her şeyin ve herkesin daha güzel olduğu yıllardı.
imkanların bugüne göre kısıtlı, şu an her şeyin elimizin altında olmasına rağmen daha özgür daha doyumlu hissettiğimiz yıllardı.
aile kavramının, birlikte sıcak bir yuvada hissetmenin tadına vardığımız yıllardı.
çocukların evlere tıkılıp kalmadığı, aptal bir ekrana kilitlenmediği, akşama kadar sokakta oynadığı yıllardı.
şarkılar bile daha güzeldi 90'larda, hala dilimizde olmalarının sebebi de buydu.
ömrümün en güzel yılları, bebekliğim, çocukluğumdur 90'lar ve bu yılları yaşamış görmüş olanların büyük bir özlemle geçmişe bakmasına neden olur.
devamını gör...

neden mutsuz olmaması gerektiğini örneklerle açıklamak, hayatın iyi taraflarına odaklanması gerektiğini söylemeyerek işe başlayabiliriz mesela. zaten mutsuz olan bir insan kendisinden başka herkesin mutlu, hayatın güllük gülistanlık olduğunu duymak istemez. sessizliğini paylaşıp ona kahve yapabiliriz mesela ya da çikolata tatlı ikilisi.
tatlı ve kahvenin iyi gelmediği bir şey yok çünkü.*
devamını gör...

h.o. karşim.*

yeşil rengi hayırlı olsun tadında mesaj: hakikaten yakışmış. sonunda, yakışan rütbeler görmek...

edit: sondaki noktalar fazla kaçmış. üç tane olacağdı.
devamını gör...

iş yerinde oturuyorum ,görüşme yapacağım kişiyi bekliyorum,erken gelsede bir an önce bitse,hastayım beklemek çok zor geliyor.
devamını gör...

ite kopuğa 3 gün dandik bir eğitim verip, eline de silah tutuşturarak sokağa salmanın sonucudur. korkarım bunlar daha iyi günlerimiz. ha birde bekçi demeyin, inciniyorlar sonra.
devamını gör...

hayatın anlamını ararken kendini kaybeden insan.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

başta güzel gibi gelebiliyor bazen.
ama bir bakışınıza bir sözünüze alelade bir davranışınıza anlam hele de 'yanlış anlam' yüklüyorsa vay halinize.

şu sıra hayatımın kıyısında bekleyen böyle bir insan var. o da emin değil bu hayata dahil olup olmamaya ben de emin değilim onu hayatıma buyur edip edemeyeceğime.

çünkü o kadar zıtız ki.
ben ne dediysem o. sıfır ima sıfır serzeniş sıfır satır arası...
o sürekli bir alt anlam arama çabasında.
neden öyle dedin? böyle mi demek istedin? bunu mu anlamalıyım?...

o kadar yoruyor ki. sürekli diken üstünde duruyorsun. aman ha yanlış anlamasın diye.

ki ben ne hissettiysem ne düşündüysem doğru yanlış kırmadan hırpalamadan söylerim. ne söylediysem, ne söylüyorsam hep eksik kalıyor ona. ya da hep daha fazlasını arıyor cümlelerde. şaşıp kalıyorum doğrusu.

gereksiz anlam yüklüyor hayata ve çok fazla beklentisi var hayattan, insanlardan...

bir iki gündür orta yolu buluruz belki diye biraz sorguladım kendimi. yok yok bu bile çok fazla. bir haftada böyle çektiyse beni anlam karmaşasına bir ay sonra bu deniz boğar beni.

daha az düşünün ya da şöyle söyleyeyim daha çok düşünün ama daha azını biz insanlara sunun lütfen.
sevgiler...
devamını gör...

ağız dolusu küfür ve ya içten gelen bir bedduayı beraberinde getirir. sonra bir müzik açar ya da plan yaparsiniz. planlar çoğu zaman bir halta yaramaz ama müzik her zaman iyi gelir.
devamını gör...

benimdir. derin su korkusu olanlar için dünyanın en kolay şeyi falan değildir çünkü belinizi geçtiği anda nefes nefese kalırsınız...
devamını gör...

diğer diplomalardan farkı yok aöf'nin...
aöf'den bir kaç diplomaya sahibim ..
sıkıldıkça diploma alıyorum...
bilseydim hiç örgün okumazdım. örgün okumak gerçekten hayatımda yaptığım en büyük aptallık. hem masraflı, hem zaman kaybı.
yılda 4 kere girdiğim bir sınavla 3 senede bile mezun olabiliyorum aöf'den...
keşki arkeoloji olsa da okusam.
uzaktan eğitime bile razıyım ama maalesef yok.
üzgünüm.
devamını gör...

kendi egolarını tatmin eden ebeveynler,
valla istediğiniz kadar isim koyun, verdiğiniz terbiye , aldığı eğitim önemli gerisi ya anıları ile ya anası ile anılır.
devamını gör...

insanın sevdiği insanlara karşı hissettiği sorumluluğa benzeyen sorumluluk ya da sorumsuzluk olabilir.
arkadaşlarım mesela, ben onlara karşı nasıl bir sorumluluğa sahip olabilirim ki?
onlar beni mutlu görmek ister, ben onları mutlu görmek isterim.
ailem için de aynı şey geçerli.
onları terk edememek mi?
sözlüğü terk etmemek mi?
misyonunu değiştirmemek mi?
bilemedim ya.
bana güvenenler var mı?
ne kadar güven mesela?
kredi alırken kefil edecek kadar mı?
abartmayın bence.
canım istediği kadar burdayım.
mutlu etmek gibi bir misyonum yok, yanlış anlamayın.
kendimi mutsuz etmemek gibi bir misyonum var, işine gelen, işine geldiği kadarını alsın.
buda sorumluluk olabilir mi, istiyorsanız olsun.
hadi bu bende.
devamını gör...

günaydın sözlüğün güzel yazarları, umarım gününüz harika geçerr.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"sözdebilim" olarak da geçer.
peki nedir sahte bilim?
bilimsel olarak tanımlanan ama asla kanıtlanamayan, bilimsel araştırmayla desteklenemeyen bilgiye denir.
insanların günlük hayatta kullandığı bazı bilgilerin, eğlence araçlarının ve en önemlisi gelecekten haber alma ümidinin bu kavrama dayandığını söyleyebiliriz.
zaten sözdebilimlerin özelliklerinden biri, inançlara ve duygulara hitap etmesi.

sahte bilimler aşağıdaki gibidir:
- astroloji
- her türlü fal
- parapsikoloji
- akıllı tasarım
- tanımlanamayan uçan nesne (ufo)
- cincilik
- numeroloji
- enerji şifası
- spiritüalizm
- homeopati
devamını gör...

sonra da "hemen uzasa, bıktım bu saçlardan" diye ağlayan kadınlar.

ben öyle yapıyorum. gidip bir anda kısacık kestirip sonra zırlıyorum "bir türlü uzamadı, bu ne yaa! bir daha kestirmem" diye.
devamını gör...

bağırmadan konuşabildiklerine şahit olamadığım programdır. çoğu zaman baş ağrısı ile sonlanıyor benim için ve bu sebepten genelde sonunu getiremem. bu yorumcuları koy dedikodu masasına en masum insanı bile suçlu çıkartırlar, o derece çirkefler.
devamını gör...

eğer kedi veyahut köpek besliyorsanız, ve bu arkadaşlar ağızlarına sizin istemediğiniz bir şeyi aldılarsa, öyle kafalarına falan vurup incitmeyin yavrucakları, yazıktır.

zira kulakları çok hassas olur kedi ve köpeklerin, başını tutup şöyle kuvvetli bir şekilde kulağına üflerseniz ağzında tuttuğu şeyi şak diye bırakacaktır ağzından. denenmiştir ve kesinlikle işe yarıyor. belki birgün lazım olur.*
devamını gör...

jean christophe grange tarafından yazılan ve ilk baskısı 17 eylül 1994'te yapılan polisiye-gerilim türündeki roman.
göçmen kuşlardır leylekler. her bahar avrupa'ya gelir, yaz sonunda tekrar afrikaya doğru yola çıkarlar. ama bu yıl geri dönmeyecekler... louis antioche'un kayıp leyleklerin sırrını çözmek için çıktığı yolculuk kısa sürede kabusa dönüşür. parçalanmış cesetler, nereden çıktığı belli olmayan katiller... arayışı onu, bulgaristan'daki çingene mahallelerinden işgal altındaki toprakların güneşte kavrulan kibutzlarına, orta afrika cumhuriyeti'nin balta girmemiş ormanlarından kalküta'nın arka sokaklarına kadar götürecektir.

grange'in yine senaryolaştırılıp ve yine kötü bir şekilde filmi çekilen romanı. öncelikle belirtmeliyim kitap şaşırtıcı finali ile ters köşe yapmayı başarıyor. benim özellikle bu kitap ile ilgimi çeken, mekanların ve anlatılan yerlerin ustalıkla tasvir edilebilmesiydi. sonradan araştırınca öğrendimki grange, kitapları yazmadan önce kitapta adı geçecek olan ülkelere küçük seyahatler gerçekleştiriyormuş. kurtlar imparatorluğu kitabı için bir süre istanbulda zaman geçirmiş.
devamını gör...

tanım beğenmek. tavsiye edilir.
devamını gör...

su götürmez bir gerçek. ne kadar muhalifte olsak sevmesek de yiğidi öldür ama hakkını yeme demişler.
devamını gör...

iznik...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim