denizci henry lidgbird ball tarafından keşfedilmiş ve "ball'un piramidi" anlamına gelen ball's pyramid adını almıştır.



7 milyon yıldan daha kısa süre önce patlayan bir kalkan volkanın bir kısmı erozyonla çökmüş olan bacasıdır.
şiddetli dalgalara maruz kalan ball piramidi’nin aşınma sonucu zamanla tamamen yok olması beklenmektedir. kaynak

bu ıssız kayalıkta hiçbir canlı izinin bulunmadığı düşünülüyordu.
ancak 2001 yılında kayalıkta keşif yapan bilim insanları soyu tükendiği zannedilen ağaç istakozu olarak bilinen bir böcek türünün kayalık üzerinde yaşadığını ortaya çıkardı.
ağaç istakozları dünyanın en ağır böcekleri. buraya nasıl geldikleri ise halen gizemini koruyor.
bir kuş ile taşınmış desek; kuş böceği yemek yerine niye taşısın ki?
belki de deniz kızları getirmiştir. *

“yağmur yağmadığı için toprak buluttan vazgeçebilir mi? ona gülümsemiyor diye anne yavrusundan vazgeçer mi? tarla tohumdan, başak güneşten, böcek çiçekten vazgeçer mi? benim senden vazgeçeceğimi nasıl düşünürsün?” - ahmet ümit.
devamını gör...

tağut t-ğ-y kökünden gelir
tuğyan yani haddi aşan, isyan eden, sınırı aşan anlamlarına gelir.
allaha karşı isyan eden haddi aşanlara, rabblik iddiasında bulunanlara, kanun koyma yetkisini allah yerine kendine verenlere, şeriat harici kanunlarla/sistemlerle yönetenlere tağut denir.

ilgili (bazı) ayetler:

kendilerine kitap’tan pay (ilim) verilen kimseleri görmedin mi? onlar cibte ve tağuta iman ediyorlar ve kâfirler için: “bunlar, müminlerden daha doğru bir yol üzeredir.” diyorlar. (4/nîsa, 51)

sana indirilene (kur’ân) ve senden önce indirilen (kitaplara) iman ettiğini zannedenleri görmedin mi? inkâr etmekle emrolundukları hâlde tağuta muhakeme olmak istiyorlar. şeytan onları (hakka geri dönüşü zor) uzak bir saptırmayla saptırmak ister. (4/nîsa, 60)

iman edenler allah yolunda savaşırlar. kâfirler ise tağutun yolunda savaşırlar. (öyleyse) şeytanın dostlarıyla savaşın. şüphesiz şeytanın hilesi pek zayıftır. (4/nîsa, 76)

dinde zorlama yoktur. rüşd/hak, batıldan (kesin bir biçimde) ayrılmıştır. her kim (reddetmek, tekfir etmek, teberrî etmek suretiyle) tağutu inkâr eder ve allah’a iman ederse kopması olmayan sapasağlam kulp (olan kelime-i tevhid’e) tutunmuş (ve islam dinine girmiş) olur. allah (işiten ve dualara icabet eden) semi’, (her şeyi bilen) alîm’dir. (2/bakara, 256)

de ki: “size allah katındaki cezası bundan daha kötü olan bir şeyi haber vereyim mi? allah’ın lanet ettiği, ona karşı öfkelendiği, aralarından maymunlar ve domuzlar kıldığı ve tağuta kul eyledikleridir. bunlar, (allah katında) yerleri daha kötü ve dosdoğru yoldan sapmış olanlardır.” (5/mâide, 60)

edit: firavun da bir tağuttu, şimdikiler de tağut.
devamını gör...

bazı araştırma ve deney sonuçlarına bakıldığında da ortaya çıkan gerçek. bebekler bir noktaya kadar adil ve iyiden yana ama duruma göre bir parça çıkarcı ve kendinden olmayana bir parça da düşman olarak doğar.


--- alıntı ---

wesley, iki köpek yavrusu kukla da aynı uzaklıktan gösterildiğinde, kendi tercih ettiği yavruya uzanarak “iyi köpek yavrusu”nu seçti. tıpkı yaşıtlarının %75’inin yaptığı gibi! bu da bize gösteriyor ki 5–7 aylık bebekler “iyi” ve “kötü” davranış arasındaki farkı ayırt edebiliyorlar.
...

kaplan bir topla oynuyor ve oyun olsun diye topu kırmızı tavşana atıyor. kırmızı tavşan da topu kaplana geri atıyor ve onunla güzelce oynuyor (“iyi davranış”). ancak, kaplan topu yeşil tavşana attığında, tavşan topu alıp hızla kaçıyor (“kötü davranış”). sonrasında araştırmacılar bebeklere ilkinin devamı olan başka bir sahne gösteriyorlar. bu sahnede, önceki sahnede topu çalan yeşil gömlekli tavşan, birkaç oyuncak almak için bir kutuyu açmaya çalışıyor; ama açamıyor (tıpkı bu makalemizde anlatılan önceki deneydeki gibi). bu sefer, ilave edilen kuklalar var: mavi gömlekli bir köpek yavrusu kukla ve sarı gömlekli bir diğer köpek yavrusu kukla. sarılı kukla, “top hırsızı”nın kutuyu açmasına yardım ediyor ve mavili kukla kutunun kapağını çarparak kapatıyor. yardım edilen ya da cezalandırılan kuklanın doğası gereği “kötü” olup olmaması, bebeklerin tercihini değiştirir mi? cevap, bir kez daha, evet! bu sefer, önceki deneyin aksine, bebekler cezayı tercih etti. test edilen bebeklerin %87’si, top hırsızını cezalandıran mavi gömlekli kuklayı seçti.
...

bu fikri test etmek için wynn ve bloom’un ekipleri ilk önce bebeklerden graham crackers ve cheerios (farklı görünümlerde bisküviler ve yiyecekler) arasında seçim yapmalarını istedi. daha sonra araştırmacılar, bebeklere (örneğin cheerios‘u seçenlere) içinde bir turuncu ve bir gri kedi olan kukla gösterisi izlettiler. gösterinin ilk bölümünde turuncu kedi, bebekle aynı yiyecek seçimini yaptı (cheerios). ikinci bölümde ise, gri kedi diğer seçeneği (graham crackers) seçti. en sonunda bebeklere hangi kuklayı daha çok sevdikleri soruldu. bebeklerin büyük çoğunluğu kendi seçtikleri marka ile aynı seçimi yapan kuklayı tercih etti. bu deney bebeklerin “kendiyle benzer olan”a eğilimi olduklarını gösteriyor.
...

tam da bu sebeple wynn ve bloom bir sonraki aşamaya geçtiler: bebeklerimizin kendiyle benzer olana pozitif duyguları var. peki, kendinden farklı olana (ya da “diğerlerine”) karşı negatif duyguları var mı? deneyin bir sonraki aşamasında araştırmacılar bebeklere, kendinden farklı bisküvi markasını seçen kukla kedinin (gri) bir oyuncak kutusunu açmakta zorlandığı bir gösteri izlettiler. sonra iki kukla daha gösteriye eklendi: sarı gömlekli ve mavi gömlekli kedi. ilki, gri kediye oyuncak kutusunu açmasında yardım ederken diğeri, engel oldu. bebeklerden tekrar seçim yapmaları istendiğinde, araştırmacılar bebeklerin %87’sinin gri kediye engel olan kuklayı seçtiklerini gösterdi! bloom, wynn’in bu sonucunda, insan yavrularının kendinden olmayanı cezalandırma eğilimi olduğunu açıklıyor.
...

sonuçlar dudak uçuklatan cinstendi. denekler daha küçük yaşlardayken (örneğin 6 -7 yaşlarındayken), her zaman rakiplerinin biraz almasına (genellikle kendilerinden daha az olduğu durumlardan bahsediyoruz) izin vermeleri kendilerinin de daha çok jeton alacakları anlamına gelse bile, (odada bulunmayan) rakiplerinin hiç jeton almadığı durumları tercih ettiler. bir diğer deyişle, karşı tarafa jeton vermemek adına kendileri de daha az jeton almayı göze aldılar!
...

evrimagaci .org'dan alıntıdır. yazının tamamı için link

--- alıntı ---
devamını gör...

t: beğenen öğrencinin olmadığı fotoğraftır.

bakın her şeyi anlarım, kameranın kalitesizliğini, sınav stresinden tipimizin kaymasını falan her şeyi anlarım ama gidip de bir öğrenciyi kamerayı alttan tutup çekmek nedir. angelina jolie bile alt açıdan güzel çıkamaz, hayır yani düşmanınızı mı çekiyorsunuz hocam bunu bana neden yaptınız? bir de üniversite kimlik kartına direkt ösym fotomuzu koyuyorlarmış, bilseydim hocanın tüm itirazlarına rağmen bir kez daha çektirirdim.
sizi hiç affetmeyeceğim hocam.
devamını gör...

bir dönemin en güzel kadınlarıyla birlikte olmuş, onları ünlü etmiş, onlardan çocuk yapmış, rus asıllı fransız yönetmen, senarist, prodüktör, yazar, eleştirmen, gazeteci. (okunuşu: roje vadim; vadim'deki a, 'e' ile 'a' arası bir sesle okunuyor.)

babası devrim sırasında rusya'dan fransa'ya iltica etmiş. daha sonra diplomatlık yapmış. mısır'da ve türkiye'de de çalışmış. vadim'in çocukluğunun bir bölümü babasının görevi dolayısıyla türkiye'de geçiyor, hatta kardeşi de türkiye'de doğmuş.

babalarının türkiye'deki ani ölümünün ardından, anne bunları da alarak fransız alpleri'ne götürüyor orada küçük bir motel işletiyor. roger'le kardeşi bu turistik yerde kayak dersleri de veriyorlar.

vadim'in sinemaya geçişi çok erken yaşlarda. önce oyunculukla başlıyor ve 1947 yılında henüz 19 yaşındayken ünlü fransız film yönetmeni marc allégret'in yardımcısı oluyor ama vadim'e ve vadim'in keşfettiği brigitte bardot'ya dünya çapında ün kazandıran film, senaryosunu yazdığı ve kendisinin yönettiği, and god created woman--> ve tanrı kadını yarattı filmi oluyor.

film öyle ünlü oluyor ki, brigitte bardot birdenbire özgür kadının simgesi seks ikonu haline geliyor. roger vadim'in de, hem karısı hem de yönettiği filmlerin tanrıçası oluyor. brigitte bardot'nun karşı cinse olan ilgisi evliliklerinin sonunu getirse de vadim, hemen onun ardından, ona çok benzeyen başka bir sarışın buluyor, onu da ünlü ediyor: annette stroyberg. danimarka asıllı bu güzel hatundan bir de çocuğu oluyor.

sırada gencecik bir yıldız adayı olan catherine deneuve var ve ondan da bir çocuk. ama evlenmiyorlar. adam hiç boş kalmıyor. catherine'nin ardından dünyaya başka bir seks ikonu daha armağan ediyor: jane fonda. fonda kendi ülkesinde ünlü aslında, çok da ünlü bir babanın çocuğu zaten; henry fonda'nın. ama ülkesinde ve dünyadaseks ikonu imajını vadim'le yapıyor. o ünlü barbarella'yı birlikte çekiyorlar. bir de çocuk yapıyorlar. ama evlilikleri uzun sürmüyor. jane vatanına amerika'ya dönerken vadim de başka bir aşka yelken açıyor, başka bir catherine çıkıyor karşısına; catherine schneider. onunla da evleniyor ve bir çocuk da ondan. bu arada adamın hayatından pek çok başka kadın daha geçiyor ve bunlar da genellikle ünlü ve güzel kadınlar ama onların da adını buraya yazmaya kalksak bize sayfalar yetmeyecek.

ölmeden on yıl önce bir evlilik daha yapıyor; bu seferkinin adı marie-christine barrault. 2000 yılında da kanserden ölüyor. ve cenazesinde, evlendiği bütün kadınları da buluşturuyor. şimdi de dünyanın en güzel yerlerinden birinde ebedi istirahatinde; st. tropez'de. onu tanıyanlar her daim mutlu bir adam olduğunu söylüyorlar, toprağı bol olsun.
devamını gör...

yağmurda yürüyenler ve yağmurda ıslananlar
devamını gör...

duygu hissi kangren olmuş parmağa benzer uzun süre onunla yaşamaya alışmaya çalışırsın. her tedavi çaban aksine biraz daha ilerletir. iyileşmeyen nasıra benzer pamuğa değse canını yakar "yakarlar" ta ki o parmağı kesip atana dek.

iş disiplini konusunda duygusuzlaşırım yakarım acımam kim olduğu nasıl olduğu umrumda olmaz.

yalan ihanet menfaat çıkar ilişkisi varsa. dostluk ve arkadaşlığın ne kadar zaman olduğuna bakmam silerim acımam "geçiş sürenin zorluğuna rağmen" silerim.

bir süre sonra çoğu olaylar karşısında insan hissizleşiyor, duygusal yanı köreliyor, soğuyor sinirler çelikleşiyor.
devamını gör...

genelde hep kötü karakterleri severim zaten ama aralarında en sevdiğim hades.

evet hala selena izliyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim