kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şu yavrucuğumdaki kadar yaşama sevincini bulmak istiyorum içimde. bence az kaldı ama haydi bakalım.
kolu bacağı kesilmiş yavrum, tekrar tutunmaya çalışıyor. burası benim mevsimin değil, banane yaşamayacağım, benim istediğim gibi olmuyor hiçbir şey demiyor.. ya da ben duymuyorum. sanırım ikincisi.* uç minik bebeğim, haydi yapabilirsin gibi gazlama nidaları ile geçiyor günler. şu bahar gelse, iki güneş banyosu yaptırsam çocuğa da bir kendine gelse.*

(bkz: kendini bir görsel ile anlat)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ilginç bir şekilde yakın bir zamana kadar yerebatan sarnıcı'nda tören yaptıklarına dair bilgiler bulunmaktadır.


yere batan sarnıcı drıid’ler için çok önemli bir mabettir. yerebatan sarnıcı  eskiden bu kadar büyük değildi , yani oraya giden ziyaretçilere çok küçük bir kısmı gösteriliyordu, asıl önemli ve büyük bir kısmı tahta perdelerle gizleniyordu.

her sene nisan ayında , druid’ler istanbul’a gelirdi ve yere batan sarnıcı’nda gizlenen  bu  bölümde törenler yaparlardı, törenlerin yapıldığı bu bölümde ters dönmüş olan medusa başı da bulunurdu, medusa’nın bulunduğu o sulu alan druid’ler için çok önemlidir, törenlerin yapıldığı en yakın tarihler 1963-64-65 yıllarıydı.

druid’lerin, gnostiklerin ökseotu ile yaptıkları bu gizli törenlerden kimsenin haberi olmazdı, törenler 3 gün sürerdi, bugün stonehenge denilen yerde yapılan törenlerin aynısıydı.

druid’ler için sarnıçta bulunan ters dönmüş medusa başının bulunduğu alan çok önemliydi, çünkü orada kaynağının nereden geldiği belli olmayan bir titreşim vardır, bu nedenle kadın ve erkek druid’ler tören sırasında medusa’ya sarılırdı. bu titreşim halen vardır, bu nedenle medusa’nın çevresi demir parmaklıklarla çevrilmiştir.

medusa oraya tesadüfen konmamıştır, doğu roma’lılar oraya medusa’yı ters olarak bilerek koymuşlardır, roma oradan yayılan titreşimi evil yani kötü, karanlık olarak kabul etmiştir. ama bu karanlık druid’ler için kutsal olarak görülmüş, çünkü druid inancına göre karanlık, aydınlığın anası yani aydınlık karanlıktan doğar. bu nedenle druid’ler medusa’ya mother night demişler yani gece ana adını vermişler.




kaynak
devamını gör...

kendini sosyalist olarak tanımlayan ingiliz yazar george orwell'ın kültleşmiş "sosyalizm eleştirisi" romanıdır.

fabl şeklinde yazılmış bu romanda ahır hayvanlarını "niçin biz de insanlar gibi yataklarda uyumuyoruz?" argümanıyla örgütleyen domuzlar bulunur. her domuz, gerçek hayattaki bir siyasi figürün tezahürüdür. ancak gelin görünki başarıya ulaşan hayvanlar olsa bile yataklarda uyuyabilen yalnızca domuzlar olacaktır.

kitabın viral olmuş cümlesi: bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir olmuştur.
devamını gör...

oturduğumuz yerden milleti bir yılda ulusta üç katlı villa alacak kadar nasıl zengin ediyoruz ya? bu medya işi şaka gibi . bu işte bu kadar büyük para mi varmış?
önce bizi izlemekten başka bir şey yapamaz hale getirdiler sonra da izleye izleye milleti zengin ettik.
youtuberlar, ınstagramerlar hatta tiktokerlar da köşeyi döndü. üç kuruş kazanıp onu da bunlara veriyoruz. vay arkadaş düzene bak ya.
devamını gör...

yüce tanrı pan, the great god pan, galler'li -wales'li- yazar arthur machen'ın 1894 tarihinde yayınlanan bir kitabıdır. ülkesindeki pagan tapınaklarını gezerken ilham alan yazar kitapta mitolojide insanlara korku salan tanrı pan'ı on dokuzuncu yüzyıla taşımaktadır. bir doktorun ruhani dünyaya erişmek için yaptığı ''yüce tanrı pan'ı görmek'' adlı deneyden sonra şehirde art arda vuku bulan gizemli olayları anlatan kitap bir korku klasiği olarak geçmektedir. kitap ilk çıktığı zamanlarda içeriği sebebiyle yazarın ününü zedelese de zaman içinde kabul görmüş ve kültleşmiştir. roman: howard phillips lovecraft, bram stoker, stephen king gibi yazarları etkilemiş; sinema sahnesine de taşınmıştır. pan'ın labirent'i filmine esin kaynağı olmuştur.

buradan sonrası kişisel fikirlerimi içeriyor ama okumadan önce bilmemeniz gereken bir şeyleri söylemeyeceğim. gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. kitapta toplam karakter sayısı az, kitabın sayfa sayısının da az olduğunu düşünürsek bir çırpıda kolayca anlaşılabilecek bir kitap. fakat ben çevirisinden pek hoşlanmadım (itahki yayınları). kime hitap edildiği, kimin hitap ettiği özellikle son sayfalarda karışıyor. bazı cümleler devrik ve bazı cümlelerde -belki de yazarın cümleyi uzun tutmasından dolayı- bağlaçlar sıfatlar birbirine giriyor.

gelelim korku edebiyatı meselesi. okuduğum ilk ''korku'' romanı olduğu için bir karşılaştırma yapamayacağım fakat gizem öğesi kesinlikle okuduğunuz her satırda hissediliyor. bir polisiye romanı havasında geçmemesi de ayrı bir noktası. sürekli yeni bir bilgi sayesinde farklı sonuçlara ulaşmıyorsunuz. kitap başından sonuna sizi tek bir konuda diken üstüne tutuyor. olaylar yaşanırken değil yaşandıktan sonra anlatılıyor kitapta. sanıyorum kısa olmasının sebebi bu. geçmiş zaman ile, karakterler olayları yaşadıktan sonra anlatıyorlar; olayı yaşayan karakterler anlatılmıyor. konuşmalarla, hikayelerle, olaylarla ve iç seslerle geçen kitap -tekrar söylüyorum- başından sonuna kadar sizi bu gizemin içinde tutuyor.

daha uzun olmasını dileyeceğim ama ne yazık ki çabucak biten bir kitap olarak da sonlanıyor. istenirse birkaç yüz sayfaya yayılabilecek bir konu yüzüncü sayfaya bile gelmeden bitiyor. gizemli, doğaüstü, sürükleyici roman okumayı sevenlerin seveceğini düşünüyorum bu kitabı. okurken, atmosferin içinde hissetmek isteyenler için de kesinlikle başarılı bir kitap olduğunu söyleyebilirim. belki karakterlerle birlikte nefesiniz kesilmeyecek ama o gri havada, evlerin arasında ve odalarda karakterle birlikte gezeceksiniz gibi geliyor bana.
devamını gör...

*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aslında bu mevzunun temeli kocası çuval giymediği için ortalığı birbirine katan inanna denilen tanrıça hanıma dayanıyor. kendisi için kullanılan ifade ''göğün fahişesi''dir. kâh kocası dumuzi'de onun için benzer sözler sarf ediyor ama o başka bir şeye de kızmış olabilir o yüzden onu baz almamak lazım gibi geliyor bana * rahibeler önceleri tanrılar öfkelenmesin kızmasın diye arp, lir falan çalıp şarkılar söyleyip dans etmişler. sektöre böyle girmişler anlayacağınız. arkasından kralların evliliklerinde tanrıça inanna'yı temsil etmeye başlamışlar. hatta ilk başlarda baş rahibeler prenseslerden seçilmiş ve bu gelenek devam etmiş. yani bu mabetlerdeki baş rahibeler her daim soylu kişiler olmuş. inanna'dan fahişelerin koruyucu tanrıçası olarak bahsediliyor. tabi bu koruyuculuk sadece mabed sınırları için geçerli. diğer türlü oluşan fiili duruma müdahale etmiyormuş hanımefendi.

gılgamış destanında hikaye şu şekilde; enkidu biraz kaba saba bir adam, yol yordam bilmiyor. ormanlarda hayvanlarla takılıp, gezip, eğlenen, yiyip içen bir abi. tabi gılgamış'la arkadaş olacağı için buna biraz adabı muaşeret öğretelim diyorlar. bir mabed fahişesi ona genel kuralları öğretmeye başlıyor. en nihayetinde enkidu cinsel ilişkiyi de bu rahibeden öğreniyor. böylece mabed fahişeleri acemilere ilk cinsel ilişki konusunda rehber ve öğretmen olmaya başlıyor. yani bu görevin kökeni bu hikâye diyebiliriz. sonrasında bu kurum özellikleri değişerek babillilere ve asurlulara geçiyor. sonra tevrat ve incil falan derken işler karışık oralara girmemek lazım *

konunun sümer kökenini merak edenler muazzez ilmiye çığ'ın bereket kültü ve mabet fahişeliği kitabını okuyabilirler. semavi dinler dönemi içinse emre caner'in kutsal fahişeden bakire meryem'e toprak ve kadın adlı kitabı okunabilir.
devamını gör...

çeyrek adamlar
ökçe boyu kadınlar
organik
zamanlara tutunmuş dört nala
yuvarlanmaktalar

çocuklar da var ama
ve hâlâ güzel şarkılar
devamını gör...

başlığı okur okumaz, yaşar'ın söyleyişini kulağımda hissettiğim çok güzel bir şarkı. gece gece dilime doladınız teşekkürler
devamını gör...

kürtaj insanlık hakları kapsamında ele alınması gereken konudur. sadece kadının karar verebileceği bir durumdur. babada dahil olmak üzere kadından başka kimsenin bu konuda söz hakkı yoktur. sonuçta kürtajın ya da hamileliğin direk etkilediği beden kadının bedenidir.
dünyada her 4 hamilelikten 1'i kürtajla sonlanır. istatistiklere göre kürtajın yasaklanması ya da kişiler üstünde toplumsal baskı kurulması kürtaj oranını düşürmemektedir. kadınlar bu yasaklarla sağlıksız illegal kliniklerde hayatlarını riske atarak kürtaj yaptırmak zorunda kalmaktalar.
kürtaj yaptıramadığı için doğurmak zorunda kalan kadınların seçenekleri de sınırlandırılmıştır bu ülkelerde. istemediğiniz bir şeyin içinizde büyüdüğünü hissetmek, bakamayacağınız bir bebeğin sorumluluğuna zorlanmak haksızlıktır. sonuçta istenmeyen bebeklerle istenmeyen bir hayat yaşanır.
halbuki kürtaj hakkı kişiye sunulacak en insani haklardan biridir ve ücretsiz olarak hastanelerde yapılaması gerekir. ortada henüz düşünen ve duyan bir canlı yoktur.
kürtaja karşı olmak yerine kadın psikolojisini olumsuz yönde etkileyen kürtaj vakalarının azaltılması için okullarda cinsellik derslerinin verilmesi, bu kapsamda doğum kontrolünün anlatılması ve doğum kontrol amaçlı ürünlerin ücretsiz olarak sağlanması gerekmektedir.
bilinçli seks yapan toplumda istenmeyen hamileliklerin oranı düşer.
devamını gör...


"sizin için bizim kılıcımızdan kurtulmak yoktur. siz nerede bulunursanız bulunun oklarımız size yetişir, atlarımız her attan ziyade koşar ve oklarımız bütün siperleri deler, kılıcımız indiği yere yıldırım gibi iner, akıllarımız dağlar gibi sağlamdır, sayımız ise kumlar kadar çoktur; bizden amân dileyen selâmete erer, bizimle savaşa yeltenenler sonunda pişman olurlar. siz bize 'kâfir' diyorsunuz, biz de size 'fâsık' diyoruz. biz, bütün işleri tedvin ve takdir eden tanrı tarafından, size musallat edildik. yeryüzünün batı ve doğusu bizim elimizdedir, hiçbir yere kaçıp kurtulamazsınız."

halep emiri melik'ün-nasır'a gönderdiği mektubu yukardaki cümlelerle bitiren ilhanlı devleti hükümdarı.
devamını gör...

"kalpten kalbe bir yol vardır görülmez..."
devamını gör...

welcome to hell!
devamını gör...

yararcılık nasıl davranmamız gerektiği hakkında bir kuramdır. yararcılara göre, dünyada ne en fazla toplam hazzı üretirse her zaman onu yapmalıyız. yararcılık, ilk önce ingiliz ekonomist ve filozof (bkz: jeremy bentham) tarafından ileri sürüldü ve sonraları (bkz: john stuart mill)tarafından detaylandırıldı.

çağdaş filozoflar, yararcılığı ‘sonuççuluk’un bir formu olarak düşünürler. sonuççuluk, şu soruya verilen bir cevaptır: hangi eylemler uygulanmak için ahlaken doğrudur? sonuççuluğun cevabı ise, hangi eylem en iyi sonucu verirse. olmuştur. bu genel görünüş, hangi dünya halinin nesnel olarak diğerlerinden daha iyi olduğunu bilmemizi gerektirir. bazı filozoflar, bunun mümkün olmadığını iddia ederler.

yararcılar, neyin iyi olduğuna dair hazcı bir fikre sahip sonuççulardır. tek nesnel iyinin ‘haz’ olduğunu düşünürler. diğer sonuççular, iyinin sadece hazzı değil, aynı zamanda saygı ve eşitlik gibi şeyleri de içerdiğine inanırlar.

bazı yararcılar, hazzın farklı türlerini sıralarlar. bentham, “önyargı kenara bırakılırsa çocukların oynadığı bir oyun, müzik ve şiirin sanat ve bilimi ile eşit değerdedir.” görüşünü öne sürdü. hazzın niteliksel değil niceliksel olarak ölçülmesi gerektiğine inandı. aksine mill, entelektüel arzuların tatmininin sırf duyusal arzuların tatmininden daha iyi olduğuna inandı. “tatmin olmamış bir sokrates olmak, tatmin olmuş bir domuz olmaktan daha iyidir” diye yazmıştır.
devamını gör...

bir richard donner filmidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmin başrollerinde son yıllarda kendini iyice manevi dünyaya adayan mel gibson, güzeller güzeli jodie foster ve büyük oyuncu james garner yer almaktadır. film en iyi kostüm dalında oscar adaylığı kazanmıştır ve bu adaylığı da sonuna kadar hak etmiştir bence.

bir western filmi olan maverick ismini filmin kahramanı bret mavercik’ten alır. maverick kelime anlamı olarak da başına buyruk, burnunun dikine giden anlamına gelir ki bu bret maverick’in karakterinin tam olarak açıklar.

bret maverick buharlı bir gemide gerçekleşecek olan büyük bir poker turnuvasına katılmaya çalışmaktadır ama giriş için gerekli olan ücreti tamamlamak için üç bin dolarlık eksiği vardır. bu parayı toplamak için de yapmayacağı şey yoktur.

maverick’in canı tatlıdır, fiziksel temas gerektiren çatışmalardan uzak durur, bunun yerine insanları zekası ile alt etmeyi tercih eder ancak kendine çok benzeyen annabelle bransford ve marshal zane cooper da aynı turnuvaya katılmaya çalışmaktadır ve onlar da en az maverick kadar gözüpek ve sahtekardır.

özellikle gemide geçen son poker sahnesinin hayranı olduğumu belirtmek isterim. şeytanınız bol olsun.
devamını gör...

yapısında merkez atom olarak kobalt bulunmasından ve hemoglobine benzemesinden ötürü diğer adı kobalamindir.
suda çözünen ve metabolik süreçlerde kullanılan bir vitamindir.
genellikle hayvansal gıdalardan alınır.
eksikliğinde megaloblastik anemi, unutkanlık, kalp çarpıntısı gibi bir çok sorun görülür.
devamını gör...

eryaman.
devamını gör...

okusa keşke, sizin kimseyi meslekten soğutmak terslemek gibi bi hakkınız yok tek yapmanız gereken bildiğiniz şeyleri öğretmek. gereksiz egolarınız mide bulandırıcı.
devamını gör...

derler ki; çook eski savaş dönemlerinde fransa'da üretilen çoraplar için iplik yetersizliğinden dolayı bir nevi malzemeden çalınarak, mecburiyetten üretilmiş olan, zamanla da moda haline gelen bir çoraptır bu file çorap. yokluktan doğan ve yanlışlıkla ünlü olandır kendileri.

yırtık pırtık pantolonları moda diye giyiyoruz ya, heh ondan işte.
devamını gör...

gokkusagi olurdu..
rengarenk..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim