büyük ihtimalle daha yaşın kaç senin diyen tipler şok geçirirlerdi. 21 yaşında 201 yıllık destan yazdım resmen. bir insanın her günü olaylı geçer mi ? bir de çocukluk anılarımı katacak olursak, bataklığa batmam ve beni 5 kişinin son anda kurtarması, defalarca boğulma tehlikesi geçirmem (birinde direkten döndük) , ilkokulda çantamın bomba sanılıp 3 sokak polisle çevrilmesi bomba imha ekiplerinin gelmesi falan. düşünüyorum da komedi tadında dramatik bir film olabilirdi.
devamını gör...

bir arının yarım kilo bal üretebilmek için 2 milyon çiçeğe konması gerekir.
devamını gör...

duydum ki (bkz: nickaltına yazılınca mutlu olan yazar).. bende bu tatlı yazar arkadaşı mutlu edeyim dedim..
ilk önce nickini görür görmez (bkz: son feci bisiklet) grubunun hayranı olduğunu düşündüğüm yazar.. tanımlarına denk geldiğim de, her zaman severek okurum.. tatlı, kibar, mütevazi, anlayışlı bir yazar arkadaşımızdır...
keyifli yazmalar dilerim efendim..*) )
devamını gör...

gülme krizi geçirten 7-8 yıl önce yapılmış harika edit. evet.

devamını gör...

ambulansların çok sık gidip geldiğine inanırım. hakkaten nedir bu kadın milletindeki en ufak şeyde fenalıklar geçirip ayılıp bayılma merakı yaw. ben de üniv ilk yılı yurtta kalmıştım bir arkadaşla gece yarısı birbirimize bir daldık ikimizin de ağız burun darma dağın sonra güvenlik geldi barıştırdı. yönetimin bile kulağına gitmedi. bunlara biri bişe diyo hemen sinir krizleri.
devamını gör...

sanatçı değiliz ki özgün bir şeyler çizelim boyayalım...bizden olsa olsa kopyacı olur. niko guido (necip yanmaz) imzalı bir fotoğrafı kopya ettik.niko guido kim derseniz. özellikle çevre konularında şahaserler yaratan bir fotoğrafçı. bence burada bir başlığı hakediyor.
su altı kirliliğine tepki olarak çektiği fotoğraflardan birinin kopyasıdır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bana güvenmemek için nedenin yok dediğim eski sevgilim " elimde bıçak olmadığı için elinde bıçak yok. elime bıçak alacağımı hissetsen, elime bıçak almamı bile beklemeden beni bıçaklardın" demişti. hep beynimde dolanır bu cümle.

millet sevgilisini her an bıçaklanacak gibi korur kollar, kızın ayağına taş değer diye taşların üstüne yatar, tırnağı kırılsa dünyayı yakar, ne bileyim dünya üzerinde en masum varlık o gibi davranır, benim gördüğüm muameleye bak arkadaş.

başka kadın az sessiz kalsa "yavrum neye bozuldun söyle, seni bilmeden kırdım mı " diye soruyorlar, bana aynı adam "kim bilir ne şeytanlıklar peşindesin, ne düşünüyorsun" diye soruyordu.

yasık.
devamını gör...

buraya yarın yazmak istemedim. son gün girmek istemeyenler olabilir. biliyorsunuz cumartesi büyük gün.
kocaman bir sene atlattık , bazılarımız birden fazla. hiçbirinizi tanımıyorum ama hepinizin emeğine saygım var. umarım karşılığını en iyi şekilde alırsınız. çok kötü bir yıldı. okula bile gitmeden yarı açık yarı kapalı dershanelerle bu sınav dönemini bitirdik. bir şeyler yolunda gitmezse bu sadece bizim sorumluluğumuzda değil yani. elimizden gelenin en iyisini yapıp çıkalım, sonra da gençliğimizin en güzel yıllarını bizden çalan bu sisteme inat çok güzel günler yaşayalım. yol karanlık,çoğumuzun feneri bile yok ama belki de bizim yolumuz bu yol değildir. daha eşit daha aydınlık yollarda beraber yürümek dileğiyle...

şans bizimle olsun. umarım bundan sonraki tanımlarımızda kazandığımız üniversiteleri yazarız.

ayrıca, biz bir kurban olmayacağız. biz , çalınan onca zamanımıza inat bu düzenin elindekilerine göz dikeceğiz. hakkımızı alalım arkadaşlar.

bol şans.
devamını gör...

keyfinden ödün vermeyen kişilere karşı "sefa pezevengi" olarak da kullanılan ama sefa isimli insanlara karşı saygısızlık olduğunu düşündüğüm sözcük grubu.
devamını gör...

aldous huxley'in 1932 yılında yayınlanmış, distopya edebiyatının önde gelen eseri. george orwell’in 1984 isimli romanıyla sıklıkla kıyaslanır. bana sorarsanız eser, edebi yönden ve kurgusal olarak 1984’ün gerisinde kalmasına rağmen, yazarın öngörüsü bakımından aldous huxley, george orwell’dan fersah fersah öndedir. bu konuya ilişkin olarak sevgili gökhan yavuz demir hocamızın medya ve etik isimli makalesinden mükemmel bir alıntı yapmak istiyorum;


“tam burada iki büyük distopyayı, bin dokuz yüz seksen dört’ü ve cesur yeni dünya’yı zikretmek gerekir (orwell, 2010; huxley, 1999). genel kabulün aksine, orwell’ın ve huxley’in distopyaları aynı şeyden bahsetmez. orwell dıştan dayatılan bir baskının bize boyun eğdireceğinden bahseder. huxley’e göreyse bunun için “büyük birader”e ihtiyaç yoktur; çünkü insanlar süreç içinde üzerlerindeki baskıdan hoşlanmaya, düşünme melekelerini felce uğratan teknolojileri yüceltmeye başlayacaklardır. ray bradbury’nin fahrenheit 451’indeki (bradbury, 2007) gibi orwell da kitapların yasaklanacağından korkuyordu; huxley ise kitapların yasaklanmasına gerek olmadığı, çünkü kitap okumak isteyen kimsenin kalmayacağı bir dünyadan korkuyordu. orwell bizi enformasyonsuz bırakacaklarından; huxley ise bizi pasifliğe mahkûm edecek kadar çok enformasyon bombardımanına uğratacaklarından korkuyordu.

orwell hakikatin gizlenmesinden; huxley hakikatin umursamazlık okyanusunda boğulmasından korkuyordu. çünkü huxley’in aksine, orwell ve başkaları “insanın neredeyse sonsuz eğlenme açlığını” hesaba katmamışlardı. huxley’in cesur yeni dünyası’nda, orwell’ın bin dokuz yüz seksen dört’ünün aksine, insanlar hazza boğularak denetlenmektedir. orwell bizi nefret ettiğimiz şeylerin mahvedeceğinden korkarken, huxley bizi tam da sevdiğimiz/haz aldığımız şeylerin mahvedeceğinden korkar (postman, 2010). 1984’ü geçeli çok oldu; yıl 2011, ve orwell’ın değil huxley’in dünyasında, cesur yeni dünya’daki haz dünyasında yaşıyoruz. postman’ın meşhur kitabının başlığındaki gibi sadece televizyon değil, cep telefonları, internet, twitter, playstation ve benzerleriyle topyekûn medya bizi eğlendirerek, eğlenceye mahkûm ederek öldürüyor.”
devamını gör...

adaleti sağlayamayacak çözüm. sadece geçti/kaldı olarak not verilmeli ve obp üniversite sınavı puanına katılmamalı.
devamını gör...

hiç bilinmez.. çok duygusal insanlarız tahmin edemeyeceğiniz kadar. dış görüntüye aldanmayın gizliyoruz işte duyguları belki de güçlü görünmek için ama içimiz kan ağlıyor. bu yüzden çok yüklenmeyin, yazık bize. buna bir şey olmaz demeyin oluyor. nasıl da içerlenmişim...
(bkz: akrep burcu)
devamını gör...

ayıltmaya çalıştığım bir arkadaşımın yüzüne su çarpmam üzerine kurduğu cümledir.

sen kimsin bilmiyorum ama hatırlat ayılınca seni döveceğim.
devamını gör...

papatya, ilkbahardan başlayarak ağustosa kadar çiçek açabilen bilindik bir çiçek türüdür. baharın habercisi olarak tanınan bu çiçek, masum ve temiz sevgiyi temsil etmektedir. yüzyıllardır roma’da, mısır’da ve yunanlılarda ilaçların yapımında kullanılan papatyalar, günümüzde de şifa bulmak amacıyla ilk tercih edilen bitkiler arasındadır. evlerimizde yaptığımız, özellikle hastayken* löpür löpür içtiğimiz papatya çayı buna en güzel örnektir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
toplumda isimleri çok yaygın olmasa da bu güzel çiçeğimizin birçok türü var. kel papatya, köpek papatyası, alman papatyası, beyaz papatya,sarı papatya, dağ papatyası, çayır papatyası, büyük papatya (öküzgözü olarak biliniyor), mayıs papatyası, yalancı papatya. dediğim gibi birkaçı dışında çoğu duyulmamış isimler. çeşitlerini şöyle gösterebilirim;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

"papatyalar diyorum bayım, neden bu kadar güzeller ki?
ve siz neden zihnime misafir olmaya geliyorsunuz aklınıza estikçe?"


çiçekleri çok seven biri olarak papatyaların bende yeri ayrıdır. orkide ve güller gibi gösterişli değiller bir kere. ama o kadar masum ve samimiler ki hayran kalmamak elde değil.

seviyor, sevmiyor, seviyor...papatyaları kim katletmemiştir ki bu şekilde. yıllar önceydi, daha dün gibi aklımda. okuldan dönerken çok sinirliydim, bir avuç papatyayı öldürüp eve getirdim. aldım elime bir kalem bir defter not ettim. başladım saymaya; seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor...düşünemedim basit bir sinir ve işe yaramaz bir sonuç için onları öldürdüğümü. çoğu insan yapmıştır bu (bana göre) hatayı. bilmiyorum, şahsen kıyamıyorum artık hiçbir çiçeğe. rica etsem siz de öldürmez misiniz onları? çünkü ölmeyi haketmeyecek kadar masum ve güzeller.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
not: resimlerin kaynakları aşağıdadır.
kaynak 1
kaynak 2
edit: bilgi düzeltmesi.
devamını gör...

muş'un malazgirt ilçesindeyim. evimin yanında birsürü adam bağırıp çağırıp duruyor henüz ne olduğunu anlayamadım ve korkuyorum. takkıdı tukkudu sesler, patlamalar duyuluyor. beyaz masaya kaç kere yazmış olmama rağmen. hala geri dönüş alamadım. üstelik 3-4 gündür sürüyor bu durum. buradaki halk gürültüden artık çıldırma noktasına geldi. nasıl olacak bilmiyoruz. rezalet gibi rezalet.
devamını gör...

çizgilere basmadan yürümeye çalışmak.. yapınca gülüyorlar
devamını gör...

"dilmizden dökülen her bir kelime ve en küçük bir davranışın dahi hesabının olduğunu; en ufak bir kötülüğün ve önemsiz görülen bir iyiliğin de karşılığının olduğunu hiç bir zaman unutma!.."
devamını gör...

en kötü sonuçtan bile daha çok yoran bir durumdur. (bkz: zeigarnik etkisi) sebebiyle tamamlanmamış işler zihni çok daha fazla meşgul eder. ister istemez sürekli bu belirsizliği düşünür ve strese girersin. ne olacaksa olsun ama belli olsun dersin. çünkü en kötüsü bile bundan kötü olamaz, zihnin hep daha kötüsünü kurabilir. belirsizlik kadar tahammül edemediğim bir şey yok sanırım.
devamını gör...

geri dönüşü olmayan ceza olmamalı.
devamını gör...

tıbbın çare bulamadığı hastalıklardan biridir ayrıca. okumamak, araştırmamak başlıca sebeplerindendir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim