her şeyi bildiğini sanan insan tipi
ekşide bol miktarda bulunur.
devamını gör...
z kuşağının normal sözlük'e girişinin yasaklanması gerekliliği
bir salın artık gençleri nerede vakit geçirmekten mutlu oluyorlarsa orada vakit geçirsinler. siz gençken emo gibi geziyordunuz ortalıkta, tripkolik dinleyip kollarınızı jiletliyordunuz bir halt sanmayın kendinizi.
devamını gör...
ruh sağlığı için uzak durulması gereken şeyler
toksik insanlar
devamını gör...
tck'da eşini aldatanlara verilen ceza
aldatma nedeniyle boşanma davasında nafaka, daha az kusurlu bulunan eşe verilir. şartlar oluşursa erkek de nafaka talep edebilir.
devamını gör...
ulan istanbul
karlos gibi seven birini isteyen yarenler için gelsin
yanarım
yanarım
devamını gör...
normal sözlük satranç kulübü
devamını gör...
yemeğin tadına bakmadan tuz döken insan
buyrun benim.* yemeğin tuzu gayet yerinde olsa bile benim için yetersizdir. her zaman daha fazla tuz atarım. genelde tuzu elimden alırlar, vermezler bana. öyle hiç tadı çıkmıyor. bol bol tuz.*
devamını gör...
türkiye'nin en güzel kadını
(bkz: anam)
devamını gör...
sözlük yazarlarının şahit olduğu absürt ortamlar
o gün öğlene doğru annem aradı. babamın merdivenden düştüğünü, hastanede olduklarını ve ameliyat yapılacağını söyledi. bulunduğum yerden 1 saatlik mesafede olan hastaneye gittim.
küçük bir ilçenin devlet hastanesiydi. babamın emekli olduktan sonra kafa dinlemek amacıyla bir köyden aldığı ve kazayı geçirdiği bahçeye en yakın hastane olduğu için buraya getirmişler. akşama doğru ameliyat bitti. babam hasta odasına alındı. omurgası kırılmış.
telaşe azalınca, babamı hastaneye getirirlerken yardımcı olan iki köylüyü köylerine götürme görevini üstlendim. bu olaylar bilecik ilinin civarında oluyor. yaklaşık 1 buçuk saat sonra köye varabildik.
dönüşte farklı bir yolu kullandım. gece yarısı yaklaşmıştı. söğüt ilçesinden geçerken sokaklarda hareketlilik vardı. bayraklı insanlar mehter marşları söylüyorlardı sanırım. yorulmuş, hayatın olağan akışından kopmuş ve çalışmayan zihnim ile ne olduğunu anlamlandıramadım. çok da merak etmedim. aklıma osmanlı’nın kuruluş yıl dönümü olabileceği geldi. sonuçta söğüt’ten geçiyordum ve ilkokulda öğrenmiş olduğum bilgiyi hiç unutmadım. osmanlı söğüt ve domaniç’te kurulmuştur.
hastaneye geldim. binasıyla ve iç mekanıyla eski bir hastaneydi. zaman makinesiyle doksanlı yıllara dönülmüş hissi veriyordu. biraz komünist işi. sadece hastane değil hastalar da o yıllardan kalmış gibiydiler. hasta odasının bulunduğu kata çıktım. katın girişini bekleme bölümü yapmışlar, bir de tüplü televizyon koymuşlar. kalabalıktı.
tekerlekli sandalyeliler ve bastonlarına yüklenenler. kolları, bacakları, kafaları bandajlı kadın ve erkekler. iç organlarından çıkan tüpleri ellerinde gezdirenler. serum askılıklarıyla yekvücut olmuş olanlar. yatalaklar ve bazı uzuvlarından yoksun kalmış olanlar. beyaz ve mavi önlük giymiş bezgin görünümlü çalışanlar. bir sonraki günü göremeyecek olanlar ve belki de zaten yaşamayanlar. hayalet olduğuna yemin edebileceğiniz nefes alan ruhlar. hepsi gözünü televizyona dikmişti. görmeyenler kulak kabartmıştı. ismi tijen olan sarı saçlı kadın darbe bildirisi okuyor, kendi yarınlarının belirsizliğini yaşayanlara ülkenin belirsizliği de ekleniyordu. bu ruhlar evrende bir anlam, onları hayata bağlayacak bir gerçeklik arıyor gibilerdi. ve absürdizm burada doğuyor olabilirdi.
anestezi etkisi altında olmamış olsa, kırık omurgası üzerinde televizyon karşısında olacak olan babamın odasına girdim. selalar okunuyordu. bir süre sonra ilaçlar etki etmeyi bıraktı. henüz gerçeklik algısı tam oluşmayan babam selaları anlamlandıramadı. gece gece ne selası bu diye sordu. ağzımdan çıkanlar çok ani gelişen, düşüncesiz bir şaka yapma refleksiydi. “selan okunuyor baba”. içinin ürpertisi gözlerine yansıdı. şimdi sağlıklı, şakamı hatırlamıyor.
küçük bir ilçenin devlet hastanesiydi. babamın emekli olduktan sonra kafa dinlemek amacıyla bir köyden aldığı ve kazayı geçirdiği bahçeye en yakın hastane olduğu için buraya getirmişler. akşama doğru ameliyat bitti. babam hasta odasına alındı. omurgası kırılmış.
telaşe azalınca, babamı hastaneye getirirlerken yardımcı olan iki köylüyü köylerine götürme görevini üstlendim. bu olaylar bilecik ilinin civarında oluyor. yaklaşık 1 buçuk saat sonra köye varabildik.
dönüşte farklı bir yolu kullandım. gece yarısı yaklaşmıştı. söğüt ilçesinden geçerken sokaklarda hareketlilik vardı. bayraklı insanlar mehter marşları söylüyorlardı sanırım. yorulmuş, hayatın olağan akışından kopmuş ve çalışmayan zihnim ile ne olduğunu anlamlandıramadım. çok da merak etmedim. aklıma osmanlı’nın kuruluş yıl dönümü olabileceği geldi. sonuçta söğüt’ten geçiyordum ve ilkokulda öğrenmiş olduğum bilgiyi hiç unutmadım. osmanlı söğüt ve domaniç’te kurulmuştur.
hastaneye geldim. binasıyla ve iç mekanıyla eski bir hastaneydi. zaman makinesiyle doksanlı yıllara dönülmüş hissi veriyordu. biraz komünist işi. sadece hastane değil hastalar da o yıllardan kalmış gibiydiler. hasta odasının bulunduğu kata çıktım. katın girişini bekleme bölümü yapmışlar, bir de tüplü televizyon koymuşlar. kalabalıktı.
tekerlekli sandalyeliler ve bastonlarına yüklenenler. kolları, bacakları, kafaları bandajlı kadın ve erkekler. iç organlarından çıkan tüpleri ellerinde gezdirenler. serum askılıklarıyla yekvücut olmuş olanlar. yatalaklar ve bazı uzuvlarından yoksun kalmış olanlar. beyaz ve mavi önlük giymiş bezgin görünümlü çalışanlar. bir sonraki günü göremeyecek olanlar ve belki de zaten yaşamayanlar. hayalet olduğuna yemin edebileceğiniz nefes alan ruhlar. hepsi gözünü televizyona dikmişti. görmeyenler kulak kabartmıştı. ismi tijen olan sarı saçlı kadın darbe bildirisi okuyor, kendi yarınlarının belirsizliğini yaşayanlara ülkenin belirsizliği de ekleniyordu. bu ruhlar evrende bir anlam, onları hayata bağlayacak bir gerçeklik arıyor gibilerdi. ve absürdizm burada doğuyor olabilirdi.
anestezi etkisi altında olmamış olsa, kırık omurgası üzerinde televizyon karşısında olacak olan babamın odasına girdim. selalar okunuyordu. bir süre sonra ilaçlar etki etmeyi bıraktı. henüz gerçeklik algısı tam oluşmayan babam selaları anlamlandıramadı. gece gece ne selası bu diye sordu. ağzımdan çıkanlar çok ani gelişen, düşüncesiz bir şaka yapma refleksiydi. “selan okunuyor baba”. içinin ürpertisi gözlerine yansıdı. şimdi sağlıklı, şakamı hatırlamıyor.
devamını gör...
sevgili ile aynı evde yaşamak
tercihlere karşı saygılıyım. herkes kendi hayatını, kaderini yaşar. sadece bu insanların çoğunluğu ilerde evlenip bir kız çocuğu sahibi olduklarında ve kızları “ baba-anne ben mervelerde kalcam bu akşam” dediklerinde izin vermezler. işte bu içsel ikiyüzlülüğe saygım yoktur.
devamını gör...
normal sözlük'e eksileme butonu gelsin kampanyası
gelmesin dediğim kampanyadır. geldikten sonra forum sitesinden ne farkı kalır yazar olmanın.
yorum yazmaktan çok , beni kim eksiledi olayına dönecek ordan vatan hainliğine kadar gider.
swh.
yorum yazmaktan çok , beni kim eksiledi olayına dönecek ordan vatan hainliğine kadar gider.
swh.
devamını gör...
kilo almak
diyette bile başardığımdır,
artık kilo almanın vermenin kitabını yazacak kıvama geldiğim halde, yediğim herşeyin psikolojik etkilerine kadar bildiğim halde, beslenme şeklimi tamamen değiştiremiyorum, hala canım çayın yanında kurabiye, kek yemek istiyor...
sadece kilo vermek için diyet yapıyorum, zaten kilo versem de asla ince görünmüyorum, bunu nasıl beceriyorum bilmiyorum ama, ya kilo alıyorum, yada diyette olduğum için vermeye çalışıyorum,
evdekiler sürekli tatlı da yiyor, kızartma da yiyor, pilav hamur işi fiks yerler zaten herşeyle, herkes aynı duruyor, ne şişmanlıyorlar, ne zayıflıyorlar, o tartı salona geliyor bazen herkes çıkıyor tek tek, (ben hariç) hepsi aynı kilosunda, hele pandemide gece 12 de 3 te sofra kuruluyor, ben limonlu su, kahve sigara, aç aç, hep aç, zar zor 70-75 arası kilo bandımı, 65-70 arasına çektim, boyum 1,70 ama 60 kilo olmayı çok isterdim, şu an yine diyetteyim 70 kiloya dayanınca el mecbur, başlıyorum yine aynı telaşeye, diyet alışverişi, sebze yemekleri filan, ömrümü yedi bu kilo işleri benim ömrümü...
artık kilo almanın vermenin kitabını yazacak kıvama geldiğim halde, yediğim herşeyin psikolojik etkilerine kadar bildiğim halde, beslenme şeklimi tamamen değiştiremiyorum, hala canım çayın yanında kurabiye, kek yemek istiyor...
sadece kilo vermek için diyet yapıyorum, zaten kilo versem de asla ince görünmüyorum, bunu nasıl beceriyorum bilmiyorum ama, ya kilo alıyorum, yada diyette olduğum için vermeye çalışıyorum,
evdekiler sürekli tatlı da yiyor, kızartma da yiyor, pilav hamur işi fiks yerler zaten herşeyle, herkes aynı duruyor, ne şişmanlıyorlar, ne zayıflıyorlar, o tartı salona geliyor bazen herkes çıkıyor tek tek, (ben hariç) hepsi aynı kilosunda, hele pandemide gece 12 de 3 te sofra kuruluyor, ben limonlu su, kahve sigara, aç aç, hep aç, zar zor 70-75 arası kilo bandımı, 65-70 arasına çektim, boyum 1,70 ama 60 kilo olmayı çok isterdim, şu an yine diyetteyim 70 kiloya dayanınca el mecbur, başlıyorum yine aynı telaşeye, diyet alışverişi, sebze yemekleri filan, ömrümü yedi bu kilo işleri benim ömrümü...
devamını gör...
rüyada koşmaya çalışıp yerinde saymak
ne kadar çabalasam da bir kaç adımdan öteye gidemediğim durum.sanki ağır çekimde gibiyim.eskiye göre azalsa da dönem dönem yoklayan rüya.
devamını gör...
kavanoz kapağı açmak
adamlık ve güç göstergesi değildir. sıradan bir durumdur.
devamını gör...
kazıklı maria
kitlesinin çok da okumayı sevmediğini/okuma alışkanlığının olmadığını kafa sözlük formatı ve kurallarını okumamaklıklarından anlayabileceğimiz yutubır.
devamını gör...
hayati
o bilmez belki ama ben ona kadıköy filozofu diyordum dediğim yazardır. kafa izninin uzun sürmemesini dilerim. onu saçma sorularımla daha çook rahatsız edeceğim.
devamını gör...
öte ışıklar arzusu
bir muhteşem nilgün marmara şiiri.
...
yükselteceğine bir köşesine eğer,
bilseydim bile gerçeklenen bu arzu
sonrasında
zamanlardan kaç zaman
yoksayacağını ucuz benimi,
bu yakıcı isteği yinelemekte engel ne ki?
işit beni yıldız bebeğim bebek yıldızım
esirgeme el uzatışını güçsüzlüğüme
seçilmiş olan eline
zor yaşayanın teslimine!
az bir sevgiyle al beni gökyüzüne, o görkemli
mabede yönetici çemberinin içine!
yıldız tutkunum sana.
...
yükselteceğine bir köşesine eğer,
bilseydim bile gerçeklenen bu arzu
sonrasında
zamanlardan kaç zaman
yoksayacağını ucuz benimi,
bu yakıcı isteği yinelemekte engel ne ki?
işit beni yıldız bebeğim bebek yıldızım
esirgeme el uzatışını güçsüzlüğüme
seçilmiş olan eline
zor yaşayanın teslimine!
az bir sevgiyle al beni gökyüzüne, o görkemli
mabede yönetici çemberinin içine!
yıldız tutkunum sana.
devamını gör...
tayyip erdoğan'ı sevmeyip ülkesinde gezmek
bu mantıkla bakıldığında uzaya gitmem gerekiyor sanırım zira neredeyse hiçbir siyasetçiyi ve yöneticiyi sevmiyorum*.
devamını gör...
yine zam gelmesi
zam değildir o, zamcık'tır.
devamını gör...
