geceye bir şarkı bırak
/ şimdi gündüzden de çok seviyorum geceyi
ne bileyim aşkının hercaimiş çiçeği! /
obaaa, kalkın oynucaz!
ne bileyim aşkının hercaimiş çiçeği! /
obaaa, kalkın oynucaz!
devamını gör...
kulaklıkla müzik dinlerken yaşananlar
soundtrack’teki şarkılar tek tek çalarken kendi filminde başrol oynamak gibidir.
bazen spotify listemi açıp yürürüm. kulağımda kulaklık varsa o artık sıradan bir yürüyüş değildir, kendi filmimin kareleri akmaya başlar. otuz iki kısım tekmili birden. bazen iki süper film birden. müziğin türüne göre filmimin türü de değişir.
o zaman kulaklıkla müzik dinlerken yaşadıklarımı anlattığım sıradan bir gün:
the exorcist
çok büyük bir kafka hayranı olduğum için sabah kahvaltımı kargalarla birlikte yapıp ( bence çok iyi bir gönderme oldu) evden çıktığımda sözlük yazarlarının benden hoşlanmayacağını düşünüp yürürken kitap okumaktan vazgeçip kulaklığımı taktım. şansıma sabah sabah the exorcist theme song gelince ilk macera hemen hemen netleşti. şarkı başladıktan on beş yirmi saniye sonra karşıma dev bir köpek çıktı. üç başı olan köpek cehennemden fırlamış gibi üzerime atladı. yeşil pembe salyaları her yerime bulaşırken bir anda köpeği kaptığım gibi hancock’un çocuğu kapıp göğe uçtuğu gibi havalandım. ve yere inişte köpeği asfalta vurdum. köpek parçalara ayrılınca o parçalardan yüzlerce sıçan etrafa yayıldı. tam sıçanlarla savaşmak için bir yol ararken müzik yavaş yavaş azaldı ve bitti. korkunç bir andı. dev bir köpek. aslında dev değildi, normal bir köpekti. ama saldırdı bana, yani saldırmadı ama hırladı. burnumun dibinde hırlayan bir köpek. yani aslında o kadar yakın değildi ama köpek köpektir. fakat müzik bittiğine göre doğruyu söyleyebilirim. büyük siyah bir çöp poşeti idi gördüğüm ve korktuğum şey. yeni bir şarkı başlayana kadar etrafa saçtığım çöpleri toplamak zorunda kaldım.
unchained melody
ikinci şarkı unchained melody olunca film de bir anda yön değiştirdi. hafiften puslu böyle bir günde bu kadar güzel bir kadınla karşılaşmak çok büyük bir talihti benim için. kadının yemyeşil gözleri vardı. o kadar yeşildi ki gözleri daha önce yeşil gözlü kimseyle bakışmadığım için benzetme bile yapamıyorum. uzun uzun bakıştık, ben durak levhasına yaslanıp bir sigara yaktım. gözlerimi kısıp kadına bakmaya devam ettim. hayrettir ki o da gözlerini hiç ayırmıyordu benden. ama başka şeyler de oluyordu. bir iki adam daha bana bakmaya başlamıştı. dar siyah bir tişört giymiş, boynunda devasa bir zincir olan, pantolonu derisine nüfus etmiş gibi duran bir adam elinde makasla bana bakıyordu. yanında da yandaki nalbur ve çırağı. tam o anda müzik bitti ve adamların bana doğru koşmaya başlaması ile ben de seri depara kalktım. görseniz onyekuru’dan koşu var derdiniz. iki şarkı ile filmi yarılayıp bu arada posterdeki bir kadınla kısa süreli bir aşka yaşadıktan sonra telefonum çalınca filme on dakika ara vermek zorunda kaldım.
10 dakika ara
nothing’s gonna hurt you baby
aradan sonra ben de kaçmanın verdiği heyecan ve paniği atlatınca yeni bir şarkı açtım. cigarettes after sex’ten nothing’s gonna hurt you baby. bence duruma çok uygun bir şarkı idi. sonuçta poster de olsa bir seks imkanı yaşamıştım ve bu da bir sigarayı hak ediyordu ve beni kovalayan adamlara yakalanmadığım için de kimse beni incitmemişti. bu saçma düşüncelerden sıyrılıp şarkının içine girince kendimi bir pubda otururken buldum ve hemen kendime gelip etrafa öfkeli ama anlayışlı, hayattan vazgeçmiş ama mücadele etmeye hazır, umursamaz ama cinsel gücü yüksek bir şekilde baktım. müzik yükseldi. barmen elinde bir bezle bardağın içini yarınlar yokmuş gibi kurularken bana bakıp ne istediğimi sordu. ben de viskiden çatallaşmış sesimle her zamankinden dediğim an şarkı bitti. büfeci ile göz göze geldim. bana her zamanki nedir oğlum der gibi baktığını anlayınca hemen bir winston blue bir de clipper çakmak aldım ama sanırım yeterli olmayacaktı. o yüzden iki winston blue almaya karar verdim. parayı da tam verdim iki yirmilik. belki bu hatırlamasına yardımcı olur.
too close
günün son şarkısı alex clare’den too close oldu. ve şarkının başlaması ile etrafımı silahlı iki adamın sarması bir oldu. adamların yabancı olduğu çok belliydi, ağır bir italyan aksanı ile konuşuyorlardı ve benim düşünecek zamanım yoktu, hemen silahımı çektim ve benzer bir aksanla “ say hello to my little friend” dedim. adamların gözündeki korkuyu okudum ya da ben korku sandım. elim tetikte beklerken en ufak bir hamlede yakmaya niyetliydim adamları ve o hamle gelince hiç tereddüt etmedim. parmağımın bir hareketi ile şarkı bitti ve çakmağın alevli sesi parladı. yüzüme şaşkın şaşkın bakan adamlara iki de sigara ikram ettim bunun üzerine. ve başka bir şehirden çalışmak için geldiklerini ve geri dönmek için paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyen bu iki sahtekarı dumanlı bir kalpazanlıkla bırakıp yoluma devam ettim.
kulaklıkla şarkı dinlerken ben ben değilim. and the oscar goes to…
bazen spotify listemi açıp yürürüm. kulağımda kulaklık varsa o artık sıradan bir yürüyüş değildir, kendi filmimin kareleri akmaya başlar. otuz iki kısım tekmili birden. bazen iki süper film birden. müziğin türüne göre filmimin türü de değişir.
o zaman kulaklıkla müzik dinlerken yaşadıklarımı anlattığım sıradan bir gün:
the exorcist
çok büyük bir kafka hayranı olduğum için sabah kahvaltımı kargalarla birlikte yapıp ( bence çok iyi bir gönderme oldu) evden çıktığımda sözlük yazarlarının benden hoşlanmayacağını düşünüp yürürken kitap okumaktan vazgeçip kulaklığımı taktım. şansıma sabah sabah the exorcist theme song gelince ilk macera hemen hemen netleşti. şarkı başladıktan on beş yirmi saniye sonra karşıma dev bir köpek çıktı. üç başı olan köpek cehennemden fırlamış gibi üzerime atladı. yeşil pembe salyaları her yerime bulaşırken bir anda köpeği kaptığım gibi hancock’un çocuğu kapıp göğe uçtuğu gibi havalandım. ve yere inişte köpeği asfalta vurdum. köpek parçalara ayrılınca o parçalardan yüzlerce sıçan etrafa yayıldı. tam sıçanlarla savaşmak için bir yol ararken müzik yavaş yavaş azaldı ve bitti. korkunç bir andı. dev bir köpek. aslında dev değildi, normal bir köpekti. ama saldırdı bana, yani saldırmadı ama hırladı. burnumun dibinde hırlayan bir köpek. yani aslında o kadar yakın değildi ama köpek köpektir. fakat müzik bittiğine göre doğruyu söyleyebilirim. büyük siyah bir çöp poşeti idi gördüğüm ve korktuğum şey. yeni bir şarkı başlayana kadar etrafa saçtığım çöpleri toplamak zorunda kaldım.
unchained melody
ikinci şarkı unchained melody olunca film de bir anda yön değiştirdi. hafiften puslu böyle bir günde bu kadar güzel bir kadınla karşılaşmak çok büyük bir talihti benim için. kadının yemyeşil gözleri vardı. o kadar yeşildi ki gözleri daha önce yeşil gözlü kimseyle bakışmadığım için benzetme bile yapamıyorum. uzun uzun bakıştık, ben durak levhasına yaslanıp bir sigara yaktım. gözlerimi kısıp kadına bakmaya devam ettim. hayrettir ki o da gözlerini hiç ayırmıyordu benden. ama başka şeyler de oluyordu. bir iki adam daha bana bakmaya başlamıştı. dar siyah bir tişört giymiş, boynunda devasa bir zincir olan, pantolonu derisine nüfus etmiş gibi duran bir adam elinde makasla bana bakıyordu. yanında da yandaki nalbur ve çırağı. tam o anda müzik bitti ve adamların bana doğru koşmaya başlaması ile ben de seri depara kalktım. görseniz onyekuru’dan koşu var derdiniz. iki şarkı ile filmi yarılayıp bu arada posterdeki bir kadınla kısa süreli bir aşka yaşadıktan sonra telefonum çalınca filme on dakika ara vermek zorunda kaldım.
10 dakika ara
nothing’s gonna hurt you baby
aradan sonra ben de kaçmanın verdiği heyecan ve paniği atlatınca yeni bir şarkı açtım. cigarettes after sex’ten nothing’s gonna hurt you baby. bence duruma çok uygun bir şarkı idi. sonuçta poster de olsa bir seks imkanı yaşamıştım ve bu da bir sigarayı hak ediyordu ve beni kovalayan adamlara yakalanmadığım için de kimse beni incitmemişti. bu saçma düşüncelerden sıyrılıp şarkının içine girince kendimi bir pubda otururken buldum ve hemen kendime gelip etrafa öfkeli ama anlayışlı, hayattan vazgeçmiş ama mücadele etmeye hazır, umursamaz ama cinsel gücü yüksek bir şekilde baktım. müzik yükseldi. barmen elinde bir bezle bardağın içini yarınlar yokmuş gibi kurularken bana bakıp ne istediğimi sordu. ben de viskiden çatallaşmış sesimle her zamankinden dediğim an şarkı bitti. büfeci ile göz göze geldim. bana her zamanki nedir oğlum der gibi baktığını anlayınca hemen bir winston blue bir de clipper çakmak aldım ama sanırım yeterli olmayacaktı. o yüzden iki winston blue almaya karar verdim. parayı da tam verdim iki yirmilik. belki bu hatırlamasına yardımcı olur.
too close
günün son şarkısı alex clare’den too close oldu. ve şarkının başlaması ile etrafımı silahlı iki adamın sarması bir oldu. adamların yabancı olduğu çok belliydi, ağır bir italyan aksanı ile konuşuyorlardı ve benim düşünecek zamanım yoktu, hemen silahımı çektim ve benzer bir aksanla “ say hello to my little friend” dedim. adamların gözündeki korkuyu okudum ya da ben korku sandım. elim tetikte beklerken en ufak bir hamlede yakmaya niyetliydim adamları ve o hamle gelince hiç tereddüt etmedim. parmağımın bir hareketi ile şarkı bitti ve çakmağın alevli sesi parladı. yüzüme şaşkın şaşkın bakan adamlara iki de sigara ikram ettim bunun üzerine. ve başka bir şehirden çalışmak için geldiklerini ve geri dönmek için paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyen bu iki sahtekarı dumanlı bir kalpazanlıkla bırakıp yoluma devam ettim.
kulaklıkla şarkı dinlerken ben ben değilim. and the oscar goes to…
devamını gör...
cinsel istismar
kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk gibi her insanın kendi rızası olmadan cinsel bir hedef olarak kullanılmasına cinsel istismar denir. sözle, dokunmayla yahut davranışlarla da cinsel istismar olabilir.
genel olarak kadınların ve çocukların cinsel istismara daha çok maruz kaldığını söyleyebiliriz. cinsel istismar cinsel şiddetin bir parçasıdır. göz işaretleri ile yapılanlardan tecavüze kadar uzanan geniş bir yelpazede cinsel istismar durumları söz konusu olabilmektedir.
cinsel istismara uğramış birisi olarak söylemeliyim ki; cinsel istismar tanınmayan kişilerden geldiğinde kısmen içeriden tanıdık kişilerden gelmesine oranla daha kolay başa çıkılır olmakta. cinsel istismara uğrayan ve cinsel istismara uğratanın birbirini tanıdığı durumlarda buna karşı koyabilmek, mücadele edebilmek ve bunu engelleyebilmek daha zor.
genellikle bu duruma maruz kalan kişiler yaşadıklarını başkalarına anlatmakta güçlük çeker. bunun asıl sebebi alacakları tepkidir. bu yüzden de anlatamazlar.
anne ve baba olan yahut ilerde anne baba olacak bireyler, lütfen çocuklarınızla öyle bir iletişiminiz olsun ki bu tarz olayları yaşadıklarında direk size koşsunlar. içlerine kapanmak yerine size anlatmayı tercih etsinler. lütfen.
genel olarak kadınların ve çocukların cinsel istismara daha çok maruz kaldığını söyleyebiliriz. cinsel istismar cinsel şiddetin bir parçasıdır. göz işaretleri ile yapılanlardan tecavüze kadar uzanan geniş bir yelpazede cinsel istismar durumları söz konusu olabilmektedir.
cinsel istismara uğramış birisi olarak söylemeliyim ki; cinsel istismar tanınmayan kişilerden geldiğinde kısmen içeriden tanıdık kişilerden gelmesine oranla daha kolay başa çıkılır olmakta. cinsel istismara uğrayan ve cinsel istismara uğratanın birbirini tanıdığı durumlarda buna karşı koyabilmek, mücadele edebilmek ve bunu engelleyebilmek daha zor.
genellikle bu duruma maruz kalan kişiler yaşadıklarını başkalarına anlatmakta güçlük çeker. bunun asıl sebebi alacakları tepkidir. bu yüzden de anlatamazlar.
anne ve baba olan yahut ilerde anne baba olacak bireyler, lütfen çocuklarınızla öyle bir iletişiminiz olsun ki bu tarz olayları yaşadıklarında direk size koşsunlar. içlerine kapanmak yerine size anlatmayı tercih etsinler. lütfen.
devamını gör...
carlsberg
alkole yeni başlayanlar için iyi bir tercihtir. tuborg yanında b*k yemiştir.
devamını gör...
reggio emilia eğitim yaklaşımı
1970 yılında italya'daki okulöncesi eğitim kurumlarında reform yapmak ve yeni yaklaşımları uygulamak amacıyla geliştirilen okul öncesi eğitim programı.
reggio emilia yaklaşımının temel ilkeleri:
-çocuk bir lider olarak algılanır: çocukların doğuştan yetenekli, kendini yönetebilir, dinlenebilir, üretebilir, güçlü, değerli oldukları ve her çocuğun çevresindekileri araştırarak, inceleyerek merakı ve ilgisi ile kendi öğrenmesini gerçekleştirdiği varsayılır.çocukların dinlenmesi gereken, bilgiye sahip bireyler olduğu görüşü yaygındır. reggio emilia yaklaşımında çocuk; bir ‘kişiliktir’. çocukların yapamayacaklarına değil, yapabileceklerine yönelim söz konusudur. çocukların keşifler yapmaları sağlanmaktadır.
-çocuk bir işbirlikçi (ortak) olarak algılanır. çocukların birbirleri, aileleri, öğretmenleri ve toplumdaki diğer bireylerle etkileşim ve işbirliği içinde olması önemlidir.
-çocuk bir iletişimci olarak algılanır. çocukların yaptıkları etkinlikler ile(boyama, resim, dramatik oyun, heykel, gölge oyunları, müzik vb.) entelektüel gelişimleri desteklenir. çocuğun değişik materyaller kullanarak araştırması, sorgulaması, hayal etmesi ve yapması onun kendisini kendi "farklı doğal dilleri" ile ifade etmesini sağlar.
-çevre üçüncü öğretmendir. çevre çocukların gelişimini desteklemek üzere amaçlı bir biçimde zengin materyallerle düzenlenmeli ve etkileşimi destekler nitelikte olmalıdır. çünkü çevre kendi başına çocuk için bir öğretmen görevini görür.
-öğretmen bir ortak, bir rehberdir. öğretmenler problem durumları yaratarak, farklı projeler geliştirerek çocuklarla birlikte öğrenme yaşantıları oluştururlar. aynı zamanda, çocukları yakından gözleyerek, sorular sorarak onların fikirleri, teorileri hakkında bilgi sahibi olmaya çalışarak öğrenme yaşantıları düzenlerler.
-öğretmen aynı zamanda bir araştırmacıdır. öğretmen kendisini çocuklarla ilgili dokümanları oluşturmada, okuldaki diğer öğretmenler, çalışan personel ve ailelerle etkileşimde bir araştırmacı olarak görür.
-belgelendirme bir iletişim aracıdır. belgelendirme, aileleri çocuklarının gelişimleri hakkında bilgi sahibi yapmak, öğretmenlerin çocuklarını daha iyi tanımalarını sağlamak, çocuklara kendi çalışmalarının değerli olduğunu göstermek gibi pek çok amaçla gerçekleştirilir. aynı zamanda çocukların öğrenme deneyimleri ile ilgili geniş bir arşivin oluşması da sağlanmış olur.
-aile bir ortak olarak algılanır. ailenin çocuğun öğrenme deneyimlerine ve okul yaşantısına katılımı önemsenir.
-organizasyon temeldir. reggio emilia yaklaşımı'nın uygulandığı okullarda günlük etkinlikler, belgelendirme ve çocukların değerlendirilmesi için çok iyi bir organizasyonu gerektirir.
bu yaklaşımın temel amacı ; büyüme sürecindeki çocuğun gelişimini engelleyen katı kurallar ,güncelliğini yitirmiş kavramlar ve geleneksel eğitim yöntemlerini ortadan kaldırarark, çocuğun kendi kendine sorunları aşabilmesini ve hipotezler geliştirerek kendi kendine öğrenmesini sağlamaktır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
hiç neslinden ben nesline
yukarıdaki tanımı #1854363 okumadan önce başlığı daha farklı algılamıştım. başlık bende tasavvufi çağrışımlar yaptı: eskiden "hiç" olmak için çabalayan insan sayısı çokluğunun*, yerini günümüz bireylerinin bencilliğini alması olarak düşündüm. buradayım, bana bak, beni gör, ben özelim, farklıyım gibi.
devamını gör...
amok
kötülüğe uğradığına ve uğrayacağına inananların gözü kara şekilde, sonuçlarını hesap edemeyerek, kontrol edilemez bir öfkeyle saldırgan tavırlar sergilemesi.
devamını gör...
cahil kesimin aşırı anlam yüklediği şeyler
erkek olmak.
böylelikle evrendeki her seyin kendilerine ait olduğu, her olay ve olgunun kendilerinden ötürü, kendileriyle ilgili olduğu gibi patolijik bir narsizme bürünebiliyorlar.
böylelikle evrendeki her seyin kendilerine ait olduğu, her olay ve olgunun kendilerinden ötürü, kendileriyle ilgili olduğu gibi patolijik bir narsizme bürünebiliyorlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bugün zor bir gün benim için... maalesef hakaretamiz sözlere maruz kaldığım, emeğimin hiçe sayıldığı bir gün oldu, kendimi de doğru düzgün savunamadım. her şeyi düzeltmek için yarına kadar sürem var ve umarım yarına kadar duygusal olarak da kendimi toparlayıp kendimin arkasında durabilirim...
devamını gör...
bülbül-i şeyda
güle aşkından divane olan bitap düşen bülbül
gülşen-i aşkımda leylâ, bekliyor güller seni,
hasretinle, bülbül-i şeydâya döndürdün beni...
yetsin artık, mahv u târâc etdiğin cân u teni, hasretinle, bülbül-i şeydâya döndürdün beni...
gülşen-i aşkımda leylâ, bekliyor güller seni,
hasretinle, bülbül-i şeydâya döndürdün beni...
yetsin artık, mahv u târâc etdiğin cân u teni, hasretinle, bülbül-i şeydâya döndürdün beni...
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
geceye bir ahı var bırak
masum canların, hayvanların ahı var.
devamını gör...
sözlükte yürünecek erkekler
hiçbir şey değil de makarnalı yazarımızın uzun listesine beni almaması üzdü. hayır bir de baksır'ı almış... bir de 30-35 yaş kategorisine koymuş. tamam baksır yaşlı da o kadar da değil. neyse güzel kızlar eqlesin.
#1963315 sonunda erkekten anlayan bir yazar, teşekkür ederim.
makarna edit: sahibime teşekkürler.* sahibin var ne demek yahu haha. yarimdir kendisi, neyse kızlar eklemeyi bırakın şakaydı o, benim başım bağlı.*
#1963315 sonunda erkekten anlayan bir yazar, teşekkür ederim.
makarna edit: sahibime teşekkürler.* sahibin var ne demek yahu haha. yarimdir kendisi, neyse kızlar eklemeyi bırakın şakaydı o, benim başım bağlı.*
devamını gör...
taba
dıştan bakınca açık kahve tonuna sahip renk. esasında tütün rengi olarak geçer.
devamını gör...
durduk yere insanı mutlu eden şeyler
playlist’inde çok sevdiğin ama uzun zamandır dinlemediğin bir şarkının rastgele çalmaya başlaması. ezginin dalgalarında ruhsal sörf yaparmışçasına mutlu eder.
devamını gör...



