anneler günü hediyesi olarak küçük ev aleti almak
ben çeyrek takıyorum.*
ne alsam beğenmiyor, çiçekten, kıyafete, takıya her seyi denedim. hep kulp buldu. kardeşlerimle toplanıp annemize çeyrek takıyoruz.
ne alsam beğenmiyor, çiçekten, kıyafete, takıya her seyi denedim. hep kulp buldu. kardeşlerimle toplanıp annemize çeyrek takıyoruz.
devamını gör...
sevgiliyle yemek yapmak
romantik olduğu kadar tehlikeli de olabilen eylemdir. evliliğimizin ilk günlerinde her çift gibi biz de bu romantik etkinliği gerçekleştirmek için eşimle mutfağa girdik. malzemeleri hazırlarken benim açık bırakmış olduğum mutfak dolabı kapağına eşimin kafasını saplamasıyla etkinliğimiz son buldu. filmlerdeki gibi burnumuzun ucuna un sürüp romantik bir öpücük konduracakken adamcağızın kafasını yardık, pekmezi falan hep aktı gitti yazık.
devamını gör...
türkiye'nin aşı sorunu bitmiştir
sabah sabah telefona gelen haber bildirimi. adamlar manşet atmış.
bakan koca'dan şok açıklama: bitirdik!
ananı avradını diyerek haberi açtım. tabii ki inanmak istediğim şey bir ütopyaydı ama olsundu. sonuçta beşerdik ve şaşabilirdik.
sonra haberi okudum. aşı sorununu bitirmişler. buna da şükür diyerek kapadık haberi.
bakan koca'dan şok açıklama: bitirdik!
ananı avradını diyerek haberi açtım. tabii ki inanmak istediğim şey bir ütopyaydı ama olsundu. sonuçta beşerdik ve şaşabilirdik.
sonra haberi okudum. aşı sorununu bitirmişler. buna da şükür diyerek kapadık haberi.
devamını gör...
simbiyotik
diğer bir adı ortak yaşam olan, iki canlının fayda-fayda(mutualizme)/fayda-etkilenmeme(kommensalizm) ve fayda/zarar (parazitlik) ilişkisiyle birlikte yaşama durumuna verilen ad.
bu ilişki, bitkiler arasında olabileceği gibi bir bitki bir hayvan ile veya iki hayvan arasında da mümkündür.
insan vücudunda bulunan bakteriler ile insan, balıkların derisine yapışıp birlikte yaşayan balıklar, mantar ve algler, beğeniye beğeni yapan yazarlar gibi örnekler mutualizme örnek teşkil edebilir.
kuşlar ve ağaç, yengeç ve istiridye, avcı hayvanlar ve leş yiyiciciler kommensalizme örnek teşkil edebilir.
tenya ya da şerit ve canlılar, virüsler ve canlılar, otlakçı insanlar ve diğer insanlar arasındaki ilişki de parazitliğe örnek verilebilir.
çoğunlukla tarafların ihtiyaçları dahilinde, istemli ya da istem dışı olarak gerçekleşir.
bu ilişkiye bir başka örnek de marvel evreninden venom ve eddie brock arasında olan konak ilişkisi verilebilir.
eddie'nin karanlık hislerini tatmin ederek, kendi açlığını doyuran venom her iki tarafın da bu durumdan hoşnut olmasını sağlar.
marvel evreninde şimdiye kadar bilinen 40 kadar simbiyot vardır.
bu ilişki, bitkiler arasında olabileceği gibi bir bitki bir hayvan ile veya iki hayvan arasında da mümkündür.
insan vücudunda bulunan bakteriler ile insan, balıkların derisine yapışıp birlikte yaşayan balıklar, mantar ve algler, beğeniye beğeni yapan yazarlar gibi örnekler mutualizme örnek teşkil edebilir.
kuşlar ve ağaç, yengeç ve istiridye, avcı hayvanlar ve leş yiyiciciler kommensalizme örnek teşkil edebilir.
tenya ya da şerit ve canlılar, virüsler ve canlılar, otlakçı insanlar ve diğer insanlar arasındaki ilişki de parazitliğe örnek verilebilir.
çoğunlukla tarafların ihtiyaçları dahilinde, istemli ya da istem dışı olarak gerçekleşir.
bu ilişkiye bir başka örnek de marvel evreninden venom ve eddie brock arasında olan konak ilişkisi verilebilir.
eddie'nin karanlık hislerini tatmin ederek, kendi açlığını doyuran venom her iki tarafın da bu durumdan hoşnut olmasını sağlar.
marvel evreninde şimdiye kadar bilinen 40 kadar simbiyot vardır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının tanışmak istedikleri normal sözlük yazarları
(bkz: yoldaş benjamin franklin)
devamını gör...
utanan maymun emojisi gönderen erkek
her emojiyi deli gibi kullanan ben.

edit: hincime sen erkek misin? sen de bi dur zaten ortalık karışık ...

edit: hincime sen erkek misin? sen de bi dur zaten ortalık karışık ...
devamını gör...
kıyafetlerin seçilmiş sansür olması
olgular; toplumların algılarına göredir. tüm insanlık çıplak olsa, giyinik kişiler dışlanır ve ötekileştirilirdi. bu nedenle katıldığım tespittir..
devamını gör...
scooby-doo! mystery incorporated
elime televizyonun kumandasını alıp kanallar arasında gezinmeye nadiren fırsat buluyorum. işte geçenlerde, bu eşine az rastlanır zamanların birinde, bir çizgi filme ilişti gözüm. hepimizin bildiği scooby-doo’nun uzun metraj bölümlerinden biriydi bu. kimi serüvenleri için haddinden öte içli dışlı olduğum bu fanatik, dayatmacı ve propagandacı yapımla bir iki saniyeden fazla yüz yüze kalmam, sair zaman kanalı değiştirmem için yeterli sebeptir. ama bu sefer, karşımdaki manzaraya inanmakta güçlük çekiyordum: ekranda, elinden ışın saçan bir büyücü; belli ki sam raimi’nin evil dead’indeki lovecraft göndermeli necronomicon’a benzetilmiş, ağzı yüzü olan bir sihir kitabı; bir de çığlıklar atarak dolaşan hayalet vardı.
evet, embesil bir köpeğin ve her biri çapsızlık ve boyutsuzlukta ancak diğer bir ekip arkadaşıyla aşık atabilecek üç arkadaşın gizem çözme vaadiyle ortalıkta salındığı bu çizgi filmde böyle doğaüstü görünümlü unsurlar hiç de alışılmadık şey değildir. o yüzden neye şaşırdığımı merak ediyor olabilirsiniz.
scooby-doo çizgi filmi, batı kültür geleneğinin oluşmasında büyük rol oynayan bir yaratıcı sürtüşmenin, akıl ile duygu çatışmasının sonuna kadar yanlı bir neferidir. usçu düşüncenin savunucusudur; hayalet – cin – hortlak – canavar – büyü gibi boş ve batıl inançları çürütmek için gerçeklerden, yani ipuçlarından yola çıkar, mantığı ve bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bunların aslında kötü niyetli kişilerin saf insanları (romantikleri) kandırmak için başvurdukları hileler olduğunu kanıtlar. bu özelliğiyle csı’ların bir öncülüdür. ne ilginçtir ki, çizgi filme ismini veren ve ingilizcesinde sadece “r” harfiyle başlayan sözcükler söyleyebilen (türkçesinde bu nüans yoktur) köpek, bu izleğin içindeki tek metafizik unsurdur. gizem çetesi’ni (mystery ınc.) oluşturan üç kişi (yakışıklı ve güçlü fred, zeki ama çirkin velma, güzel ve güzel daphne) zaman zaman doğaüstüne inanmanın kıyısından dönse de, bu tuzaklara sadece ekibin diğer iki üyesi, scooby-doo ve shaggy düşer ve “inanırlar”. grup içi dinamikler bu şekilde dengelenirken, duyguların, inançların, romantik idealizmin temsilcilerinin konuşan bir köpek ve amerikan toplumunun pasifist hippilere yönelik horgörüsünü ortaya koyan bir “salak” olması, çizgi filmin hangi tarafı savunduğunu açık şekilde ortaya koyar.
peki, gizem ekibi neden bunu yaparken neden “canavar avcılığı” gibi sadettin teksoycu bir yaftayı kendine yakıştırır? bir düşüncenin, karşıt düşünceyi çürütmek ve alaşağı etmek için rakibinin yerleşik kalıplarını kullanması (gavur buna subversion diyor) karşımıza sıkça çıkar. söz gelimi, gotik edebiyat neredeyse bunun örneklerinden ibarettir. şu anda bu janrın önde gelen temsilcilerinden sayılan ann radcliffe, başından sonuna kadar doğaüstü olaylarla doldurduğu romanlarını, son kısmında mantıklı açıklamalara kavuşturarak aslında gotiğin altındaki felsefeye ters düşen bir “sözde gotik” yaratmıştır.
scooby-doo bölümlerinin bir ortak yanı da, değişmez bir olay örgüsüne sahip olmasıdır. ben bir zamanlar propp'un masal çözümleme metodu'na özenip scooby-doo’ların izleğini formüle etmeye girişmiştim. o yüzden size klasik bir bölümde gerçekleşecek olayları şaşmaz bir biçimde pekala anlatabilirim.
kahramanlarımız, gizem makinesi adını verdikleri, üzeri rengarenk boyalı bir volkswagen minibüsle yolculuk yapmaktadırlar.
hedeflerine varmak üzereyken doğaüstü görünümlü bir yaratık yollarına çıkar ve onlara gözdağı verir, sonra kaybolur.
vardıkları yerde, gavurun “red herring” dediği, amacı okuru ters köşeye yatırmak olan iki ya da üç karakterle tanışırlar. bunların hepsinin de ortak bir noktası vardır. bu nokta soyut (bir amaç) ya da somut (bir nesne) olabilir.
tehdit tekrar baş gösterir, kahramanlarımızın korkup kaçtıkları bir kovalamaca yaşanır. ortaya çıkan “yaratık” bir ipucu bırakır ardında.
bu ipucundan yola çıkan ekip suçluyu saptar ama bu bilgiyi kimseyle paylaşmaz.
suçluya tuzak kurulur, scooby-doo ve shaggy yem olarak kullanılır. buna yanaşmayan kapitalist köpek, ancak rüşvet verildiğinde rıza gösterir.
suçlu yakalanır, merasimle maskesi düşürülür. herkes dört kafadara suçlunun kimliğini nasıl tespit ettiklerini sorar, onlar da ipuçlarından yola çıkarak nasıl şüphelileri elediklerini anlatırlar.
scooby-doo maskaralık yapar, öykü biter.
işin ilginç yanı, izlediğim bölümün gerek olay örgüsü gerekse altında yatan felsefe bakımından bu kalıpların çok dışında kalmasıydı. nitekim, sonunda cadı gerçekten bir cadının hayaleti, büyücü gerçek bir büyücü ve kitap da gerçek bir sihir kitabı çıktı. gizem, gizem ekibi’ne bir çalım atmış ve galip gelmişti.
bu, neredeyse elli yıldır yayımlanmakta olan bir çizgi dizinin (kitapları da cabası) dünya görüşünde akıl almaz bir değişim demek. yayımlanmış yüzlerce bölümünde doğaüstü diye bir şey olmadığını kanıtlamaya ant içen scooby-doo, artık bu çabasından vazgeçmiş ve varoluş amacını, itici gücünü yitirmiş görünüyor. kanadalı edebiyat eleştirmeni northrop frye, mevsimsel döngünün bir yansıması olarak yazınsal türlerin de devridaim içinde olduğunu, yeri geldiğinde “romans”ın da tekrar yükseleceğini savunuyordu. anlaşılan bu mevsim değişikliğinden bizim scooby de nasibini almış.
evet, embesil bir köpeğin ve her biri çapsızlık ve boyutsuzlukta ancak diğer bir ekip arkadaşıyla aşık atabilecek üç arkadaşın gizem çözme vaadiyle ortalıkta salındığı bu çizgi filmde böyle doğaüstü görünümlü unsurlar hiç de alışılmadık şey değildir. o yüzden neye şaşırdığımı merak ediyor olabilirsiniz.
scooby-doo çizgi filmi, batı kültür geleneğinin oluşmasında büyük rol oynayan bir yaratıcı sürtüşmenin, akıl ile duygu çatışmasının sonuna kadar yanlı bir neferidir. usçu düşüncenin savunucusudur; hayalet – cin – hortlak – canavar – büyü gibi boş ve batıl inançları çürütmek için gerçeklerden, yani ipuçlarından yola çıkar, mantığı ve bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bunların aslında kötü niyetli kişilerin saf insanları (romantikleri) kandırmak için başvurdukları hileler olduğunu kanıtlar. bu özelliğiyle csı’ların bir öncülüdür. ne ilginçtir ki, çizgi filme ismini veren ve ingilizcesinde sadece “r” harfiyle başlayan sözcükler söyleyebilen (türkçesinde bu nüans yoktur) köpek, bu izleğin içindeki tek metafizik unsurdur. gizem çetesi’ni (mystery ınc.) oluşturan üç kişi (yakışıklı ve güçlü fred, zeki ama çirkin velma, güzel ve güzel daphne) zaman zaman doğaüstüne inanmanın kıyısından dönse de, bu tuzaklara sadece ekibin diğer iki üyesi, scooby-doo ve shaggy düşer ve “inanırlar”. grup içi dinamikler bu şekilde dengelenirken, duyguların, inançların, romantik idealizmin temsilcilerinin konuşan bir köpek ve amerikan toplumunun pasifist hippilere yönelik horgörüsünü ortaya koyan bir “salak” olması, çizgi filmin hangi tarafı savunduğunu açık şekilde ortaya koyar.
peki, gizem ekibi neden bunu yaparken neden “canavar avcılığı” gibi sadettin teksoycu bir yaftayı kendine yakıştırır? bir düşüncenin, karşıt düşünceyi çürütmek ve alaşağı etmek için rakibinin yerleşik kalıplarını kullanması (gavur buna subversion diyor) karşımıza sıkça çıkar. söz gelimi, gotik edebiyat neredeyse bunun örneklerinden ibarettir. şu anda bu janrın önde gelen temsilcilerinden sayılan ann radcliffe, başından sonuna kadar doğaüstü olaylarla doldurduğu romanlarını, son kısmında mantıklı açıklamalara kavuşturarak aslında gotiğin altındaki felsefeye ters düşen bir “sözde gotik” yaratmıştır.
scooby-doo bölümlerinin bir ortak yanı da, değişmez bir olay örgüsüne sahip olmasıdır. ben bir zamanlar propp'un masal çözümleme metodu'na özenip scooby-doo’ların izleğini formüle etmeye girişmiştim. o yüzden size klasik bir bölümde gerçekleşecek olayları şaşmaz bir biçimde pekala anlatabilirim.
kahramanlarımız, gizem makinesi adını verdikleri, üzeri rengarenk boyalı bir volkswagen minibüsle yolculuk yapmaktadırlar.
hedeflerine varmak üzereyken doğaüstü görünümlü bir yaratık yollarına çıkar ve onlara gözdağı verir, sonra kaybolur.
vardıkları yerde, gavurun “red herring” dediği, amacı okuru ters köşeye yatırmak olan iki ya da üç karakterle tanışırlar. bunların hepsinin de ortak bir noktası vardır. bu nokta soyut (bir amaç) ya da somut (bir nesne) olabilir.
tehdit tekrar baş gösterir, kahramanlarımızın korkup kaçtıkları bir kovalamaca yaşanır. ortaya çıkan “yaratık” bir ipucu bırakır ardında.
bu ipucundan yola çıkan ekip suçluyu saptar ama bu bilgiyi kimseyle paylaşmaz.
suçluya tuzak kurulur, scooby-doo ve shaggy yem olarak kullanılır. buna yanaşmayan kapitalist köpek, ancak rüşvet verildiğinde rıza gösterir.
suçlu yakalanır, merasimle maskesi düşürülür. herkes dört kafadara suçlunun kimliğini nasıl tespit ettiklerini sorar, onlar da ipuçlarından yola çıkarak nasıl şüphelileri elediklerini anlatırlar.
scooby-doo maskaralık yapar, öykü biter.
işin ilginç yanı, izlediğim bölümün gerek olay örgüsü gerekse altında yatan felsefe bakımından bu kalıpların çok dışında kalmasıydı. nitekim, sonunda cadı gerçekten bir cadının hayaleti, büyücü gerçek bir büyücü ve kitap da gerçek bir sihir kitabı çıktı. gizem, gizem ekibi’ne bir çalım atmış ve galip gelmişti.
bu, neredeyse elli yıldır yayımlanmakta olan bir çizgi dizinin (kitapları da cabası) dünya görüşünde akıl almaz bir değişim demek. yayımlanmış yüzlerce bölümünde doğaüstü diye bir şey olmadığını kanıtlamaya ant içen scooby-doo, artık bu çabasından vazgeçmiş ve varoluş amacını, itici gücünü yitirmiş görünüyor. kanadalı edebiyat eleştirmeni northrop frye, mevsimsel döngünün bir yansıması olarak yazınsal türlerin de devridaim içinde olduğunu, yeri geldiğinde “romans”ın da tekrar yükseleceğini savunuyordu. anlaşılan bu mevsim değişikliğinden bizim scooby de nasibini almış.
devamını gör...
sorunlu aile hayatı
hem cahil hem de ilkel olan toplumumuzda katmerli bir yaradır. pek çoğumuz muzdatiptir bundan. ama üzülmeyin çaresi var elbette.
bir kere aile şapkasını atıp birey şapkasını takacaksın. ailenin acıları, sorunları ve kavgaları bitmez. iyileşmiyorlarsa, daha doğrusu sorun direkt onlardan kaynaklıysa ve bunu kabullenmiyorlarsa atacaksın aileyi. bu kendini korumanın ön şartıdır. bu radikal kararı veremeyenler ailelerinin karanlığında boğulur ve muhtemelen ileride kurmaya yeltendikleri aile de aynen geldikleri aile gibi sorunlu ve işlevsiz olur.
atın kardeşim! sizi üzeni yıpratanı atın, öz evladınız hayırsız olsa onu bile atın! hayırsız oğlunuzu/kızınızı "evlenince düzene girer." diye birilerinin başına sarmayın! ruh sağlığı berbat yakınınıza "bak yaşlanınca yalnızlık çekersin, yap bir çocuk da yaşlanınca kapılara bakma." demeyin. sorunlu ailelerin büyümesine, dallanıp budaklanmasına yol açmayın. sorunlu aileler büyümemelidir, ıslah edilmelidir!
ayrıca allah aşkına üst üste yapılan düşük ve ölü doğumları ciddiye alın! siz idrak edemeseniz de kabul etmek istemeseniz de natürel seleksiyon ya da "her şerde bir hayır var" mekanizması çürükleri elemekte yüzbinlerce yıldır kusursuz işliyor. olmuyorsa bırakın olmasın.
bir kere aile şapkasını atıp birey şapkasını takacaksın. ailenin acıları, sorunları ve kavgaları bitmez. iyileşmiyorlarsa, daha doğrusu sorun direkt onlardan kaynaklıysa ve bunu kabullenmiyorlarsa atacaksın aileyi. bu kendini korumanın ön şartıdır. bu radikal kararı veremeyenler ailelerinin karanlığında boğulur ve muhtemelen ileride kurmaya yeltendikleri aile de aynen geldikleri aile gibi sorunlu ve işlevsiz olur.
atın kardeşim! sizi üzeni yıpratanı atın, öz evladınız hayırsız olsa onu bile atın! hayırsız oğlunuzu/kızınızı "evlenince düzene girer." diye birilerinin başına sarmayın! ruh sağlığı berbat yakınınıza "bak yaşlanınca yalnızlık çekersin, yap bir çocuk da yaşlanınca kapılara bakma." demeyin. sorunlu ailelerin büyümesine, dallanıp budaklanmasına yol açmayın. sorunlu aileler büyümemelidir, ıslah edilmelidir!
ayrıca allah aşkına üst üste yapılan düşük ve ölü doğumları ciddiye alın! siz idrak edemeseniz de kabul etmek istemeseniz de natürel seleksiyon ya da "her şerde bir hayır var" mekanizması çürükleri elemekte yüzbinlerce yıldır kusursuz işliyor. olmuyorsa bırakın olmasın.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının süper güçleri
tek başınayken kendi kendimi eğlendiririm adeta içimden 4 kişilik arkadaş grubu çıkar.
devamını gör...
muzaffer ozak
1916 karagümrük doğumlu türk sahaf, vaiz ve mutasavvıf. halvetî cerrahî yolunun 19. postnişini. ilk tahsilini babası konyalı hacı mehmed efendi'nin yakın arkadaşı uşşâkî şeyhi abdurrahman sami saruhanî'nin yanında yaptı. annesi ayşe hanım tarafından seyyid olan ozak'ın on bir abisi, iki dayısı l. dünya savaşı'nda, en küçük abisi de milli mücadele sırasında şehit olunca zor şartlar altında büyümek zorunda kaldı. döneminin önemli isimlerinden dersler aldı. süleymaniye, sultan ahmed, fatih, eyüp, beyazıt gibi önemli camilerin yanı sıra istanbul'un çeşitli camilerinde vermiş olduğu sohbet ve vaazlarında nüktedan bir üslupla dinin anlaşılması zor kısımlarını kolayca izah ederek halkın ilgisini çekmeye başladı. gördüğü bir rüya üzerine halvetî cerrahî şeyhi fahreddin efendi'ye intisap etti. şeyhinin vefatı üzerine nureddin cerrahi tekkesi'nde irşada başladı. irşad, envâr'ül-kulûb, zînet'ül-kulûb, aşk yolu vuslat tariki adlı eserler kaleme aldı ve aşkî mahlasıyla şiirler yazdı. sahaflar çarşısı'ndaki sahaf dükkanında da halkı irşad etmeye devam etti. katılmış olduğu kültür-sanat festivallerinde amerika başta olmak üzere birçok ülkeden insanı islam'la tanıştıran ozak, on dokuz yıl şeyhlik makamında hizmet ettikten sonra 13 şubat 1985 yılında vefat etti ve nureddin cerrahi tekkesi'nin türbe kısmına defnedildi.
"sende gizli olan hazineyi bil. onu keşfet, bul. sen bir emanet-i ilahiyyeye hâmilsin, yani allah'ın emanetlerini taşıyorsun. bâtınen sen busun. sende büyük bir hazine-i ilahi var, bunun farkına var. bu senin iç âlemindir. dış âlemin mahdûddur fakat iç âlemin nâ-mahdûddur. çünkü senin özünden içeri bir öz vardır. ki sen o öze bağlısın. yani allah'a bağlısın. hakk seninle beraber, sen kiminlesin?"
"sende gizli olan hazineyi bil. onu keşfet, bul. sen bir emanet-i ilahiyyeye hâmilsin, yani allah'ın emanetlerini taşıyorsun. bâtınen sen busun. sende büyük bir hazine-i ilahi var, bunun farkına var. bu senin iç âlemindir. dış âlemin mahdûddur fakat iç âlemin nâ-mahdûddur. çünkü senin özünden içeri bir öz vardır. ki sen o öze bağlısın. yani allah'a bağlısın. hakk seninle beraber, sen kiminlesin?"
devamını gör...
yetti artık denilen şeyler
(bkz: tez yazmak)
devamını gör...
geceye bir söz bırak
asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir.
wilhelm reich *
wilhelm reich *
devamını gör...
okulu bitiremeyen ünlü kişiyi övmek
az önce edip akbayram başlığını okurken gözüme çarpan bir satır bana bunu düşündürttü ya da farkettirdi, bilmiyorum.
şimdi ben araba tamirinden hoşlanıyorsam ve sırf bu yüzden "atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun" deyip sanayide çalışmaya başlarsam, çocuklara gösterilen kötü örnek olup "üniversite kazandı ama okumak istemedi" demek yerine "kafa basmıyor bunun ya" deyip mimlerler ama meşhursan okuyup okumamanla ya da okuyamamanla kimse ilgilenmez, direkt "diğer taraf ağır bastı" derler.
şey gibi işte sosyal medyada çok dönen laf var ya hani "fakir yapınca sapıklık, zengin yapınca playboyluk derler" diye onun gibi bir şey sanırım.
şimdi ben araba tamirinden hoşlanıyorsam ve sırf bu yüzden "atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun" deyip sanayide çalışmaya başlarsam, çocuklara gösterilen kötü örnek olup "üniversite kazandı ama okumak istemedi" demek yerine "kafa basmıyor bunun ya" deyip mimlerler ama meşhursan okuyup okumamanla ya da okuyamamanla kimse ilgilenmez, direkt "diğer taraf ağır bastı" derler.
şey gibi işte sosyal medyada çok dönen laf var ya hani "fakir yapınca sapıklık, zengin yapınca playboyluk derler" diye onun gibi bir şey sanırım.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
yaz sıcağında bot ve mont almak.
gerçi trilyonlarım olsa dahi ben bunu yaparım gibi ya, yarı fiyatından daha ucuza alıyorsun.
gerçi trilyonlarım olsa dahi ben bunu yaparım gibi ya, yarı fiyatından daha ucuza alıyorsun.
devamını gör...
yanlışlıkla kısa saç kestirmek
sonra kısa saça alışmak ve sürekli kısa saç kestirmek :/
devamını gör...
bursa'nın 75 günlük suyunun kalması
bursa büyükşehir belediye başkanı alinur aktaş'ın tespiti.
dsi verilerini inceleyen başkan aktaş, bursa'nın bin yılllık tarihinde en kurak kış mevsimini geçirdiğini, hiç yağış almazsa kentin 75 günlük su ihtiyaçlarını karşılayabliyecekleceklerini bildirdi.
konuşmasına, 2019 yılı ve 2020 yıllarında açmış oldukları su kuyusu olmasaydı bu tablonun daha vahim olduğunu su kesintilerinin yaşanabileceğini aktardı.
halkın paniğe kapılmaması ve tasarruf konusunda telkinde bulundu.
kaynak
dsi verilerini inceleyen başkan aktaş, bursa'nın bin yılllık tarihinde en kurak kış mevsimini geçirdiğini, hiç yağış almazsa kentin 75 günlük su ihtiyaçlarını karşılayabliyecekleceklerini bildirdi.
konuşmasına, 2019 yılı ve 2020 yıllarında açmış oldukları su kuyusu olmasaydı bu tablonun daha vahim olduğunu su kesintilerinin yaşanabileceğini aktardı.
halkın paniğe kapılmaması ve tasarruf konusunda telkinde bulundu.
kaynak
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

translate:
her anı dolu dolu yaşayın,
ama onurunuzdan, gururunuzdan ödün vermeden.
ister müslüman olun, ister hristiyan (ya da vs...)
bir gün öleceğiz.
cennet ya da cehennem; belki de bu dünyadadır.
mutlu olun...
havayı içinize çekin...
o şarkıyı dinleyin...
herkesi sevmeyin...
bir gece kulübü wc duvarından çekmiştim.
o kafayla o kadar doğru bir şey yazmış ki yazan...
devamını gör...
kleptomani
çalma hastalığı olarak bilinen bir akıl hastalığıdır. bu hastalığa sahip olan kişilere kleptoman adı verilmiştir.
kleptoman bireylere hırsız demek yanlış olur çünkü hırsızlar plan yaparak hareket ederler, kleptomanlar iste dürtüleriyle hareket edip sonrasında vicdan azabı ve yakalanma korkusuyla karşı karşıya kalırlar ve aldıkları eşyayı hemen geri verme düşüncesine kapılırlar.
çalma hastalığındaki kişiler aldıkları eşyaları çoğunlukla satın alabilecek güçte insanlardır, bunu yaparken hissettikleri şey psikolojik olarak rahatlamaktır bu da antidepresan etkisiyle eşittir.
son zamanlarda gülseren budayıcıoğlu romanlarından uyarlanan gerçek hikayeleri ele alan kırmızı oda dizisi şu an süveyda adlı kleptoman karaketerini ele alıyor, süveyda çocukken başından geçen kötü bir olay sonucunda kleptomani hastalığına yakalanmış ve bunun sonucunda kendi dünyasında bir alma-verme yani ihtiyacı olmayan değeri bulunmayan ekonomik olarak kolayca alabileceği eşyaları çalıp ihtiyacı olanlara veya sevdiği insanlara verip onları mutlu etme dürtüsüyle bir nevi kendini de rahatlatıyor, mesela birini üzdüğünde ona hediyeler vererek kendini affettireceğini düşünüyor çünkü çocukken ona böyle öğretilmiş. aslına bakarsak genetik olmayan çoğu ruh hastalığı da geçmişimize dayanıyor. süveyda’nın hikayesi de bunlardan sadece birisi.
kleptoman bireylere hırsız demek yanlış olur çünkü hırsızlar plan yaparak hareket ederler, kleptomanlar iste dürtüleriyle hareket edip sonrasında vicdan azabı ve yakalanma korkusuyla karşı karşıya kalırlar ve aldıkları eşyayı hemen geri verme düşüncesine kapılırlar.
çalma hastalığındaki kişiler aldıkları eşyaları çoğunlukla satın alabilecek güçte insanlardır, bunu yaparken hissettikleri şey psikolojik olarak rahatlamaktır bu da antidepresan etkisiyle eşittir.
son zamanlarda gülseren budayıcıoğlu romanlarından uyarlanan gerçek hikayeleri ele alan kırmızı oda dizisi şu an süveyda adlı kleptoman karaketerini ele alıyor, süveyda çocukken başından geçen kötü bir olay sonucunda kleptomani hastalığına yakalanmış ve bunun sonucunda kendi dünyasında bir alma-verme yani ihtiyacı olmayan değeri bulunmayan ekonomik olarak kolayca alabileceği eşyaları çalıp ihtiyacı olanlara veya sevdiği insanlara verip onları mutlu etme dürtüsüyle bir nevi kendini de rahatlatıyor, mesela birini üzdüğünde ona hediyeler vererek kendini affettireceğini düşünüyor çünkü çocukken ona böyle öğretilmiş. aslına bakarsak genetik olmayan çoğu ruh hastalığı da geçmişimize dayanıyor. süveyda’nın hikayesi de bunlardan sadece birisi.
devamını gör...
