kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fenerbahçe'nin euroleague şampiyon olduğu maçtır.

bir galatasaraylı olarak büyük bir gururla ve destekle izlemiştim.
çok büyük çok özel bir başarıydı.
ayrıca o takımın ruhu oyunu bambaşka düzeydeydi.
devamını gör...

maalesef yaptığımız şeylerdir, nerde o olgunluk...
devamını gör...

günaydın sözlük,
sırf sizleri kendimden daha fazla mahrum bırakmamak için daha kargalar kahvaltı etmemişken uyandım.**

yukarıdaki girizgahtan sonra gerçeklere dönersek, hala niye bu saatte uyandığımı sorguluyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kızlar soruyor'a gidecekken yolunu şaşırmış kullanıcıdır.
devamını gör...

istisnasız bütün kedilere tombalak diye selam veriyorum, çok hoş canlılar.
devamını gör...

ilk başta insan olmayı öğrenin. kadın-erkek ayrıştırmaya çalışmayın.
devamını gör...

fillerin beyinleri yaklaşık olarak 5 kilodur ve bu sayede dünyanın en büyük beyinli canlısı ünvanına sahiplerdir.
devamını gör...

amy winehouse
devamını gör...

nickaltı açılış müziği dırırır dırırı rırır rırı
öhöm evet. hoşgeldiin.
devamını gör...

ağacın oluşumu ile ilgili şöyle de bir mitolojik hikâye var;

herakles, atlas'ın dünyayı sırtladığı yerde bulunan ''akşam kızlarının bahçesi"nin içerisindeki bir ağaçtan altın elma aşırmak zorundadır.

malumunuz olduğu üzere herakles'in yapması gereken 12 adet görev vardır. bu görev onun 11. görevidir ve bölüm sonu canavarına ulaşıp, level atlaması için önündeki son engellerden birisidir. hâl böyle olunca, herakles büyük bir şevkle söz konusu bölgeye intikal eder.

ağaçla ilgili şu bilgiyi vermek lazım; ağacı gaia özenle yetiştirmiş, sık sık suyunu toprağını kontrol etmiş, tabiri caizse el emeği, göz nuru ile büyütmüş ve yeşertmiştir. sonrasında şirret hera ağacı çok beğenince, gaia güzelim ağacı altın saksı içerisinde hera'ya vermek zorunda kalmıştır. eee kadının kocası baş tanrı olunca, şımarıklıkta sınır tanımaması normal tabi.

hera, ağacın göz önünde bulunmasını istememiş ve ağacı ''hyperborea'' adıyla anılan bölgeye dikmiştir. atlas'ın kızlarını da, nöbetçi olarak ağacın başına yerleştirir. ama üç kız kardeş dayanamazlar ve ağaçtan kendilerine elma koparırlar. hera, bunu duyunca küplere biner. bu perilere güven olmayacağını düşünerek ağacın başına 100 başlı ejder lodon'u diker. periler dahil artık hiç kimse ağacın yanına yaklaşamamaktadır.

işte bu ahval ve şerait içerisinde herakles 11. görevini tamamlamak zorundadır. ne yapar eder lodon'u haklar. yüz başlı ejderi öldürür. elmaları çalar.

derler ki; ''ejder'in kanı ağacı'' lodon'un kanının toprağı sulaması ile köklenmiş ve yeşermiştir. muhafız ejder bu ağaca can vermiş ve hayırlı bir iş yapmıştır.

işte böyle...
devamını gör...

1) güven.

2) dürüstlük.

3) çıkar beklememek.

4) kıskanmamak.

olarak sıralanabilen temellerdir.
devamını gör...

şuan kütüphanemde bulunan fakat daha okumadığım kitap, aynı yazarın sahilde kafka kitabı çok meşhurdur okumanızı tavsiye ederim.
devamını gör...

adalet bakanlığı adli sicil ve istatistik genel müdürlüğü’nün 1986 yılından 2017 yılına kadar yayınlamış olduğu, açılan davalarda özel kanunlara göre sanık sayıları incelendiginde, 1986’dan 2002 yılına kadarki 17 yılda bu kanun kapsamında toplam sanık sayısı 2.155 oldu.

2007 yılının verilerine ulaşılamayan 2002 ile 2017 arasındaki 14 yılda ise toplam sanık sayısı 2.866 oldu.

yani 1986 dan 2017 yılına dek 31 yılda bu kanundan yargılanan kişi sayısı
5021 dir .

cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan’ın sadece 1 yıllık cumhurbaşkanlığı süresinde, 2018 yılında, 26 bin 115 kişiye  dava açılmıştır.

erdoğan’ın başladığı 2014 yılından 2019 yılı sonuna kadar olan dönemde,
cumhurbaşkanına hakaret suçundan 63 bin 41 kişiye dava açılmış,
açılan bu davalarda 9 bin 554 kişi ceza almıştır.

hangi kanunun nasıl uygulandığı konusunda, bu veriler sanırım bir çok sorunun yanıtı olmaya yetecektir .

ayrıca bu ülkede artık, kanunun olup olmaması değil, uygulanıp uygulanmaması, uygulanıyorsa nasıl uygulandığı önemlidir.
devamını gör...

(bkz: cast away)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir franz kafka kitabıdır.

franz kafka’yı yol gösterici bir aziz olarak seçmemin üzerinden tam yirmi iki yıl geçti. önce dönüşüm kitabı ile başlayan arkadaşlığımız sonra şato ile ve elbette franz kafka’nın yazdığı ve hakkında yazılan her şeyle devam etti.

bu kitabı okurken zihnimde oluşan fikirlerin etkisini ve içimdeki alt üst oluşu hiç unutamam. kendimi kadastrocu k.’nın yerine koyup okudum romanı. zaten franz kafka da her kitabında az çok yaptığı gibi aynı şeyi yapmış ve kendi isminden bir karakter yaratıp kendini anlatmıştır.

şato’yu ele geçirme niyetindedir kadastrocu k. bunun için de önce şatoya ulaşması gerekmektedir ancak bu kolay bir iş değildir. şato nihai karar mekanizması ve mutlak güçtür. ve nice delikanlılar ona ulaşmak uğruna çıktıları yolculukta kaybolup gitmiştir.

kafka bir aforizmasında “ dünyaya karşı savaşınızda dünyanın tarafından olun” diyerek bize aslında romanda anlatmak istediği şeyi özetlemiştir. bürokrasi denen yüz kolu hantal deve karşı duyduğu tiksintiyi de bu romanda net bir şekilde görürüz.

yirmi iki yıllık arkadaşım kafka’nın şato yolculuğu yarım kalmış olabilir ama bize şatonun gerçek yüzünü gösterdiği ve bizi savaşmaktan vazgeçirdiği için ona minnettarız.
devamını gör...

bugün, yarın her daim aynı sebepledir aslında. geçti sanarız geçmez. bilinçaltına süpürülür ve gün gün açığa çıkar. hiç beklemedik bir anda yakalar bizi. sonra cebelleş dur.

şu görsel. ve bana anımsattıkları.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu tarz konular hakkında yazmak pek istemiyorum aslında. bırakın yazmayı gördüğüm an bile tüm vücudum reaksiyon gösteriyor.

evet geçen haftanın gündemi o zaman da yazmadım. yazamıyorum, konuşamıyorum bu konuları ben.

çevremde böyle şeylere maruz kalmış çok insan var. biri şuan 28 yaşlarında. 6 yaşındayken babasının arkadaşı yapmış bu rezilliği. şuan bu kadın çok farklı bir yapıda. tanısanız muhattap olmazsınız. insanları özellikle erkekleri kırmaktan zevk alıyor. onları kullanmak, kandırmak onun için bir sanat olmuş.

ben yapım gereği hep soğuk dururum insanlara. bir arkadaş grubu aracılığıyla tanıştım onunla da. çok neşeli gibi duran ama hayatı hep uçlarda yaşayan bir kadın. benim için hiç mahsuru yoktu. bir kulüp ortamında tanımıştık ve devamında sokak hayvanları olsun müzisyen camiası olsun bir şekilde çok fazla denk düştük. hep anlatıldı onun yaptıkları o ortamlarda. hep konuşuldu o yokken. ağızlarını yaya yaya eleştirdiler hep. bu gruplardaki eski nişanlım - kendileri gitar eğitmeni ve müzik dehasıdır- dışındaki herkesle seviyeli bir ilişki kurdum. neyse çok uzatmayalım işte. tam nasıl oldu bilmiyorum ama baş başa kaldık bir gün bu arkadaşla, biraz yürüyelim dedik. önce benden açıldı konu. aslında imreniyorum sana kimseyle sıkı fıkı değilsin ne güzel dedi. - ah ah bir bilsen ne zordur bu durum kuzu diyemedim.- sonra konu ona geldi. ağzından çıkanları duymak çaktı beni oraya. ben de bir yara bu dedi. neden bana anlattı bilmem belki de serinliğim ona güven verdi.

ara ara yine denk geldik ama hiç bir zaman yakın olmadık. aslında isterdim çok isterdim. şöyle kocaman bir sarılayım, bağrıma basayım, hiç ayırmayayım yanımdam ama olmuyor işte.

o yara şekillenmiş ve hayatına girecek giren her insana karşı bir silaha dönüşmüş. kimi zaman onların nefeslerini kestiğini gördüm bu silahla. bu bir savunmamı bilmiyorum? bu nedir adını koyamıyorum? hatta onu suçlayamıyorum bile. hayatının kıyısından yürüyüp gidiyorum.

acıları gözlerine oturmuş. hayata nefretle bakıyor. o kocaman gülümseyişinin ardında iğrenerek bakıyor dünyaya. zayıf buldumu birini söküp atıyor köklerinden bir tarafa. en çok onlarla eğleniyor en çok acılarına tuz bastığı insanlar onda bir haz uyandırıyor.

o işkence ediyor evet ama işkence edilen de keyif alıyor gibi görünüyor. önceleri hayretle izledim bu olayları. sonrasında üzülmenin ötesine geçemedim.

bakın bu yaraların tedavisi yok. bu acıların merhemi yok. bu insanların bir çoğu kayıp insanlar. hallerine üzülsenizde, acısanızda, eleştirsenizde, merhem olayım el uzatayım desenizde nafile.

bu sadece birinin hikayesi. o kadar çoklar ki. duydukça içime kaçıyor umutlarım.

'şimdi bu çocuğa ne olacak?'diyorum. bu çocukta kaybolacak hem de gözümüzün önünde. derin travmalar yaşayıp ne kendine ne çevresine huzur vermeyecek. huzur onun için artık sadece içi boş viran bir ev olacak. ruhunu kemiren bir acı olacak umut.
devamını gör...

*italya 1940 yılında savaşa almanya'nın yanında girdiği zaman zaten kuzey afrikada olan libya, eritre ve somali italya'nındı. bu yüzden savaşın kuzey afrika'ya sıçraması kaçınılmazdı.

12 şubat 1941 yılda efsanevi afrikakorps kurulmuştur. bundan önce italyan birlikleri ingilizler tarafından ezilmiş, tobruk üzerinden libya'ya ulaşan müttefik kuvvetleri önemli yerleri ele geçirmiştir. erwin rommel'in afrikaya gelmesiyle durum almanların lehine geçmiştir. 31 mart günü rommel geldiğini belli etmiş, el ageyla'daki ingiliz birliklerine sürpriz bir baskın düzenleyerek kenti ele geçirir ve ingiliz 2. zırhlı tümenini kuşatma altına alıp teslim olmak zorunda bırakır.

15 mayıs günü ise ingilizlerin operation brevity adını verdiği operasyon start almış fakat alman birlikleri ingilizleri geri püskürtmüştür. 14 haziran'da ise operation battle axe ile alman hatlarını yarmak istemişlerdir. rommel in tırpan taktiği karşısında dumura uğrayan müttefikler geri çekilmiş 1 ay içinde 2 operasyon yapmışlarsa da başarısız olmuşlardır.

18 kasım günü ise operation crusade ile almanlara saldıran ingilizler bu sefer başarılı kazanmayı bilmişlerdir.
ingilizlerin 200 tankına karşılık elinde sadece 30 tank olan rommel daha sonra gelen 30 tankla daha ingilizleri bingazi'ye kadar itmiştir. sonuç olarak almanlar bu cephede başarısız olmuş italya'ya çekilmiştir.
devamını gör...

bu ara arkadaşlarının nickaltlarını sevimli kuş fotoğrafları ile süsleyen yazar. ben de kendisi için bir şiir yazayım madem:>

kuşa gider, gece gündüz demeden,
geçer tepe, ırmak, haşin dereden.
minnoş gönüllerde naçizane yer eden,
sevilesi insan, canım dostum yayladağ.

taş gibin vücudu, o bülbül sesi,
sanki dersin bir masal prensesi,
ama biraz hırçın, benden demesi.
ayakkabı numaran kaç ki yayladağ.

harcandı nice yiğitler, senin yolunda,
yer etmek için o biricik solunda.
bahtsız babıl türkü yazdı sonunda,
yine de bana mısın demez yayladağ.
devamını gör...

az ama öz yazan, güzel yürekli yazardı.
birisine sinirlenip dondurmuş hesabını anlaşılan, yapmasaymış keşke.
zira biz düşündükçe, yazdıkça var sözlük. biz yok o da yok.

bakınız şahsım ve kendim de aynı sebebe tepki olarak aynı eylemde bulunmuş, üç gün sonra geri dönmüştük.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim