cinsiyetsiz tuvalet olur mu sorunsalı
geçen yıl stockholm merkez tren istasyonunda deneyimlediğim olaydır.
gayet medeni biri olmama rağmen garipsediğimi itiraf etmeliyim. bir kabinin boşalması için yanınızdaki bir kadınla sıra beklemek; çıktığınızda başka bir kadının makyaj tazelediğini görmek -kadın tuvaleti davranışlarını bilmediğim için- alışkın olmadığım bir durumdu. hatta tuvaletten ayrılırken "iyi ki türkiye'de yok böyle şeyler" dedim.
güzel bir şey değil.. isteklerinizin suyunu çıkarmayın..
gayet medeni biri olmama rağmen garipsediğimi itiraf etmeliyim. bir kabinin boşalması için yanınızdaki bir kadınla sıra beklemek; çıktığınızda başka bir kadının makyaj tazelediğini görmek -kadın tuvaleti davranışlarını bilmediğim için- alışkın olmadığım bir durumdu. hatta tuvaletten ayrılırken "iyi ki türkiye'de yok böyle şeyler" dedim.
güzel bir şey değil.. isteklerinizin suyunu çıkarmayın..
devamını gör...
avgi
dokuzbin yıl önce yaşamış bir genç kız.
gözlerini hayata yumduğu yerde, yunanistan'ın teselya bölgesinde bulunan theopetra mağarası'nda 1993 yılında bulundu. yüzü bilim adamları tarafından aslına uygun olarak tekrar oluşturuldu.

18 yaşlarında olduğu düşünülen genç kıza yunanca’da şafak anlamına gelen avgi ismi verilmiştir.

isveçli arkeolog ve aynı zamanda heykeltraş olan oscar nilsson tarafından inşa edilen avgi atinada bulunan akropolis müzesinde sergilenmektedir.
gözlerini hayata yumduğu yerde, yunanistan'ın teselya bölgesinde bulunan theopetra mağarası'nda 1993 yılında bulundu. yüzü bilim adamları tarafından aslına uygun olarak tekrar oluşturuldu.

18 yaşlarında olduğu düşünülen genç kıza yunanca’da şafak anlamına gelen avgi ismi verilmiştir.

isveçli arkeolog ve aynı zamanda heykeltraş olan oscar nilsson tarafından inşa edilen avgi atinada bulunan akropolis müzesinde sergilenmektedir.
devamını gör...
yaşlı insanlar gibi yaşayan gençler
içi geçmiştir.
devamını gör...
öğretmenlerin yarım gün çalışıp 3 ay tatil yapması
öğretmenlerin süresi ile ilgili olmayan başlık. sorun senin özel sektörde köle gibi çalışıyor olman. yoksa insan doğasına uygun olan öğretmenlerinki. hatta daha az bile olmalı.
devamını gör...
zana muhsen
daha ilkokul senelerinde okudugum "annemi bir kez daha gorebilsem" adli kitabiyla tanidigim yazardir. zana ingiliz asilli bir anne ve yemenli bir babanin en buyuk kizidir. babasinin tatil maksadiyla yemen'e gondermesi sonucu aslinda kardesiyle satildigini ogrenir. iki erkek kardesle evlenen abla kardesin hayati oldukca zor gecer. hatirladigim kadariyla esinden ve esinin ailesinden her turlu siddeti gormus, yemen'de yasadigi donem boyunca deyim yerindeyse kan kusmustur. annesi birlesmis millet'lere kadar ulasip, olayi dunya basinina duyurmasiyla, kizlarini kurtarabilmistir (yanlis hatirlamiyorsam) yalniz zana'nin kiz kardesi esini cok sevdigi icin, o yemen'de kalmayi tercih etmistir... cikardigi kitabi en az ucurtma avcisi kadar etkileyicidir ve huzunlendiricidir. yer yer okurken aglanabilir de. bende gercekten buyuk bir etki yaratmis olacak ki, aradan 19 sene gecmesine ragmen kitaptaki bir cok detayi hala hatirliyorum.
devamını gör...
maske takmayı unutmak
bilemiyorum artık bir parçamız gibi oldu maske fakat yine de kabul etmiyor beynim reddediyor bir şekilde kapının önüne çıkıyorsun yürümeye başlıyorsun tuhaf bakışlara maruz kaldığında tak kafanda şimşek çakıyor. koştura koştura eve geri dönüyorsun suç işlemiş gibisin arkadan polis mi geliyor ne oluyor böyle ne zaman bitecek bu işkence?
devamını gör...
tuhaf
sözlükteki en güzel kelimelerden biridir. hem anlam olarak hem de fonetik açıdan. kullanmaktan çok ama çok keyif alırım. garip anlamına gelen sözcük kullanan kişinin yüklediği anlamları da saygı ve minnetle alır ve kabul eder.
daha önce karşılaşmadığımız ve karşılaştığımız zaman da tam olarak nereye koyacağımızı bilemediğimiz olaylar karşısında kullanabileceğimiz bu sözcük kendinden emin ve tam bir devrimci ruh taşıdığı için de delikanlıdır.
ama tabii bu tanım yeterince açıklayıcı olmadığı ve ben asla kısa tanım yazamadığım için örneklendirmem gerekecek.
mesela hepimizde huy olan mavi rengin üzerine düşen kırmızı tuhaftır. tuhaftır çünkü biz hep ara rengin peşindeyiz ve rengarenk olmak için feda ettiğimiz her şey gökyüzünde yarım ay şeklinde bize göz kırpar.
göz demişken; her göz yuvarlak değildir ve bu da tuhaftır. çünkü tuhaf güzeldir. tam yuvarlak olmayan gözlerin içinde diğer renklere kafa tutan bir renk varsa eğer bu daha da tuhaftır. tanım anlamsızlaştıkça köprüden önceki son çıkışı kaçırma korkusu dolsa da içime uzattıkça uzatasım var cümleleri. çünkü mavi, yeşil, siyah ve kahverengi her şeyin rengi olabilir. sadece bir renk göze özeldir.
daha belalı tanımlar da yazmışımdır elbette ama ilk defa bir tanımın içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyorum. sanki son cümleden önce bir kuş cıvıltısı duyacakmışım gibi. her zaman duyuyor muyum acaba o kuş sesini? ve bu yazdıklarım kendini asan yüz kiloluk zenciden daha mı anlamsız?
serbest çağrışımı doğduğu güne lanet ettirdiğimize göre bu tanımı bitirmeden önce en tuhaf doğa olayı olan yağmurdan da bahsedelim. neden aramadan yapalım bunu? yağmur sadece sevdiği insanların tenine değer yağdığı zaman, diğerlerinin ıslaklığı kozmik bir yanılsamadır.
bu tuhaf tanımı anlamsız örneklerle süsleyerek hem sözcüğün anlamını hem de benim bu sözcüğü neden bu kadar sevdiğimi anlatabilmiş olduğumu umuyorum.
tuhaf güzel bir sözcüktür ve ben tuhaf insanların hangi kitapları okumadığını bilirim.
daha önce karşılaşmadığımız ve karşılaştığımız zaman da tam olarak nereye koyacağımızı bilemediğimiz olaylar karşısında kullanabileceğimiz bu sözcük kendinden emin ve tam bir devrimci ruh taşıdığı için de delikanlıdır.
ama tabii bu tanım yeterince açıklayıcı olmadığı ve ben asla kısa tanım yazamadığım için örneklendirmem gerekecek.
mesela hepimizde huy olan mavi rengin üzerine düşen kırmızı tuhaftır. tuhaftır çünkü biz hep ara rengin peşindeyiz ve rengarenk olmak için feda ettiğimiz her şey gökyüzünde yarım ay şeklinde bize göz kırpar.
göz demişken; her göz yuvarlak değildir ve bu da tuhaftır. çünkü tuhaf güzeldir. tam yuvarlak olmayan gözlerin içinde diğer renklere kafa tutan bir renk varsa eğer bu daha da tuhaftır. tanım anlamsızlaştıkça köprüden önceki son çıkışı kaçırma korkusu dolsa da içime uzattıkça uzatasım var cümleleri. çünkü mavi, yeşil, siyah ve kahverengi her şeyin rengi olabilir. sadece bir renk göze özeldir.
daha belalı tanımlar da yazmışımdır elbette ama ilk defa bir tanımın içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyorum. sanki son cümleden önce bir kuş cıvıltısı duyacakmışım gibi. her zaman duyuyor muyum acaba o kuş sesini? ve bu yazdıklarım kendini asan yüz kiloluk zenciden daha mı anlamsız?
serbest çağrışımı doğduğu güne lanet ettirdiğimize göre bu tanımı bitirmeden önce en tuhaf doğa olayı olan yağmurdan da bahsedelim. neden aramadan yapalım bunu? yağmur sadece sevdiği insanların tenine değer yağdığı zaman, diğerlerinin ıslaklığı kozmik bir yanılsamadır.
bu tuhaf tanımı anlamsız örneklerle süsleyerek hem sözcüğün anlamını hem de benim bu sözcüğü neden bu kadar sevdiğimi anlatabilmiş olduğumu umuyorum.
tuhaf güzel bir sözcüktür ve ben tuhaf insanların hangi kitapları okumadığını bilirim.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
var git ülkene
değme vişne cennetine
buralar hep dutluktu
sence biz o lafları yuttuk mu?
değme vişne cennetine
buralar hep dutluktu
sence biz o lafları yuttuk mu?
devamını gör...
apateizm
ateizm gibi sinir bozucu bir kavram değil. avrupa'da ateist olarak nitelendirdiğimiz kimselerin esasında apateist olduğunu düşünüyorum. tanrı fikrinden azade bir kafa yapısına sahipler. bizim memlekettekilerin kafa yapısı öyle değil, yanlışlanması gereken bir şey olarak görülür.
devamını gör...
başarısız yemek yapma anısı
ben değil ama ablamın yaptığı baklavadan sonra hiçbir zaman baklava yapmaya cesaretim olmadı.çünkü şerbette limonu fazla kaçırdığı için aradan nerdeyse altı yedi yıl geçmesine rağmen ablam tatlı yapınca "limonlu baklava" diye söylenip gülüşüyorlar.ben denemeye bile korkarken onun bu cüretkâr tavrıyla dalga geçemiyorum. sizde eğer uslu birer gurme olursanız bir gün limonlu baklava yiyebilirsiniz.
devamını gör...
doktorların cerrahi branş tercih etmemeleri
birçok etkenin bir araya gelip oluşturduğu sorun.
1-bu konuda en önemli etkenlerin rahatlık ve zorluk olduğunu düşünüyorum. bir cerrah düşünün asistanlığın ilk senesinde ayda 10 nöbet tutuyor ve bazı nöbetlerde hiç uyumuyor, bazı nöbetlerde ise 2-3 saat uyuyabiliyor, hem de gece ameliyata girmek zorunda kalabiliyor . nöbetten sonraki gün ise eğer haftaiçi ise çalışmaya devam ediyor. bir de dermatolog düşünün akşam acil hasta yok gibi, belki bir kaç kons geliyor. hem uyumak hem dinlenmek için bolca vakti var ve nöbet sayısı da daha az.
2-cerrahi branşlarda mobing denen bela bir durum var. arkadaşlar görmediğiniz için size gerçek değilmiş gibi gelebilir ama çömezini gece vakti git bana portakal bul gel canım çekti diye yollayanlar var. cerrahi bölümler hep daha sert olmuştur ama herkesin içinde asistanını azarlayan hocalar, aranız bozulunca size nöbet kitleyen ama ameliyatlara da sokmayıp amele işi yaptıran uzmanlar var. dahili branşlarda ise mobing daha az. çünkü hocaya bağlılığınız daha az. okuyarak da bir yerlere gelebilirsin. cerrahide hocaya mahkumsun, o ameliyata seni sokmazsa nasıl geliştireceksin kendini, nerede deneyeceksin öğrendiklerini?
3- türkiyede son zamanlarda malpraktis davaları başını almış gitmiş durumda. sırf bu iş için hastanede hastalığının durumu iyi gitmemiş insanları bulup doktora dava açması için dolduran avukatlar var. amniotic band sendromu yaşayan bir kadının 'senin karnında bant unutmuşlar' diye doldurulup dava açtığını hatırlıyorsunuz sanırım. haberin linki
aynı zamanda bazı hakimler de' doktorlar zaten kazanıyor tazminat ödesin' mantığıyla hareket edip bilirkişi raporlarını takmıyorlar. komplikasyon ile malpraktis birbirine girmiş durumda. zaten türkiyenin sağlık sistemi bazen sizi kanun dışına çıkıp sorumluluk almak zorunda bırakıyor. bazen hastanın hayatı ile kanun arasında kalıyorsunuz. bir genel cerrah arkadaşımız ilçede kalp damar cerrahisi olmadığı için sevk edilmek üzere olan çocuğun yolda öleceğini anlamış ve ameliyat etmişti ve çocuğun hayatını kurtarmıştı. buna rağmen etik değil diye değerlendirildi. zaten başarısız olsaydı yıllarca tazminat ödeyecekti. haberin linki
dahili branşlarda ise risk daha az dava daha az. senelerce biriktirdiğin çocuğunun rızkını haksız yere başkasına yedirme şansı daha az.
4-cerrahi branşlarda yaptığınız işlemlerin daha zor olması ve hastanın hayatını tehdit edebilecek durumların daha sık olması sebebiyle hastalar ve yakınları çok gergin oluyor. halkımız sağolsun hasta iyileşince allaha şükür ediyor(ne güzel, katılıyorum) ama hastaya bir şey olunca doktoru suçluyor. doktoru döven mi dersin hakaret eden mi, öldüren bile var. canı tehlikede olan bir insan nasıl can kurtarsın. ameliyat başarılı geçmezse hastanenin karışacağını bilen bir doktor ameliyata kendini ne kadar verebilir.
5-gelelim maaş konusuna tüm yukarıda yazdığım dertlerin yanında devlet hastanesinde çalışan cerrahlar, son birkaç yıldır getirilen performans sistemi yüzünden dermatoloji, radyoloji, ftr gibi branşlardan daha az maaş alıyorlar. performans sisteminde yaptığınız her şey size puan olarak dönüyor ve ek maaşınız ona göre belirleniyor. tabi cerrah bir hasta bakana kadar, bir ameliyat yapana kadar dermatoloji 10 hasta baktığı için cerrahların maaşları da düşük kalıyor.
şimdi size sormak istiyorum sevgili dostlar, tüm bu durumlar ortada iken kim niye cerrahi branş seçsin. şu an plastik ve rekonstrüktif cerrahi gibi özelde güzel maaşlar alabileceğiniz bir bölüm veya göz gibi diğer cerrahi branşlardan daha az yorulacağınız ama dahili branşlardan daha fazla tatmin olacağınız bir bölüm ya da kbb gibi çok etliye sütlüye bulaşmadan yapabileceğiniz, rinoplasti ile iyi bir gelir de elde edebileceğiniz bir bölüm dışında doktorlar artık cerrahi branşları yazmıyor. cerrahi kadrolar boş kalıyor. kardiyovasküler cerrahi, kadın doğum, genel cerrahi, çocuk cerrahisi, beyin sinir cerrahisi, üroloji ve ortopedi gibi bölümler hem düşük puanlarla yazılıyor hem de periferdeki kadroların bir kısmı boş kalıyor.
türkiyede her yerde mantar türer gibi tıp fakültesi açıldığı için bu branşlarda ilerde boşluk olacağını düşünmüyorum. çünkü bir yerde pratisyen kadrosu dolacak ve mezun doktorlar uzmanlık olsun da hangisi olursa olsun diyerek cerrahi branşları da yazacaklar. ama artık cerrahide idealist kendini mesleğine adamış insanları göremeyeceksiniz. cerrahi branşların hali içler acısı bir hale dönüşecek. belki binlerce tl verip ancak işini çok iyi yapabilen doktorlara ulaşabilecekseniz. sağlık bu arkadaşlar şakaya gelmez. devletin nasıl bir politika izleyeceğini ya da ne zaman duruma müdahale etmesi gerektiğini anlayacağını zamanla göreceğiz. maalesef durum gösteriyor ki zor günler bizleri bekliyor.
1-bu konuda en önemli etkenlerin rahatlık ve zorluk olduğunu düşünüyorum. bir cerrah düşünün asistanlığın ilk senesinde ayda 10 nöbet tutuyor ve bazı nöbetlerde hiç uyumuyor, bazı nöbetlerde ise 2-3 saat uyuyabiliyor, hem de gece ameliyata girmek zorunda kalabiliyor . nöbetten sonraki gün ise eğer haftaiçi ise çalışmaya devam ediyor. bir de dermatolog düşünün akşam acil hasta yok gibi, belki bir kaç kons geliyor. hem uyumak hem dinlenmek için bolca vakti var ve nöbet sayısı da daha az.
2-cerrahi branşlarda mobing denen bela bir durum var. arkadaşlar görmediğiniz için size gerçek değilmiş gibi gelebilir ama çömezini gece vakti git bana portakal bul gel canım çekti diye yollayanlar var. cerrahi bölümler hep daha sert olmuştur ama herkesin içinde asistanını azarlayan hocalar, aranız bozulunca size nöbet kitleyen ama ameliyatlara da sokmayıp amele işi yaptıran uzmanlar var. dahili branşlarda ise mobing daha az. çünkü hocaya bağlılığınız daha az. okuyarak da bir yerlere gelebilirsin. cerrahide hocaya mahkumsun, o ameliyata seni sokmazsa nasıl geliştireceksin kendini, nerede deneyeceksin öğrendiklerini?
3- türkiyede son zamanlarda malpraktis davaları başını almış gitmiş durumda. sırf bu iş için hastanede hastalığının durumu iyi gitmemiş insanları bulup doktora dava açması için dolduran avukatlar var. amniotic band sendromu yaşayan bir kadının 'senin karnında bant unutmuşlar' diye doldurulup dava açtığını hatırlıyorsunuz sanırım. haberin linki
aynı zamanda bazı hakimler de' doktorlar zaten kazanıyor tazminat ödesin' mantığıyla hareket edip bilirkişi raporlarını takmıyorlar. komplikasyon ile malpraktis birbirine girmiş durumda. zaten türkiyenin sağlık sistemi bazen sizi kanun dışına çıkıp sorumluluk almak zorunda bırakıyor. bazen hastanın hayatı ile kanun arasında kalıyorsunuz. bir genel cerrah arkadaşımız ilçede kalp damar cerrahisi olmadığı için sevk edilmek üzere olan çocuğun yolda öleceğini anlamış ve ameliyat etmişti ve çocuğun hayatını kurtarmıştı. buna rağmen etik değil diye değerlendirildi. zaten başarısız olsaydı yıllarca tazminat ödeyecekti. haberin linki
dahili branşlarda ise risk daha az dava daha az. senelerce biriktirdiğin çocuğunun rızkını haksız yere başkasına yedirme şansı daha az.
4-cerrahi branşlarda yaptığınız işlemlerin daha zor olması ve hastanın hayatını tehdit edebilecek durumların daha sık olması sebebiyle hastalar ve yakınları çok gergin oluyor. halkımız sağolsun hasta iyileşince allaha şükür ediyor(ne güzel, katılıyorum) ama hastaya bir şey olunca doktoru suçluyor. doktoru döven mi dersin hakaret eden mi, öldüren bile var. canı tehlikede olan bir insan nasıl can kurtarsın. ameliyat başarılı geçmezse hastanenin karışacağını bilen bir doktor ameliyata kendini ne kadar verebilir.
5-gelelim maaş konusuna tüm yukarıda yazdığım dertlerin yanında devlet hastanesinde çalışan cerrahlar, son birkaç yıldır getirilen performans sistemi yüzünden dermatoloji, radyoloji, ftr gibi branşlardan daha az maaş alıyorlar. performans sisteminde yaptığınız her şey size puan olarak dönüyor ve ek maaşınız ona göre belirleniyor. tabi cerrah bir hasta bakana kadar, bir ameliyat yapana kadar dermatoloji 10 hasta baktığı için cerrahların maaşları da düşük kalıyor.
şimdi size sormak istiyorum sevgili dostlar, tüm bu durumlar ortada iken kim niye cerrahi branş seçsin. şu an plastik ve rekonstrüktif cerrahi gibi özelde güzel maaşlar alabileceğiniz bir bölüm veya göz gibi diğer cerrahi branşlardan daha az yorulacağınız ama dahili branşlardan daha fazla tatmin olacağınız bir bölüm ya da kbb gibi çok etliye sütlüye bulaşmadan yapabileceğiniz, rinoplasti ile iyi bir gelir de elde edebileceğiniz bir bölüm dışında doktorlar artık cerrahi branşları yazmıyor. cerrahi kadrolar boş kalıyor. kardiyovasküler cerrahi, kadın doğum, genel cerrahi, çocuk cerrahisi, beyin sinir cerrahisi, üroloji ve ortopedi gibi bölümler hem düşük puanlarla yazılıyor hem de periferdeki kadroların bir kısmı boş kalıyor.
türkiyede her yerde mantar türer gibi tıp fakültesi açıldığı için bu branşlarda ilerde boşluk olacağını düşünmüyorum. çünkü bir yerde pratisyen kadrosu dolacak ve mezun doktorlar uzmanlık olsun da hangisi olursa olsun diyerek cerrahi branşları da yazacaklar. ama artık cerrahide idealist kendini mesleğine adamış insanları göremeyeceksiniz. cerrahi branşların hali içler acısı bir hale dönüşecek. belki binlerce tl verip ancak işini çok iyi yapabilen doktorlara ulaşabilecekseniz. sağlık bu arkadaşlar şakaya gelmez. devletin nasıl bir politika izleyeceğini ya da ne zaman duruma müdahale etmesi gerektiğini anlayacağını zamanla göreceğiz. maalesef durum gösteriyor ki zor günler bizleri bekliyor.
devamını gör...
regl ağrısının abartılması
kasık bölgesine sağlam bir tekme yememiş ve bu yüzden de tarif edilen ağrıyı anlayamayacak insanların görüşüdür bu genellikle.
yanlış anlaşılmasın. bunu, regl ağrısının şiddetinin daha iyi anlaşılması açısından söylüyorum. kasık bölgenize, otomatiğe bağlanmış şekilde seri tekmeler yediğinizi düşünün; elde edilen şiddet regl sancısına denktir.
yanlış anlaşılmasın. bunu, regl ağrısının şiddetinin daha iyi anlaşılması açısından söylüyorum. kasık bölgenize, otomatiğe bağlanmış şekilde seri tekmeler yediğinizi düşünün; elde edilen şiddet regl sancısına denktir.
devamını gör...
keçecizade izzet molla
birinci abdülhamid dönemi kazaskeri olan keçecizade salih efendi'nin oğlu; tanzimat dönemi'nin önemli sadrazamlarından keçecizade fuat paşa'nın babası olan keçecizade izzet molla ; 19. yüzyıl divan şiiri şairlerinden biridir.
dilde sadeleşme ve yerli motifleri işleme yönüyle yeni edebiyatın öncülerinden biri olmuştur.
ayrıca bu özelliği ilke divan edebiyatı ile tanzimat edebiyatı arasında bir köprü görevi üstlenmiştir.
dilde sadeleşme ve yerli motifleri işleme yönüyle yeni edebiyatın öncülerinden biri olmuştur.
ayrıca bu özelliği ilke divan edebiyatı ile tanzimat edebiyatı arasında bir köprü görevi üstlenmiştir.
devamını gör...
beş dil bilen insan
beş tane dil bilen dümdüz normal insandır.
dil öğrenme konusunda kabiliyetli birisidir.
aynı zamanda yazar arkadaşın az önce tanıştığı fransız beyefendidir.
dil öğrenme konusunda kabiliyetli birisidir.
aynı zamanda yazar arkadaşın az önce tanıştığı fransız beyefendidir.
devamını gör...





