arkadaşların evlenmesi sorunsalı
daha ben babamdan gelirken çikolata almasını istiyorum arkadaşlarım patır kütür evleniyor. durun yahu.
devamını gör...
etnosantrizm
bir kişinin kendi grup ve kültürünün diğer grup ve kültürlerden üstün olduğuna inanması. etnosantrizm ile toplulukların değerleri ve bu değerlerin temsil eden statüleri arasındaki farklar önem kazanır. kişinin üyesi bulunduğu grubun değerleri diğer grupların değerlendirmesini sağlayan standartlardır.
devamını gör...
çabuk unutulan şeyler
yapılan iyilikler.
devamını gör...
mind fuck
ingilizcede akıl şeysi, beyin şeylemesi affedersiniz. genelde sonunda nassı yaa diye kalakaldığınız filmler için kullanılır. david lynch gibi , bazı yönetmenlerin tarzıdır. bir tane filmini yazayım:
mulholland drive
mulholland drive
devamını gör...
save ralph belgeselini paylaşan influencerlar
bir önceki storysinde maybeline, loreal vb. hayvanlar üzerinde test yapan markaların ürünlerini linkleyen kişilerdir. bunları hiçkimse uyarmıyor mu merak ediyorum. yoksa hepsi gerçekten plastik beyinliler mi? bir de çok bilinçlilermiş gibi hemen insanlara duyar kasmaları yok mu ''izleyin... çok anlamlı..'' büsbütün çıldırıyorum.
bunların bir diğer örneği de akşama kadar trendyoldan selülit yağları, en kapatıcı ürünleri, yok toparlayan taytı cartı curtu reklamı yapıp sonra ''beden olumlama'' triplerine girenler. bu ''influencer'' tayfası iyice mide bulandırmaya başladı.
bunların bir diğer örneği de akşama kadar trendyoldan selülit yağları, en kapatıcı ürünleri, yok toparlayan taytı cartı curtu reklamı yapıp sonra ''beden olumlama'' triplerine girenler. bu ''influencer'' tayfası iyice mide bulandırmaya başladı.
devamını gör...
patagonyalı (yazar)
ihtiyacı olanlar icin acilmis olan kullanilmayan esyalar basligina "snowboardum var" yazan iyiliksever yazar.
devamını gör...
platonik aşk
hem acı hem de garip bir şekilde mutluluk veren bir duygudur. belli aralıklarla yaşadığım bir karın ağrısıdır.
iştahsızlık, dalgınlık, okuduğunu anlayamama, dış dünyadan kopma, durduk yere otuz iki diş sırıtma gibi yan etkileri vardır.
lakin abartmamak, takıntı haline getirmemek lazımdır. zira bir süre sonra verdiği acı gittikçe artmakta, kurtulayım şu illetten dedirtmektedir.
iştahsızlık, dalgınlık, okuduğunu anlayamama, dış dünyadan kopma, durduk yere otuz iki diş sırıtma gibi yan etkileri vardır.
lakin abartmamak, takıntı haline getirmemek lazımdır. zira bir süre sonra verdiği acı gittikçe artmakta, kurtulayım şu illetten dedirtmektedir.
devamını gör...
bir zamanlar anadolu'da
nuri bilge ceylan'ın en sevdiğim filmlerinden biri. ayrıca an itibari ile trt2 de yayınlanan film.
devamını gör...
oh my god
türkçe "aman tanrım" manasına gelen ingilizce sözcük.
devamını gör...
yıldız oluşumu
güneş de dahil olmak üzere tüm yıldızların, yavaş yavaş şekillenerek anakol yıldızı olana dek geçirdikleri süreç.
yıldızlar uzaydaki moleküler bulutlardan oluşur. modellemelere göre, sürecin hemen hemen şu şekilde olduğu tahmin ediliyor:
galaksilerin, spiral kollar gibi bazı bölgelerinde madde yoğunluğu yüksektir. bu bölgelerde bulunan ve morötesi ışınım yayan genç ve enerjik yıldızlar, ışınımları nedeniyle moleküler bulutlarda oyuklar açar. bu oyuklar, süratli şekilde iyonize hidrojen molekülleriyle dolar. bu durum bölgede şok dalgalarına neden olur çünkü iyonize hidrojenin oyuklara dolma hızı, ses hızından yüksektir. bölgede oluşan şok dalgası nedeniyle yine bölgedeki moleküler bulutlar sıkışır. bu sıkışmalar, az sonra bahsedeceğim olayları ve neticesinde de yıldız oluşumunu tetiklemiş olur.
bir moleküler bulut sıkışmaya başladığında, bulutun yapısı lokal olarak bozulur. dengenin bozulduğu bölgede, kütle çekimsel enerji artar. bu enerjinin yarısı, bulutu oluşturan gazı ısıtmak için harcanırken, diğer yarısı ışınım olarak harcanır. gazın ısınmasının sonucu ortamdaki yoğun bölgenin merkezindeki sıcaklık, hidrojeni nükleer füzyon ile helyuma dönüştürecek seviyeye kadar çıkabilir. bahsettiğimiz sıcaklık yaklaşık 10.000.000 kelvin civarında... böylece ortaya çıkan cisim bir yıldızdır. detayları aşağıda...
bu arada devasa bir moleküler buluttan bahsediyoruz. bu bulut tamamen çöküp bir tek yıldız oluşturmaz. bulutun her bölgesinde yer yer farklı yoğunlaşmalar ve çökmeler gerçekleşir ki bunda ufalanma süreci denir.
***
başta elimizde çökmeye başlayacak kadar yoğun bir kütle vardı ki bunun adı jeans kütlesidir. çökme sırasında ışınıma dönüşmüş olan kütle çekimsel enerjinin bir kısmı buluttan kaçarak uzaya dağılır çünkü ortam transparan denecek halde, ince bir tabaka gibidir. bu arada sıcaklık artmaktadır. bir süre sonra yoğunluk gittikçe arttığından, transparanlık yalan olur ve ışınım buluttan kaçamamaya başlar. ortam hemen hemen bir hidrostatik dengeye ulaşmıştır. bu henüz yıldız olamamış ama yıldıza çok benzeyen "şey"e ön yıldız ya da protostar adı verilir.
kütle çekimsel etkinin arttığı bu evrede, bulutun çöken kısmının hemen dış bölgesinde bulunan maddeler ön yıldızın üzerine düşmeye devam etmektedir. merkezi bölgeye, yani artık çekirdek diyebileceğimiz bölgeye düşen bu maddeler, şok dalgalarına neden olur ve enerji kaybeder. kaybolan bu enerji ısı enerjisine dönüşür ve ön yıldızın sıcaklığıyla ışınımı artar. sıcaklık biraz daha yükseldiğinden, bulutu oluşturan gaz ve toz içindeki toz partikülleri buharlaşır.
yeterince detaya girdim. buradaki ufak tefek diğer detaylara girmeden şunu söyleyebilirim ki, merkezde artık döteryumu nükleer olarak yakacak sıcaklık koşulları sağlanmıştır. merkeze doğru kütle çekimsel çökme bir miktar yavaşlar. bulut tekrar transparan hale gelir. bu evreye "anakol öncesi evrim" adı verilir.
bu kısımdan sonraki detaylar gerçekten kafa karıştırıcı cinsten. özetle şunu söyleyebilirim; kütle çekimsel çökme, yukarıda dediğim şekilde yavaşlamış olsa da tamamen durmaz. bu nedenle oluşmakta olan cismin merkezine doğru sürekli olarak bir madde yığılması vardır. bu da yoğunluk ve dolayısıyla sıcaklık artışı anlamına gelir. bu artışın son aşaması da ön yıldız çekirdeğinin artık hidrojeni helyuma dönüştürecek sıcaklığa ulaşmasıdır. zaten bunu yapmaya başlamış olan bir cisim artık bir yıldızdır ve geldiği bu evreye de anakol evresi adı verilir.
yıldızlar uzaydaki moleküler bulutlardan oluşur. modellemelere göre, sürecin hemen hemen şu şekilde olduğu tahmin ediliyor:
galaksilerin, spiral kollar gibi bazı bölgelerinde madde yoğunluğu yüksektir. bu bölgelerde bulunan ve morötesi ışınım yayan genç ve enerjik yıldızlar, ışınımları nedeniyle moleküler bulutlarda oyuklar açar. bu oyuklar, süratli şekilde iyonize hidrojen molekülleriyle dolar. bu durum bölgede şok dalgalarına neden olur çünkü iyonize hidrojenin oyuklara dolma hızı, ses hızından yüksektir. bölgede oluşan şok dalgası nedeniyle yine bölgedeki moleküler bulutlar sıkışır. bu sıkışmalar, az sonra bahsedeceğim olayları ve neticesinde de yıldız oluşumunu tetiklemiş olur.
bir moleküler bulut sıkışmaya başladığında, bulutun yapısı lokal olarak bozulur. dengenin bozulduğu bölgede, kütle çekimsel enerji artar. bu enerjinin yarısı, bulutu oluşturan gazı ısıtmak için harcanırken, diğer yarısı ışınım olarak harcanır. gazın ısınmasının sonucu ortamdaki yoğun bölgenin merkezindeki sıcaklık, hidrojeni nükleer füzyon ile helyuma dönüştürecek seviyeye kadar çıkabilir. bahsettiğimiz sıcaklık yaklaşık 10.000.000 kelvin civarında... böylece ortaya çıkan cisim bir yıldızdır. detayları aşağıda...
bu arada devasa bir moleküler buluttan bahsediyoruz. bu bulut tamamen çöküp bir tek yıldız oluşturmaz. bulutun her bölgesinde yer yer farklı yoğunlaşmalar ve çökmeler gerçekleşir ki bunda ufalanma süreci denir.
***
başta elimizde çökmeye başlayacak kadar yoğun bir kütle vardı ki bunun adı jeans kütlesidir. çökme sırasında ışınıma dönüşmüş olan kütle çekimsel enerjinin bir kısmı buluttan kaçarak uzaya dağılır çünkü ortam transparan denecek halde, ince bir tabaka gibidir. bu arada sıcaklık artmaktadır. bir süre sonra yoğunluk gittikçe arttığından, transparanlık yalan olur ve ışınım buluttan kaçamamaya başlar. ortam hemen hemen bir hidrostatik dengeye ulaşmıştır. bu henüz yıldız olamamış ama yıldıza çok benzeyen "şey"e ön yıldız ya da protostar adı verilir.
kütle çekimsel etkinin arttığı bu evrede, bulutun çöken kısmının hemen dış bölgesinde bulunan maddeler ön yıldızın üzerine düşmeye devam etmektedir. merkezi bölgeye, yani artık çekirdek diyebileceğimiz bölgeye düşen bu maddeler, şok dalgalarına neden olur ve enerji kaybeder. kaybolan bu enerji ısı enerjisine dönüşür ve ön yıldızın sıcaklığıyla ışınımı artar. sıcaklık biraz daha yükseldiğinden, bulutu oluşturan gaz ve toz içindeki toz partikülleri buharlaşır.
yeterince detaya girdim. buradaki ufak tefek diğer detaylara girmeden şunu söyleyebilirim ki, merkezde artık döteryumu nükleer olarak yakacak sıcaklık koşulları sağlanmıştır. merkeze doğru kütle çekimsel çökme bir miktar yavaşlar. bulut tekrar transparan hale gelir. bu evreye "anakol öncesi evrim" adı verilir.
bu kısımdan sonraki detaylar gerçekten kafa karıştırıcı cinsten. özetle şunu söyleyebilirim; kütle çekimsel çökme, yukarıda dediğim şekilde yavaşlamış olsa da tamamen durmaz. bu nedenle oluşmakta olan cismin merkezine doğru sürekli olarak bir madde yığılması vardır. bu da yoğunluk ve dolayısıyla sıcaklık artışı anlamına gelir. bu artışın son aşaması da ön yıldız çekirdeğinin artık hidrojeni helyuma dönüştürecek sıcaklığa ulaşmasıdır. zaten bunu yapmaya başlamış olan bir cisim artık bir yıldızdır ve geldiği bu evreye de anakol evresi adı verilir.
devamını gör...
yaşlanmanın bilincinde olmak
genelde emekli olduktan veya saçınıza ak düştükten sonra kavradığımız durum. nedeni bilinmezdir beni 17 yaşımda yakaladı. aklıma an an gelmekte ve bunun anne babamı düşünmemde eklenince içimi yakan durum. zaman durmuyor ve biz yaşlanıyoruz. ölüm çok yakında. hatta okuduğumuz okullar bu hızlı yaşantımız hepsi bize hızlıca koşan ölümden kaçmak için.
devamını gör...
epr paradoksu
adını albert einstein, boris podolsky ve nathan rosen adlı bilim insanlarının soyadlarının baş harflerinden alan, einstein - podolsky - rosen paradoksu olarak da bilinen ve kuantum dolanıklık adlı fiziksel olayın, niels bohr ve werner heisenberg'e ait kopenhag yorumu'nu geçersiz kıldığını iddia eden çalışma.
***
meraklısına biraz detay...
1- işin özüne gelmeden bilmemiz gereken 2 önemli konudan ilki süperpozisyon.
iki olasılıklı bir olay düşünün; örneğin bilgisayarlardaki bitlerin değerleri... bu bitler ya 0 ya da 1 değerine sahip olabilir. başka bir seçenekleri yoktur.
fakat atom altı parçacıklardan bahsederken durum değişir. bu parçacıklar, mesela iki olasılıklı bir olayda "ya şudur ya da budur" mekanizmasıyla çalışmazlar. bu parçacıklar "aynı anda hem şudur hem de budur." yani olasılıkların ikisine de aynı anda sahiptirler. örneğin kuantum bilgisayarı dediğimiz aletlerdeki kübitler, bitlerin aksine hem 0 hem de 1 değerini aynı anda alır.
bu konu özellikle spin adlı kavram üzerinden anlatılır. spin basitçe, parçacığın kendi ekseni etrafındaki dönüşüdür. burada +1/2 ve -1/2 spinleri üzerinden devam edelim konuya ve + olanı yukarı spin, - olanı aşağı spin olarak adlandıralım ki kolaylık olsun.
şimdi elimizde bu bilgi var artık: parçacığımız her iki spin durumuna da aynı anda sahip ve biz bu duruma süperpozisyon adını veriyoruz.
2- bilmemiz gereken ikinci konu, ölçüm denen eylem. biz örneğin bir parayı atmadığımız sürece onun yazı mı tura mı geleceğini bilemeyiz. bu nedenle parayı atıp sonucu almak, bir ölçüm yapmak anlamına gelir. aynı şekilde, süperpozisyon durumundaki bir parçacık hakkında da bir ölçüm yapabilir ve onun aynı anda sahip olduğu tüm durumları tek bir duruma indirebilirsiniz ki buna da süperpozisyonun çökmesi denir.
***
şimdi gelelim işin özü dediğim şeye.
kuantum dolanıklık adını verdiğimiz olaya göre, birbiriyle dolanık olan 2 parçacıktan biri ile ilgili bir gözlem yaptığınızda, anında diğer parçacıkla ilgili bilginiz olur. nasıl? şöyle:
spini 0 olan dolanık bir sistem düşünelim. yukarıda bahsettiğim yukarı ve aşağı spinlerin matematiksel değerini düşünürseniz, bu ikisinin toplamının 0 olduğunu göreceksiniz. o halde elimizde bir tane yukarı, bir tane de aşağı spinli dolanık parçacıklar olursa, bunların toplam spininin 0 olacağı bilgisi cepte.
şimdi biliyoruz ki bu 2 parçacıktan birinin spin durumunu ölçer ve onun süperpozisyon durumunu çökertirsek, diğer parçacığın spin durumuyla ilgili anında bilgi sahibi olacağız. yani ölçüm sonucumuz yukarı spin olursa bileceğiz ki diğer parçacık aşağı spinli; ölçümümüz aşağı spinli olursa bileceğiz ki diğer parçacık yukarı spinli.
bu durum, parçacıklar arasındaki mesafeden bağımsızdır. yani parçacığın biri dünyada, diğeri andromeda galaksisi'nde olsa da durum değişmez ve birini ölçtüğümüz anda diğeri hakkında bilgimiz olur. zira bunların ikisi de aynı dalga fonksiyonu ile temsil edilmektedir.
*** burada parçacıkların ayrı ayrı ölçülmesi durumunda, klasik fiziktekinden farklı bir sonuç var. normal şartlarda 2 parayı fırlattığınızda bunların ayrı ayrı yazı veya tura gelmeleri ihtimali, kendi içlerinde %50'şer ihtimaldir. fakat dolanık parçacıklardan birini ölçtüğünüzde mesela yukarı spin gelirse ve diğer parçacığı ayrıca ölçmeye kalkarsanız, onu mutlaka aşağı spinli ölçersiniz. başka şans yoktur zira dalga fonksiyonları ortak olduğundan, birinin süperpozisyonu çökünce diğerininki de çökmüş olur. evet almanya yenilince diğer parçacık da yenilmiş sayılıyor yani. ***
***
ve bingo! aklımıza "ışıktan hızlı bilgi mi ilettik?" sorusu gelir. zira ışığın oradan buraya ya da buradan oraya seyahati için yaklaşık 2,5 milyon yıl gerekirken, biz anında bilgi sahibi oluverdik.
işte epr paradoksu bu duruma karşı çıktı ve bunun özel görelilik postülalarına aykırı olduğunu savundu çünkü hiçbir şeyin ışıktan hızlı seyahat edemeyeceği biliniyordu. bunun yerine epr paradoksu şöyle bir iddia attı ortaya: aslında parçacıklar başından beri bir iş birliği içerisindeydi ve sahip olacakları durumlar önceden belirlenmişti. bu nedenle birbirlerinden ayrılmaları durumunda aralarında bir iletişim olması gerekmeksizin ölçüm sonuçları önceden belliydi. ölçtüğümüz bilgilerin başından beri parçacıkların içinde gizli olduğu ve adına "yerel gizli değişkenler" denilen bir özellik...
1964'e kadar bu durumun doğru ya da yanlış olduğu kanıtlanamadı. ta ki john bell sahneye çıkana kadar... bell teoremi ya da bell eşitsizliği adı verilen ve burada detaylarına girerek kafa karıştırmak istemediğim basit bir matematiksel düşünce ile durum açıklığa kavuşmuş oldu. gözlemsel durumlar ve bell eşitsizliği birlikte göz önüne alındığında, gerçek durumun "yerel gizli değişkenler"in varlığına izin vermediği görüldü.
***
meraklısına biraz detay...
1- işin özüne gelmeden bilmemiz gereken 2 önemli konudan ilki süperpozisyon.
iki olasılıklı bir olay düşünün; örneğin bilgisayarlardaki bitlerin değerleri... bu bitler ya 0 ya da 1 değerine sahip olabilir. başka bir seçenekleri yoktur.
fakat atom altı parçacıklardan bahsederken durum değişir. bu parçacıklar, mesela iki olasılıklı bir olayda "ya şudur ya da budur" mekanizmasıyla çalışmazlar. bu parçacıklar "aynı anda hem şudur hem de budur." yani olasılıkların ikisine de aynı anda sahiptirler. örneğin kuantum bilgisayarı dediğimiz aletlerdeki kübitler, bitlerin aksine hem 0 hem de 1 değerini aynı anda alır.
bu konu özellikle spin adlı kavram üzerinden anlatılır. spin basitçe, parçacığın kendi ekseni etrafındaki dönüşüdür. burada +1/2 ve -1/2 spinleri üzerinden devam edelim konuya ve + olanı yukarı spin, - olanı aşağı spin olarak adlandıralım ki kolaylık olsun.
şimdi elimizde bu bilgi var artık: parçacığımız her iki spin durumuna da aynı anda sahip ve biz bu duruma süperpozisyon adını veriyoruz.
2- bilmemiz gereken ikinci konu, ölçüm denen eylem. biz örneğin bir parayı atmadığımız sürece onun yazı mı tura mı geleceğini bilemeyiz. bu nedenle parayı atıp sonucu almak, bir ölçüm yapmak anlamına gelir. aynı şekilde, süperpozisyon durumundaki bir parçacık hakkında da bir ölçüm yapabilir ve onun aynı anda sahip olduğu tüm durumları tek bir duruma indirebilirsiniz ki buna da süperpozisyonun çökmesi denir.
***
şimdi gelelim işin özü dediğim şeye.
kuantum dolanıklık adını verdiğimiz olaya göre, birbiriyle dolanık olan 2 parçacıktan biri ile ilgili bir gözlem yaptığınızda, anında diğer parçacıkla ilgili bilginiz olur. nasıl? şöyle:
spini 0 olan dolanık bir sistem düşünelim. yukarıda bahsettiğim yukarı ve aşağı spinlerin matematiksel değerini düşünürseniz, bu ikisinin toplamının 0 olduğunu göreceksiniz. o halde elimizde bir tane yukarı, bir tane de aşağı spinli dolanık parçacıklar olursa, bunların toplam spininin 0 olacağı bilgisi cepte.
şimdi biliyoruz ki bu 2 parçacıktan birinin spin durumunu ölçer ve onun süperpozisyon durumunu çökertirsek, diğer parçacığın spin durumuyla ilgili anında bilgi sahibi olacağız. yani ölçüm sonucumuz yukarı spin olursa bileceğiz ki diğer parçacık aşağı spinli; ölçümümüz aşağı spinli olursa bileceğiz ki diğer parçacık yukarı spinli.
bu durum, parçacıklar arasındaki mesafeden bağımsızdır. yani parçacığın biri dünyada, diğeri andromeda galaksisi'nde olsa da durum değişmez ve birini ölçtüğümüz anda diğeri hakkında bilgimiz olur. zira bunların ikisi de aynı dalga fonksiyonu ile temsil edilmektedir.
*** burada parçacıkların ayrı ayrı ölçülmesi durumunda, klasik fiziktekinden farklı bir sonuç var. normal şartlarda 2 parayı fırlattığınızda bunların ayrı ayrı yazı veya tura gelmeleri ihtimali, kendi içlerinde %50'şer ihtimaldir. fakat dolanık parçacıklardan birini ölçtüğünüzde mesela yukarı spin gelirse ve diğer parçacığı ayrıca ölçmeye kalkarsanız, onu mutlaka aşağı spinli ölçersiniz. başka şans yoktur zira dalga fonksiyonları ortak olduğundan, birinin süperpozisyonu çökünce diğerininki de çökmüş olur. evet almanya yenilince diğer parçacık da yenilmiş sayılıyor yani. ***
***
ve bingo! aklımıza "ışıktan hızlı bilgi mi ilettik?" sorusu gelir. zira ışığın oradan buraya ya da buradan oraya seyahati için yaklaşık 2,5 milyon yıl gerekirken, biz anında bilgi sahibi oluverdik.
işte epr paradoksu bu duruma karşı çıktı ve bunun özel görelilik postülalarına aykırı olduğunu savundu çünkü hiçbir şeyin ışıktan hızlı seyahat edemeyeceği biliniyordu. bunun yerine epr paradoksu şöyle bir iddia attı ortaya: aslında parçacıklar başından beri bir iş birliği içerisindeydi ve sahip olacakları durumlar önceden belirlenmişti. bu nedenle birbirlerinden ayrılmaları durumunda aralarında bir iletişim olması gerekmeksizin ölçüm sonuçları önceden belliydi. ölçtüğümüz bilgilerin başından beri parçacıkların içinde gizli olduğu ve adına "yerel gizli değişkenler" denilen bir özellik...
1964'e kadar bu durumun doğru ya da yanlış olduğu kanıtlanamadı. ta ki john bell sahneye çıkana kadar... bell teoremi ya da bell eşitsizliği adı verilen ve burada detaylarına girerek kafa karıştırmak istemediğim basit bir matematiksel düşünce ile durum açıklığa kavuşmuş oldu. gözlemsel durumlar ve bell eşitsizliği birlikte göz önüne alındığında, gerçek durumun "yerel gizli değişkenler"in varlığına izin vermediği görüldü.
devamını gör...
kafa sözlük
bu sözlük kurulurken;
* format ve kurallar düzenlenip, yazılmış.
* yapılan her güncelleme sözlükte ilan edilmiş, bildirilmiş.
* ne çizgide gidileceği defalarca vurgulanmış.
* ve en önemlisi, vaat edilenler büyük ölçüde gerçekleştirilmiş veya uygulanmış.
anlamadığım şu ki; neden devamlı falanca sözlüğe benzemek zorunda? neden falanca sözlük gibi kuralları uygulamalı?
yani burası böyle kurulmuş ve böyle devam edecek. kimseye de benzemek zorunda değil. nevi şahsına münhasır bir platform olma yolunda da emin adımlarla ilerliyor bence. ilerleyen zamanda da daha sistemli bir hal alacaktır. neden kimse sabretmiyor ki?
ya olacak işte arkadaşlar, biraz daha sabır. illa da beğenmiyorsanız lütfen bu yaratılan ortamı rahatsız etmeyiniz.
saygılarımla...
* format ve kurallar düzenlenip, yazılmış.
* yapılan her güncelleme sözlükte ilan edilmiş, bildirilmiş.
* ne çizgide gidileceği defalarca vurgulanmış.
* ve en önemlisi, vaat edilenler büyük ölçüde gerçekleştirilmiş veya uygulanmış.
anlamadığım şu ki; neden devamlı falanca sözlüğe benzemek zorunda? neden falanca sözlük gibi kuralları uygulamalı?
yani burası böyle kurulmuş ve böyle devam edecek. kimseye de benzemek zorunda değil. nevi şahsına münhasır bir platform olma yolunda da emin adımlarla ilerliyor bence. ilerleyen zamanda da daha sistemli bir hal alacaktır. neden kimse sabretmiyor ki?
ya olacak işte arkadaşlar, biraz daha sabır. illa da beğenmiyorsanız lütfen bu yaratılan ortamı rahatsız etmeyiniz.
saygılarımla...
devamını gör...
astral seyahat
şöyle bir hayatıma bakınca acaba uzun süredir bu seyahatin içerisinde miyim diye düşünmedim değil.
devamını gör...
gary moore
1952 irlanda'da doğmuş, 2011 de ispanya'da bir otel odasında uykusunda geçirdiği kalp krizi ile hayata veda etmiş, usta gitarist, vokalist, besteci. the loner gibi bir esere sahip bir sanatçının bir otel odasında yapayalnız ölmesi yüreğimi burkar... 92 yılında 15 kişilik bir müzisyen grubu ile muhteşem bir sound ile turnelere çıkarken 2010 yılında davul + bas + klavye gibi sade bir trioyu arkasına alarak sade bir sound ile sahnelere veda etmiştir. ardından bıraktığı onlarca muhteşem ballad ile blues ve hardrockın mükemmel bir sentezini yapmıştır. yeryüzünde hiç bir gitarist onun gibi bend yapamamıştır, yapamayacaktır. huzur içinde yat üstad.
devamını gör...
sevilen filmlerin sevilen replikleri
"uyku umrumda değil, leon ben aşk istiyorum ya da ölüm."
leon
leon
devamını gör...
18 yaşındayım ilk ilişkime girdim çok mutlu oldum
başlığı açan yazara karşıt düşünüyorum, bize yorum yapmak düşmez. "bana ne?" diyebilmeli insan. ayrıca aklıma sokrat'ın üçlü filtre testini getiren durum. "eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar ya da faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?"
devamını gör...
baklava vs profiterol
başlığı açan yarına felç uyanabilir. yaradanın gücüne gider, o parmakların tutmaz bir daha. bana damak tadı değişkendir, yok zevkler, renkler edebiyatı yapmayın. proferol, baklava reyizi gördüğü yerde utanıp mekana girmez, siz burada utanmadan versusunu yapıyorsunuz. yazıklar olsun, başka sözüm yok. sinirlendim lan ciddi ciddi.*
devamını gör...
tunik
antik roma'da hem kadınların hem de erkeklerin giydiği basit bir kıyafettir. genelde daha düşük sınıf tunik giyerken, yüksek sınıf pahalı kumaşlardan yapılmış tunikleri giyerdi. tabii ki yüksek sınıf bu tunikleri sadece alt giysi olarak tercih ederdi.
erkekler statü için tuniklerin üzerine bir de toga giyerken, kadınlar medeni hallerini göstermek için eğer evlilerse tuniklerin üzerine stola giyerlerdi. yani antik roma'da giyim, statü ve medeni durum belirtmek için bir araçtı.
fotoğrafta görülen açık pembe kıyafet bir tunik örneğidir. kadınlarda ayak bileğine kadar uzanmaktadır. kolları ise kolsuz, kısa kollu veya uzun kollu olarak değişiklik gösterirdi. eğer tunik giyen kişi evliyse üzerine stola giyerdi fakat evli olan ya da olmayan kişiler dışarı çıktıklarında üzerlerine palla giyebilirlerdi.

görsel kaynak: link
erkeklerin giydikleri tunik ise kadınlarınkinden biraz daha bol yapılmıştır. uzunlukları dizlerin hemen üzerinden ayak bileklerine kadar değişiklik göstermiştir. ne yazık ki eğer köleyseniz tunik, antik roma'da giyebileceğiniz tek kıyafetti.

görsel kaynak: link
edit: görsellerin süresi dolmuştu.
erkekler statü için tuniklerin üzerine bir de toga giyerken, kadınlar medeni hallerini göstermek için eğer evlilerse tuniklerin üzerine stola giyerlerdi. yani antik roma'da giyim, statü ve medeni durum belirtmek için bir araçtı.
fotoğrafta görülen açık pembe kıyafet bir tunik örneğidir. kadınlarda ayak bileğine kadar uzanmaktadır. kolları ise kolsuz, kısa kollu veya uzun kollu olarak değişiklik gösterirdi. eğer tunik giyen kişi evliyse üzerine stola giyerdi fakat evli olan ya da olmayan kişiler dışarı çıktıklarında üzerlerine palla giyebilirlerdi.

görsel kaynak: link
erkeklerin giydikleri tunik ise kadınlarınkinden biraz daha bol yapılmıştır. uzunlukları dizlerin hemen üzerinden ayak bileklerine kadar değişiklik göstermiştir. ne yazık ki eğer köleyseniz tunik, antik roma'da giyebileceğiniz tek kıyafetti.

görsel kaynak: link
edit: görsellerin süresi dolmuştu.
devamını gör...
moderatörlerin hoş geldin mesajına maruz kalmış efsane nesil
içinde bulunduğum nesil. hoş geldin sonrası, bir keresinde de başlığımın silindiğine dair attıkları bir ponçik mesajı da almış bulunmaktayım.
ne kadar kibar, naif, hoşgörülü modsunuz siz öyle ya, çok sevdim sizi.allah başımızdan eksik etmesin. amin.
ne kadar kibar, naif, hoşgörülü modsunuz siz öyle ya, çok sevdim sizi.allah başımızdan eksik etmesin. amin.
devamını gör...