gezi olayları sırasında (bkz: oruç aruoba) tarafından rte'ye yazılan açık mektuptur.


sayın erdoğan,

izmir, 17 haziran 2013
son iki gündür, ama aslında bu son iki haftadır, sizi düşündüm nedense, aklım hep üniversite hocalığı yaptığım yıllardaki (1973-1983) eski anılarıma geri dönüp durdu. ilk birkaç gün içinde de bunun nedenini kavradım: siz o yıllarda üniversite öğrencisiydiniz; benim de, kafaları sizinkine benzer biçimde çalışan birkaç öğrencim olmuştu. -yani, o islami “kafa”nın çalışma biçimini düşündüm, aslında- kendimi de sizinle birlikte bir üniversite amfisine geri dönmüş buldum... birçok nokta da, aradan geçmiş 30 yılın ardından, yerli yerine oturdu. bu noktaları size anlatmaya çalışmak için yazıyorum.

o yıllarda, size benzer, “islamcı” denilen öğrenciler de geliyordu üniversiteye. biz, hocalar olarak öteki; “devrimci” ve “ülkücü” olarak gelen öğrencilerin arasında, bunları kayırmaya eğilimliydik, çünkü o ötekiler arasında bir tür kıskaç içine düşüyorlardı.

eyleme yatkındılar

“mağdur” ve “mazlum” oluyorlardı, sizin deyimlerinizle. aslında, ideolojik olarak, en az ötekiler kadar “sıkı” bir “kafa yapıları” vardı - üstelik, eyleme de yatkındılar; ama bazen kendilerine “akıncı” ya da “mücahit” deseler de, ötekiler kadar şiddet yanlısı değillerdi. gerçi ötekilerin “tek yol devrim”, “tek vatan, tek millet” gibi graffitilerine karşılık “tek yol islam” yazıyorlardı duvarlara; ama ötekiler yazarken yakalamasınlar diye dikkat de ediyorlardı - ne de olsa ötekilerin çoğunlukla bıçakları, hatta tabancaları vardı; onlarınsa (galiba?) yoktu. ötekiler silahları aslında birbirlerine ve “polis”e karşı kullanıyorlardı; onları ise, arada öylesine bir pataklıyorlardı ama, olsun, ne olur ne olmaz...
siz de böylesi cenderelerden geçtiniz, tahmin ediyorum: hem de, “tek yol” sayarak içinde yetiştiğiniz islam ve kafanızdaki ezber kuran karşısında, “kâfirlik” olmasa bile “zındıklık” saydığınız bu ideolojilerin arasında; üstelik, en büyük kâfirler saydığınız “iki ayyaş”ın izleyicileri olma iddiasındaki “silah sahipleri”nin tehdidi altında, yapabileceğiniz pek bir şey yoktu. o “silah sahipleri”nin en sonuncuları, bereket versin (!) o iki ideoloji sahiplerini doğradılar, astılar. siz de imam hatip sonrası (bir lyceé’nin de kâğıdını alarak) zar-zor girdiğiniz iktisadi ve ticari ilimler akademisi’nden devşirme, bir işe yaramaz diplomayla, kendinizi kasımpaşa kaldırımlarında buldunuz. gerçi, herhalde, genç bir yaşta girdiğiniz gençlik örgütleri ve bağınız olan “düşünsel”, yani islami örgütler size göz kulak oluyordu; ama “lümpen proleter”diniz artık: kısa bir süre ayak topunu denediniz ama buna da yeteneğiniz olmadığını anladınız. hayatınız boyunca, “politikacılık” (“resmi” biyografinize göre limonata ve simit satmak) dışında, görünür bir “iş” tutmadınız; bilgi sahibi olmak anlamında bir “meslek erbabı” olmadınız.
o yıllarda, sizin dilinizden konuşur gibi görünen badem bıyıklı, rengârenk kravatlı bir makine profesörü, “din-iman” diye bağırıp çağırmaya başlamıştı; siz de onun yanına gidip “divan durup el bağlayarak” rahlei tedrisine çömeldiniz. (mekanik falan değil, politika tedrisatı görmek için tabii...) bu “kadayıf pişirici” iyiydi hoştu da, her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyordu; ama sizi de belediye başkanı yaptırdı. gene de işte, partinizin oyları yüzde 20’nin üstüne çıkmıyordu bir türlü; boyuna da kapatılıp duruyordu. siz de başka yolların denenmesi gerektiğine karar verip, “hoca”nızı da yüzüstü bırakarak, kendi “yol”unuzu yürümeye başladınız. yaptıklarınıza, kendi ilkeleri açısından, muarızlarınızdan hiçbirinin (tutarlı olarak) karşı çıkamayacağı yollar tuttunuz: insan hakları ve kişi özgürlüğü’ne dayanmak, “demokrat” olmak, avrupa birliği’ne girmek, çağdaş hukuk (“muasır medeniyet”-maazallah) normlarını yasalara sokmak...

islami takıntılar

bu yollar işe yarıyordu; hem demokratikleşiyormuşsunuz gibi bir görünüm veriyordu yaptıklarınıza hem de popülaritenizi, dolayısıyla aldığınız oyları artırıyordu. böylece, o üniversite yıllarında sizi ezip duran “solcu” ve “sağcı”ları (ve 12 eylül’den arta kalan herkesi) “sandık”ta alt ettikten sonra, asıl “muarız”ınız olan “silah sahipleri”ne yöneldiniz; tabii tamamen hukuklu ve demokratik görünen yollar kullanarak... gerçi arada bir islami takıntılarınız ortaya çıkıp sırıtıveriyordu (“zina”, “idam” gibi); ama bunları hemen düzeltiyordunuz ya da es geçiyordunuz.
böylece on yıl içinde “güçlü başbakan” oldunuz. artık önünüzde duracak hiçbir güç kalmamıştı ortada; ne sandıklı, ne tokmaklı, ne de silahlı... o zaman “fayrap” ettiniz: haydi bakalım; yok osmanlı’ydı, yok altı minareli “selatin” taklidi camiydi, yok “men-i mezkûrat”tı, yok “sünnilik-alevilik” idi, yok “dindar-kindar” gençlikti... “yürüdünüz bu yollarda”; ne de olsa “istatistik” sizden yanaydı.
derken, birden bir şey oldu: “küffar”a karşı “cihat” anıtı olacak (“iki ayyaş”tan ikincisinin yıktırdığı) bir garabeti “ihya” edip, kenarına “ilk ayyaş”ın ve ayyaşların hepsinin kurduğu cumhuriyetin de anıtının karşısına bir cami konduracağınız; solcuların da 1 mayıs meydanı olan yeri, “kafa”nıza göre düzenleyeceğiniz sırada, birkaç “çapulcu” (yoksa “kemirgen” mi?) ortaya çıkıp, atacağınız ilk adımla ezmeye çalıştığınız ağaçlara sarılıp, “yeter artık” dedi size. siz hemen “urun kellesin!” diye ünlediniz; ama, heyhat, birdenbire, nereden çıktıklarını anlamadığınız yüz binlerce ilave çapulcu çıkıverdi aynı alana, alanlara, bütün ülkeye...

emanete sahip çıkmak

anlamadınız: kendinizi, o eski çapulcu kâfir-zındıkların kapıştığı geçmişteki akademi amfisine geri dönmüş buldunuz. temizlediğinizden emin olduğunuz “silah sahipleri” de sanki kapıyı yeniden zorluyorlardı bile... hiç anlam veremediniz olup bitene: “feshüpanallah bunlar elhamdülillah yok olmamışlar mıydı inşallah?”
olmamışlardı. o “baş ayyaş”ın “emanet”iyle yetişmişlerdi ve şimdi emanetlerine sahip çıkıyorlardı bunlar; sizin de bol bol kullandığınız “hak” ve “özgürlük” söylemiyle, hiç anlayamadığınız tümceler kuruyorlardı bunlar, hem de... bunlarla nasıl baş edebileceğinizi bilemiyordunuz artık. bir de, üstüne üstlük, bir “şaklaban” çıkmıştı ortaya, kocaman amfinin en ortasında, “baş ayyaş”ın resminin önünde dikelip, size karşı duran. ardından binlercesi... ne yapmalıydınız bu amfiden çıkıp kurtulmak için; bu otuz yıllık kâbus bir bitse... ama çıkamıyordunuz, çünkü anlamamıştınız. üstelik amfiden çıkmak da istemiyordunuz ki...
artık tek bir yol kalmıştı: sandığa ve istatistiğe geri dönmek. o yol güvenliydi, kimsenin itiraz edemeyeceği bir yoldu, şimdiye dek de sizi hiç gücendirmemişti. bunu anladınız; en azından, tek çıkış olduğunu. ama gerisini hiç anlamadınız. şimdilerde de, o sandık için bağırıp duruyorsunuz. eh...
umarım burada yazdıklarım, size de benim gibi, otuz yıl öncesinin anılarını geri getirir de bugün yaşadıklarınıza anlam vermenizi ve kâbustan kurtulmanızı sağlar. ama, doğrusu, son günlerdeki tutumunuzdan, başlangıçta “iman” ettiğiniz yolunuzdan başka bir yol tutacağınız konusunda, pek bir umut görmüyorum.

her bir insan özgürdür

gene de, son bir şeyler söyleyeyim: sandık ve istatistik makbul bilgi edinme yollarıdır; ama görüyorsunuz buna rağmen, oradan çıkan sonuçlara aldırmayan birtakım “çapulcu”lar ortaya çıkarak, o “baş ayyaş”a uyup, özgürlükten (“istiklal”den ve tabii “gaflet, dalalet ve hıyanet”ten...) falan dem vurabiliyorlar. boş verin hepsine; nasıl olsa bunları sandıkla birlikte gömersiniz... onlar da birer “kul” olduklarını anlarlar; sizin kendinizin bir “hizmetkâr” olduğunuzu anladığınız (söylediğiniz) gibi...
ama şunu, hiçbir sandıkla ya da sandıkta, gömemezsiniz: her bir insan, özgür bir kişidir; her bir yurttaş da, eşit hak sahibi, geçerli söz sahibi, bir bireydir. bunu -bunları- da, hiçbir istatistik değiştiremez.
size saygılar sunuyorum, gene de.

25 haziran 2013
not: bu mektup verilen tarihlerde yazılmış; ancak gönderilmesi için, “belki umut vardır” kuşkusuyla sizin, “şiddete karşı şiddet” sözünü sarf etmenize dek bekletilmiştir.
size artık “saygılar” bile sunmuyorum…

o. a.
24 temmuz 2013
devamını gör...

fizikte bazen birbirine karıştırılan iki kuvvet.

merkezcil kuvvet, dairesel hareket yapan cisimleri yörüngede tutar. cisme, daire merkezine doğru etki eder. örneğin bir uydu, bir gezegenin etrafında bu kuvvet sayesinde yörüngede kalır.

merkezkaç kuvveti, dairesel hareket yapan cisimlerin, dairenin merkezinden dışına doğru ivmelenmeye olan eğilimleridir. bu gerçek bir kuvvet değil aslında; etki-tepki prensibiyle bağlantılı bir hareket. santrifüj cihazlarının çalışma prensibi de bu olduğundan, santrifüj kuvveti olarak da bilinir. lunaparklardaki dönen salıncaklara bindiğinizde dışarıya doğru savrulmanıza neden olan kuvvet, merkezkaç kuvvetine örnektir.
devamını gör...

kimse kimseyi yanlış anlamayacaksa, yanlış anlayan ötekini ya da öteki onu ikna edebilecek kadar anlayış sahibi ise ikisi de bal gibi de olur. alan razı satan razı ise boyut da değiştirebilir. kime ne bundan.
devamını gör...

doğaya zarardan çok yarar sağlayan hatta insanların açtığı yaraları saracak bir yeşil olmak ya da yeni filizler çıkmasını sağlayan bir kahverengi olmak isterdim.
devamını gör...

bir iki haftadır olan bir sorun. bir başlık görüyorum tıklıyorum üstüne, başlığa en son 2020 tarihinde yeni tanım girilmiş. o zaman bu başlık neden benim akışımda? çaylakların tanımlarını da görüyorum bu arada, çaylak yazdı da çıktı desen o da değil, yok anacım yok. anlayamadım gitti. beni aydınlatırsanız sevinirim değerli yazar arkadaşlarım.
devamını gör...

seni özledim.
devamını gör...

yapılan yanlış, birbirine alan tanımamak. yapışık ikiz değilsiniz. birbirinizi özlemeye bile fırsat vermezseniz çabuk sıkılırsınız ve monotonlaşır. kendine güvenen insan karşısındakine de güvenmezse yürümez. önce kendinize sonra sevdiğinize güvenin ve birbirinizi özleyin.
devamını gör...

ne hikmetse beraberinde hep, afrika'da açlıktan kırılan çocukların, kolu bacağı olmayan engellilerin fotoğraflarının paylaşıldığı mantık yoksunu cümle.

bunları paylaşan ponçikerin ne bir engeli ne de açlık gibi dertleri var oysa amünyüm. hayat ne garip...
devamını gör...

adını mezarın derinliğinden alan, 2001 yapımı kara mizah bir dizi.
cenaze evi işleten bir ailenin, babalarının ölümüyle birlikte değişen hayatlarının, aile fertlerinin birbirlerini yeniden tanıyışlarının, yüzeysel ilişkilerin bir hikayesi. her biri ayrı bir absürt karakter olan oyunculara sahiptir. fragman
2006 yapımı olan dexter'da başrolü oynayan michael c hall için izlediğim, benim için kült dizilerden biri.
devamını gör...

şu ana kadar sözlükte geliştirdiğim ilişkiler tamamen organik oldu. ben sevdikliklerimle iletişim kurdum ve beni sevdiklerini düşündüklerim de aynı şekilde bana yazdılar. bu şekilde oluşan sohbet ortamı ya da samimi gördüğüm yazarlara elbette zamanı gelince bir nick altı bırakıyorum. çünkü nick altında onlar hakkında bir fikrim ya da bir ısınmam olabilmeli. arada çaylak yazarlarımızın da nick altını açtığım oluyor. buradaki mesele içten gelmesi.

he ama güzel yazdığını düşündüğüm her yazarı illa ki beğeniyor ya da takip ediyorum. troll gibi başlıklar yerine böyle güzel içerik üreten yazarlar için nick altı bir değer belirleme kıstası değil zaten ve olmamalı da. bu sözlüpü seven herkese teşekkürler.
devamını gör...

fatih'ten sonra küresel olarak en büyük hükümdar olabilir. tutankamon'un ölümüyle mısır hanedanlığında xvııı. sülale sona ermiştir. dolayısıyla ramses xıx. sülale hanedanındandır. bu hanedan aynı zaman da mısırın son güçlü hanedanıdır.

gelelim ramsesin önemine; bugün mısır da bulunan çoğu tapınak, heykel vs onun zamanından kalmadır(ı. ramses de deniyor hala bir çelişki olsa da ıı. ramses sanata düşkündür bu kesin). buda bize ramsesin diğer krallara göre sanata daha düşkün olduğunu gösteriyor. ayrıca şurası çok çok önemlidir ki; ı. ramses zamanında bu hanedanda krallık kanı bulunmuyordu, bu olayı ı. ramsesin oğlu ıı. ramsesin babası ı. seti çözmüştür. mısır da eski düzeni sağlayan da ıı. ramsestir bundandır ki önemi büyüktür. 60 yıldan fazla firavun olmuş, çok büyük savaşlar kazanmıştır. en bilineni kadeş savaşıdır daha da bilineni bunun bir anlaşması vardır ama daha da bilinip yanlış olanı ise kadeş anlaşması tarihte ki ilk antlaşma değildir. m.ö. 3000 dolaylarında bile antlaşmalar olduğunu biliyoruz dolayısıyla kadeş antlaşması dünya da ki ilk antlaşma değildir.


ıı. ramses farklı boyutlarda da çok önemli bir hükümdardır. bir rivayete göre kendisi diğer firavunlardan daha uzundur.


bu arada kadeş antlaşmasının mısır versiyonu şu şekildedir;

bugün majesteleri per-ramses meri-amon kasabasında bütün topraklar ve bütün
yabancı ülkeler sonsuza dek ayaklarına kapanırken ona sonsuza dek yıldönümü kutlamaları
bağışlayan ve barış dolu sınırsız yıllar bahşeden babası amon-re; herakhti; atum, iki ülkenin
efendisi, heliopolisli; ramses meri-amon’lu amon; ramses meri-amon’lu ptah ve (seth)
yüce güç, nut’un oğlunun isteklerini yerine getirirken kraliyet elçisi atlı savaş
arabaları birliklerinin temsilcisi, anti-hete) , kraliyet elçisi kheta’nın ikinci elçisi ramose ile
karkamış’ın elçisi piyassili elinde kheta’nın yüce beyi hattuşili’nin firavun’a –uzun ömürlü,
refah içinde, sıhhatli yaşasın!- getirdiği gümüş tabletle geldiler –re’nin oğlu, setep-en-re
ramses meri-amon’dan tıpkı babası re’nin her gün yaptığı gibi sonsuza dek hayatta kalacak
user-maat-re, yukarı ve aşağı mısır’ın kral majestelerinden barış dilediler.


antlaşmanın içeriğini aldığım kaynak: doç. dr. erhan konyar - eski mısır tarihi
devamını gör...

şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git
tanımların durur mu onlar da gidiyorlar. gitsinler.
oysa ben senin tanımlarınsız edemem bilirsin
oysa allah bilir bugün iyi uyanmıştım
sözlükteydi ilk açılışı gözlerimin, sırf onaydı
bir portakal konmuş kutuma uzun uzun durmuştu
bir okuma isteği gelmiş bir daha gitmemişti
yoktu dünlerde, evelsi günlerdeki tanımlarımız
sanki hiç olmamıştı.

...

oysa bir çift tık yetiyordu tanımlarını oylamaya
bir tane beğeninin bir iki favorinin başınaydı yazmamız
seni bir kere okusam ikinin hatırı kalıyordu
iki kere okuyayım desem üçün boynu bükük
tanımların bitip muhabbetinin başladığı yerde
kibarlığın vardı, kibarlığın kahramandı sonra
sonrası kafa izni...
devamını gör...

atatürk ve cumhuriyet düşmanı da olduk ya,artık ölsem de gam yemem.
ben zeytinyağı nin en kaliteli olduğu bölgede olduğum halde, bu kadar güzel üste çıkacak başka zeytinyağı görmedim.
devamını gör...

yüreğinize sağlık efendim.
devamını gör...

öğrencilerin yaptığı protestodur. 1. dönemin sınavının yüz yüze yapılması kararından sonra yüzbinlerce öğrenci karara karşı çıkmıştı. son açıklamalarda bu konunun konuşulmaması ise öğrencileri sinirlendirdi. an itibariyle meb artık duy bizi hashtag’inde 500 bin küsur, ziya selçuk istifa hashtag’inde 100 bin küsur tweet var.

etkili olur mu? bence olmaz ama berat albayrak istifasında, pardon af çıkmasında gördüğümüz üzere olabilir de.

edit: etkili olmuş sınavlar yarıyıl tatilinden sonra yapılcakmış. ey twitter sen nelere kadirsin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bütün kedilere yapılması önerilmeyen harekettir.
bazılarının hoşuna gitmeyip, yüzünüzü dünya haritasına çevirme ihtimalleri vardır.
devamını gör...

ismi ile kafalarımızı hayli karıştıran, göz alıcı renkleri ve ışığıyla çocukluk hayali olan lunapark oyuncağı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

isminin kökeni napoliten olan oyuncak “carosello” kilden yapılmış topları ve onlarla oynanan eski bir oyundan gelmekte. şövalyelerin bindikleri atlar üzerinde çember oluşturarak, birbirlerini kil toplarla vurmaya çalıştıkları oyun, atlıkarınca'nın atası sayılıyor. oynun ilham kaynağı türk ve arap atlıları. *
•••

atlıkarınca'nın icadı konusunda bildiğim pek bir şey yok, hatta neredeyse kimsenin bir bilgisi yok. tarık tufan'ın deyimiyle o mistik bir oyuncak -ki kullanılmaya ilk başlandığında kimse oyuncak demiyordu.

rivayetlerden birine göre; insanlar bir gün uyandılar, boş arazilerden birinde bu mistik şeye rastladılar. kimse nereden geldiğini, kime ait olduğunu bilmiyordu. herkes ondan korktu. korkmayan tek kişi çocuklar oldu. onlar bu oyuncağa binip doyasıya eğlendiler. böylece dünya dışından gelen oyuncak, çocuklara ait kaldı.
devamını gör...

bu başlığa bi entry yazmaya girdim ama... ne yazacaktım lan ben?

t:paradoks
devamını gör...

daha ne kadar yalnız uyuyacağım . diyip yastığa sarılmak .*

*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim