klistenes yasaları
(bkz: yunan yasaları)ndan biridir.
bu yasa ile sınıflar arası farklar kaldırılmış ve demokrasi geliştirilmiştir.
bu yasa ile sınıflar arası farklar kaldırılmış ve demokrasi geliştirilmiştir.
devamını gör...
eş cinsellerden nefret etme hakkı
her insanın başka bir insanı sevmeme hakkı vardır. kanı ısınmaz huyunu sevmez hayata bakış açıları farklıdır vs. ama nefret büyük bir duygu. birinin sırf sevdiği insan onunla aynı cinsiyete sahip diye nefret etmek bana yanlış geliyor. saçını pembe yapan insanlardan nefret etmek gibi. nefretinizi bile yanlış yere harcamayın. o duygularınızın en güçlüsü. sevmeyin hoşunuza gitmesin onunla görüşmeyin ama size yaptığı bir şey yokken nefret ediyorum demeyin. sevmeme hakkınız var ama saygı duymaya mecbursunuz.
devamını gör...
dinlenmesi gereken rockçılar
şebnem ferah. yıllardır hayranıyım. çok büyük hayranıyım. mesela fırtına şarkısında konser kaydı daha iyi. mesela deli kızım uyan şarkısı her üzüntüye gider. mesela ya hep ya hiç şarkısı bir direniştir.
devamını gör...
ay'ın ikiye bölünmesi mucizesi
inanç adı altında akla mantığa sığmayacak olayların en ufak bir sorgulamaya bile tabi tutulmadan binlerce yıl kabul edilebileceğinin kanıtıdır.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
comédie de la soif'nin iv. bölümünde* şöyle buyuruyor arthur rimbaud:
"sabretmeyi bilirim ben:
içebileceğim, sessiz,
ve ölebileceğim tasasız
bir akşam vardır bekleyen
birinde eski kentlerin!
direnmezse acılarım,
bir gün altınım olursa
kuzeye giderim, ya da
bağ kentlerini boylarım? …
– tatsız düşlerden usandım.
bir şey var yitip kaybolan!
dolaşıp da köşe bucak,
döndüğümde açmayacak
kapısını, o yeşil han,
güler yüzle hiçbir zaman."
"sabretmeyi bilirim ben:
içebileceğim, sessiz,
ve ölebileceğim tasasız
bir akşam vardır bekleyen
birinde eski kentlerin!
direnmezse acılarım,
bir gün altınım olursa
kuzeye giderim, ya da
bağ kentlerini boylarım? …
– tatsız düşlerden usandım.
bir şey var yitip kaybolan!
dolaşıp da köşe bucak,
döndüğümde açmayacak
kapısını, o yeşil han,
güler yüzle hiçbir zaman."
devamını gör...
suya sabuna dokunmayan yazar
aman ali rıza bey ağzımızın tadı kaçmasın minvalinde takılan, yanakları mıncırılası yazardır. gelir yazar okur oylar ve gider...
devamını gör...
zamanın kısa tarihi
zamanın kısa tarihi ya da özgün adıyla a brief history of time, profesör stephen hawking'in ilk kez 1988'de yayımlanan bir popüler bilim kitabı. ilk basımından bugüne evren hakkında çalışmaları derleyen bu kitap bilimsel yazın alanında bir başyapıt konumu kazandı. konu hakkında çok bilgisi olmayan, yeni başlayanların da birçok şey öğrenebileceği sade bir dille yazılmış kitaptır.
devamını gör...
30'luk sözlük teyzelerinden gençlere öğütler
erkek olunca 27 , kadın olunca 30. her daim ayrım bu nedir arkadaş. yok size öğüt falan. yaşayarak öğrenin.
devamını gör...
unutulmayan magazin olayları
canli yayında medyum memiş'in medyum keto'yu yumruklama'si.
devamını gör...
itici gelen kadınla bir anda gelen sevişme isteği
bir abazanın, aklı uçkurunda olanın tespiti. sanki kendisi seçilmiş insan ve kadın rin tin tin "gibi ne tatlı amcalar" deyip üstüne atlayacak!
kalk yerinde yat üşüteceksin.
kalk yerinde yat üşüteceksin.
devamını gör...
genç nüfusun yüzde 68'inin türkiye'den gitmek istemesi
çok normaldir. hatta ben daha büyük bir kesimin gitmek istediğini düşünüyorum. eğitim sistemi bu haldeyken, adalet yokken, ekonomi bitmişken, bir de üstüne gençleri ciddiye almazsanız tabii ki gitmek isteyeceklerdir.
devamını gör...
havacılık tarihinin en büyük kazası
27 mart 1977'de ispanya'nın tenerife adası'ndaki los rodeos havalimanı'nda kalkış halindeki klm hava yollarına ait bir boeing 747 henüz pistten ayrılmamışken, pan am hava yolları'na ait boeing 747'yle çarpıştı. toplam 583 kişinin öldüğü kaza havacılık tarihinin en büyük kazasıdır.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
buradan
koray avcı - hoş geldin
sen bana yangın ol efendim, ben sana rüzgar
tutuşsun gün, yansın geceler, zamanımız dar
sen bana geç geldin, ben sana erken
tutuşsun gün, yansın geceler, vaktimiz varken
koray avcı - hoş geldin
sen bana yangın ol efendim, ben sana rüzgar
tutuşsun gün, yansın geceler, zamanımız dar
sen bana geç geldin, ben sana erken
tutuşsun gün, yansın geceler, vaktimiz varken
devamını gör...
selamsız bandosu
nesli çölgeçen'in 1987 yapımı filmidir. filmin lokomotifi şener şen olsa da, uğur yücel, ali uyandıran ve üstün asutay da filmi tabiri caizse oyunculukları ile bir üst noktaya taşırlar. hikayeler mühimdir hele ki mizahi/taşlama bir film yapıyorsanız hikayenin işlenişi ve konu örgüsü daha da önem kazanır. işte selamsız bandosu'nun hikayesi de böyle. sizi acı acı güldüren cinsten. kahkaha attığınız yerler olduğu kadar, içlendiğiniz ve hüzünlendiğiniz çokça yer mevcut.
selamsız, allah'ın bile adını hatırlamadığı bir bedeldir ve cumhurbaşkanın trenle yapacağı yurt gezisinde selamsızdan geçeceği öğrenilince, belediye başkanı bu fırsatı ıskalamaz istemez. ancak köyde ne tren istasyonu ne de cumhurbaşkanını karşılayabilecek bir bando vardır...
tabi buradan sonrası biraz ipucu içerecek o yüzden filmi izlememiş olanlar aşağıdaki iki paragrafı okumasın derim * neden mi spoiler penceresini kullanmıyorum? sevmiyorum. açılıyor, kapanıyor falan bildiğiniz gıcık oluyorum. netice olarak üzerime düşeni yaptım mı? yaptım. * ha bu arada okusanız dahi filmden alacağınız tat değişmez diye düşünüyorum, öyle de keyifli bir filmdir.
efendim, selamsızın belediye başkanı latif * adı gibi latif bir zat. bir siyasetçi de olmaması gereken meziyetlere sahip. adam her şeyden evvel selamsıza adamış kendisini. sürekli selamsız için kafa yoruyor. kişisel ikbal falan yok gözünde. cumhurbaşkanı mevzusu ortaya çıkınca da, bir fırsat görüyor kendince ve değerlendirmek istiyor. biraz da hayalperest bir karakter, nahif bir adam anlayacağınız. psikoloğa gitse seni üzmüşler denilecek tarzda bir nahifliği var. atom karınca gibi beldesinin açıklarını kapamaya çalışıyor. işe de ilk olarak bando kurmakla başlıyor. malum cumhurbaşkanı karşılanacak. öyle lay lay lom olmaz bu işler. bu işin belirli bir protokolü var. e hal böyleyken bandoyu yönetecek bir şef de lazım. veriyor gazeteye ilanı. ilanı okuyup gelen 1 kişi var. yani adamın elinde başka seçenek de yok. adam ordudan atılmış eski bir bando şefi. ufakta bir kusuru var; bildiğiniz alkolik. kanımca filmdeki en enteresan karakterlerden birisidir murat şef *. onun gelgitlerini, yıkılışını, tekrar ayağa kalkışını izlemek keyiflidir. neden sonra çalışmalar başlar. bando bir anda cazibe merkezi haline gelir. selamsız ahalisi beldenin kurtuluşunu bando da görmektedir ve işte zurnanın zırt dediği yerde burasıdır. zira futbol takımının başkanı ve latif'in belalısı tahir * bu duruma çok bozulur. o andan itibaren de futbol takımı, bando gerginliği başlar. başkan latif, murat şefin tekrar içkiye başlamaması için 40 bin takla atarken bu olayların yaşanması hiç de iyi olmamıştır. yaşanan gerginlikler şefin şişenin dibini görmesine neden olur. böylece selamsızın umudunu bağladığı bando, şefinden yoksun şekilde çalışmalarına devam eder. hatırladığım kadarı ile murat şef bir akşam üzeri yine yıkılmış ve bezgin bir haldeyken başkanla birlikte selamsız sokaklarında yürümektedir. artık başkan da bunalmıştır. selamsızdan ayrılacağını falan söyler. sarılacağı son ümit kırıntısı alkol şişesinin dibini boylamıştır ona göre. murat şef o esnada evlerden gelen enstrüman seslerini duyunca ve ahalinin bando için hala çabaladığını anlayınca fikrini değiştirir. hoş sahnedir bu anlattığım sahne içinde güzel ayrıntılar barındırır. şef insanları yüzüstü bırakmak istemez ve yeniden bandonun başına geçer. bu arada bando, futbol takımının maçına gidip marşlarla takıma destek verince bu küçük belde en nihayetinde kenetlenir ve büyük güne hazır hale gelir. sayılı gün de gelip geçmiştir zaten.
tren yavaşça yaklaşır. herkes tam kadro oradadır. trenden selamlama minvalinde süleyman demirel'in şapkasına benzer bir şapka sallanır .bu esnada musa * tren duracak ümidiyle sürekli halıyı taşımakla meşguldür. ama tren geçer gider. işte o anda musa'nın trenin peşinden koşması, tüm umutlarını yitiren ahalinin bandonun çaldığı mastikaya, çekingen bir şekilde eşlik etmeye başlaması iç burkar. o sahne insanın kabine bıçak gibi saplanır. onca emek, onca hazırlık bir el sallama ve şapkayı görmek için olmuştur.
selamsız bandosu türk sinema tarihinde eleştirel mizah anlamında önemli bir yere sahiptir. günümüzde insanların sadece argo konuştuğu, adam gibi bir konusu ve olay örgüsü olmayan filmlerin komedi filmi olarak nitelenip, baş tacı edildiği şu dönemde selamsız bandosu, zübük, züğürt ağa ve benzeri filmler hak ettiği değeri görmediği gibi yenileri de çekilmiyor artık. bu da toplumun gerek algısının, gerekse ilgisinin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. aynı zamanda izleyicinin beğenisinin de günümüzde bu tabloya bakarak basitleştiğini/basitleştirildiğini söyleyebiliriz. toplumsal dönüşüm işte böyle bir şey. sizi bir kere kalitesize alıştırdılar mı? kaliteyi hatırlamak zor olduğu gibi talep etmek de imkansız hale geliyor. kaliteli mizahın mazide değil ati de olduğu günleri görmek temennisi ile...
izlemeyenler içinde amme hizmeti yapayım. buyurun efendim açın izleyin.
selamsız, allah'ın bile adını hatırlamadığı bir bedeldir ve cumhurbaşkanın trenle yapacağı yurt gezisinde selamsızdan geçeceği öğrenilince, belediye başkanı bu fırsatı ıskalamaz istemez. ancak köyde ne tren istasyonu ne de cumhurbaşkanını karşılayabilecek bir bando vardır...
tabi buradan sonrası biraz ipucu içerecek o yüzden filmi izlememiş olanlar aşağıdaki iki paragrafı okumasın derim * neden mi spoiler penceresini kullanmıyorum? sevmiyorum. açılıyor, kapanıyor falan bildiğiniz gıcık oluyorum. netice olarak üzerime düşeni yaptım mı? yaptım. * ha bu arada okusanız dahi filmden alacağınız tat değişmez diye düşünüyorum, öyle de keyifli bir filmdir.
efendim, selamsızın belediye başkanı latif * adı gibi latif bir zat. bir siyasetçi de olmaması gereken meziyetlere sahip. adam her şeyden evvel selamsıza adamış kendisini. sürekli selamsız için kafa yoruyor. kişisel ikbal falan yok gözünde. cumhurbaşkanı mevzusu ortaya çıkınca da, bir fırsat görüyor kendince ve değerlendirmek istiyor. biraz da hayalperest bir karakter, nahif bir adam anlayacağınız. psikoloğa gitse seni üzmüşler denilecek tarzda bir nahifliği var. atom karınca gibi beldesinin açıklarını kapamaya çalışıyor. işe de ilk olarak bando kurmakla başlıyor. malum cumhurbaşkanı karşılanacak. öyle lay lay lom olmaz bu işler. bu işin belirli bir protokolü var. e hal böyleyken bandoyu yönetecek bir şef de lazım. veriyor gazeteye ilanı. ilanı okuyup gelen 1 kişi var. yani adamın elinde başka seçenek de yok. adam ordudan atılmış eski bir bando şefi. ufakta bir kusuru var; bildiğiniz alkolik. kanımca filmdeki en enteresan karakterlerden birisidir murat şef *. onun gelgitlerini, yıkılışını, tekrar ayağa kalkışını izlemek keyiflidir. neden sonra çalışmalar başlar. bando bir anda cazibe merkezi haline gelir. selamsız ahalisi beldenin kurtuluşunu bando da görmektedir ve işte zurnanın zırt dediği yerde burasıdır. zira futbol takımının başkanı ve latif'in belalısı tahir * bu duruma çok bozulur. o andan itibaren de futbol takımı, bando gerginliği başlar. başkan latif, murat şefin tekrar içkiye başlamaması için 40 bin takla atarken bu olayların yaşanması hiç de iyi olmamıştır. yaşanan gerginlikler şefin şişenin dibini görmesine neden olur. böylece selamsızın umudunu bağladığı bando, şefinden yoksun şekilde çalışmalarına devam eder. hatırladığım kadarı ile murat şef bir akşam üzeri yine yıkılmış ve bezgin bir haldeyken başkanla birlikte selamsız sokaklarında yürümektedir. artık başkan da bunalmıştır. selamsızdan ayrılacağını falan söyler. sarılacağı son ümit kırıntısı alkol şişesinin dibini boylamıştır ona göre. murat şef o esnada evlerden gelen enstrüman seslerini duyunca ve ahalinin bando için hala çabaladığını anlayınca fikrini değiştirir. hoş sahnedir bu anlattığım sahne içinde güzel ayrıntılar barındırır. şef insanları yüzüstü bırakmak istemez ve yeniden bandonun başına geçer. bu arada bando, futbol takımının maçına gidip marşlarla takıma destek verince bu küçük belde en nihayetinde kenetlenir ve büyük güne hazır hale gelir. sayılı gün de gelip geçmiştir zaten.
tren yavaşça yaklaşır. herkes tam kadro oradadır. trenden selamlama minvalinde süleyman demirel'in şapkasına benzer bir şapka sallanır .bu esnada musa * tren duracak ümidiyle sürekli halıyı taşımakla meşguldür. ama tren geçer gider. işte o anda musa'nın trenin peşinden koşması, tüm umutlarını yitiren ahalinin bandonun çaldığı mastikaya, çekingen bir şekilde eşlik etmeye başlaması iç burkar. o sahne insanın kabine bıçak gibi saplanır. onca emek, onca hazırlık bir el sallama ve şapkayı görmek için olmuştur.
selamsız bandosu türk sinema tarihinde eleştirel mizah anlamında önemli bir yere sahiptir. günümüzde insanların sadece argo konuştuğu, adam gibi bir konusu ve olay örgüsü olmayan filmlerin komedi filmi olarak nitelenip, baş tacı edildiği şu dönemde selamsız bandosu, zübük, züğürt ağa ve benzeri filmler hak ettiği değeri görmediği gibi yenileri de çekilmiyor artık. bu da toplumun gerek algısının, gerekse ilgisinin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. aynı zamanda izleyicinin beğenisinin de günümüzde bu tabloya bakarak basitleştiğini/basitleştirildiğini söyleyebiliriz. toplumsal dönüşüm işte böyle bir şey. sizi bir kere kalitesize alıştırdılar mı? kaliteyi hatırlamak zor olduğu gibi talep etmek de imkansız hale geliyor. kaliteli mizahın mazide değil ati de olduğu günleri görmek temennisi ile...
izlemeyenler içinde amme hizmeti yapayım. buyurun efendim açın izleyin.
devamını gör...
tadı hayal kırıklığına uğratan yiyecekler
avakado
devamını gör...
almaktan en çok haz duyulan mesajlar
tatlı yaptım, gel.
tatlı yemeye gel.
tatlı yemeye gidelim mi?
içinde tatlı olan her mesaj.
tatlı yemeye gel.
tatlı yemeye gidelim mi?
içinde tatlı olan her mesaj.
devamını gör...
şu an hissettiğiniz burukluğun sebebi
ağlıyorum, sürekli bir şeylere koşmaktan ; sürekli bir seyler beklenmesinden, her ne yaparsam yapayım kimseye yetememekten, iğrenç bencilliklerinden dolayı ağlıyorum. hatta ölesim var.
devamını gör...
günde 4 saat uyuyan insan
farzet ömrüm 60 sene.
ömür boyunca günde;
8 saat uyku ile 20 sene.
4 saat uyku ile 10 sene uyumuş oluyorum.
fazladan 10 sene yaşamış oluyorum.
değmez mi?
ömür boyunca günde;
8 saat uyku ile 20 sene.
4 saat uyku ile 10 sene uyumuş oluyorum.
fazladan 10 sene yaşamış oluyorum.
değmez mi?
devamını gör...
sertab erener'in artık doğurmamamız gerekiyor sözleri
artık doğurmamamız değil artık imkanlarımız ölçüsünde doğurmalıyız diye anlamak isterim.
ben 3 çocuk annesiyim, temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor, ruhsal açıdan da onlara destek olabilmeyi başarıyorum. 3 çocuğum daha olsaydı yapmam mümkün olur muydu emin değilim.
bir dilim ekmek, biraz peynir ile karnını doyurabiliyorum diye sürekli üremek bana da doğru gelmiyor. öte yandan iyi yetiştirilmiş, doğru eğitilmiş, düşünen, hayata artı değerler katabilen gençlere ihtiyacımız yok mu? çok var.
özetle, fiziksel ve ruhsal olarak ihtiyaçlarını karşılayabileceğiniz, doğduğu andan ömrünüzün sonuna kadar destekleyebileceğiniz, en önemlisi çok seveceğiniz kadar çocuk doğurun.
ben 3 çocuk annesiyim, temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor, ruhsal açıdan da onlara destek olabilmeyi başarıyorum. 3 çocuğum daha olsaydı yapmam mümkün olur muydu emin değilim.
bir dilim ekmek, biraz peynir ile karnını doyurabiliyorum diye sürekli üremek bana da doğru gelmiyor. öte yandan iyi yetiştirilmiş, doğru eğitilmiş, düşünen, hayata artı değerler katabilen gençlere ihtiyacımız yok mu? çok var.
özetle, fiziksel ve ruhsal olarak ihtiyaçlarını karşılayabileceğiniz, doğduğu andan ömrünüzün sonuna kadar destekleyebileceğiniz, en önemlisi çok seveceğiniz kadar çocuk doğurun.
devamını gör...
