çok zekiyiz diye türkiye bize bu pasaportu verdi
gayri meşru her durumda kafalar zehir gibi.
devamını gör...
kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir
diyetisyenlerden sonra her doktorun tavsiyesi olan büyüklük ölçüsü. nöroloji doktoru bile sağlıklı yaşamdan bahsederken bu terimi kullandı. *
devamını gör...
30 yaş altı yazarlar uçurulsun kampanyası
sözlüğe kayıt olurken herhangi bir yaş sınırlaması vardı da ben mi göremedim?ya da benim gözlerimde sıkıntı var herhalde. akılın yaşta değil başta olduğunu unutmayalım lütfen. 30 yaş altı olduğum için sözlüğü terk mi edeyim? o zaman 30 yaş altı yazarların çoğu uçurulursa geriye çok yazar kalmaz. anlamadığım durum şu, 30 yaş üstü insanlar belli bir bilgi birikimine, ayrımcılığa mı sahip oluyor, yeni seviye açılıyor galiba.
t: akılın başta değil yaşta olduğunu düşünen yazarın beyanı.
t: akılın başta değil yaşta olduğunu düşünen yazarın beyanı.
devamını gör...
kısa boylu kadınların daha güzel olması
yine güzeliz yani. nerden baksan hep güzel çıkıyoruz
devamını gör...
yılmaz güney
adananın yumurtalık ilçesinde , tartıştığı yumurtalık hakimi sefa mutlu'yu öldürmüş , hapse girmiş ve hapisten kaçıp fransaya sığınmış kişidir kendisi . ek olarak sürekli karısını dövdüğü şiddet bağımlısı olduğu birçok kişi tarafından bilinir
çakma solcuların idolü korkak kral yılmaz güney.
çakma solcuların idolü korkak kral yılmaz güney.
devamını gör...
oralet
aslında ürün grubunun genel adı değil markanın adıydı "oralet". ama zamanla toz içecek grubunun genel adı haline geldi. tıpkı "sana yağı", "kot pantalon", "jeep", "nescafe" veya"cam sil" gibi ürünlerde de olduğu gibi, marka adı ürün grubunun genel adı haline geldi . sonraları lezzo - aralel - gökçe vb. gibi farklı markalar çıksa da hep oraletti o sıcak portakallı içecek bizim için.
büyüklerimiz tarafından çocukların çay içmesi nedense çok istenmezdi. belki çok sık gidilip gelinen misafirliklerde rahatsızlık vermemek için yapılırdı bu. oralet evlerimizde bulundurulur, misafirliğe gidilen her evde de mutlaka olurdu o yıllarda. küçük çocuklar olarak bizlerin çay istememesi için ev sahibinden "varsa bi bardak oralet içsin " diye istenen içecekti oralet.
yıllar sonra inanç konukçu'yla (hayalet) tekrar gündem oldu. işte o yüzden bir nesil oralete inanıyoruz biz..... çay mı içiyom la ben?.
büyüklerimiz tarafından çocukların çay içmesi nedense çok istenmezdi. belki çok sık gidilip gelinen misafirliklerde rahatsızlık vermemek için yapılırdı bu. oralet evlerimizde bulundurulur, misafirliğe gidilen her evde de mutlaka olurdu o yıllarda. küçük çocuklar olarak bizlerin çay istememesi için ev sahibinden "varsa bi bardak oralet içsin " diye istenen içecekti oralet.
yıllar sonra inanç konukçu'yla (hayalet) tekrar gündem oldu. işte o yüzden bir nesil oralete inanıyoruz biz..... çay mı içiyom la ben?.
devamını gör...
gece gelen kıymalı yumurta perileri
arkadaş o peri sana geldi de bize niye şutluyorsun? bize niye musallat ediyorsun? dedigim başlık.
devamını gör...
kendi başlığına gelen tüm tanımlara favori atan yazar
birisi yazmış fakat ben de aynı şeyi yazmak için gelmiştim. şudur: ev sahipliği. hani evinize gelen her misafiri çok sevmiyor olabilirsiniz ama ev sahibi oldugunuz için nezaketen gülümsersiniz. bu da ona benzer bir noktada. başlığa yazılanlar arasında sizin fikrinize yakın bir tanımsa beğenmek çok normaldir. yakın olmadığı durumlarda da işte bu ev sahipliği devreye girer.
% 100 yapmadım ama %80 yapmışımdır.
yapmaya da devam edeceğimdir.
% 100 yapmadım ama %80 yapmışımdır.
yapmaya da devam edeceğimdir.
devamını gör...
sümerler
aslında şişirilmiş bir balon olan uygarlıktır. nasıl yani diyebilirsiniz. ulan 5000 yıllık tabletler, bu tabletlerde mars gezegeninin anlatıldığı falan söyleniyor. gezegenlerin sayısını falan hepsini sümerler biliyormuş. dünyanın şeklini bile 5000 yıllık tabletlerinde tarif etmişler. bilim hiçbir şey yapmamış yani, her şey sümer tabletlerinde yazılı. böyle bir hava var, mesela bir ateist var, adam tabletleri paylaşmış internetten türkçe çevirilerini. adam tabletleri bildiğin "tefsir" ediyor, öyle uçuk bir "tefsir" ki.. mesela bileziğe, samanyolu galaksisi mi ne diyordu. şişirilmiş bir balon yapılmış bir uygarlık yani sümerler. herkes kafasına estiğine göre yorumluyor tabletleri. ulan madem her şey tabletlerde anlatılıyor, neden hala enkinin gerçek olduğuna inanmıyoruz anlamış değilim. tamam baya gelişmiş bir uygarlık ama artık her şey biliyorlardı aslında demek de yuh yani. bu kadar abartılamaz yani. utanmasalar evrim de tabletlerde anlatılıyordu diyecekler.
anunnakilerin uzaylı olduğunu sizce ilk kim söylemiştir? böyle saçma bir iddiayı muhtemelen bizim teori sevdalısı gençlerinden biri söylemiştir diyorsunuz değil mi? haayıırr efendim hayır! bu teoriyi ortaya en iyi sümerologlardan zecharia sitchin ortaya attı. hatta nibirunun bir gezegen olduğunu bile zechari sitchin iddia etmiştir! abi hadi tamam elalemi anlarım, sen sümerologsun, sen de mi 5000 yıllık bu tabletlerin uzaylılara ait olduğunu düşünüyorsun bee..
kısaca güven olmaz bu sümerologlara diyorum, böylesine güzel bir uygarlığın tarihini de berbat ettiklerini düşünüyorum.
anunnakilerin uzaylı olduğunu sizce ilk kim söylemiştir? böyle saçma bir iddiayı muhtemelen bizim teori sevdalısı gençlerinden biri söylemiştir diyorsunuz değil mi? haayıırr efendim hayır! bu teoriyi ortaya en iyi sümerologlardan zecharia sitchin ortaya attı. hatta nibirunun bir gezegen olduğunu bile zechari sitchin iddia etmiştir! abi hadi tamam elalemi anlarım, sen sümerologsun, sen de mi 5000 yıllık bu tabletlerin uzaylılara ait olduğunu düşünüyorsun bee..
kısaca güven olmaz bu sümerologlara diyorum, böylesine güzel bir uygarlığın tarihini de berbat ettiklerini düşünüyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ses tonları
ses tonumu beğenmediğim için sözlük için yaptığım bestem ve klibimle katılıyorum başlığa.
streamable.com/a7f2o2
streamable.com/a7f2o2
devamını gör...
rahatsız (yazar)
ne zaman bu yazara nickaltı girilse bana girildi sanıyorum. kısacası nicklerimizin benzediği yazar.
edit: değerli yazar gel seninle sözlükte kendi partimizi açalım. bir ortaklık kuralım yani. *
edit: değerli yazar gel seninle sözlükte kendi partimizi açalım. bir ortaklık kuralım yani. *
devamını gör...
quentin tarantino
1994 yılında, tarantino ve jon stewart arasında geçen konuşmadan ;
jon stewart : you also have a part in pulp fiction...did you sleep with the director?
quentin tarantino: ...yeah, i gave him a hand job.
jon stewart : you also have a part in pulp fiction...did you sleep with the director?
quentin tarantino: ...yeah, i gave him a hand job.
devamını gör...
anayurt oteli
modern türk edebiyatının önemli isimlerinden yusuf atılgan’ın adeta demir leblebi romanı. kitabı bir hevesle elinize alırsınız, “kısacıktır iki saatte okurum” diye düşünürsünüz. ama bu roman çiğnenmesi, yutulması, hazmı zor demir leblebi gibi oturur içinize. bu sebepledir ki yazarın bir diğer eseri olan aylak adam’ın aksine sosyal medya postlarına fazlaca konu olmaz anayurt oteli.
metinler yer yer kopuk olduğu için acaba hatalı bir basım mı okuyorum diye düşünebilirsiniz. ancak sizi temin ederim ki hem can yayınları’nın hem yapı kredi yayınları’nın baskısını okudum. yazarın tarzı böyle, hatalı basım söz konusu değil. kitabı okuyup bitirdikten sonra aklıma direkt, yıllar evvel izlediğim ve beni gerim gerim geren alfred hitchcock filmi psycho geldi. film de aslında robert bloch’un aynı adlı romanından uyarlanmış. roman dilimize “üç ruhlu adam” adıyla çevrilmiş ve 1962 yılında ülkemizde basılmış. anayurt oteli’nin ise ilk baskısı 1973 yılında yayınlanmış. anayurt oteli romanı da yine ismi değiştirilmeden 1987 yılında ömer kavur yönetmenliğinde beyaz perdeye aktarılmıştır. norman bates ile zebercet arasındaki bu benzerlik muhakkak başkasının da ilgisini çekmiştir diye düşünürken aslında amerika’yı yeniden keşfetmediğimi anladım. konuya ilişkin, linkini aşağıya bırakacağım makale bile yazılmış.
iki romanda da mekân olarak otel seçimi yapılmış. tüm hayatı boyunca, çocukluğunda, okulda, arkadaşları içerisinde, askerlikte ve otelin dışına ne zaman çıksa çarşıda başkaları tarafından dışlanan alay edilen, hakarete uğrayan zebercet, kendini sadece otelde güvende hissettiğinden otele, anayurt oteli adı verilmiştir. bu otel, zebercet ’in anavatanıdır. bu otel dışında zebercet her daim mültecidir.
gerek psycho’nun norman’ı gerekse anayurt oteli’nin zebercet’i annelerinden inanılmaz derecede etkilenmiş karakterler. izleyenler bilir; norman cinayet işlerken annesinin kıyafetlerini giyer ve peruk takar. anayurt otelinin 6 numaralı odasında kalan konuğun adı saide’dir ve bu zebercet’ in annesinin de adıdır. zebercet merdivenlerden çıkarken kadını seyretmiş ve hatta gece bu öğretmen çiftin sevişmelerini dinlemiştir. annesi ile aynı ismi taşıyan konuk sevişirken kocasına “oh bırakma, hiç bırakma beni…ohh…nasıl seninim” demektedir.
zebercet sembolik zamanlarda babasının yerine geçmektedir. örneğin sinemada tanıştığı ekrem’e kendisini babasının ismi ile tanıtmış ya da işi sorulduğu zaman babasının bir zamanlar çalıştığı nüfus müdürlüğünden bahsetmiştir. aynı zamanda zebercet’in babası ile olan fiziksel benzerliği için romanda “şıp demiş babasınınkinden düşmüş” ifadesi kullanılıyor. yine zebercet kendisini babası gibi bıyıklı hayal etmektedir.
üç ruhlu adam romanında bates, motel’e gelen mary için 6 numaralı odayı vermiştir: 6 numara kızın kaldığı odaydı. uzun bir müddet, orayı kimseye vermemek niyetindeydi. yine zebercet de gecikmeli ankara treniyle gelen kadının kaldığı odayı başka kimseye kiralamamış, soranlara da odanın dolu olduğunu söylemiştir. zebercet, gecikmeli ankara treni ile gelen kadına babasının vasiyet ettiği odayı veriyor. hatırlarsanız babası kitabın bir yerinde zebercet’e her otelde böyle bir oda olması gerektiğini söylüyor. odada kalan kadın geri gelmeyince iyice boşluğa düşen zebercet, ortalıkçı kadını öldürmenin verdiği suçluluk ile intihar ediyor. intihar ederken kullandığı ipi de bir nevi babası yerine koyduğu, aynı ortak hazzın peşine düşmüş emekli subayın odasından alıyor. iki roman veya iki film arasındaki mükemmel benzerlikleri daha fazla yazarak makaleye haksızlık etmek istemiyorum.
mükemmel alt metinler barındıran büyük bir eser, anayurt oteli. alayım günde 20 30 sayfa okurum diyorsanız uzak durun. kesinlikle sağlam bir konsantrasyon ve tek seferde bitirilecek şekilde zaman istiyor bu kitap. kitabı okuduktan sonra daha bir anlam kazanacak olan “beyaz perdede oidipus kompleksi: norman bates ve zebercet karakterlerinin metinsel okuması” adlı sırrı serhat serter makalesini de buraya bırakıyorum.makale
metinler yer yer kopuk olduğu için acaba hatalı bir basım mı okuyorum diye düşünebilirsiniz. ancak sizi temin ederim ki hem can yayınları’nın hem yapı kredi yayınları’nın baskısını okudum. yazarın tarzı böyle, hatalı basım söz konusu değil. kitabı okuyup bitirdikten sonra aklıma direkt, yıllar evvel izlediğim ve beni gerim gerim geren alfred hitchcock filmi psycho geldi. film de aslında robert bloch’un aynı adlı romanından uyarlanmış. roman dilimize “üç ruhlu adam” adıyla çevrilmiş ve 1962 yılında ülkemizde basılmış. anayurt oteli’nin ise ilk baskısı 1973 yılında yayınlanmış. anayurt oteli romanı da yine ismi değiştirilmeden 1987 yılında ömer kavur yönetmenliğinde beyaz perdeye aktarılmıştır. norman bates ile zebercet arasındaki bu benzerlik muhakkak başkasının da ilgisini çekmiştir diye düşünürken aslında amerika’yı yeniden keşfetmediğimi anladım. konuya ilişkin, linkini aşağıya bırakacağım makale bile yazılmış.
iki romanda da mekân olarak otel seçimi yapılmış. tüm hayatı boyunca, çocukluğunda, okulda, arkadaşları içerisinde, askerlikte ve otelin dışına ne zaman çıksa çarşıda başkaları tarafından dışlanan alay edilen, hakarete uğrayan zebercet, kendini sadece otelde güvende hissettiğinden otele, anayurt oteli adı verilmiştir. bu otel, zebercet ’in anavatanıdır. bu otel dışında zebercet her daim mültecidir.
gerek psycho’nun norman’ı gerekse anayurt oteli’nin zebercet’i annelerinden inanılmaz derecede etkilenmiş karakterler. izleyenler bilir; norman cinayet işlerken annesinin kıyafetlerini giyer ve peruk takar. anayurt otelinin 6 numaralı odasında kalan konuğun adı saide’dir ve bu zebercet’ in annesinin de adıdır. zebercet merdivenlerden çıkarken kadını seyretmiş ve hatta gece bu öğretmen çiftin sevişmelerini dinlemiştir. annesi ile aynı ismi taşıyan konuk sevişirken kocasına “oh bırakma, hiç bırakma beni…ohh…nasıl seninim” demektedir.
zebercet sembolik zamanlarda babasının yerine geçmektedir. örneğin sinemada tanıştığı ekrem’e kendisini babasının ismi ile tanıtmış ya da işi sorulduğu zaman babasının bir zamanlar çalıştığı nüfus müdürlüğünden bahsetmiştir. aynı zamanda zebercet’in babası ile olan fiziksel benzerliği için romanda “şıp demiş babasınınkinden düşmüş” ifadesi kullanılıyor. yine zebercet kendisini babası gibi bıyıklı hayal etmektedir.
üç ruhlu adam romanında bates, motel’e gelen mary için 6 numaralı odayı vermiştir: 6 numara kızın kaldığı odaydı. uzun bir müddet, orayı kimseye vermemek niyetindeydi. yine zebercet de gecikmeli ankara treniyle gelen kadının kaldığı odayı başka kimseye kiralamamış, soranlara da odanın dolu olduğunu söylemiştir. zebercet, gecikmeli ankara treni ile gelen kadına babasının vasiyet ettiği odayı veriyor. hatırlarsanız babası kitabın bir yerinde zebercet’e her otelde böyle bir oda olması gerektiğini söylüyor. odada kalan kadın geri gelmeyince iyice boşluğa düşen zebercet, ortalıkçı kadını öldürmenin verdiği suçluluk ile intihar ediyor. intihar ederken kullandığı ipi de bir nevi babası yerine koyduğu, aynı ortak hazzın peşine düşmüş emekli subayın odasından alıyor. iki roman veya iki film arasındaki mükemmel benzerlikleri daha fazla yazarak makaleye haksızlık etmek istemiyorum.
mükemmel alt metinler barındıran büyük bir eser, anayurt oteli. alayım günde 20 30 sayfa okurum diyorsanız uzak durun. kesinlikle sağlam bir konsantrasyon ve tek seferde bitirilecek şekilde zaman istiyor bu kitap. kitabı okuduktan sonra daha bir anlam kazanacak olan “beyaz perdede oidipus kompleksi: norman bates ve zebercet karakterlerinin metinsel okuması” adlı sırrı serhat serter makalesini de buraya bırakıyorum.makale
devamını gör...
x-ray cihazı
adliye, avm gibi yerlerin girişinde bulunan bir cihazdır.
devamını gör...
düşmanı sevme isteği
şu aralar sadece bende mi olduğunu sorguladığım tuhaf istektir. buradaki düşmandan kastım kişinin sevmediği ve kişiyi de sevmeyen insan. yani bildiğimiz düşman, evet. şöyle ki, ne zaman biri bana düşmanca davransa benden hoşlanmadığını dile getirse sanki bütün nefretim uçup gidiyor ve o kişiye sırnaşmak istiyorum.
benden nefret eden o kişiyi cezbetmek, şefkat göstermek ve sevmek istiyorum durduk yere. sanki o kişinin bana duyduğu nefretin sevgiye dönüşmesi en büyük amacım oluyor. başka kimseyi elde etmek için uğraşmadığım kadar uğraşıyorum ve sevgiye boğuyorum onu.
neden durduk yere oluyor bilmiyorum. insanlar bunu çok tuhaf karşılıyor. neden önceki gün ölüm kavgası ettiğin insana böyle sırnaşıyorsun diyorlar... lütfen bana tek olmadığımı söyleyin.
düşmanı sevgimle afallatmak için kuduruyorum resmen.
benden nefret eden o kişiyi cezbetmek, şefkat göstermek ve sevmek istiyorum durduk yere. sanki o kişinin bana duyduğu nefretin sevgiye dönüşmesi en büyük amacım oluyor. başka kimseyi elde etmek için uğraşmadığım kadar uğraşıyorum ve sevgiye boğuyorum onu.
neden durduk yere oluyor bilmiyorum. insanlar bunu çok tuhaf karşılıyor. neden önceki gün ölüm kavgası ettiğin insana böyle sırnaşıyorsun diyorlar... lütfen bana tek olmadığımı söyleyin.
düşmanı sevgimle afallatmak için kuduruyorum resmen.
devamını gör...
sabahattin ali sözleri
sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede. yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun: ne yapalım, kısmet değilmiş.
devamını gör...
normal sözlük diş hekimleri topluluğu
sonuna kadar desteklediğim topluluktur. herkes bilir diş hastalığı, diş rahatsızlığı nasıl süründürür insanı. dişçilerimiz kesinlikle gölgede kalmış kahramanlarımızdır.
her türlü uplanması gereken başlık.
+1
her türlü uplanması gereken başlık.
+1
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
ara verme , fırsat buldukça yaz, kendini fazla özletme kardeşim, zaten kafa iznine çıkan çok arkadaşımız oldu , bari senin iznin kısa sürsün lütfen, inşallah büyük bir sıkıntın yoktur, seni bekliyoruz selâmet ile gel.
devamını gör...
sözlüğün ekşimeye başlaması
sözlük hakkındaki onlarca tespitten sadece biri.
buradaki bazı insanların bir türlü anlamak istemediği bir şey var gördüğüm kadarıyla. ben ve benim gibi düşünen insanlar "burada asla eğlence olmasın" kafasında değiller. her şeyin ölçülü ve dengeli olanı güzeldir. fakat eğlenceden anladığımız şeyler arasındaki fark sıkıntı çıkarıyor. sevgili ateist kaplumbağa'nın kafa sözlük haber ajansı başlığını hatırlarsınız. işte bu tür başlıklar insanları eğlendiriyor ve arkalarında belirli bir emek var. kimsenin de bu tür başlıklardan şikayetçi olmadığını tahmin ediyorum. fakat iş "okuduğun kitabın adını pet şişeye uyarla" ya da "içinde sevdiğin yemeğin geçtiği bir cümle kur" gibi üzerinde düşünülmemiş, akla gelir gelmez burada hemen açılmış başlıklara geldiğinde işin rengi biraz değişiyor. hepiniz biliyorsunuz bu tür başlıklara sırf yazmış olmak için yazıldığını ve kimsenin de doğru dürüst okumadığını yazılanları. kaba tabirle "birbirimizi yemeyelim"!
"okuma, engelle" diyeceksiniz kolay yoldan. mesele benim engellemem değil. burada x kişinin açtığı güzel bir başlık ışık hızıyla yok oluyorsa ve o türden başlıkları okumak isteyen onlarca/yüzlerce insan varsa, bu insanların hepsinin tek tek aynı başlıkları engellemesi gerekir ki, bahsi geçen o başlık ortadan kaybolup gitmesin. fakat burada kendince bazı prensipleri gereği hiçbir insanı ve başlığı engellemeyen insanlar var. bu insanların sol frame'inde ne görüneceğini, ben kendi sol frame'imi düzenleyerek ayarlayamam. toplu bir hareket olmadığı sürece başlık engellemenin, kişinin kendisinden başka kimseye bir yararı yok. dolayısıyla ben yarım sayfa bilgi
girip o tanımı insanlar görsün, ihtiyacı olan varsa okusun ve faydalansın diye beklersem daha çok beklerim "engelle" mantığına göre hareket edersem.
***
"çözüm olarak ne öneriyorsun o zaman?" diyeceksiniz. hiçbir şey öneremiyorum çünkü önerilerimiz diğer yazarlar tarafından dikkate alınmıyor zaten. dile dolanmış 2 adet savunma var:
1- formata uygun olduğu sürece her istediğimi yapabilirim.
2- bilgi istesem bilmem hangi mecraya giderim.
işte bu savunmaların sonucu açılıyor bu sözlükle ilgili şikayet başlıkları.
öncelikle, formata uygunluk tek başına kriter değil, olmamalı. neden bazılarınızın başlıkları siliniyor? çünkü formata uygun ama içerik olarak insanların değer verdiği bazı şeyleri itin bir tarafına sokmaya yönelik. arayıp bulamıyorsunuz o başlığı açmanıza engel olan format kuralını, sonra da "ben formata uygun başlık açmıştım/tanım girmiştim, bunu silmeye yönelik bir kural yok ama sildiler" diyorsunuz. siliyorlar çünkü bazı spesifik konularla ilgili yazılar, kurallarda geçmese de, silinmek için inisiyatif gerektiriyor. buradan da anlıyoruz ki bir şeyi yapmak için "formata uyuyorum ben" demek tek başına yeterli değil. eğlence başlıkları da buna dahil, diğer başlıklar da... mesela "ben bilgi veriyorum" diyerek yalan yanlış şeyler yazıyorsanız, bunun tespiti durumunda bunlar da silinir ya da düzeltmeniz istenir yazdıklarınızı.
"bilgi istesem şuraya giderim" konusuna gelince... aynı mantıkla biz de karikatür istesek bir karikatüristin instagram sayfasına, sürekli goygoy istesek twitter'a, sanaldan tanışacağımız kişilerle seks yapmak istesek tinder'a gideriz, öyle değil mi? bu şekilde düşünürsek sözlüğün kapısına da kilidi vurmak gerekir çünkü burada yapılan, yazılan her şeyin muadili var ve isteyen gidip hepsini başka ortamlarda da okuyabilir. burada sıkıntımız bilgi yazılması da değil, eğlenilmesi de değil. bunlar arasındaki dengesizlik bizim sıkıntımız. bilgi içeriği isteyenleri "sürekli bilgi mi olurmuş?" diyerek faşistlikle suçlayanların aynı şeyi eğlence lehine yaptığını görmek de işin ironik, hatta belki biraz da trajikomik boyutu.
sonuç olarak, kendi adıma, ben sözlükte eğlence de istiyorum ama birçoğumuz gibi, bunun kaliteli olmasını istemek de hakkım sanırım. bu talebin bu kadar küçümsenmeye ya da kınanmaya çalışılması da hoş değil. yarınlar yokmuşçasına başlık açıp kendi kendine çılgınca eğlenen kişiler bunu yaparken "hak", bundan bunalıp "tamam da biraz da kaliteye mi önem verseniz acaba?" deyince "sıktınız artık!..."
böyle çifte standart olmaz.
***
sonuç ne? benim açımdan bir sonuç yok. iki taraf da kendi düşüncesini doğru bulduğu için burada değişen bir şey olmaz. buraya kadar yazdıklarım bir çeşit sesli düşünme ve içini dökme gibi algılanabilir. herkes ayrı telden devam...
buradaki bazı insanların bir türlü anlamak istemediği bir şey var gördüğüm kadarıyla. ben ve benim gibi düşünen insanlar "burada asla eğlence olmasın" kafasında değiller. her şeyin ölçülü ve dengeli olanı güzeldir. fakat eğlenceden anladığımız şeyler arasındaki fark sıkıntı çıkarıyor. sevgili ateist kaplumbağa'nın kafa sözlük haber ajansı başlığını hatırlarsınız. işte bu tür başlıklar insanları eğlendiriyor ve arkalarında belirli bir emek var. kimsenin de bu tür başlıklardan şikayetçi olmadığını tahmin ediyorum. fakat iş "okuduğun kitabın adını pet şişeye uyarla" ya da "içinde sevdiğin yemeğin geçtiği bir cümle kur" gibi üzerinde düşünülmemiş, akla gelir gelmez burada hemen açılmış başlıklara geldiğinde işin rengi biraz değişiyor. hepiniz biliyorsunuz bu tür başlıklara sırf yazmış olmak için yazıldığını ve kimsenin de doğru dürüst okumadığını yazılanları. kaba tabirle "birbirimizi yemeyelim"!
"okuma, engelle" diyeceksiniz kolay yoldan. mesele benim engellemem değil. burada x kişinin açtığı güzel bir başlık ışık hızıyla yok oluyorsa ve o türden başlıkları okumak isteyen onlarca/yüzlerce insan varsa, bu insanların hepsinin tek tek aynı başlıkları engellemesi gerekir ki, bahsi geçen o başlık ortadan kaybolup gitmesin. fakat burada kendince bazı prensipleri gereği hiçbir insanı ve başlığı engellemeyen insanlar var. bu insanların sol frame'inde ne görüneceğini, ben kendi sol frame'imi düzenleyerek ayarlayamam. toplu bir hareket olmadığı sürece başlık engellemenin, kişinin kendisinden başka kimseye bir yararı yok. dolayısıyla ben yarım sayfa bilgi
girip o tanımı insanlar görsün, ihtiyacı olan varsa okusun ve faydalansın diye beklersem daha çok beklerim "engelle" mantığına göre hareket edersem.
***
"çözüm olarak ne öneriyorsun o zaman?" diyeceksiniz. hiçbir şey öneremiyorum çünkü önerilerimiz diğer yazarlar tarafından dikkate alınmıyor zaten. dile dolanmış 2 adet savunma var:
1- formata uygun olduğu sürece her istediğimi yapabilirim.
2- bilgi istesem bilmem hangi mecraya giderim.
işte bu savunmaların sonucu açılıyor bu sözlükle ilgili şikayet başlıkları.
öncelikle, formata uygunluk tek başına kriter değil, olmamalı. neden bazılarınızın başlıkları siliniyor? çünkü formata uygun ama içerik olarak insanların değer verdiği bazı şeyleri itin bir tarafına sokmaya yönelik. arayıp bulamıyorsunuz o başlığı açmanıza engel olan format kuralını, sonra da "ben formata uygun başlık açmıştım/tanım girmiştim, bunu silmeye yönelik bir kural yok ama sildiler" diyorsunuz. siliyorlar çünkü bazı spesifik konularla ilgili yazılar, kurallarda geçmese de, silinmek için inisiyatif gerektiriyor. buradan da anlıyoruz ki bir şeyi yapmak için "formata uyuyorum ben" demek tek başına yeterli değil. eğlence başlıkları da buna dahil, diğer başlıklar da... mesela "ben bilgi veriyorum" diyerek yalan yanlış şeyler yazıyorsanız, bunun tespiti durumunda bunlar da silinir ya da düzeltmeniz istenir yazdıklarınızı.
"bilgi istesem şuraya giderim" konusuna gelince... aynı mantıkla biz de karikatür istesek bir karikatüristin instagram sayfasına, sürekli goygoy istesek twitter'a, sanaldan tanışacağımız kişilerle seks yapmak istesek tinder'a gideriz, öyle değil mi? bu şekilde düşünürsek sözlüğün kapısına da kilidi vurmak gerekir çünkü burada yapılan, yazılan her şeyin muadili var ve isteyen gidip hepsini başka ortamlarda da okuyabilir. burada sıkıntımız bilgi yazılması da değil, eğlenilmesi de değil. bunlar arasındaki dengesizlik bizim sıkıntımız. bilgi içeriği isteyenleri "sürekli bilgi mi olurmuş?" diyerek faşistlikle suçlayanların aynı şeyi eğlence lehine yaptığını görmek de işin ironik, hatta belki biraz da trajikomik boyutu.
sonuç olarak, kendi adıma, ben sözlükte eğlence de istiyorum ama birçoğumuz gibi, bunun kaliteli olmasını istemek de hakkım sanırım. bu talebin bu kadar küçümsenmeye ya da kınanmaya çalışılması da hoş değil. yarınlar yokmuşçasına başlık açıp kendi kendine çılgınca eğlenen kişiler bunu yaparken "hak", bundan bunalıp "tamam da biraz da kaliteye mi önem verseniz acaba?" deyince "sıktınız artık!..."
böyle çifte standart olmaz.
***
sonuç ne? benim açımdan bir sonuç yok. iki taraf da kendi düşüncesini doğru bulduğu için burada değişen bir şey olmaz. buraya kadar yazdıklarım bir çeşit sesli düşünme ve içini dökme gibi algılanabilir. herkes ayrı telden devam...
devamını gör...
