insanın kendini çaresiz hissettiği anlar
hastalık ve ölüm olunca, zaman da dahil her şey durur ,kalakalırsınız .
devamını gör...
endemik bitki
yeryüzünün yalnızca belirli bölgelerinde yayılış gösteren (yaşam alanı belirli bir bölgeyle sınırlı) canlı tür ya da cinslerine endemik denir.
türkiye'de yaklaşık 3000 endemik tür vardır.
kasnak meşesi
en sık görüldüğü bölgeler konya, afyon, ısparta ve kütahya illeridir.
sığla ağacı
endemik bitkiler arasında bulunan sığla ağacı türkiye'de en sık muğla ve fethiye civarlarında görülür.
ispir meşesi
ispir meşesi yozgat, kastamonu ve doğu anadolu bölgesinin genelinde görülebilen bir türdür.
datça hurması
teke yarımadası ve datça’da yetişen bir bitkidir.
kazdağı göknarı
yalnızca kazdağı'nda görülebilen bu türün boyu yaklaşık olarak 30 metreye kadar uzayabilir.
anadolu glayölü
genellikle akdeniz ve ege bölgelerinde rastlanılan anadolu glayölü, kızılçam ormanları ve makilerde bahar ve yaz aylarında görülür. çok narin bir endemik bitki olan anadolu glayölü, hızlı azalma nedeniyle tamamen yok olma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.
ters lale
anadolu'da hemen hemen her bölgede rastlanılan bu çiçek türü en çok hakkari ve van bölgelerinde yetişir. her dalında 6 yaprak bulunan ters lale'nin boyu yaklaşık 70 cm kadar uzar. genellikle 1000-3000 metre arasındaki rakımlarda görülür.
eber sarısı - piyam
türk botanikçiler tarafından 1982 yılında keşfedilen eber sarısı, dünyada yalnızca akşehir ve eber göllerinin yamaçlarında parçalı popülasyonlar halinde bulunmaktadır.
antalya çiğdemi
adından da anlaşılacağı gibi yalnızca antalya'da yetişen bir türdür.
zambakgiller
türkiye'de 430 farklı türü bulunan zambakgiller en sık manisa'da görülürler.
kral eğreltisi
başta karadeniz bölgesi olmak üzere ülkemizdeki nemli topraklarda görülür.
buradan
türkiye'de yaklaşık 3000 endemik tür vardır.
kasnak meşesi
en sık görüldüğü bölgeler konya, afyon, ısparta ve kütahya illeridir.
sığla ağacı
endemik bitkiler arasında bulunan sığla ağacı türkiye'de en sık muğla ve fethiye civarlarında görülür.
ispir meşesi
ispir meşesi yozgat, kastamonu ve doğu anadolu bölgesinin genelinde görülebilen bir türdür.
datça hurması
teke yarımadası ve datça’da yetişen bir bitkidir.
kazdağı göknarı
yalnızca kazdağı'nda görülebilen bu türün boyu yaklaşık olarak 30 metreye kadar uzayabilir.
anadolu glayölü
genellikle akdeniz ve ege bölgelerinde rastlanılan anadolu glayölü, kızılçam ormanları ve makilerde bahar ve yaz aylarında görülür. çok narin bir endemik bitki olan anadolu glayölü, hızlı azalma nedeniyle tamamen yok olma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.
ters lale
anadolu'da hemen hemen her bölgede rastlanılan bu çiçek türü en çok hakkari ve van bölgelerinde yetişir. her dalında 6 yaprak bulunan ters lale'nin boyu yaklaşık 70 cm kadar uzar. genellikle 1000-3000 metre arasındaki rakımlarda görülür.
eber sarısı - piyam
türk botanikçiler tarafından 1982 yılında keşfedilen eber sarısı, dünyada yalnızca akşehir ve eber göllerinin yamaçlarında parçalı popülasyonlar halinde bulunmaktadır.
antalya çiğdemi
adından da anlaşılacağı gibi yalnızca antalya'da yetişen bir türdür.
zambakgiller
türkiye'de 430 farklı türü bulunan zambakgiller en sık manisa'da görülürler.
kral eğreltisi
başta karadeniz bölgesi olmak üzere ülkemizdeki nemli topraklarda görülür.
buradan
devamını gör...
bektaşi fıkrası
köylü yağmur duasına çıkıyormuş, bektaşi'ye "sen de gel" demişler. baba erenler kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı tarlaya dikmiş, göğe bakarak:
- bizimki de burası, demiş.
duadan sonra bir yağmur bir yağmur; ortalığı seller basmış. bektaşi'nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş. bu manzarayı gören bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:
- kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende...
- bizimki de burası, demiş.
duadan sonra bir yağmur bir yağmur; ortalığı seller basmış. bektaşi'nin tarlasında ne varsa sular almış götürmüş. bu manzarayı gören bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:
- kabahat sende değil, bu tarlayı sana gösterende...
devamını gör...
yazılacak kitabın ilk cümlesi
bilsem oturur yazmaya başlarım.
devamını gör...
moderasyona soru sor
devamını gör...
aşkın metafiziği
schopenhauer'e olan aşkımdan sanırım, bir büyük boy metin yazmıştım. aşk değil ama ölümün metafiziği benim açımdan, nasıl olsa aşk ile ölüm aynı..
hikaye tadında, arzu edenler buyurup, okuyabilirler;
not: cc
ben bu gün öldüm, ölüler hissedemez derler. tenime dokunan demirin yakıcı soğukluğunu, gözlerimdeki kataraktı, tırnaklarımın etimden ayrılışını, sırtıma dolan kanın yarattığı morluğun tarifsiz acısını, gözlerimin kaydığını ve boyumun biraz daha uzadığını hissediyorum. üzerine yatırdıkları demir sedyeden parmaklarım taşıyor. az sonra ve bundan sonra başıma gelecekleri kestirmem ise güç....
hayatınızın en yorgun döneminde, ciğerinizden gelen adrenalini hissettiniz mi hiç? çocukluğunuzu tekrar edecek gücün hala içinizde olduğunu düşündüğünüz o anlar?..
ben adelin, bu gün 52. yaşıma basarken arizona 'nın çöllerinden birinde, seher vakti ayaz'a karşı babamın bana küçükken hediye ettiği venüsü izliyorum, bilirsiniz bazı çocukların pahalı oyuncakları, onlara büyük hediyeler veren ebeveynleri vardır. benim ailem bana daima hediye olarak hayal gücümü armağan etti..
hayat 45 den sonra başlar lafının sonsuz destekçisiyim. hayat olduğunuz andan başlar, ondan öncesi ise bir avuç sanrıyı kapsar..
bu gün 63. doğum günüm, bu gün yeniden doğdum, kars'ın şirin bir köyünde ata yadigarı, sarıkamış eteklerinde 5 çocuğa davul çalarken buldum kendimi. hayatımın her günü gibi bu gün de güzeldi..
65. doğum günüm bu gün. biricik kız kardeşimin mezarının mermerini temizlerken, cildimde çıkan kahve rengi lekelere gözlerim takıldı. 65. yaşımda en büyük servetim askeri emekli ikramiyesi ile aldığım karavan. ne arkamdan bir dua okuyacak olan dostum var, ne de beni uzun uzun yâd edecek tanıdıklarım. kendi başıma yaşamayı daima sevdim, tek başıma ölmeyi de seveceğimden bir hayli eminim. aziz nesin gibi olmalı cenaze işlerim, çocuklar mezarımın üzerinde oyun oynamalı, kimse yaşarken olduğu gibi bilmemeli ben neredeyim. yıkanmamalı cesedim ve günahlarım ile gömülmeliyim. en büyük servetim, gezip gördüklerim, yaptıklarım ve bana zararı hiç dokunmamış olan şiirlerim ve 2 okuma kitabım mezarımda arkadaşım olmaya devam etmeli benim..
epeyce gördüğüm insanların ve hastalıkların çirkin yüzleri, sevgi 'nin en karası, uçurumun son çiçeği, tekila bardağının içerisindeki limon çekirdekleri, tuzun harmanlanmış lezzeti, en sevilenlerin göçüp gitmesi, onlarca hastalık, onlarca bağ ile 65 yılın 65 saniyesini dahi boşa geçirmedim. sadece, her zaman bir kitabın olmasını isterdim, şu dünyada bir gün ne kleopatra hatırlanacak, ne aristo ne yücelttiğimiz diğerleri. einstein gibi, tesla, atatürk gibi gerçek eserler bırakmış sanatkar ve sanatçılar ise öğrettikleri için daima akıllarda kalacak ve tekrar tekrar doğacaklar elbet ki. egomu affedin, ben de onlardan biri olmak isterdim. başaramadım maalesef ki, her yazan, yazar değildir çünkü..
en azından kendim için ufak izler bırakabildim, yıllar sonra ellerindeki oyuncaklara bakınca ismimi anacak çocuklar, geçtiğim yollarda kaybolunca izleri takip edecek insanlar, anlattığım hikayeleri hatırlayınca resmimin hafızalarında canlanacağını bildiğim 5 6 kişi tahmin edebilirim. bir insanın ölümsüz olabilmesi için bunlar yeterli sebepler. bir çok şeyi kavrayabiliyorum tabii, peki ya ölümden sonrası?..
herkes bu konu için başka bir açıklama getiriyor, herkesin bir teorisi var ve bu çoğunlukla kişiden kişiye değişiyor. peki ya benim teorim?..
yaşarken ölümden sonrasının tıpkı doğmadan önceki yaşamımız gibi olduğuna dair bir inancım vardı. yetiştiğim müslüman aile yapısında ölümden sonrasına iman etmek dinimizin temel prensiplerindendir. fakat ben ters çıkıp yarı agnostik yarı ateist bir görüşü benimsemiştim. flu bir boşluk olduğunu ve bunu doğumdan öncesini hatırlayamadığımız, ya da daha doğru bir tabirle bilemediğimiz gibi bilemeyeceğimizi savunuyordum. tabii yaşarken her şey insana koca bir boşluktan ibaretmiş gibi geliyor..
66. yaşıma henüz yeni girdim, burada, kızımın yanında sidney'de kuzey ışıklarını izliyorum, havada bir gök gürültüsü hakim....
ölümünün bu kadar ihtimali bir sebepten olacağı hiç aklıma gelmezdi, şimdi morgun soğuk demirleri arasında vucudumdaki kırmızı damar çatlağı ve varise benzeyen morarmış izlere bakıyorum. tırın altında kalmak, denizde boğulmak ya da yılların alkol sigara birikimi sonucu oluşan kalp damar hastalıklarının sonumu getireceğini düşünürdüm. üzerime yıldırım düştüğü için öleceğim aklıma gelmezdi. çok acıdığını söyleyemem, tıpkı diğer yanık vakalarında olduğu gibi 3 saniyelik tarifsiz acı sonrası sinir hücreleri ve köklerinin yanması sonucu derin bir hissizlik, bundan sonrası koca bir karanlık. gözlerimi açtığım düşünmem fakat duygusal olarak yaptığımın farkında varıp, bu durumu kabullenmem 6 saatimi aldı. hala durumumu benimseyebilmiş değilim, yaşadığım ülkeden uzaklarda tabiri caizse gurbette ölmek kelimenin tam anlamıyla bir vehamet,ağır bir yük. yılmaz güney, ahmet kaya, nazım hikmet ve daha nicelerin din dil ırk ayırmaksın bu durumu yaşamış olması çok acı verici...
24 saatin sonunda biricik kızımın yaşlı gözlerle beni teşhis etmeye gelmesi, bir babanın yaşayabileceği en kötü anlardan. bu günleri yaşayacağımı tahmin edemezdim. kızımın ağzımdan çıkan 2 söz beni çok etkiledi; 'bir zamanlar ismimin yazılı olduğu dövmesi şimdi koca bir lekeyi andırıyor, sırtındaki bu izleri ise daha önce hiç görmemiştim,babam işkence gördüğünden hiç söz etmemişti.'
film şeridi tabirini bilir misiniz? ben çok merak ederdim. ölen bir çok kişinin yaşadığı gibi bu durumu ben de yaşadım, lakin ortada bir sorun var. film şeridi yani hayatımızın bazı anları gözümüzün önünden geçiyor, bunlar genelde en acı verici olanlar. gençliğimde gördüğüm işkenceler, ailemi kaybettiğim gün dostlarımın ve aile büyüklerimin destek verişi, kaza yaptığımda direksiyonu sağa sola kırışım, kızımın doğumunda hastaneye yetiştirmediğim eşimin kan kaybını kesmeye çalışmam, kızımın ikizini mezara bıraktığım anlar ve daha niceleri..
bu ölüm büyük kıyamet, herkesin 2 kıyameti var, biri yaşadığı acı dolu anlar, diğeri ise kendi ölümü. anılarım bana yol göstermeye çalışıyorlardı, o anlarda ne yaptığımı zihnim bir oyun ile gözümün önüne getirip beni ölümden korumaya çalışıyordu, tabii nafile. işkence gördüğümü biricik kızımın bilmesini istemezdim...
her şeyi duyuyor, görüyor, hissediyor ve anlıyorum. her anı yaşıyorum, fakat bedenime yapılanların bana acı veriyor olması daimi acı olduğundan ve bunun ne kadar süreceğini bilmediğimden dolayı korkutucu. diğer ruhlar ile konuşabiliyor, bedenimden çok uzaklaşamıyorum.
bir yan kapsülde olan dostum çok acı çekiyor. sebebi, denizde boğulması ve tuzlu deniz suyunu ciğerlerinden atamayışı imiş. henüz genç, çok genç. ailesi ile gittikleri bir tatil köyünde bilinçsizce denizde yüzerken girdaba kapılmış, kuzenleri bunu oyun sanıp karışmamış, öldüğünü anlayınca ise boynuna bir ip geçirip sahile çekmişler. tabii çabalar sonuç vermemiş. ebeveynlerinin sahilde onu kontrol etmeyişi ve ve alkol kullanıyor olmaları bu duruma zemin hazırlamış, ufak bir kız kardeşi varmış, en çok onu özleyeceğini söylüyor. ve böyle daha nice cesetler tanıdım, yaşarken sosyalleşemediğim kadar...
keşke biraz daha ömrüm olsaydı, bir şeyler yapabilseydim bu dünya için, vatanım için, bayrağım için.biraz daha geçmişte yaşayabilseydim. dünyayı bu kadar çok gezip insanların ve kültürlerin birbirlerine nasıl sahip çıkıp, asimile olmamak için direnişlerine biraz daha gözüm kapalı bakabilseydim. yıllarca gezdim, mükemmeliği vaad edip sokaklarda açbil aç yatan insanların olduğu şehirlerde. teksas'da varlığını ikiye katlamak isterken tüm parasını kaybeden, somali 'de ekmek verdiği çocuk ile resim çekilip, sonrasında arkasına bakmadan giden, suriye' de savaşı resimleyip korumaları ile vip araca binen midesi beyninden büyük, karnı zihninden tok dev cüsseli insancıklar gördüm..
yıllarca gezdim, bir yerlerde bir şeyler öğrenip kendi ülkemde bunları yansıtmak istemenin hayali ile. insanların pisliklerini gördüm, yapılan adaletsizlikler, kahraman dedikleri insanlara bir süre sonra terörist yaftası yapıştıran zihni zeytinyağından hallice uğursuz yürekliler gördüm. suriye vatandaşına sorulduğunda olası bir harp durumunda sizi ağırlardık diyip, ufacık bir geçmiş olayda bizleri sınırlarından dahi geçirmiyor oluşlarına şahit oldum. belki izin verilmezdi yaşadıklarımı, gördüklerimi, düşündüklerimi bile yazmama hatta mizahını yapmama. bir toplumun en yüksek güçlerinden biri mizahı ve mizaçı'dır oysa. ben bu aralar öldüm yalnız, yaşarken ölünecek pek çok vakâ gördüm. bu gün beni bir metre toprağın altına koyacak olmaları değil korktuğum,fikirleri ve duruşunu yazacak başkalarının korkup susacağıdır asıl olay. elbet bir gün bir yerlerde zihni gökte parlayan güneş'den açık, gece tavanda asılı olan ay' dan yansıtıcı genç bireyler olacaktır. umarım, hala onları izlediğimizi ve döktükleri kanlar ile aldıkları bu kutsal misak-ı milli'ler içinde onlarla gurur duymaya devam ettiğimizi biliyorlardır. ben ki vatanımdan uzakta bir cesedim, ama umarım bir gün, hissettiğimiz ve onurunu taşıdığımız her alanın vatan parçası olduğunu anlayacaklardır...
kızım bu gün cesedimi bir cenaze arabası ile almaya geliyor. vasiyetimi yerine getirmesini temenni ediyorum, çocuklar üzerimde oyun oynamalılar, fakat bu durumu hoş karşılayacağını çok hissetmiyorum....
bir şairin eseri geldi aklıma ;
'günüm gelmiş, saatim çalmıştı nihayet.
ölmüştüm, kabrinde unutulmuştu ceset;
zulmette böcekler eczasını yiyordu.'..
en korktuğum şey bedenimdeki böcekleri hissetmekti, fakat toprak kılıfının ruhu koruyor oluşu manidar, sadece ruhum zaman zaman hissediyor bedenine olanları.kızım beni bir mezara gömdü. fakat hala üzerimden onlarca insanlar geçiyor. yere bir taş sabitlenmiş, o taş benim ismimi taşıyor..
henüz okuyacak çok kitabım ve gezecek çok yerim var, kızım bazen geliyor, kemiklerim dahi eriyor lakin bu coğrafyada havâların seyrine doyum olmuyor.
belki bir gün, tecrübeli bir ruh olduğumda özlem duyduğum vatanımda semalara yelken açarım...
şimdi 67. yılımda mezarımın üzerine oturmuş gelen geçeni izliyorum, kabrinde bir ceset, zamanda bir yolcu, şiirde bir kıta, alemde bir rûya, hayalde bir baba olarak..
anladım ki fiziki olarak var olmamız bir anlama gelmiyor, insan asıl yaşamaya, öldükten sonra başlıyor..
hakları saklıdır.
hikaye tadında, arzu edenler buyurup, okuyabilirler;
not: cc
ben bu gün öldüm, ölüler hissedemez derler. tenime dokunan demirin yakıcı soğukluğunu, gözlerimdeki kataraktı, tırnaklarımın etimden ayrılışını, sırtıma dolan kanın yarattığı morluğun tarifsiz acısını, gözlerimin kaydığını ve boyumun biraz daha uzadığını hissediyorum. üzerine yatırdıkları demir sedyeden parmaklarım taşıyor. az sonra ve bundan sonra başıma gelecekleri kestirmem ise güç....
hayatınızın en yorgun döneminde, ciğerinizden gelen adrenalini hissettiniz mi hiç? çocukluğunuzu tekrar edecek gücün hala içinizde olduğunu düşündüğünüz o anlar?..
ben adelin, bu gün 52. yaşıma basarken arizona 'nın çöllerinden birinde, seher vakti ayaz'a karşı babamın bana küçükken hediye ettiği venüsü izliyorum, bilirsiniz bazı çocukların pahalı oyuncakları, onlara büyük hediyeler veren ebeveynleri vardır. benim ailem bana daima hediye olarak hayal gücümü armağan etti..
hayat 45 den sonra başlar lafının sonsuz destekçisiyim. hayat olduğunuz andan başlar, ondan öncesi ise bir avuç sanrıyı kapsar..
bu gün 63. doğum günüm, bu gün yeniden doğdum, kars'ın şirin bir köyünde ata yadigarı, sarıkamış eteklerinde 5 çocuğa davul çalarken buldum kendimi. hayatımın her günü gibi bu gün de güzeldi..
65. doğum günüm bu gün. biricik kız kardeşimin mezarının mermerini temizlerken, cildimde çıkan kahve rengi lekelere gözlerim takıldı. 65. yaşımda en büyük servetim askeri emekli ikramiyesi ile aldığım karavan. ne arkamdan bir dua okuyacak olan dostum var, ne de beni uzun uzun yâd edecek tanıdıklarım. kendi başıma yaşamayı daima sevdim, tek başıma ölmeyi de seveceğimden bir hayli eminim. aziz nesin gibi olmalı cenaze işlerim, çocuklar mezarımın üzerinde oyun oynamalı, kimse yaşarken olduğu gibi bilmemeli ben neredeyim. yıkanmamalı cesedim ve günahlarım ile gömülmeliyim. en büyük servetim, gezip gördüklerim, yaptıklarım ve bana zararı hiç dokunmamış olan şiirlerim ve 2 okuma kitabım mezarımda arkadaşım olmaya devam etmeli benim..
epeyce gördüğüm insanların ve hastalıkların çirkin yüzleri, sevgi 'nin en karası, uçurumun son çiçeği, tekila bardağının içerisindeki limon çekirdekleri, tuzun harmanlanmış lezzeti, en sevilenlerin göçüp gitmesi, onlarca hastalık, onlarca bağ ile 65 yılın 65 saniyesini dahi boşa geçirmedim. sadece, her zaman bir kitabın olmasını isterdim, şu dünyada bir gün ne kleopatra hatırlanacak, ne aristo ne yücelttiğimiz diğerleri. einstein gibi, tesla, atatürk gibi gerçek eserler bırakmış sanatkar ve sanatçılar ise öğrettikleri için daima akıllarda kalacak ve tekrar tekrar doğacaklar elbet ki. egomu affedin, ben de onlardan biri olmak isterdim. başaramadım maalesef ki, her yazan, yazar değildir çünkü..
en azından kendim için ufak izler bırakabildim, yıllar sonra ellerindeki oyuncaklara bakınca ismimi anacak çocuklar, geçtiğim yollarda kaybolunca izleri takip edecek insanlar, anlattığım hikayeleri hatırlayınca resmimin hafızalarında canlanacağını bildiğim 5 6 kişi tahmin edebilirim. bir insanın ölümsüz olabilmesi için bunlar yeterli sebepler. bir çok şeyi kavrayabiliyorum tabii, peki ya ölümden sonrası?..
herkes bu konu için başka bir açıklama getiriyor, herkesin bir teorisi var ve bu çoğunlukla kişiden kişiye değişiyor. peki ya benim teorim?..
yaşarken ölümden sonrasının tıpkı doğmadan önceki yaşamımız gibi olduğuna dair bir inancım vardı. yetiştiğim müslüman aile yapısında ölümden sonrasına iman etmek dinimizin temel prensiplerindendir. fakat ben ters çıkıp yarı agnostik yarı ateist bir görüşü benimsemiştim. flu bir boşluk olduğunu ve bunu doğumdan öncesini hatırlayamadığımız, ya da daha doğru bir tabirle bilemediğimiz gibi bilemeyeceğimizi savunuyordum. tabii yaşarken her şey insana koca bir boşluktan ibaretmiş gibi geliyor..
66. yaşıma henüz yeni girdim, burada, kızımın yanında sidney'de kuzey ışıklarını izliyorum, havada bir gök gürültüsü hakim....
ölümünün bu kadar ihtimali bir sebepten olacağı hiç aklıma gelmezdi, şimdi morgun soğuk demirleri arasında vucudumdaki kırmızı damar çatlağı ve varise benzeyen morarmış izlere bakıyorum. tırın altında kalmak, denizde boğulmak ya da yılların alkol sigara birikimi sonucu oluşan kalp damar hastalıklarının sonumu getireceğini düşünürdüm. üzerime yıldırım düştüğü için öleceğim aklıma gelmezdi. çok acıdığını söyleyemem, tıpkı diğer yanık vakalarında olduğu gibi 3 saniyelik tarifsiz acı sonrası sinir hücreleri ve köklerinin yanması sonucu derin bir hissizlik, bundan sonrası koca bir karanlık. gözlerimi açtığım düşünmem fakat duygusal olarak yaptığımın farkında varıp, bu durumu kabullenmem 6 saatimi aldı. hala durumumu benimseyebilmiş değilim, yaşadığım ülkeden uzaklarda tabiri caizse gurbette ölmek kelimenin tam anlamıyla bir vehamet,ağır bir yük. yılmaz güney, ahmet kaya, nazım hikmet ve daha nicelerin din dil ırk ayırmaksın bu durumu yaşamış olması çok acı verici...
24 saatin sonunda biricik kızımın yaşlı gözlerle beni teşhis etmeye gelmesi, bir babanın yaşayabileceği en kötü anlardan. bu günleri yaşayacağımı tahmin edemezdim. kızımın ağzımdan çıkan 2 söz beni çok etkiledi; 'bir zamanlar ismimin yazılı olduğu dövmesi şimdi koca bir lekeyi andırıyor, sırtındaki bu izleri ise daha önce hiç görmemiştim,babam işkence gördüğünden hiç söz etmemişti.'
film şeridi tabirini bilir misiniz? ben çok merak ederdim. ölen bir çok kişinin yaşadığı gibi bu durumu ben de yaşadım, lakin ortada bir sorun var. film şeridi yani hayatımızın bazı anları gözümüzün önünden geçiyor, bunlar genelde en acı verici olanlar. gençliğimde gördüğüm işkenceler, ailemi kaybettiğim gün dostlarımın ve aile büyüklerimin destek verişi, kaza yaptığımda direksiyonu sağa sola kırışım, kızımın doğumunda hastaneye yetiştirmediğim eşimin kan kaybını kesmeye çalışmam, kızımın ikizini mezara bıraktığım anlar ve daha niceleri..
bu ölüm büyük kıyamet, herkesin 2 kıyameti var, biri yaşadığı acı dolu anlar, diğeri ise kendi ölümü. anılarım bana yol göstermeye çalışıyorlardı, o anlarda ne yaptığımı zihnim bir oyun ile gözümün önüne getirip beni ölümden korumaya çalışıyordu, tabii nafile. işkence gördüğümü biricik kızımın bilmesini istemezdim...
her şeyi duyuyor, görüyor, hissediyor ve anlıyorum. her anı yaşıyorum, fakat bedenime yapılanların bana acı veriyor olması daimi acı olduğundan ve bunun ne kadar süreceğini bilmediğimden dolayı korkutucu. diğer ruhlar ile konuşabiliyor, bedenimden çok uzaklaşamıyorum.
bir yan kapsülde olan dostum çok acı çekiyor. sebebi, denizde boğulması ve tuzlu deniz suyunu ciğerlerinden atamayışı imiş. henüz genç, çok genç. ailesi ile gittikleri bir tatil köyünde bilinçsizce denizde yüzerken girdaba kapılmış, kuzenleri bunu oyun sanıp karışmamış, öldüğünü anlayınca ise boynuna bir ip geçirip sahile çekmişler. tabii çabalar sonuç vermemiş. ebeveynlerinin sahilde onu kontrol etmeyişi ve ve alkol kullanıyor olmaları bu duruma zemin hazırlamış, ufak bir kız kardeşi varmış, en çok onu özleyeceğini söylüyor. ve böyle daha nice cesetler tanıdım, yaşarken sosyalleşemediğim kadar...
keşke biraz daha ömrüm olsaydı, bir şeyler yapabilseydim bu dünya için, vatanım için, bayrağım için.biraz daha geçmişte yaşayabilseydim. dünyayı bu kadar çok gezip insanların ve kültürlerin birbirlerine nasıl sahip çıkıp, asimile olmamak için direnişlerine biraz daha gözüm kapalı bakabilseydim. yıllarca gezdim, mükemmeliği vaad edip sokaklarda açbil aç yatan insanların olduğu şehirlerde. teksas'da varlığını ikiye katlamak isterken tüm parasını kaybeden, somali 'de ekmek verdiği çocuk ile resim çekilip, sonrasında arkasına bakmadan giden, suriye' de savaşı resimleyip korumaları ile vip araca binen midesi beyninden büyük, karnı zihninden tok dev cüsseli insancıklar gördüm..
yıllarca gezdim, bir yerlerde bir şeyler öğrenip kendi ülkemde bunları yansıtmak istemenin hayali ile. insanların pisliklerini gördüm, yapılan adaletsizlikler, kahraman dedikleri insanlara bir süre sonra terörist yaftası yapıştıran zihni zeytinyağından hallice uğursuz yürekliler gördüm. suriye vatandaşına sorulduğunda olası bir harp durumunda sizi ağırlardık diyip, ufacık bir geçmiş olayda bizleri sınırlarından dahi geçirmiyor oluşlarına şahit oldum. belki izin verilmezdi yaşadıklarımı, gördüklerimi, düşündüklerimi bile yazmama hatta mizahını yapmama. bir toplumun en yüksek güçlerinden biri mizahı ve mizaçı'dır oysa. ben bu aralar öldüm yalnız, yaşarken ölünecek pek çok vakâ gördüm. bu gün beni bir metre toprağın altına koyacak olmaları değil korktuğum,fikirleri ve duruşunu yazacak başkalarının korkup susacağıdır asıl olay. elbet bir gün bir yerlerde zihni gökte parlayan güneş'den açık, gece tavanda asılı olan ay' dan yansıtıcı genç bireyler olacaktır. umarım, hala onları izlediğimizi ve döktükleri kanlar ile aldıkları bu kutsal misak-ı milli'ler içinde onlarla gurur duymaya devam ettiğimizi biliyorlardır. ben ki vatanımdan uzakta bir cesedim, ama umarım bir gün, hissettiğimiz ve onurunu taşıdığımız her alanın vatan parçası olduğunu anlayacaklardır...
kızım bu gün cesedimi bir cenaze arabası ile almaya geliyor. vasiyetimi yerine getirmesini temenni ediyorum, çocuklar üzerimde oyun oynamalılar, fakat bu durumu hoş karşılayacağını çok hissetmiyorum....
bir şairin eseri geldi aklıma ;
'günüm gelmiş, saatim çalmıştı nihayet.
ölmüştüm, kabrinde unutulmuştu ceset;
zulmette böcekler eczasını yiyordu.'..
en korktuğum şey bedenimdeki böcekleri hissetmekti, fakat toprak kılıfının ruhu koruyor oluşu manidar, sadece ruhum zaman zaman hissediyor bedenine olanları.kızım beni bir mezara gömdü. fakat hala üzerimden onlarca insanlar geçiyor. yere bir taş sabitlenmiş, o taş benim ismimi taşıyor..
henüz okuyacak çok kitabım ve gezecek çok yerim var, kızım bazen geliyor, kemiklerim dahi eriyor lakin bu coğrafyada havâların seyrine doyum olmuyor.
belki bir gün, tecrübeli bir ruh olduğumda özlem duyduğum vatanımda semalara yelken açarım...
şimdi 67. yılımda mezarımın üzerine oturmuş gelen geçeni izliyorum, kabrinde bir ceset, zamanda bir yolcu, şiirde bir kıta, alemde bir rûya, hayalde bir baba olarak..
anladım ki fiziki olarak var olmamız bir anlama gelmiyor, insan asıl yaşamaya, öldükten sonra başlıyor..
hakları saklıdır.
devamını gör...
mansur yavaş
son melih bükücü. çalışkan başkan, ankaralıya hizmet götüren başkan. kıymetini bilin ankaralılar. beni böyle belediye başkanım olsa hergün şükrederdim.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
serinin ilk yayın konuğu, sevimli şeytan lucifer yani benim.
çok edepsiz saatler geçireceğiz.
çok edepsiz saatler geçireceğiz.
devamını gör...
hayata dair ilginç tespitler
şu an hayatınızın en yaşlı dönemindesiniz ve bir daha asla bu kadar genç olamayacaksınız.
devamını gör...
dertli gönüllere giren işte benim zeki müren
"dertsiz gönüllere kramp
işte benim donald trump"
cümlesiyle ölümüne kapışabilecek zeki müren şarkısı.
işte benim donald trump"
cümlesiyle ölümüne kapışabilecek zeki müren şarkısı.
devamını gör...
girift radyo yayını
herkese günaydın!*
ülke gündemindeki sevimsizlikler nedeniyle mizahi yönümüzü bu haftalık da askıya alıp size içerik hazırladık. gomercan bromun açtığı yolda gösterdiği hedefe yer yer duraksayarak da olsa küçük bir yürüyüş düzenlemeye karar verdik ve biraz daha müzik lütfen dedik. eşi dostu da çağırdık sazlı sözlü bişeyler şeapalım istedik.
bir arkadaşımın arkadaşı ekolünden* sevgili zeynep çınar bağlaması ve türkülerini alıp bizlerle olacak. ve evet bizim zeynep* de oralarda olacak.
konuğumuza küçük bir göz atmak gerekirse;
deep thr.. öhm! dip not : konuğumuza bir sorunuz olursa bana mesaj atabilirsiniz.
ülke gündemindeki sevimsizlikler nedeniyle mizahi yönümüzü bu haftalık da askıya alıp size içerik hazırladık. gomercan bromun açtığı yolda gösterdiği hedefe yer yer duraksayarak da olsa küçük bir yürüyüş düzenlemeye karar verdik ve biraz daha müzik lütfen dedik. eşi dostu da çağırdık sazlı sözlü bişeyler şeapalım istedik.
bir arkadaşımın arkadaşı ekolünden* sevgili zeynep çınar bağlaması ve türkülerini alıp bizlerle olacak. ve evet bizim zeynep* de oralarda olacak.
konuğumuza küçük bir göz atmak gerekirse;
deep thr.. öhm! dip not : konuğumuza bir sorunuz olursa bana mesaj atabilirsiniz.
devamını gör...
boyunuz kaç diyene önemli olan işlev diyen birey
kısasın lan işte denmelidir.
işleviymiş ne yapacaksın olduğu gibi içime mi gireceksin. edepsiz.
işleviymiş ne yapacaksın olduğu gibi içime mi gireceksin. edepsiz.
devamını gör...
günün sözü
“kendimi bir balkondan aşağı daha rahat bırakabilirim, bir insana bırakmaktansa. öyle çok korkuyorum insandan.”
sabahattin ali
sabahattin ali
devamını gör...
hasan hüseyin korkmazgil
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
bir gökyüzü var ki bu senin bilmediğin
bir kırmızı var ki bu senin hiç görmediğin
balıklar öyle yüzmez o sularda, sen yoksun
şarkılar bir böyle götürmez insanı erguvanlardan
sende hiç özlemek yok mu a bekleroğlu
sende hiç bunalmak yok mu a cennetmekan
ne tutarsın bu şapkayı başında
ne tutarsın bu başında şapkayı
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
biliyorum nah işte mutluluk şuracıkta
şu kilidi kırdın mı arkası cennetiala
hidrojeni füzesiyle korkuya kuluçkada
höt desen devrim doğuracak perşembe gebe
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
sen hiç vatansamaz mısın varsamaz mısın
sen hiç onursamaz mısın çoksamaz mısın
sen hiç utanmaz mısın arlanmaz mısın
hele bir döndür başını da şu gidişe bak
hele bir döndür başını da şu düzene bak
hele bir döndür başını da şu haline bak
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
köleliğin karşılığını buldum sözlükte
toplumculuk ne demekmiş biliyor musun
biri yer biri bakar biliyor musun
apartıman bundan çıkar biliyor musun
ondan sonra kulismulis kilitmilit mapusane
ondan sonra allahmallah yalandolan kaşkariko
kimden aldın bu şapkayı başına
ne tutarsın bu şapkayı başında
neden yere çalmıyorsun bu şapkayı başına
yere neden bu başı şapkayına
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
hasan hüseyin korkmazgil
diyemiyorum dediği ne varsa öyle de güzel demiştir de yetmemiştir şair'e, şiir de öyle bir şey değil mi zaten, ne söylesen eksik kalır .
"bir nokta var
ateşin ateşe soğuk düştüğü
demirin demire dikey
ve sözün
yıkılmış bir orman gibi sızladığı
yağmur altında"
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
bir gökyüzü var ki bu senin bilmediğin
bir kırmızı var ki bu senin hiç görmediğin
balıklar öyle yüzmez o sularda, sen yoksun
şarkılar bir böyle götürmez insanı erguvanlardan
sende hiç özlemek yok mu a bekleroğlu
sende hiç bunalmak yok mu a cennetmekan
ne tutarsın bu şapkayı başında
ne tutarsın bu başında şapkayı
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
biliyorum nah işte mutluluk şuracıkta
şu kilidi kırdın mı arkası cennetiala
hidrojeni füzesiyle korkuya kuluçkada
höt desen devrim doğuracak perşembe gebe
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
sen hiç vatansamaz mısın varsamaz mısın
sen hiç onursamaz mısın çoksamaz mısın
sen hiç utanmaz mısın arlanmaz mısın
hele bir döndür başını da şu gidişe bak
hele bir döndür başını da şu düzene bak
hele bir döndür başını da şu haline bak
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
köleliğin karşılığını buldum sözlükte
toplumculuk ne demekmiş biliyor musun
biri yer biri bakar biliyor musun
apartıman bundan çıkar biliyor musun
ondan sonra kulismulis kilitmilit mapusane
ondan sonra allahmallah yalandolan kaşkariko
kimden aldın bu şapkayı başına
ne tutarsın bu şapkayı başında
neden yere çalmıyorsun bu şapkayı başına
yere neden bu başı şapkayına
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
hasan hüseyin korkmazgil
diyemiyorum dediği ne varsa öyle de güzel demiştir de yetmemiştir şair'e, şiir de öyle bir şey değil mi zaten, ne söylesen eksik kalır .
"bir nokta var
ateşin ateşe soğuk düştüğü
demirin demire dikey
ve sözün
yıkılmış bir orman gibi sızladığı
yağmur altında"
devamını gör...
uykuya sığınmak
pek tercihim değildir. uykuyu bir kaçış yolu olarak saymam. genelde içimde tutabilen bir insan değilimdir zaten. derdimi anlatırım birine, bir süre de kendi kendime kalırım ve asla uygulamayacağım kararlar alarak uyurum. yaşadığım duyguyu ertelemem ve o an yaşarım çünkü erteledikçe katlanıp katlanıp beni bulacağını düşünüyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının tanım girmemesi
kendimi yansıtabileceğim başlık yok üzgünüm.
devamını gör...
ayakkabı seçiminin karakterin büyük bir göstergesi olması
ben bi insanı nerede olursa olsun gördüğümde ilk ayakkabısına dikkat ederim huy gibi bi alışkanlık bu bende artık.insanlar genelde yadırgarlar beni ama gerçekten ilk dikkat ettiğim şeylerden biridir.bana o insanla ilgili gerçekten bi fikir verebilceğine inanıyorum belki de bilmiyorum.
devamını gör...
kafa filmler radyo yayını
tam istediğim tarz program. beklemedeyim efenim.
devamını gör...

