4chan
internetin ana damarlarından birisi, şuan kesilse ne olur bilmem ama yıllar önce eğer bir şey olsaydı ve fchan diye bir yer olmasaydı internet bu gün olduğu gibi olamazdı asla. rage comicsler, memeler gibi internetin karikatürize ettiği her figür fchan'dan çıkmıştır.
tehlikeli insanlarıyla birlikte ne kadar leş bir yer olduğunu kanıtladı çoğu kez lakin ne kadar şahane bir yer olduğunu da interneti internet yaparak bize gösterdi. acımasız, ruhsuz, kalpsiz bir sürü bireyin kendini dizginlemesine belki bir katkısı olmuştur, belki de onların planları için gösteri arenasına dönmüştür.
veriler sürekli olarak güncelleniyor, arşive çok az şey depolanıyor ya da bu arşiv size kapalı oluyor. bu yüzden web taramalarında çok nadir olarak fchan ile karşılaşabiliyorsunuz. zaten türkiye'den fchan'e giren insanların bunu türkleştirip ne olacağına bakmaya çalıştığı bir kaç proje mide bulandırıcı veletlerin ürünü olduğu için çok fazla dayanamadı, halkımızın fchan'i bütünüyle sınırsız bir platform olarak görmesi random board'un yanlış anlaşılmasından ibaret yalnızca. /b/ yalnızca bir kanaldır, hem öyle olmasaydı pop kültürün bir parçası haline gelmiş deepweb'in ne işlevi kalırdı? insanlar neden oraya ağzının sularını akıtırdı? merak işte... insanlar merak ediyor. kopmuş kafalar, tecavüze uğramış kadın ya da adamlar, savaşın görüntüleri, uyuşturucu yapımı ile ilgili sınırsız döküman, çocuk istismarına ilişkin görüntüler. bunlar kişinin eğiliminden ziyade merak ederek görmeyi arzuladığı şeyler, bu yönelimin tehlikeli olabileceğini düşünmüyorken böyle sonuçlarla karşılaşmak insanın her türlü vahşet eylemine karşı töleranslı olduğunu gösteriyor. her birimiz şiddete dair şeyleri izleyerek tatmin oluyoruz, midemiz bulansa da bulanmasa da. onları görebilmek dünya görüşü hakkındaki sevecen fikirlerimizi bir noktada değiştirebiliyor fakat şöyle bir tehlikeyle, gördükçe daha fazlasını görme arzusuyla beraber geldiği için sonuç kişinin iç dünyası için yıkıcı olabiliyor çünkü bu öyle pasif bir hareket ki iğrenilen görüntüler ve vahşete yönelik bilgilerle ne yapılacağını bilmeyen insan onların kendisi için obsesyon alanı oluşturmasına izin veriyor. e tabi, burası tehlikeli yönü fchan'in. buna rağmen şahane yönleri olduğunu söylememek de yanlış olmaz. yalnız bununla da bitmiyor;
her gün yolda karşılaştığınız insanlar fchan'in kara şovalyeleri gibi sapkın hisler içinde olan insanlar olabilir, gördüğünüz yüzler vahşetin türlü hallerini benliğinde barındırıyor veya zihinsel/cinsel sapmaları sayesinde geceleri kimsenin uğramadığı tenha sokakları kendi suç alanı olarak kullanıyor olabilir. fchan'in hikayesi de bu size kitle hakkında bir skala çıkarmanız için gerekli verileri sağlıyor. aktif kullanıcılarından öğrenebildiğimiz kadarıyla dünya üzerine bu oranı uyguladığımızda hasta insanların sayısının epeyce fazla olması az önce söylediğim "her gün yolda karşılaştığınız insanların" kötü insanlar olabileceğini göstermek için yeterli bence.
şimdi şahane tarafını söylemek gerek... sadece /b/ board'undan oluşmayan fchan bir zamanlar kendine rakip olarak gördüğü reddit gibi sayısız alt başlığa sahip olduğundan nerd ve geek tiplemesindeki insanları besleyebilecek bilgi kapasitesine sahip. akademik düzeyde olmasa bile size kendiniz için yeterli donanımı sunabilecek yetkinlikte insanlarda bu platformda beyaz şovalyeler olarak yer alıyorlar(tabi gelgelelim, beyaz-kara ayrımı fchan içinde yapılsa sizi sırf trollemek için ırkçılıkla suçlarlar, ev adresini bulup sizi ifşa edebilirlerdi. gayet eğlenceli olduğu kadar, hedef haline de gelebilirdiniz). donanım kazanabilmeniz için ya da bir konunun nereden başlayacağını, başladığını görmek için uğrayabileceğiniz bir yer fchan yalnız ben girmemenizi dilerim tabi eğer öncesinde girmediyseniz.
kendimden örnek vericek olursam hentaiden insanların ne anladığını görmek için hentai board'una girdiğimde saykodelik şeylerle karşılaşıp kendimi kaptırmıştım. normal insanların cinsel uyaranlarından haberdarım, yani insanlar "şundan hoşlanır veya bundan" diyebilmek gayet kolay fakat burada durum bambaşka, üzerine sayfalarca yazı yazabileceğiniz tuhaflıkta şeyler var. bunu bir yönlendirme olarak algılamayın, benim yaptığım gibi yapmayın ve bunu merak etmeyin. kafanızda şöyle bir görüntüyü canlandırın, bir unicorn var ve bu fil/dişi insan karışımı bir şeyle aşk yaşıyor. gayet tutkulu diyaloglara sahip. hayal gücü tuhaflıklara yönlendirilmek istendiğinde karşımıza şizofrenin kedi çizimlerine benzer şeyler çıkıyor ki afallıyorsunuz. yapmayın, etmeyin. a, tabi merak ediyorsanız başka.
tehlikeli insanlarıyla birlikte ne kadar leş bir yer olduğunu kanıtladı çoğu kez lakin ne kadar şahane bir yer olduğunu da interneti internet yaparak bize gösterdi. acımasız, ruhsuz, kalpsiz bir sürü bireyin kendini dizginlemesine belki bir katkısı olmuştur, belki de onların planları için gösteri arenasına dönmüştür.
veriler sürekli olarak güncelleniyor, arşive çok az şey depolanıyor ya da bu arşiv size kapalı oluyor. bu yüzden web taramalarında çok nadir olarak fchan ile karşılaşabiliyorsunuz. zaten türkiye'den fchan'e giren insanların bunu türkleştirip ne olacağına bakmaya çalıştığı bir kaç proje mide bulandırıcı veletlerin ürünü olduğu için çok fazla dayanamadı, halkımızın fchan'i bütünüyle sınırsız bir platform olarak görmesi random board'un yanlış anlaşılmasından ibaret yalnızca. /b/ yalnızca bir kanaldır, hem öyle olmasaydı pop kültürün bir parçası haline gelmiş deepweb'in ne işlevi kalırdı? insanlar neden oraya ağzının sularını akıtırdı? merak işte... insanlar merak ediyor. kopmuş kafalar, tecavüze uğramış kadın ya da adamlar, savaşın görüntüleri, uyuşturucu yapımı ile ilgili sınırsız döküman, çocuk istismarına ilişkin görüntüler. bunlar kişinin eğiliminden ziyade merak ederek görmeyi arzuladığı şeyler, bu yönelimin tehlikeli olabileceğini düşünmüyorken böyle sonuçlarla karşılaşmak insanın her türlü vahşet eylemine karşı töleranslı olduğunu gösteriyor. her birimiz şiddete dair şeyleri izleyerek tatmin oluyoruz, midemiz bulansa da bulanmasa da. onları görebilmek dünya görüşü hakkındaki sevecen fikirlerimizi bir noktada değiştirebiliyor fakat şöyle bir tehlikeyle, gördükçe daha fazlasını görme arzusuyla beraber geldiği için sonuç kişinin iç dünyası için yıkıcı olabiliyor çünkü bu öyle pasif bir hareket ki iğrenilen görüntüler ve vahşete yönelik bilgilerle ne yapılacağını bilmeyen insan onların kendisi için obsesyon alanı oluşturmasına izin veriyor. e tabi, burası tehlikeli yönü fchan'in. buna rağmen şahane yönleri olduğunu söylememek de yanlış olmaz. yalnız bununla da bitmiyor;
her gün yolda karşılaştığınız insanlar fchan'in kara şovalyeleri gibi sapkın hisler içinde olan insanlar olabilir, gördüğünüz yüzler vahşetin türlü hallerini benliğinde barındırıyor veya zihinsel/cinsel sapmaları sayesinde geceleri kimsenin uğramadığı tenha sokakları kendi suç alanı olarak kullanıyor olabilir. fchan'in hikayesi de bu size kitle hakkında bir skala çıkarmanız için gerekli verileri sağlıyor. aktif kullanıcılarından öğrenebildiğimiz kadarıyla dünya üzerine bu oranı uyguladığımızda hasta insanların sayısının epeyce fazla olması az önce söylediğim "her gün yolda karşılaştığınız insanların" kötü insanlar olabileceğini göstermek için yeterli bence.
şimdi şahane tarafını söylemek gerek... sadece /b/ board'undan oluşmayan fchan bir zamanlar kendine rakip olarak gördüğü reddit gibi sayısız alt başlığa sahip olduğundan nerd ve geek tiplemesindeki insanları besleyebilecek bilgi kapasitesine sahip. akademik düzeyde olmasa bile size kendiniz için yeterli donanımı sunabilecek yetkinlikte insanlarda bu platformda beyaz şovalyeler olarak yer alıyorlar(tabi gelgelelim, beyaz-kara ayrımı fchan içinde yapılsa sizi sırf trollemek için ırkçılıkla suçlarlar, ev adresini bulup sizi ifşa edebilirlerdi. gayet eğlenceli olduğu kadar, hedef haline de gelebilirdiniz). donanım kazanabilmeniz için ya da bir konunun nereden başlayacağını, başladığını görmek için uğrayabileceğiniz bir yer fchan yalnız ben girmemenizi dilerim tabi eğer öncesinde girmediyseniz.
kendimden örnek vericek olursam hentaiden insanların ne anladığını görmek için hentai board'una girdiğimde saykodelik şeylerle karşılaşıp kendimi kaptırmıştım. normal insanların cinsel uyaranlarından haberdarım, yani insanlar "şundan hoşlanır veya bundan" diyebilmek gayet kolay fakat burada durum bambaşka, üzerine sayfalarca yazı yazabileceğiniz tuhaflıkta şeyler var. bunu bir yönlendirme olarak algılamayın, benim yaptığım gibi yapmayın ve bunu merak etmeyin. kafanızda şöyle bir görüntüyü canlandırın, bir unicorn var ve bu fil/dişi insan karışımı bir şeyle aşk yaşıyor. gayet tutkulu diyaloglara sahip. hayal gücü tuhaflıklara yönlendirilmek istendiğinde karşımıza şizofrenin kedi çizimlerine benzer şeyler çıkıyor ki afallıyorsunuz. yapmayın, etmeyin. a, tabi merak ediyorsanız başka.
devamını gör...
varoş hediyeler
yılın en iyi sevgilisi tarzı ödül şeklindeki iğrenç objeler
devamını gör...
sözlükte her gün yeni bir yazarın popülerleşmesi
başta kalite zannedersin ve profiline girersin. bomboş 10 tanım yapmıştır, toplam 40 kelime bile kullanmamıştır ama 400 fav almıştır. bir de bunların nickaltları vardır, sayfalarca "ay çok ponçik, çok tatlı, çok şeker" falan yazılmıştır. gülünçtür, zavallıcadır. enes batur'un bilmem kaç milyon takipçisinin olduğu yerde çok takılmayın böyle şeylere. bu toprakların kaderi bu. burada doğru ya da kalite değil hamaset, popülizm ve çiğlik iş yapar.
devamını gör...
ilk alkol alma anısı
bayramda elime dökülen kolonyadan sonra elimi yaladım.
devamını gör...
normal sözlük'teki ittihat ve terakkiciler
talat paşa hayranı olarak ben de içlerinde bulunmaktayım. bu adamlara da savaşa sürüklediler diye söylenenler de önce gidip araştırsınlar bir zahmet. ittihat terakki deyince akla enver paşa gelir; lakin ittihat terakki tamamen talat paşa'dan sorulur. balkanlardaki karışıklıklar ve ayyuka çıkan milliyetçilik, özgürlük gibi olay ve olguları yorumlayıp bu yönde önlem almaya, bir yol çizmeye çalışmıştır ittihat terakki. atatürk ile sonradan ne kadar ters düşmüş olsalar da atatürk onların bıraktıkları üzerine inşasını tamamlamıştır. tarih üzerine 'acaba' denmez ama ben demeden de edemiyorum. talat paşa gibi bir zekayı abdülhamit karşısına ciddi ciddi alsaydı neler olurdu kim bilir. terk etme işine gelince de enver paşa kaçma taraftarı olmayıp izmir valisi rahmi bey onu bu gidişe ikna etmeyi başarmıştır. talat paşa gittiği berlin'de bile eski ittihatçılarla hala anadolu için ne yapabiliriz derdinde iken kendisi ve cemal paşa ermeniler tarafından alçak bir suikastle şehit edilmişlerdir. bazı şeyleri bol keseden sallamak kolaydır ama yaşananlara tarihi perspektiften az da olsa objektif bir göz atınca ne kadar da farklı ve zor olduğu anlaşılır.
devamını gör...
kadın yazarların takipçi sayısının çok olması
5000 tanımı dedem girmedi. belki de iyi yazıyoruz. iyi yazmak için erkek olmak yetmez ve gerekmez. takipçim çok. çünkü kitap okuyorum. ve gerçeğim...
bkz: ırkçılığa hayır!
bkz: ırkçılığa hayır!
devamını gör...
feyzi akkaya
türk inşaat firmalarından stfa ( sezai türkeş-feyzi akkaya) firmasının f ve a harfini temsil eder .itü inşaat mühendisliği mezunu olup hem doktor hem de yüksek mühendistir. kendisi inşaat mühendisi olmasına rağmen değme makine mühendisi , değme elekrik mühendisine taş çıkartır, mühendislik camiasında efsanedir. şantiyelerde yapmış olduğu ekipmanlar, mühendislik yöntemleri ile dünya literatürüne geçmiştir. özgeçmişini en sona yazıyorum.
kendisi ile 10 seneye yakın yan yana çalışmışlığımız vardır. (yan yana derken çalıştığım yere 50 metre mesafe de evi vardı, gelir sohbet eder, tecrübelerinden faydalanırdık.)
makine mühendisi olarak kendisinden çok şey öğrendim. bu nedenle kendisini bu başlıkta anmak istiyorum. ışıklar içinde uyusun. şantiye el kitapları adında 11 adet el kitabı mühendislik camiasında özel bir yeri vardır. ömrümüzün kilometre taşları adında ki kitabında hayatını ve mühendislik tecrübelerini paylaşmıştır. bu kitap kendisi tarafından imzalanmış şekilde, kütüphanemde müstesna bir yerdedir.
kendisine ait mühendislik eğrisinde aşağıdaki şekilde mühendisi tarif eder:
incelediğimiz mühendis 25 yaşında diploma almıştır. dağarcığında birçok bilgi ile şantiyeye ayak basmıştır. fakat bu bilgisini kullanma tecrübesine sahip bulunmuyor, heyecanlı ve ürkektir. ilk görevi kendisine teslim edilir edilmez bu bilgiler, kafasında, sıra gözetmeden birbirini itip öndekinin yerini almaya başlar, hepsi kifayetsiz, gözükür, sarıldığı mektep kitapları bile derdine çare olamaz. (aslında bu bilgilerini kullanma tecrübesine henüz sahip değil.)
ilk günlerin heyacanı geçtikten sonra, yavaş yavaş bilgisini kullanma tecrübesini edinmeye başlar. 8 ile 10 senelik bir devreden sonra, 35 yaşlarında, tecrübe eğrisi, bilgi eğrisi ile çakışır, mühendis artık bilgisini kullanma tecrübesini edinmiştir. artık bir inşaat nosyonuna sahip olmuştur.
bu devre yürür geçer, mühendis mektep kitaplarından gayri kitaplar edinmeye ve kütüphanesini teşkil etmeye başlar. tecrübesi arttıkça, kafasında bilgileri tasnifli olarak yerleşir, bunlara yenileri eklenir ve mühendisin bilgi dağarcığı 65 yaş civarına kadar artmakta devam eder...(nokta. devam
edelim :)
65 yaşına gelen mühendis, o zamana kadar edindiği tecrübe ve bilgiye sahiptir, ama yenilerini edinme kabiliyeti artık kalmamıştır.
yaşı ilerledikçe hafızası da gerilemeye başlar, 70'e kadar kendini idare eder, 75'de artık eskimiştir, ama kendisi farkında değildir. 75'den sonra ise hafızası süratle gerilemeye başlar, yenilerinden eskilere doğru gerek bilgi gerekse tecrübe dağarcığı hızlanarak boşalır. boşaldıkça mühendis eski günlerin tatlı hikayelerini anlatmakla yetinir, taki emrihak vakti olup nalları dike...(takriben yaş 80 !)
eğer bu mühendis devlet memuru ve 65 yaşında emekli olmuş ve köşeye çekilmiş ise, pek hikaye anlatmaya vakti kalmaz, çoğu zaman fakir, iki sene içinde toparlanır gider...
25 - 35 yaş arası : tecrübesizlik devresi
bu devrede mühendis hatalar yapacaktır. bu hataların bir kısmı zarasızca bertaraf edilirse de bir kısmı direkt veya endirekt zararlara sebeb olur.
(işinden dolayı şantiyeyi yekun bir gün geciktirse, bir günlük şantiye masrafı = endirekt zarar)
zaman ileledikçe hata oranı azalır, fakat yaptığı hatalar ilk günkülerden ağır olur. bunun sebebi kendisine duymaya başladığı emniyettir, halbuki daha kafi miktarda hata işlememiştir.
böylece mühendis devre sonuna erişir, dağarcığında yetişiri kadar (hata/zarar) derslerinden oluşan bir tecrübe birikimi vardır, artık bilgilerini emniyetle kullanacak tecrübeye sahip olmuştur.
not : herşey bir bedel karşılığı elde edilir. bu devredeki zarar yekünü mühendisin tecrübe edinmesi için önenen bedeli teşkil eder. (küçücük bir fark : bedel mühendisin cebi yerine şantiye kasasından karşılanır. (vakti ile bizler için de karşılandığı gibi.))
45 - 65 yaş arası : en verimli devre
birinci devreden çıkan mühendisin bilgi ve tecrübe eğrileri yükselmeye devam eder ve nihayet 45~65 yaşları arasında en verimli devresine ulaşır.
ama zannedilmesin ki hiç hata yapmaz, o da beni beşere özgü hataları yapabilir. fakat bu hatalar, asgari düzeydedir ve büyük zararlar doğurmayacak niteliktedir. (işin garibi, bir hata işlerler, arkasından aynı hatayı bir daha işlerler.)
bu devreye ulaşmış olan mühendis, dizayn yapabilir, projeleri kritik edebilir, alternatifler düzenleyebilir, inşa metodları tespit edebilir düzeye erişmiştir.
rahatça şantiye ve teknik büro şeflikleri yapabilir, şirket hatta şirketler yönetebilir.
65 - 75 yaş arası ve sonrası
65'e ulaşan mühendisin bilgi ve tecrübesi doruğa ulaşmıştır. ama bu yaştan sonra heyacanı azalır, evvelce sefa görünenler yavaş yavaş cefa rengine boyanmaktadır.
mühendis 70'e kadar idare eder, 75'den sonra ise koyuverir. (75'den sonrası için söz yok!)
mühendis yavaş yavaş faal hayattan çekilmeye başlar, yeni bilgi ve tecrübe edinmez, fakat dağarcığında kıymetli bir hayat tecrübesi birikmiştir. danışmanlık, yönetim kurulu üyelikleri için (fakat ancak ve en çok 75'e kadar) biçilmiş kaftandır.
incelemede prototip mühendis olarak 25 yaşında diploma alıp 80'e kadar yaşayan bir mühendis seçildi.
prototipin dışındaki bazı mühendislerde, tecrübe eğrisi az veye çok yükselirse de, bilgi eğrisi, start noktası olan diploma tarihinden sonra, mektep bilgi seviyesinin altına düşmeye başlar. zamanla bilgi ile alakalarını keserler. bunlar kendilerine 'metremikap mühendisi' derler, hemen hemen yalnız tecrübeleri ile iş görürler, okumuş formene eşittirler.
halbuki : bir mühendisin kıymeti, her yaşta, bilgisi ile tecrübesinin toplamı ile ölçülür.
mühendisler şaraba benzerler, eskidikçe kıymetlenirler derler. doğrudur ama grafikleri prototipe benzeyenler için ve 70 yaşına kadar geçerli olmak üzere...
metre mikap mühendislerine gelince, bunlar hava almışlardır ve sirkeye dönüşmüşlerdir.
iyi bir projeci için min devre 35 yaş sonrası, iyi bir büro şefi için min. devre 45 yaş sonrasıdır.
bir mühendis 25 - 35 yaş arasındaki tecrübe devresini şantiyede geçirmeden hele ilk günden büro mühendisliğine karar verirse, bilmelidir ki ebediyen eksik kalır, şantiyeye hitab eden projeler yapamaz, statikerlikten öteye geçemez.
not : burada sözü edilen bilgiden kasıt, şüphesiz bütün kütüphaneyi nokta virgül kafada emre amade bulundurmak değildir. nokta virgül hariç, mektepte veya mektep sonrası edinilen klasik ve teknik bilgilerin işe yarar veya günlük işte kullanılır halde tutulması, derinleşmek istenilen mevzularda başvurulacak literatürün bilinmesidir.
not: feyzi akkaya 'şantiyeci el kitabı'ndan alıntıdır.
özgeçmişi:
23 aralık 1907'de istanbul'da doğdu. osmanlı paşalarından tatar osman paşa'nın torunu olan akkaya, 1926'da yüksek öğrenim için girdiği istanbul yüksek mühendis mektebi'nden (istanbul teknik üniversitesi) 1932'de inşaat yüksek mühendisi olarak birincilikle mezun oldu. itü'deki eğitimi sırasında tanıdığı sezai türkeş ile başlayan sınıf arkadaşlığı ve dostluk, 1998'de sezai türkeş ölünceye kadar sürecek fikir ve iş ortaklığına dönüştü.1943 yılında ortaklıklarını kağıt üzerine geçiren iki arkadaş, isimlerinin baş harflerini kullanarak ''st-fa inşaat müteahhitliği'' unvanını aldılar. iki arkadaş böylece 1976'da kurulan ve zaman içinde çatısı altında 43 şirket toplayan stfa holding'in de temelini attılar.1943-1973 döneminde, yurtiçinde çeşitli köprü, iskele, liman, baraj, tünel ve yüksek gerilim hatları sezai türkeş-feyzi akkaya tarafından inşa edildi. bunlar arasında sivas-erzurum demiryolları köprüleri, kuşadası, bartın ve ereğli limanları ve kadıncık hidroelektrik santralı yer alıyor. yurtdışına giden ilk müteahhitler olarak sektöre yabancı ülkelerin kapılarını açan ortaklık, özellikle inşaat alanında literatüre geçen yeni usuller, makineler, prosesler bulmaları ile de dikkati çekti.
keman teli ile köprüyü test etti
feyzi akkaya'nın, erzincan demiryolu inşaatında 44 nolu köprüye keman telleri bağlayıp, ''la'' sesine akort ederek, çelik elemanların fazla gerilip gerilmediğini izlemesi, günümüzde aynı iş için kullanılan ''meihak gauge''lerin ilk habercisi oldu. zemin inceleme sondajları ve kazık çakılması ile ilgilenmeye başlayınca, ''zorluk emsali''ni ortaya attı ve uzun yıllar başarı ile kullanılan ve kazık boyunun pratik olarak ve büyük bir isabetle belirlenmesini sağlayan bir yöntem oluşturdu. sezai türkeş-feyzi akkaya ikilisi, iş hayatları boyunca mühendislik sektörüne 500'ün üzerinde yeni buluş getirdiler. bu buluşların bir kısmı mühendislik literatürüne geçti, bazıları ise türk tezi olarak tanındı. ortaklar, 1972 yılında libya'da trablus limanı inşaatı ihalesi'ne katılarak, 1973 başında ilk yurtdışı sözleşmesini imzaladılar. bu tarihten sonra, libya, suudi arabistan, iran ve tunus'ta önemli işler aldılar. stfa grubu, 1982'den sonra yeniden türkiye'de, 2. boğaz köprüsü ve çevre yolları, orhaneli termik santrali, haliç tünelleri, galata köprüsü gibi projelerde çalıştı. stfa grubu'nun iki kurucusundan biri olan inşaat yüksek mühendisi feyzi akkaya (97), 9 aralık 2004 tarihinde istanbul'da vefat etti.
kendisi ile 10 seneye yakın yan yana çalışmışlığımız vardır. (yan yana derken çalıştığım yere 50 metre mesafe de evi vardı, gelir sohbet eder, tecrübelerinden faydalanırdık.)
makine mühendisi olarak kendisinden çok şey öğrendim. bu nedenle kendisini bu başlıkta anmak istiyorum. ışıklar içinde uyusun. şantiye el kitapları adında 11 adet el kitabı mühendislik camiasında özel bir yeri vardır. ömrümüzün kilometre taşları adında ki kitabında hayatını ve mühendislik tecrübelerini paylaşmıştır. bu kitap kendisi tarafından imzalanmış şekilde, kütüphanemde müstesna bir yerdedir.
kendisine ait mühendislik eğrisinde aşağıdaki şekilde mühendisi tarif eder:
incelediğimiz mühendis 25 yaşında diploma almıştır. dağarcığında birçok bilgi ile şantiyeye ayak basmıştır. fakat bu bilgisini kullanma tecrübesine sahip bulunmuyor, heyecanlı ve ürkektir. ilk görevi kendisine teslim edilir edilmez bu bilgiler, kafasında, sıra gözetmeden birbirini itip öndekinin yerini almaya başlar, hepsi kifayetsiz, gözükür, sarıldığı mektep kitapları bile derdine çare olamaz. (aslında bu bilgilerini kullanma tecrübesine henüz sahip değil.)
ilk günlerin heyacanı geçtikten sonra, yavaş yavaş bilgisini kullanma tecrübesini edinmeye başlar. 8 ile 10 senelik bir devreden sonra, 35 yaşlarında, tecrübe eğrisi, bilgi eğrisi ile çakışır, mühendis artık bilgisini kullanma tecrübesini edinmiştir. artık bir inşaat nosyonuna sahip olmuştur.
bu devre yürür geçer, mühendis mektep kitaplarından gayri kitaplar edinmeye ve kütüphanesini teşkil etmeye başlar. tecrübesi arttıkça, kafasında bilgileri tasnifli olarak yerleşir, bunlara yenileri eklenir ve mühendisin bilgi dağarcığı 65 yaş civarına kadar artmakta devam eder...(nokta. devam
edelim :)
65 yaşına gelen mühendis, o zamana kadar edindiği tecrübe ve bilgiye sahiptir, ama yenilerini edinme kabiliyeti artık kalmamıştır.
yaşı ilerledikçe hafızası da gerilemeye başlar, 70'e kadar kendini idare eder, 75'de artık eskimiştir, ama kendisi farkında değildir. 75'den sonra ise hafızası süratle gerilemeye başlar, yenilerinden eskilere doğru gerek bilgi gerekse tecrübe dağarcığı hızlanarak boşalır. boşaldıkça mühendis eski günlerin tatlı hikayelerini anlatmakla yetinir, taki emrihak vakti olup nalları dike...(takriben yaş 80 !)
eğer bu mühendis devlet memuru ve 65 yaşında emekli olmuş ve köşeye çekilmiş ise, pek hikaye anlatmaya vakti kalmaz, çoğu zaman fakir, iki sene içinde toparlanır gider...
25 - 35 yaş arası : tecrübesizlik devresi
bu devrede mühendis hatalar yapacaktır. bu hataların bir kısmı zarasızca bertaraf edilirse de bir kısmı direkt veya endirekt zararlara sebeb olur.
(işinden dolayı şantiyeyi yekun bir gün geciktirse, bir günlük şantiye masrafı = endirekt zarar)
zaman ileledikçe hata oranı azalır, fakat yaptığı hatalar ilk günkülerden ağır olur. bunun sebebi kendisine duymaya başladığı emniyettir, halbuki daha kafi miktarda hata işlememiştir.
böylece mühendis devre sonuna erişir, dağarcığında yetişiri kadar (hata/zarar) derslerinden oluşan bir tecrübe birikimi vardır, artık bilgilerini emniyetle kullanacak tecrübeye sahip olmuştur.
not : herşey bir bedel karşılığı elde edilir. bu devredeki zarar yekünü mühendisin tecrübe edinmesi için önenen bedeli teşkil eder. (küçücük bir fark : bedel mühendisin cebi yerine şantiye kasasından karşılanır. (vakti ile bizler için de karşılandığı gibi.))
45 - 65 yaş arası : en verimli devre
birinci devreden çıkan mühendisin bilgi ve tecrübe eğrileri yükselmeye devam eder ve nihayet 45~65 yaşları arasında en verimli devresine ulaşır.
ama zannedilmesin ki hiç hata yapmaz, o da beni beşere özgü hataları yapabilir. fakat bu hatalar, asgari düzeydedir ve büyük zararlar doğurmayacak niteliktedir. (işin garibi, bir hata işlerler, arkasından aynı hatayı bir daha işlerler.)
bu devreye ulaşmış olan mühendis, dizayn yapabilir, projeleri kritik edebilir, alternatifler düzenleyebilir, inşa metodları tespit edebilir düzeye erişmiştir.
rahatça şantiye ve teknik büro şeflikleri yapabilir, şirket hatta şirketler yönetebilir.
65 - 75 yaş arası ve sonrası
65'e ulaşan mühendisin bilgi ve tecrübesi doruğa ulaşmıştır. ama bu yaştan sonra heyacanı azalır, evvelce sefa görünenler yavaş yavaş cefa rengine boyanmaktadır.
mühendis 70'e kadar idare eder, 75'den sonra ise koyuverir. (75'den sonrası için söz yok!)
mühendis yavaş yavaş faal hayattan çekilmeye başlar, yeni bilgi ve tecrübe edinmez, fakat dağarcığında kıymetli bir hayat tecrübesi birikmiştir. danışmanlık, yönetim kurulu üyelikleri için (fakat ancak ve en çok 75'e kadar) biçilmiş kaftandır.
incelemede prototip mühendis olarak 25 yaşında diploma alıp 80'e kadar yaşayan bir mühendis seçildi.
prototipin dışındaki bazı mühendislerde, tecrübe eğrisi az veye çok yükselirse de, bilgi eğrisi, start noktası olan diploma tarihinden sonra, mektep bilgi seviyesinin altına düşmeye başlar. zamanla bilgi ile alakalarını keserler. bunlar kendilerine 'metremikap mühendisi' derler, hemen hemen yalnız tecrübeleri ile iş görürler, okumuş formene eşittirler.
halbuki : bir mühendisin kıymeti, her yaşta, bilgisi ile tecrübesinin toplamı ile ölçülür.
mühendisler şaraba benzerler, eskidikçe kıymetlenirler derler. doğrudur ama grafikleri prototipe benzeyenler için ve 70 yaşına kadar geçerli olmak üzere...
metre mikap mühendislerine gelince, bunlar hava almışlardır ve sirkeye dönüşmüşlerdir.
iyi bir projeci için min devre 35 yaş sonrası, iyi bir büro şefi için min. devre 45 yaş sonrasıdır.
bir mühendis 25 - 35 yaş arasındaki tecrübe devresini şantiyede geçirmeden hele ilk günden büro mühendisliğine karar verirse, bilmelidir ki ebediyen eksik kalır, şantiyeye hitab eden projeler yapamaz, statikerlikten öteye geçemez.
not : burada sözü edilen bilgiden kasıt, şüphesiz bütün kütüphaneyi nokta virgül kafada emre amade bulundurmak değildir. nokta virgül hariç, mektepte veya mektep sonrası edinilen klasik ve teknik bilgilerin işe yarar veya günlük işte kullanılır halde tutulması, derinleşmek istenilen mevzularda başvurulacak literatürün bilinmesidir.
not: feyzi akkaya 'şantiyeci el kitabı'ndan alıntıdır.
özgeçmişi:
23 aralık 1907'de istanbul'da doğdu. osmanlı paşalarından tatar osman paşa'nın torunu olan akkaya, 1926'da yüksek öğrenim için girdiği istanbul yüksek mühendis mektebi'nden (istanbul teknik üniversitesi) 1932'de inşaat yüksek mühendisi olarak birincilikle mezun oldu. itü'deki eğitimi sırasında tanıdığı sezai türkeş ile başlayan sınıf arkadaşlığı ve dostluk, 1998'de sezai türkeş ölünceye kadar sürecek fikir ve iş ortaklığına dönüştü.1943 yılında ortaklıklarını kağıt üzerine geçiren iki arkadaş, isimlerinin baş harflerini kullanarak ''st-fa inşaat müteahhitliği'' unvanını aldılar. iki arkadaş böylece 1976'da kurulan ve zaman içinde çatısı altında 43 şirket toplayan stfa holding'in de temelini attılar.1943-1973 döneminde, yurtiçinde çeşitli köprü, iskele, liman, baraj, tünel ve yüksek gerilim hatları sezai türkeş-feyzi akkaya tarafından inşa edildi. bunlar arasında sivas-erzurum demiryolları köprüleri, kuşadası, bartın ve ereğli limanları ve kadıncık hidroelektrik santralı yer alıyor. yurtdışına giden ilk müteahhitler olarak sektöre yabancı ülkelerin kapılarını açan ortaklık, özellikle inşaat alanında literatüre geçen yeni usuller, makineler, prosesler bulmaları ile de dikkati çekti.
keman teli ile köprüyü test etti
feyzi akkaya'nın, erzincan demiryolu inşaatında 44 nolu köprüye keman telleri bağlayıp, ''la'' sesine akort ederek, çelik elemanların fazla gerilip gerilmediğini izlemesi, günümüzde aynı iş için kullanılan ''meihak gauge''lerin ilk habercisi oldu. zemin inceleme sondajları ve kazık çakılması ile ilgilenmeye başlayınca, ''zorluk emsali''ni ortaya attı ve uzun yıllar başarı ile kullanılan ve kazık boyunun pratik olarak ve büyük bir isabetle belirlenmesini sağlayan bir yöntem oluşturdu. sezai türkeş-feyzi akkaya ikilisi, iş hayatları boyunca mühendislik sektörüne 500'ün üzerinde yeni buluş getirdiler. bu buluşların bir kısmı mühendislik literatürüne geçti, bazıları ise türk tezi olarak tanındı. ortaklar, 1972 yılında libya'da trablus limanı inşaatı ihalesi'ne katılarak, 1973 başında ilk yurtdışı sözleşmesini imzaladılar. bu tarihten sonra, libya, suudi arabistan, iran ve tunus'ta önemli işler aldılar. stfa grubu, 1982'den sonra yeniden türkiye'de, 2. boğaz köprüsü ve çevre yolları, orhaneli termik santrali, haliç tünelleri, galata köprüsü gibi projelerde çalıştı. stfa grubu'nun iki kurucusundan biri olan inşaat yüksek mühendisi feyzi akkaya (97), 9 aralık 2004 tarihinde istanbul'da vefat etti.
devamını gör...
kongo demokratik cumhuriyeti
kongo denince aklıma, patrice lumumba ve onun yaşadıkları gelir.
birde şu güzel şiiri;
binlerce yıl, afrika'm, bir hayvan gibi acı çektin,
çölü yalayıp geçen rüzgârda savruldu küllerin.
gözalıcı, büyülü tapınaklar yaptı zalimler
ruhunu acılardan kurtarmak için barbarların yumruğu, beyazların kırbacına karşı yalnız ölmekti senin hakkın bir de ağlamak,
totemine bitip tükenmez açlık, tutsaklıklar oydular,
ağaçların kabuğunda bile korkunç, zalim bir ölüm sinsice seni gözlüyor, sana doğru geliyordu
ağaçların deliklerinden, ucundan çıkan dallar gibi ölüm vücudunu, tedirgin ruhunu sarıyordu.
göğsünün üstüne kocaman hain bir engerek yılanı koydular: boynuna sert içkilerden bir boyunduruk geçirdiler,
canın ciğerin karını aldılar elinden, ucuz incilerle göz boyayıp varını yoğunu inanılmaz, paha biçilemez.
kulübenden tamtam sesleri karanlık geceye, yüce
kara ırmaklara zalim sesler ile taşıdı;
aldatılan kızların, gözyaşlarının, kanların, ve küçük adamların kaynaştığı, doların kral olduğu
anavatan dedikleri o ilençli ülkelere giden gemilerin öyküsünü söyleyip.
işte orada çocuğum, öğüttüler karını gece gündüz amansız, korkunç bir değirmende, yok oldu büyük acılar içinde,
sen de ötekiler gibi birisin. iyi kalpli beyaz tanrının sonunda bütün insanları uzlaştıracağına inanmanı istiyorlar.
ateşler yakıp ağladın, içler acısı şarkılarını söyledi
el kapılarına çöken evsiz barksız dilencinin derken
bir şeyler oldu, bir şeyler kımıldadı içinde kanın
yanıp tutuştu geceleyin dans ettin, bağırdın
babadan kalma tutkuyla. bir fırtına gibi azgın, ama
insancıl bir tonda bir güç doğuverdi binlerce yıllık
felaketten sonra.
cazın madensel sesinde, önlenmesi güç bir bağırışla bir dev kıpırdanışıyla sarstın her yeri.
şaşırdı herkes, duman oldu bütün dünya kanının çılgın ritmini, cazın delice ritmini duyup sapsarı kesildi beyazlar bu yeni şarkıyla
mor meşaleyi karanlık geceye diken bir şarkıyla. sabah işte, kardeşim! sabah! yüzüme bak, yeni sabahlar başlıyor eski afrika'da.
yalnız bizim olacak artık bu ülke, bu su, bu kutsal ırmaklar, binlerce yıl anası ağlayan zavallı afrika.
tüm gücüyle güneş bizim için parlayacak, gözümüzün yaşını, suratımızdaki tükürükleri kurutarak,
zinciri kopardığın an, koca zinciri, kötülüklerin, işkencelerin köküne kibrit suyu,
hür ve şen bir kongo doğacak kara topraktan, hür ve şen bir kongo - kara çiçek, kara tohumdan
birde şu güzel şiiri;
binlerce yıl, afrika'm, bir hayvan gibi acı çektin,
çölü yalayıp geçen rüzgârda savruldu küllerin.
gözalıcı, büyülü tapınaklar yaptı zalimler
ruhunu acılardan kurtarmak için barbarların yumruğu, beyazların kırbacına karşı yalnız ölmekti senin hakkın bir de ağlamak,
totemine bitip tükenmez açlık, tutsaklıklar oydular,
ağaçların kabuğunda bile korkunç, zalim bir ölüm sinsice seni gözlüyor, sana doğru geliyordu
ağaçların deliklerinden, ucundan çıkan dallar gibi ölüm vücudunu, tedirgin ruhunu sarıyordu.
göğsünün üstüne kocaman hain bir engerek yılanı koydular: boynuna sert içkilerden bir boyunduruk geçirdiler,
canın ciğerin karını aldılar elinden, ucuz incilerle göz boyayıp varını yoğunu inanılmaz, paha biçilemez.
kulübenden tamtam sesleri karanlık geceye, yüce
kara ırmaklara zalim sesler ile taşıdı;
aldatılan kızların, gözyaşlarının, kanların, ve küçük adamların kaynaştığı, doların kral olduğu
anavatan dedikleri o ilençli ülkelere giden gemilerin öyküsünü söyleyip.
işte orada çocuğum, öğüttüler karını gece gündüz amansız, korkunç bir değirmende, yok oldu büyük acılar içinde,
sen de ötekiler gibi birisin. iyi kalpli beyaz tanrının sonunda bütün insanları uzlaştıracağına inanmanı istiyorlar.
ateşler yakıp ağladın, içler acısı şarkılarını söyledi
el kapılarına çöken evsiz barksız dilencinin derken
bir şeyler oldu, bir şeyler kımıldadı içinde kanın
yanıp tutuştu geceleyin dans ettin, bağırdın
babadan kalma tutkuyla. bir fırtına gibi azgın, ama
insancıl bir tonda bir güç doğuverdi binlerce yıllık
felaketten sonra.
cazın madensel sesinde, önlenmesi güç bir bağırışla bir dev kıpırdanışıyla sarstın her yeri.
şaşırdı herkes, duman oldu bütün dünya kanının çılgın ritmini, cazın delice ritmini duyup sapsarı kesildi beyazlar bu yeni şarkıyla
mor meşaleyi karanlık geceye diken bir şarkıyla. sabah işte, kardeşim! sabah! yüzüme bak, yeni sabahlar başlıyor eski afrika'da.
yalnız bizim olacak artık bu ülke, bu su, bu kutsal ırmaklar, binlerce yıl anası ağlayan zavallı afrika.
tüm gücüyle güneş bizim için parlayacak, gözümüzün yaşını, suratımızdaki tükürükleri kurutarak,
zinciri kopardığın an, koca zinciri, kötülüklerin, işkencelerin köküne kibrit suyu,
hür ve şen bir kongo doğacak kara topraktan, hür ve şen bir kongo - kara çiçek, kara tohumdan
devamını gör...
tüm yazarların profilinde kurucu yazması
gözümden süzülecek şimdi bir damla yaş. (bkz: gözyaşım pıt) allam çok duygulandım. hepimiz eşitiz meşazı veriliyor galiba. bu sözlük hepimizin demek. alfa hareket, düşünenin beynine sağlık.
ps: madem kurucu olduk birazda çalışalım. çaylakları yazar, yazarları mod yapıp bayramı bayram gibi yaşayalım. aa bide profilimizde balonlar uçsa, hayat hergün bayram olsa. *
ps: madem kurucu olduk birazda çalışalım. çaylakları yazar, yazarları mod yapıp bayramı bayram gibi yaşayalım. aa bide profilimizde balonlar uçsa, hayat hergün bayram olsa. *
devamını gör...
teokrasi
dilimize "dinerki" olarak geçmiştir. dine dayalı yönetim biçimidir.
devamını gör...
in time
yönetmenliğini andrew niccol'un yaptığı 2011 yapımı bilim kurgu - gerilim filmi. başrollerinde amanda seyfried, justin timberlake, cillian murphy gibi isimler var.
--! spoiler !--
will salas, bir hata sonucu cinayetten hüküm giyer ve hapishaneden kurtulmak için, sistemi çökermek amacıyla şansını sonuna dek zorlayacaktır. sistem dediğim şey, zamanın satın alınabilir bir şey olduğu bir dünyadır. parası olanın zamanı satın alıp sonsuza dek genç kaldığı bu sistemde, fakir ve güçsüzler ölüme mahkûmdur. üstelik onların yaşayamadığı yıllara karşılık gelen zaman da başkalarının ömrüne eklenmektedir.
zamanın, hırsızlar tarafından çalınabilen bir şey olduğunu düşünün... işte salas, bu sisteme baş kaldırmayı kafasına koymuştur.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
will salas, bir hata sonucu cinayetten hüküm giyer ve hapishaneden kurtulmak için, sistemi çökermek amacıyla şansını sonuna dek zorlayacaktır. sistem dediğim şey, zamanın satın alınabilir bir şey olduğu bir dünyadır. parası olanın zamanı satın alıp sonsuza dek genç kaldığı bu sistemde, fakir ve güçsüzler ölüme mahkûmdur. üstelik onların yaşayamadığı yıllara karşılık gelen zaman da başkalarının ömrüne eklenmektedir.
zamanın, hırsızlar tarafından çalınabilen bir şey olduğunu düşünün... işte salas, bu sisteme baş kaldırmayı kafasına koymuştur.
--! spoiler !--
devamını gör...
6 mart 2021 kadıköy büyük kadın buluşmasına gökkuşağı motifli bayrak ve şemsiyelerin alınmaması
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
saat 2:30'da ölümcül şarkılar playlistimle gireceğim yayın. madem ölümcül gece. o zaman ölümcül şarkılar. hadi bakalım.
devamını gör...
normal sözlük'te sürekli islam'ı kötüleyen başlık ve tanımlara müsaade etmek
insanlar saygı çerçevesinde her şeyi eleştirebilir hem de her şeyi. eleştirilere açık olunmalıdır. eleştirelere kapalı olanlar tarafsız olamaz ve önyargılıdır. din (inanç) de eleştirelemez değildir. bu eleştirilerden rahatsızlık duyanlar, yazarları engelleyebilir. her iki tarafta bundan memnuniyet duyar. sözlükte tanım engelleme özgürlüğü de sağlanmış, kullanınız. bu başlıkta da insanların düşüncesini karşı gelmektir hatta yaptıkları tanımları eleştirmektir. böyle basit konularla (dini eleştirenlerle) uğraşmak yerine dini amaçları/çıkarları uğruna kullananları eleştiriniz. uygulama da hep hata yapıyorsunuz. yanlış yerde anlamsız şekilde mahalle baskısı kurmaya çalışıyorsunuz. herkes sizin düşündüğünüz gibi düşünmek zorunda değildir.
devamını gör...
islam’da kadının yeri
müslümanların yine her zamanki gibi utanmadan sıkılmadan yalan söylemeye devam ettiklerini görüyoruz. gerçi çoğu cehaletten bunu yapıyor ve yine çoğu açıp kuran okumamış, "kuran hiç değişmedi çünkü değişmediği kuran'da yazıyor" ya da "islam en mükemmel din çünkü en son gönderildi" vb. şeyler söyleyecek seviyede insancıklar. hele bir de islam öncesi zart zurt diyenler yok mu. gidin bakın islam öncesi arap toplumunda kadına, evlatlığa vs. hani bi müslüman çıkıp taciz, tecavüz uyguladığında, cinayet işlediğinde vs. bi adamın yaptığını niye bütün müslümanlara genelliyorsunuz diye, o zaman siz neden islam öncesi üç beş arabın kızlarını gömmesini bütün araplara genelliyorsunuz. en çok güldüklerim de araştırın falan diyen çomarlar. zaten araştırdığımız için bu noktadayız. bu noktaya kuran, tefsir, hadis, fıkıh, tarih okuyarak geldik. ama pişmanım bu kadar zaman ayırdığıma çünkü inanmamak için temel mantık yeterli aslında.
devamını gör...
mahkemede görüşürüz diyen yazar
buluşma yeri olarak ilginç bir yer seçmiştir.
devamını gör...



