sex lies and videotape
90'ların bağımsız sinemasının öncülüğünü yapmış steven soderbergh filmi.
görünürde rahat bir hayat yaşayan, terapi gören ve başkalarının küçük diyebileceği dünya sorunlarına kafasını takmış ann, onu kız kardeşiyle aldatan kocası ve kocasının eski bir arkadaşının onları ziyarete gelmesi ile değişen hayatlarına şahit oluyoruz. film aslında konusu itibariyle karamsar ya da bunaltıcı olsa da görüntüler, ortam, hava epey renklidir. bu yüzden izlerken ayrı bir kitler insanı ekrana. bu karmaşıklaşan aile dinamiklerini seyrederken kardeşlik bağlarını, sevgiyi, cinselliği ya da ilişkileri sorgularken buluruz kendimizi. "erkekler çekici kadınları sevmeyi, kadınlarsa sevdikleri adamları çekici bulmayı öğrenirler" der kahramanımız graham. ve filmin hemen başında iktidarsız olduğunu itiraf etmesine karşın filmde gördüğümüz kadınları etrafına çeker garip bir şekilde. ayrıca film temelde seksle ilgili olsa da neredeyse hiç* seks sahnesi çıkarmaz karşımıza. çoğu filmde sonlar tatmin edici olmasa da bu filmde epey doyurur insanı, hem de açık bir kapı bırakmış olmasına rağmen. yağmur yağacak, yağıyor derken görmeyiz bile hiç yağdığını.* bilemeyiz de. ama ne bitiştir o ya.
james spader bu rolüyle cannes film festivalinde en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştır. bu adam dengesiz, garip karakterleri nasıl bu kadar iyi oynayabiliyor ya. helal olsun.
görünürde rahat bir hayat yaşayan, terapi gören ve başkalarının küçük diyebileceği dünya sorunlarına kafasını takmış ann, onu kız kardeşiyle aldatan kocası ve kocasının eski bir arkadaşının onları ziyarete gelmesi ile değişen hayatlarına şahit oluyoruz. film aslında konusu itibariyle karamsar ya da bunaltıcı olsa da görüntüler, ortam, hava epey renklidir. bu yüzden izlerken ayrı bir kitler insanı ekrana. bu karmaşıklaşan aile dinamiklerini seyrederken kardeşlik bağlarını, sevgiyi, cinselliği ya da ilişkileri sorgularken buluruz kendimizi. "erkekler çekici kadınları sevmeyi, kadınlarsa sevdikleri adamları çekici bulmayı öğrenirler" der kahramanımız graham. ve filmin hemen başında iktidarsız olduğunu itiraf etmesine karşın filmde gördüğümüz kadınları etrafına çeker garip bir şekilde. ayrıca film temelde seksle ilgili olsa da neredeyse hiç* seks sahnesi çıkarmaz karşımıza. çoğu filmde sonlar tatmin edici olmasa da bu filmde epey doyurur insanı, hem de açık bir kapı bırakmış olmasına rağmen. yağmur yağacak, yağıyor derken görmeyiz bile hiç yağdığını.* bilemeyiz de. ama ne bitiştir o ya.
james spader bu rolüyle cannes film festivalinde en iyi erkek oyuncu ödülünü almıştır. bu adam dengesiz, garip karakterleri nasıl bu kadar iyi oynayabiliyor ya. helal olsun.
devamını gör...
timon
insanlara karşı düşmanlığıyla tanınan filozof. nam-ı diğer atinalı timon.
timon’un bahçesinde bir incir ağacı varmış, intihar etmek isteyen çoğu kişi bu ağaca asarmış kendini. timon bir gün yerine yeni bir ev yaptıracağı için ağacı keseceğini, başka kendini asmak isteyen varsa elini tez tutmasını duyurmuş halka.
timon’un bahçesinde bir incir ağacı varmış, intihar etmek isteyen çoğu kişi bu ağaca asarmış kendini. timon bir gün yerine yeni bir ev yaptıracağı için ağacı keseceğini, başka kendini asmak isteyen varsa elini tez tutmasını duyurmuş halka.
devamını gör...
denizanası kelimesinin çoğulu
çok denizanası
iki denizanası
bir sürü denizanası
iki denizanası
bir sürü denizanası
devamını gör...
hastanede tanıştığı kişiye 1 milyon 400 bin lira kaptıran kadın
hayat boyu çalışsak yemeden içmeden biriktirsek bulacağımız parayı birileri çakallara kaptırıyor.
devamını gör...
fikrimiz sorulmadan yorum yapmamamız gereken şeyler
dinlemekten keyif aldığım klinik psikolog beyhan budak şöyle bir sıralama yapmış
1-bedensel görünümü
2-giyim tarzı
3-duyguları
4-verdiği kararlar
5- dini yaşam tarzı
6-özel hayatı
7-sosyal medya paylaşımları
tabi bunları içerik bakımından açıklamış örnekle. bunlar yalnızca başlıklar.
1-bedensel görünümü
2-giyim tarzı
3-duyguları
4-verdiği kararlar
5- dini yaşam tarzı
6-özel hayatı
7-sosyal medya paylaşımları
tabi bunları içerik bakımından açıklamış örnekle. bunlar yalnızca başlıklar.
devamını gör...
edip cansever
--- alıntı ---
gitsem de her yerde biraz vardır
hatırda zamansız bir plak
bir otel kapısı, biraz istasyon
vardır o seninle birlikte olmak
buluşur çok uzaktan ellerimiz
ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak.
--- alıntı ---
(bkz: edipcansever)
gitsem de her yerde biraz vardır
hatırda zamansız bir plak
bir otel kapısı, biraz istasyon
vardır o seninle birlikte olmak
buluşur çok uzaktan ellerimiz
ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak.
--- alıntı ---
(bkz: edipcansever)
devamını gör...
fotoğrafın hikayesi
kevin carter tarafından sudan'da çekilmiş olan, birçoğumuzun daha önce görmüş olduğu son derece trajik fotoğraf: akbaba ve küçük kız.

görselin kaynağı
kızın anne ve babası, birleşmiş milletler'e ait yiyecek dağıtılan merkezlerden birine giderken küçük kızı kısa süreliğine oraya bırakırlar. bu sırada kızın arkasına konan bir akbaba, büyük ihtimalle küçük kızı yemek niyetindedir. carter önce birkaç fotoğraf çeker ve ardından akbabayı kovalar oradan. daha sonra kızı orada bırakarak yiyecek merkezine gider.
***
fotoğraf, 1993 yılında çekildi ve the new york times adlı gazeteye verildi. ardından birçok insan, çocuğun hayatta olup olmadığını öğrenmek için gazeteyi telefon yağmuruna tuttu.
o dönemde carter ağır eleştirilere maruz kaldı. akbabayı kovmuş olsa da, bunu yapmadan önce fotoğraf çekmekle uğraşarak zaman kaybettiği ve küçük kıza yardım etmediği için aşırı derecede eleştirildi. ancak carter'a söylenen, kıtlık kurbanlarından hastalık yayıldığı ve onlara kesinlikle dokunmaması gerektiğiydi. buna rağmen carter'ın kendisi de kıza yardım etmediği için pişmandı ve bunu birkaç kez dile getirmişti.
1 yıl sonra bu fotoğraf carter'a pulitzer ödülü'nü * kazandırdı. ancak carter aynı yıl intihar ederek hayatını kaybetti. intihar notunda depresyonda olduğunu belirtmiş, hem parasızlıktan ve zor durumda olduğundan bahsetmiş hem de "açlıktan ölmek üzere olan çocukların", "insanları infaz etmekten keyif alan adamların" canlı hatıraları nedeniyle son derece rahatsız olduğunu yazmıştı.

(görsel, miro.medium. com'dan alıntıdır.)
edit: bozuk görsel linki düzeltildi.

görselin kaynağı
kızın anne ve babası, birleşmiş milletler'e ait yiyecek dağıtılan merkezlerden birine giderken küçük kızı kısa süreliğine oraya bırakırlar. bu sırada kızın arkasına konan bir akbaba, büyük ihtimalle küçük kızı yemek niyetindedir. carter önce birkaç fotoğraf çeker ve ardından akbabayı kovalar oradan. daha sonra kızı orada bırakarak yiyecek merkezine gider.
***
fotoğraf, 1993 yılında çekildi ve the new york times adlı gazeteye verildi. ardından birçok insan, çocuğun hayatta olup olmadığını öğrenmek için gazeteyi telefon yağmuruna tuttu.
o dönemde carter ağır eleştirilere maruz kaldı. akbabayı kovmuş olsa da, bunu yapmadan önce fotoğraf çekmekle uğraşarak zaman kaybettiği ve küçük kıza yardım etmediği için aşırı derecede eleştirildi. ancak carter'a söylenen, kıtlık kurbanlarından hastalık yayıldığı ve onlara kesinlikle dokunmaması gerektiğiydi. buna rağmen carter'ın kendisi de kıza yardım etmediği için pişmandı ve bunu birkaç kez dile getirmişti.
1 yıl sonra bu fotoğraf carter'a pulitzer ödülü'nü * kazandırdı. ancak carter aynı yıl intihar ederek hayatını kaybetti. intihar notunda depresyonda olduğunu belirtmiş, hem parasızlıktan ve zor durumda olduğundan bahsetmiş hem de "açlıktan ölmek üzere olan çocukların", "insanları infaz etmekten keyif alan adamların" canlı hatıraları nedeniyle son derece rahatsız olduğunu yazmıştı.

(görsel, miro.medium. com'dan alıntıdır.)
edit: bozuk görsel linki düzeltildi.
devamını gör...
yazarların çocukken en sevdiği çizgi film
(bkz: celementine)
sizin efsane dediğiniz, kayıtlarını aradığınız çizgi filmi ben canlı canlı izleyip altıma s.çıyordum afedersin.
sizin efsane dediğiniz, kayıtlarını aradığınız çizgi filmi ben canlı canlı izleyip altıma s.çıyordum afedersin.
devamını gör...
cemil kavukçu
günlük, sıradan, muhtemelen hayat boyu hatırlan(a)mayacak olan yaşanmışlıkların ne kadar özel ve eşsiz olduğunun altını çizen yazar.
devamını gör...
ansızın gözlerinin dolması
off bunu yaşayanın iç sesi;
salak niye ağlıyorsun, salak niye gözlerin doldu, saçmalama kendine gel...
salak niye ağlıyorsun, salak niye gözlerin doldu, saçmalama kendine gel...
devamını gör...
bir dosta alınabilecek hediyeler
çok sevdiğim dostuma şal almıştım. kaybetti. sonra kolye aldım bir kere bile takmadı, en son kitap almıştım onu da eski sevgilisine verdiğini öğrendiğim günden beri hediye almıyorum. çünkü artık hayatımda değil.
devamını gör...
sözlük yazarlarının en sevdiği içki türü
margarita.
devamını gör...
ülkemde suriyeli istemiyorum
herkes işi keyfe, ırkçılığa vurmuş ama cidden bu olayın bunlarla ilgisi yok. bakın bu ülkede zaten birçok millet beraber yaşıyor. kürt, laz, gürcü, çerkez, zaza cidden bir sürü farklı millet var fakat suriyeliler kadar sorunlusunu görmedim açıkçası.
madem ülkeyi bu kadar benimsedin kardeşim, aileni burada kurdun, bir hayat düzenledin kendine, o zaman düzgün bir hayat yaşa değil mi? git çalış, oku, öğren. dilenmekle falan olmuyor bu işler.
her ne kadar misafirperver davransak da bir sınırı olduğunu düşünüyorum. sen sokakta yürürken bile isteye karşıma gelip kasıla kasıla "önümden çekil" diyorsan sana ben orada laf ederim. bacak kadar çocukların hepsi küçük dağları ben yarattım havasıyla bakıyorlar bana. benim ülkemde, benim şehrimde, benim evimin önünde. ben sana orada bi' dur derim.
şu anda işine gücüne bakan, düzgün suriyelilere lafım yok. onlar artık zaten bizden biri. ama bu şekilde ukala ukala davranan, tüm gün sabahtan akşama eli önünde sokaklarda dolaşan suriyeli istemiyorum!
madem ülkeyi bu kadar benimsedin kardeşim, aileni burada kurdun, bir hayat düzenledin kendine, o zaman düzgün bir hayat yaşa değil mi? git çalış, oku, öğren. dilenmekle falan olmuyor bu işler.
her ne kadar misafirperver davransak da bir sınırı olduğunu düşünüyorum. sen sokakta yürürken bile isteye karşıma gelip kasıla kasıla "önümden çekil" diyorsan sana ben orada laf ederim. bacak kadar çocukların hepsi küçük dağları ben yarattım havasıyla bakıyorlar bana. benim ülkemde, benim şehrimde, benim evimin önünde. ben sana orada bi' dur derim.
şu anda işine gücüne bakan, düzgün suriyelilere lafım yok. onlar artık zaten bizden biri. ama bu şekilde ukala ukala davranan, tüm gün sabahtan akşama eli önünde sokaklarda dolaşan suriyeli istemiyorum!
devamını gör...
1 kilo hamsinin 30 lira olması
şehirden şehire saatlik değişen durum.
sputnik'in 7 ocak 2021 tarihli yayınladığı haberde balıkçılar bu konu hakkında açıklamlarda bulundu.
--- alıntı ---
balıkçı aydın karslı ise, “hamsi azaldı. samsun’dan trabzon’a doğru hamsi yok zaten. oldukça pahalı. pahalı olduğu için de vatandaş alamıyor. 25-30 liradan iki kilo hamsi alsa 4 kişilik bir aileye yetmez. hamsi tutan kayıkların çoğu gürcistan’a gitti. oradan da buraya hamsi gelmiyor. tezgahtaki balıkların hepsi çok pahalı
gökhan aydın, “fiyatlar oldukça yüksek. balık az. balıkhanede kimse yok. gün içerisinde sayılı kişi gelip gider. onlar da balık fiyatlarını görünce kaçıyorlar. hamsi fiyatı 20 ila 30 lira arasında değişiyor. havalar bir türlü soğumadı. av sezonunun bitmesine az kaldı. balık bu yıl olmadı. bu saatten sonra fiyat düşmez. balık az. hamsinin kasasını 350 liradan alıyoruz
--- alıntı ---
kaynak
sputnik'in 7 ocak 2021 tarihli yayınladığı haberde balıkçılar bu konu hakkında açıklamlarda bulundu.
--- alıntı ---
balıkçı aydın karslı ise, “hamsi azaldı. samsun’dan trabzon’a doğru hamsi yok zaten. oldukça pahalı. pahalı olduğu için de vatandaş alamıyor. 25-30 liradan iki kilo hamsi alsa 4 kişilik bir aileye yetmez. hamsi tutan kayıkların çoğu gürcistan’a gitti. oradan da buraya hamsi gelmiyor. tezgahtaki balıkların hepsi çok pahalı
gökhan aydın, “fiyatlar oldukça yüksek. balık az. balıkhanede kimse yok. gün içerisinde sayılı kişi gelip gider. onlar da balık fiyatlarını görünce kaçıyorlar. hamsi fiyatı 20 ila 30 lira arasında değişiyor. havalar bir türlü soğumadı. av sezonunun bitmesine az kaldı. balık bu yıl olmadı. bu saatten sonra fiyat düşmez. balık az. hamsinin kasasını 350 liradan alıyoruz
--- alıntı ---
kaynak
devamını gör...
bu kış komünizm gelecek
celal bayar'ın yaşamının son dönemlerinde bol bol kullandığı sağ* coşturan bir çeşit sloganlaşmış kelime öbeği.
niçin komünizm kışın gelecek denirdi, niçin her sene aynı cümle sarf edilirdi, niçin halk tarafından bu cümle "uyarı" olarak algılanırdı oturup araştırmak gerek tabi.
ama daha sonraları baktılar gelen giden yok mizah konusuna evriliverdi bu durum
sağ-sol çatışmasının şiddetli dönemlerinde solcuların, sağcılarn komünizm fobisini temsil etmek için kullandığı slogandır aynı zamanda
niçin komünizm kışın gelecek denirdi, niçin her sene aynı cümle sarf edilirdi, niçin halk tarafından bu cümle "uyarı" olarak algılanırdı oturup araştırmak gerek tabi.
ama daha sonraları baktılar gelen giden yok mizah konusuna evriliverdi bu durum
sağ-sol çatışmasının şiddetli dönemlerinde solcuların, sağcılarn komünizm fobisini temsil etmek için kullandığı slogandır aynı zamanda
devamını gör...
fındık fıstık yerken araya karışan leblebi
(bkz: geldi yine tipini sevmediğim) serzenişinde bulunmamıza sebep olan leblebi.
devamını gör...
kendisine verilen tableti satan öğrenci
dünyayı yeniden keşfedenlerin şaşırabileceği hede. (bkz: maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi)
yakında isyan çıkınca "ekmek yoksa tablet kemirsinler." diyecek hükümetin politikasının sonucu.
yakında isyan çıkınca "ekmek yoksa tablet kemirsinler." diyecek hükümetin politikasının sonucu.
devamını gör...

