mutlu bir geleceğe doğru atılan kocaman bir adım.

-anne nasıl?
+yemek yapmam diyor ama sen bilirsin oğlum.

-baba sen de bir şey söyle.
+feministe benziyor bu. sonra tadımız kaçmasın.
devamını gör...

mehmet coşkundeniz kitabı.


“dışarıdan diledikce içeriden yoksullasıyorsun!"
devamını gör...

kesinlikle paten. o kadar çok istiyordum ki rüyalarıma giriyordu.
devamını gör...

hakkındaki trajik gerçekleri daddy sayesinde öğrendiğim bir tür mineral.

kolumbit - tantalit olarak da bilinen maddenin adı, bu ikisinin ilk 3 harfinin birleşmesiyle ortaya çıkmış. kullanılabilmesi için, içindeki niyobyumun ve tantalın ayrıştırılması gerekiyormuş. özellikle tantal, cep telefonu, laptop ve şarj edilebilir birçok elektronik alette kullanıldığından, bunun eldesi önemliymiş.

başka birçok ülkede de bulunmakla beraber, kaynağı %80 oranında kongo imiş. yukarıda bahsi geçen teknolojik aletlere olan ihtiyacın artması, koltana olan ihtiyacı da artırmış. ne yazık ki bunun da kongo için bazı bedelleri olmuş.

ülke, demokratik kongo cumhuriyeti adıyla 1960'da bağımsızlığını ilan ettikten 5 yıl sonra tek adam rejimi ile yaklaşık 30 yıl yönetilmiş. bu arada ismi de bir süre sonra zaire olmuş. 1994 yılında, ülkenin komşusu ruanda'da çıkan karışıklıklar bu ülkeye de sıçramış. 2003 yılına kadar süren iç savaş boyunca koltan ve başka bazı madenler, işgalciler tarafından çıkarılmaya başlanmış.

iç savaş bitse de, koltana olan ihtiyaç nedeniyle, madenlerin olduğu bölgelerde karışıklıklar hiç bitmemiş. 1994'ten beri bu maden uğruna 5 milyon kadar insanın öldüğü, yüz binlerce kadının tecavüze uğradığı biliniyor.


avustralyalı bir gazeteci olan klaus werner, hazırladığı bir raporda bayer gibi çok uluslu şirketlerin koltan kaçakçılarıyla olan illegal bağlantılarını belgemiş olmasına rağmen off-shore bankacılık ve doğu avrupa’daki kaçakçılar sayesinde kanlı koltan hala illegal yöntemlerle piyasaya sürülmeye devam ediyor.
kaynak


ne yazık ki her zaman olduğu gibi, büyük teknoloji şirketleri, içerideki gruplarla anlaşma halindeymiş ve bu yüzden de ülkedeki işçiler bu madeni çıkarmaya mecbur bırakılıyormuş. yani "yıl olmuş 2021" diyerek şaşırdığımız bazı şeyler vardır ya hani; işte o şeylerin başına, 2021'de bile bir yerlerde insanların köle olarak kullanılması, kendi ülkelerinde huzur içinde yaşayamamaları, ülkenin hem etinden hem sütünden faydalanan kurumların "teknoloji devi" gibi sıfatlarla anılması yazılmalıdır bence.

konuya ilişkin birtakım okumalar için:
1
2

not: daddy'nin haksızlığa uğradığını düşünüyorum. umarım bizi fazla bekletmez ve geri döner. fazladan bir bilgi edinmeme vesile olduğu için kendisine teşekkür ediyorum.
devamını gör...

bu ülkede emekçi kadınlar, ezilen kadınlar dururken danla gibi gereksiz ve popülist bir figür ile trübinlere oynamak imamoğlu'nun gerizekalı danışmanlara sahip olduğunu göstermektedir.
devamını gör...

becca fitzpatrick fısıltı "hush hush serisi"
devamını gör...

hoşlanılan kızı orkid alırken görmek gibi faydasız başlıklar için şikayet et butonuna faydasız seçeneği eklensin bence. belli bir adet faydasız şikayeti alan başlık kilitlensin/silinsin. yazarına da uyarı gitsin. tekrarlarsa uçurulsun. bazı başlıklar artık eğlence maksadı bile gütmeyen faydasız saçma sapan şeyler.
devamını gör...

sabahattin ali'nin toplumcu gerçekçilik çizgisinden sıyrılıp yazdığı nadide eseri.

not: birazdan okuyacaklarınız kitabın edebi bir incelemesi niteliğindedir, dolasıyla hayli uzun... okumayacak arkadaşlar sol frameden devam etsin.

son birkaç yıldır en çok satanlar listesinden hiç düşmeyen, yediden yetmişe herkesin elinde gördüğüm, bilhassa sosyal medyada kapak yüzü ve içerisindeki sözleri ile yapılan paylaşımlar, sabahattin ali'nin bu eserine müthiş bir popülarite kazandırmıştı. belki üç beş yıl öncesinden başlayan bu furya, belirsizliğini koruyarak bir süre daha devam edecek gibi.

kitabın bu denli bir popülerlik kazanmasının esas mahiyetini merak ediyordum doğrusu. deyim yerindeyse yıllar sonra yeniden diriltildi bu eser. ama neden? neden herhangi bir yazarın, herhangi bir kitabı değil de, sabahattin ali'nin ''kürk mantolu madonna''sıydı. bahsi geçen kitabı öne çıkaran neydi? bunca yıldan sonra nasıl oluyordu da bu kadar geniş bir okur yelpazesinde rağbet görüyordu? kitabı okuma iştiyakımın temelinde yatan sebep buydu. kitabın içeriği ve edebi niteliklerinden ziyade, bir sosyolog gibi, toplumdaki bu popülaritenin sebebini öğrenmek adına okumaya koyuldum.

önsöz' de yer alan ''... dilinde ve anlatımında bir sadeleştirmeye gitmek gibi bir edebiyat barbarlığından kaçınan yayınevi...'' ibaresi bizlere, eseri, sabahattin ali'nin yazdığı kelimeler, cümleler ile okuyacağımız anlamına geldiğini kanıtlıyordu. kitabı okumaya başlamadan sevindirici bir haberdi. buradan yola çıkarsak; her edebi eser gibi ''kürk mantolu madonna''da da, başlıca, dil ve anlatım değerlendirilecek, irdelenecek ve gerekirse eleştirilecektir.

kitabın okuru pek yormadığına dikkat çekmek istiyorum. ilk kez 1943' de basılan eserin, günümüz türkçesine yabancı bir tarafı yoktu. osmanlıca kökenli kelimeler sık kullanılmamış. gayet açık ve anlaşılır bir türkçe ile kaleme alınmış. cumhuriyet sonrası dönemi düşündüğümüzde; harf devrimi ile beraber öztürkçeleştirilmeye çalışılarak üstünde enikonu oynanmış bir dil görüyoruz. böyle bir dilin oturması içinde belli bir zamana ihtiyaç duyulduğu muhakkak. bu çalışmaların devam ettiği dönemde ve henüz oturmamış bir dilde eser kaleme almak ise hem risktir, hem de büyük özveri ister. ''kürk mantolu madonna''yı da dil ve üslup bakımında incelerken bu ayrıntıları göz ardı etmemek gerekir.

sabahattin ali'nin ''kürk mantolu madonna''yı yazarken kullandığı dile hayran kalmamak elde değil. eser, sabahattin ali' nin, döneminin dilsel karışıklığından sıyrıldığını ve tükçeye ne kadar hakim olduğunu bizlere gösteriyor. duyguları ve olayları ifade ederken ki üslubu ise günümüz post-modern edebiyatçıları ve yazarlarına ders verilecek nitelikte. yazar, hiçbir anlam kargaşası yaşatmadan, sade bir anlatımla, duygu çoşkunumlarını ve olayları, rahatlıkla, tahayyül ettirebiliyor okuruna. söze girerken bahsettiğim '' okurunu yormayan'' anlatımı ise belirgin olarak betimlemelerde kendini hissettiriyordu. örnek vermek gerekirse:

--- alıntı ---

tekrar yüzüne baktığım zaman kalın ve biraz dağınık kaşlarını, bir şey düşünüyor gibi, kaldırmış olduğunu gördüm. gözkapaklarının ince mavi damarları belli oluyordu. siyah ve gür kirpikleri hafifçe titremekteydi ve bunların üzerinde mini mini birkaç yağmur damlası parlıyordu. saçları da yer yer ıslanmıştı.

--- alıntı ---

yukarıda maria puder adlı karakteri betimleyen sabahattin ali, bizlere, bayan puder'i kitabın içindeki kelimeler yığınından kurtarıp; gözümüzün önüne getirir derecesinde başarılı bir anlatım sergiliyordu. ve yormadan, bunaltmadan, bulandırmadan...

yalnızca betimlemeler değil; duygu devinimlerini de ifade edişi, yazarı, birçoklarında ayrı bir kefeye koymamızı gerektiriyordu.

--- alıntı ---

... yüzünü görmemiştim. onunla karşılaşmaktan bu kadar korktuğum halde şimdi beş altı adım arkasından yürüyordum. kadın bunu fark etmez görünüyordu. beni görmesi ihtimali karşısında saklanacak yer aradığıma göre ne diye buraya gelmiş ve yolunu beklemiştim? şimdi ne diye arkasından gidiyordum? acaba o muydu? gecenin herhangi bir saatinde bir sokaktan geçen bir kadının ertesi akşam gene aynı yerden geçmesi icap ettiğine nereden hükmediyordum? bütün bu suallere cevap verecek halde değildim. hiç eksilmeyen bir çarpıntı ile arkasından gidiyor ve birdenbire geriye bakıp beni görmesi ihtimalini düşündükçe daha çok heyecanlanıyordum...

--- alıntı ---

dil ve anlatım üzerine sözlerimi tamamlarken birtakım olgular üzerine kafamı kurcalayan sorunlara değinmek istiyorum. yarım asırdan fazla bir süre önce yazılan ve, daha önce bahsettiğim gibi, döneminin dilsel hengamesine rağmen bu denli nitelikli, akıcı, okurun zihnini uyandıran, bağlayan ve anlaşılır bir türkçe ile karşılaşınca doğrusu kendim ve nesildaşlarım adına utandım. dilimiz nereye gidiyor? kullandığımız türkçe ile kendimizi iyi ifade edebiliyor muyuz? sözlerin güzelliğini ve sihrini yavaş yavaş yitiriyor muyuz?... türkçemize sahip çıkmanın ve sabahattin ali çevresinde buna eğilmenin ilerleyen zamanlarda şahsımda çok su götüreceğini de belirtmek isterim.

cumhuriyet türkçesi, diye bir tarz olsa bunun en yetkin yazarlarından biri kuşkusuz sabahattin ali olurdu. zira,...

dipnot: kitap üzerine diğer değerlendirmelerim ilk fırsat bulduğum an devam edecektir. tekrar görüşmek dileğiyle, efendim. esen kalın!
devamını gör...

25 yaşına gelince kafasında tek tel saç kalmayan, götündeki kıllar kadayıf olan erkeklerin kendini teselli etme şekli.
devamını gör...

bir yıldızın kaydığını gördüğün zaman dilek dilersen dileğinin gerçekleşeceği sözü.
devamını gör...

zafer algöz'ün döner ısmarladığı dünyaca ünlü aktördür. (bkz: forrest gump) filminin başrolüdür.
devamını gör...

bir müfit özdeş kitabıdır.

türk bilimkurgu öykücülüğünün canı ciğeri müfit özdeş öyle bir öykü kitabı yazmış ki okumaya doyamıyor insan.

kitap 15 öyküden oluşuyor ve bu 15 öykünün tamamını çok beğendim. bu kitapta bulunan öykülerden bir olan krrçiysk metis seçkisi asker kaçağı’ndaki tek türk öyküsü. bu öyküde kıtlıkla savaşmakta olan merendiz gezegeninden et aramak için yolculuğa çıkan krrçiysk’in etle dopdolu olan dünyaya gelmesi anlatılıyor.

kitap tanıdık mekanlarda, tanıdık kişilerin başından geçen umulmadık hikayeleri anlatıyor. periler ve insanların hikayesi, çalıştırılamayan bir madde transformatörünün hikayesi, insanların acılarını toplayan bir bilgisayarın hikayesi bir çırpıda aklıma gelenler.

kitaba adını veren öykü ise bence muhteşem bir öykü. sigarayı bırakmamak için neleri göze alabilirsiniz? sevgilinizden ayrılmayı? sağlığınızı kaybetmeyi? peki ya üzerinde yaşadığınız gezegeni feda edebilir misiniz?

dünyada et ve sigara yasaklanınca son kalan tiryaki selim gezegeni terk etmeye karar verir çünkü kesinlikle sigarayı bırakmaya niyeti yoktur. sığınmak için kendine seçtiği gezegen ise sigaranın ve birçok şeyin hala serbest olduğu rousseau gezegenidir.

eğer bulunabilirseniz kitabı edinin, zaten okuyup bitirmeniz bir saatten çok sürmeyecek.
devamını gör...

sözlük ahalisi olarak, portakal atmak olarak kararlaştırdığımız zımbırtıdır. noktaa.*
devamını gör...

anatomi ilk vizem: 45
devamını gör...

(bkz: takibe takip)
devamını gör...

bir ömür ağrıma gitse de dünyadan oluşmuş harfler
yarım dalgın ve kusurlu geldim ben buraya
günde beş defa hiçbir şey yapmamaktansa
kalıp sana baktım
kalıp sana bakmak oldu dünya

seyyidhan kömürcü
devamını gör...

üşütmeyin, çorapsız gezmeyin.
devamını gör...

davulda pedal 2 işe yarar. birincisi hi-hat açıp kapamaya, ikincisi bass davulu kontrol etmeye. burada bass davul olayına değineceğiz.

çift pedal {twin ya da double cross}*, gerek caz olsun gerek metal, tüm müzik dallarında güzel sonuçlar verebilen bir tekniktir. şimdi biraz ayrıntılara inelim. öncelikle vücut pozisyonunu.

davul koltuklarında arkalık olmadığı için arkamıza yaslanarak bacaklarımıza kuvvet bindirmeyi unutmamız gerekir. pedal kullanımında maksimum bacak kuvveti için oturuş pozisyonumuz, bacaklarımız ile vücudumuzun 95-100 derece civarı bir açıda sabit olmasını gerektirmektedir. pedallara basarken kesinlikle ayak tabanının tamamı pedala temas etmemeli, zaten mantık olarak pedalın ortasında tek bir noktaya baskı uygulayarak sağlam ses çıkarabiliriz, yani pedala ayaklarımızın parmak ucu ile basmamız gerekir (aslında tam olarak ayak parmağı eklemlerimizin başladığı yerde çıkıntı yapıyor ya ayak, orası. ama her seferinde bunu yazamayacağım, ben parmak ucu diyeyim, siz anlayın), topukların havada olması önemli. diz açısı ise yine bahsedilen açı civarında olacak şekilde ayarlanmalı.

kullanımına geçersek, yukarıda anlattığım şekilde davulun başına oturduktan sonra parmak uçları ile pedallara yerleşmek gerekmektedir, daha açık bir şekilde anlatmam gerekirse, parmak uçlarınızı yere koyun ve sabit bir metronomda parmak uçlarınızı kaldırmadan topuklarınızı sırayla yere vurun. aşağı yukarı buna benzemesi gerek. başlangıçta stabiliteyi sağlamak için kesinlikle metronom gerekecektir ama, metronom sizin dostunuzdur. kardeşinizdir. ancak zamanla bu gereksinimi atacaksınız. kesinlikle çabuk hızlanmamak, hatta mümkünse 50 bpm'den başlamak hayati öneme sahip.

her davul tekniğinde olduğu gibi, pedallarda da istemeden hızlanmak en sık karşılaşılan hatalardan biridir.

burada bir başka önemli olan şey de çalarken ayakların tamamını yerden kaldırıp indirerek yapmaya çalışmamaktır.. zira bu şekilde tek şarkıyı bile bitirmek imkansızdır, 1 dakikanın sonunda baldırlara kramp girer. altın kural parmak uçlarının hep pedal üzerinde kalması. teknik sadece baskıyı arttırıp azaltma esasına, stabilize olmaya ve düzgün kas kontrolüne dayanıyor yani.

buraya kadar anladık.

peki pedala bastığım zaman, basılı mı tutacağım? (bury) yani bir sonraki beat'e kadar tokmak, deriye yapışık mı kalacak? yoksa ayağımı vuruş sonrası gevşetip tokmağı salacak mıyım? (come off)

güzel soru.

bunda doğru ya da yanlış bir cevap yok. tamamen müzik stilinize göre, kendinizin karar vereceği bir nokta.

ben çalarken bury tercih ediyorum. kısa sustainli, keskin, tok beatler verebilmemi sağlıyor. ayrıca istemeden ghost note yaratma riskinizi de ortadan kaldırıyor. ancak seçim sizin.

bundan bir sonraki teknik ise kaydırma tekniği. (slide) üst üste seri 2 beat çıkarmanızı {tak.....tatak.....tak....tatak şeklinde} sağlıyor. ancak bunu davul başında anlatmak daha kolay olacağından aşağıya bir video bırakıyorum. daha iyi anlaşılacaktır.

iyi davullar efendim.

devamını gör...

lütfen hastalık demeyin bu bir hastalık değil sapıklıktır.
devamını gör...

:(
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim