bana batan durumlardır.

kadınların bir erkeğin yanında yahut aile bireyi yanında sigara içmesinin saygısızlık olarak görülmesi bana uymuyor. bu düşünce yapısında olan insanların yanında bir dakikadan fazla durduğumda boğuluyorum. fikirlerini değiştiremeyeceğini bildiğim içinde hiç açıklama yapıp kendimi yormak istemiyorum. bilmem kaçıncı yüzyıldayız sayın moron dinazor kafası da diyemiyorum. saygıyı bozma sudoku, o şöyle bir büyüğümüz, yok böyle saygıdeğer bir tanıdığımız... saygısınına da şöyle koyayım, değerlerine de böyle koyayım!

yeter ulan, bitmedi bu kafalar. bir sigarayamı bağlı benim namusum? üstelik her gün görmediğim bir dinazor için ben neden kendimden, prensiplerimden ve yaşam tarzımdan ödün vereyim ulan? sökerler öyle hayatı.

bir de sevgililiğe karşı olmak var. ayyyyyyyyyyyy bu gerçekten varya dinazor devrininde ötesinde, mağara çağından kalma bir namus ölçütü. ne demek sevgilin var? senin sevgilin olamaz. direkt evlenmen lazım. hoşlanmak ne kelime, birine kazara baksan yolcusun. eee saygıdeğer dinazorcum, bu kısımda sana yine içimden bazı şeyler saydırıyorum, hayatına kaydırıyorum suratım asıkken ama içeriyi bir gör. bir küfür şelalesi akıyor içeride. nasıl zevkli sana salak salak bakarken beynim boşmuş gibi davranıp, içerisinin bu denli cümbüşlü olması biliyor musun?

isterdim omuzlarından tutup seni silkelerken saçma düşüncelerinin beyninden toz taneleri şeklinde boşalmasını. yapamıyorum, sen de böylesin ve seni böyle kabullenmeliyim diyemiyorum. midem bulanır iki yüzlülükten. el mahkum kaçıyorum happy place'ime sığınıyorum ama senin yine de bir çağa ayak uydurmayı gözden geçirmen gerek. sen ve senin gibi olan sözde avrupa görmüş dinazorlar.
devamını gör...

apricity. kış gününde ortaya çıkan güneş ışığı
basorexia: birini aniden öpme isteği
berceste: okunan bir yazının en tatlı en akılda yeri
bibliosmia: kitap kokusunu sevmek
cafuné: sevdiğinin saçlarını okşama isteği
cheiro no cangote: burnunun ucunu sevdiğinin boynunda nazikçe gezdirirken koklamak
cingulomania: bir kişiye sarılmak için duyulan büyük arzu
ehvenişer: kötülerin arasında en iyisi
eşbah: şen şakrak
euneirophrenia: rüyalardan sonra hissedilen huzur
fernweh: uzaklara gitmeyi istemek
flechazo: ilk görüşte aşk
gökotta. sabahın erken saatlerinde kuşları dinlemek için yürüyüş yapmak
gupse: candan, sevecen.
gümüşservi: geceleri ay'ın suya yansımasıyla oluşan parıltılı görünüm
ikigai: sabahları sizi yataktan kaldıran güç, yaşamak için bir neden
jayus: yapılan esprinin komikliğinden değil de kötülüğünden gülmek
lilav: karların erimesiyle ortaya çıkan su
lirik : esinle dolu, coşkulu.
mbuki mvuki: dans ederken içimizden geçen giysileri çıkarma dürtüsü
mudita: başkalarının sevinciyle mutlu olmak
natsukashii: nostalji hissi veren bir nesne yüzünden anıları yaşayıp keyiflenmek
nermdil: yumuşak dilli, merhametli
novatuirent: içinde bulunulan durumda güçlü bir değişim yaratma isteği
orenda: etrafımızdaki her şeye etki ederek dünyanın değişebileceğini düşünme,
perestiş: delicesine sevmek
petrichor: yağmur sonrası gelen güzel toprak kokusu
pluviofil: yağmuru çok seven
philocalist: güzel şeyleri keşfeden
philophobia: âşık olma korkusu
psithurism: rüzgarın, ağaçların ve yaprakların sesi
rayiha : güzel koku
redamancy: seni çok seven birini karşılıklı olarak çok sevme
retrouvailles: uzun bir ayrılıktan sonra sevdiğinle tekrar buluşmanın verdiği haz.
querencia: kendini en güçlü ve güvende hissettiğin yer
serendipçe: mutlu kaza
shinrin-yoku: doğa havasında huzur bulmak
sillage: sevdiğin biri gittikten sonra ardında bıraktığı koku.
sisu: en zor durumlar karşısında irade, kararlılık, azim göstermek
sukha: dış ortamdan etkilenmeden yaşanan özgün mutluluk
tahassür: yana yakıla özlemek
trouvaille: tesadüfen çok güzel bir şey keşfetmek.
uitwaaien: kafanı dinlemek için rüzgarda yürümek
utelips: güneşli havada açık alanda içecek keyfi

favori kelimem ise
mamihlapinatapai: iki insanın da yapmak istemediği, ancak ikisinin de söylemeye çekindiği için yapmamalarını umarak karşılıklı bakışmaları
devamını gör...

her şeyin kafamızda başlayıp yine kafamızda bittiğini gösteren durumdur.
devamını gör...

trigonum suboccipitale olarak adlandırılan özel bir üçgendir.
üst dış yanını m.obliquus capitis superior
alt dış yanını m.obliquus capitis inferior
orta iç kısmını m.rectus capitis posterior majör oluşturur.
devamını gör...

bazı insanlarla aynı memlekette yaşamadığımı fark ettiğim başlık. eşlerine çiftlik hayvanı gibi davranan insanlar var. keşke kadının rızası alınsa da razı olup olmaması gerektiğini tartışmak bize kalsa. razı olmak için rıza sorulmalı önce. bir insan olduğu dahi hissettirilmeyen, iradesinin varlığı dahi unutturulmuş kadınlardan söz ediyorum.

istemese ne olacak? ben söyleyeyim, eşek sudan gelinceye kadar dayak. vücudu çürük içinde ama belki de konu komşu görmesin diye suratında gram iz yok. haydi diyelim tası tarağı topladı, ailesine gitti bir şekilde. "yuvanı yıkma kızım." neden yıkamaz yuvasını? bu şartlarda boşanan kadın arafta kalıyor çünkü. kocasının evinde kalamaz, ana baba evinde zaten yapamaz. başka bir hayat ihtimali ise o yaşına kadar hizmet etmek dışında bir şey yapmamış biri için çok güç.

"razı" olsa ne olacak? çiftlik hayvanı gibi kullanılan kadın yükünü paylaşacak biriyle yaşayacak. cinsel arzuları, evlilikten beklentileri, bir güler yüz beklentisi dahi buruşturulup atılmış kadın. ilişkisinden geriye sadece iş gücü olmak kalan kadın. bu kumalığı aklamaz ancak bunu kabul eden her kadın sırf keyfinden buyursun gelsin demez.

hayat yaşadığımız duvarlardan, gördüğümüz ilişkilerden ibaret değil.
devamını gör...

türk inşaat firmalarından stfa ( sezai türkeş-feyzi akkaya) firmasının f ve a harfini temsil eder .itü inşaat mühendisliği mezunu olup hem doktor hem de yüksek mühendistir. kendisi inşaat mühendisi olmasına rağmen değme makine mühendisi , değme elekrik mühendisine taş çıkartır, mühendislik camiasında efsanedir. şantiyelerde yapmış olduğu ekipmanlar, mühendislik yöntemleri ile dünya literatürüne geçmiştir. özgeçmişini en sona yazıyorum.

kendisi ile 10 seneye yakın yan yana çalışmışlığımız vardır. (yan yana derken çalıştığım yere 50 metre mesafe de evi vardı, gelir sohbet eder, tecrübelerinden faydalanırdık.)

makine mühendisi olarak kendisinden çok şey öğrendim. bu nedenle kendisini bu başlıkta anmak istiyorum. ışıklar içinde uyusun. şantiye el kitapları adında 11 adet el kitabı mühendislik camiasında özel bir yeri vardır. ömrümüzün kilometre taşları adında ki kitabında hayatını ve mühendislik tecrübelerini paylaşmıştır. bu kitap kendisi tarafından imzalanmış şekilde, kütüphanemde müstesna bir yerdedir.

kendisine ait mühendislik eğrisinde aşağıdaki şekilde mühendisi tarif eder:

incelediğimiz mühendis 25 yaşında diploma almıştır. dağarcığında birçok bilgi ile şantiyeye ayak basmıştır. fakat bu bilgisini kullanma tecrübesine sahip bulunmuyor, heyecanlı ve ürkektir. ilk görevi kendisine teslim edilir edilmez bu bilgiler, kafasında, sıra gözetmeden birbirini itip öndekinin yerini almaya başlar, hepsi kifayetsiz, gözükür, sarıldığı mektep kitapları bile derdine çare olamaz. (aslında bu bilgilerini kullanma tecrübesine henüz sahip değil.)

ilk günlerin heyacanı geçtikten sonra, yavaş yavaş bilgisini kullanma tecrübesini edinmeye başlar. 8 ile 10 senelik bir devreden sonra, 35 yaşlarında, tecrübe eğrisi, bilgi eğrisi ile çakışır, mühendis artık bilgisini kullanma tecrübesini edinmiştir. artık bir inşaat nosyonuna sahip olmuştur.

bu devre yürür geçer, mühendis mektep kitaplarından gayri kitaplar edinmeye ve kütüphanesini teşkil etmeye başlar. tecrübesi arttıkça, kafasında bilgileri tasnifli olarak yerleşir, bunlara yenileri eklenir ve mühendisin bilgi dağarcığı 65 yaş civarına kadar artmakta devam eder...(nokta. devam
edelim :)

65 yaşına gelen mühendis, o zamana kadar edindiği tecrübe ve bilgiye sahiptir, ama yenilerini edinme kabiliyeti artık kalmamıştır.

yaşı ilerledikçe hafızası da gerilemeye başlar, 70'e kadar kendini idare eder, 75'de artık eskimiştir, ama kendisi farkında değildir. 75'den sonra ise hafızası süratle gerilemeye başlar, yenilerinden eskilere doğru gerek bilgi gerekse tecrübe dağarcığı hızlanarak boşalır. boşaldıkça mühendis eski günlerin tatlı hikayelerini anlatmakla yetinir, taki emrihak vakti olup nalları dike...(takriben yaş 80 !)

eğer bu mühendis devlet memuru ve 65 yaşında emekli olmuş ve köşeye çekilmiş ise, pek hikaye anlatmaya vakti kalmaz, çoğu zaman fakir, iki sene içinde toparlanır gider...

25 - 35 yaş arası : tecrübesizlik devresi

bu devrede mühendis hatalar yapacaktır. bu hataların bir kısmı zarasızca bertaraf edilirse de bir kısmı direkt veya endirekt zararlara sebeb olur.
(işinden dolayı şantiyeyi yekun bir gün geciktirse, bir günlük şantiye masrafı = endirekt zarar)

zaman ileledikçe hata oranı azalır, fakat yaptığı hatalar ilk günkülerden ağır olur. bunun sebebi kendisine duymaya başladığı emniyettir, halbuki daha kafi miktarda hata işlememiştir.

böylece mühendis devre sonuna erişir, dağarcığında yetişiri kadar (hata/zarar) derslerinden oluşan bir tecrübe birikimi vardır, artık bilgilerini emniyetle kullanacak tecrübeye sahip olmuştur.

not : herşey bir bedel karşılığı elde edilir. bu devredeki zarar yekünü mühendisin tecrübe edinmesi için önenen bedeli teşkil eder. (küçücük bir fark : bedel mühendisin cebi yerine şantiye kasasından karşılanır. (vakti ile bizler için de karşılandığı gibi.))

45 - 65 yaş arası : en verimli devre

birinci devreden çıkan mühendisin bilgi ve tecrübe eğrileri yükselmeye devam eder ve nihayet 45~65 yaşları arasında en verimli devresine ulaşır.

ama zannedilmesin ki hiç hata yapmaz, o da beni beşere özgü hataları yapabilir. fakat bu hatalar, asgari düzeydedir ve büyük zararlar doğurmayacak niteliktedir. (işin garibi, bir hata işlerler, arkasından aynı hatayı bir daha işlerler.)

bu devreye ulaşmış olan mühendis, dizayn yapabilir, projeleri kritik edebilir, alternatifler düzenleyebilir, inşa metodları tespit edebilir düzeye erişmiştir.

rahatça şantiye ve teknik büro şeflikleri yapabilir, şirket hatta şirketler yönetebilir.

65 - 75 yaş arası ve sonrası

65'e ulaşan mühendisin bilgi ve tecrübesi doruğa ulaşmıştır. ama bu yaştan sonra heyacanı azalır, evvelce sefa görünenler yavaş yavaş cefa rengine boyanmaktadır.

mühendis 70'e kadar idare eder, 75'den sonra ise koyuverir. (75'den sonrası için söz yok!)

mühendis yavaş yavaş faal hayattan çekilmeye başlar, yeni bilgi ve tecrübe edinmez, fakat dağarcığında kıymetli bir hayat tecrübesi birikmiştir. danışmanlık, yönetim kurulu üyelikleri için (fakat ancak ve en çok 75'e kadar) biçilmiş kaftandır.

incelemede prototip mühendis olarak 25 yaşında diploma alıp 80'e kadar yaşayan bir mühendis seçildi.

prototipin dışındaki bazı mühendislerde, tecrübe eğrisi az veye çok yükselirse de, bilgi eğrisi, start noktası olan diploma tarihinden sonra, mektep bilgi seviyesinin altına düşmeye başlar. zamanla bilgi ile alakalarını keserler. bunlar kendilerine 'metremikap mühendisi' derler, hemen hemen yalnız tecrübeleri ile iş görürler, okumuş formene eşittirler.

halbuki : bir mühendisin kıymeti, her yaşta, bilgisi ile tecrübesinin toplamı ile ölçülür.

mühendisler şaraba benzerler, eskidikçe kıymetlenirler derler. doğrudur ama grafikleri prototipe benzeyenler için ve 70 yaşına kadar geçerli olmak üzere...

metre mikap mühendislerine gelince, bunlar hava almışlardır ve sirkeye dönüşmüşlerdir.

iyi bir projeci için min devre 35 yaş sonrası, iyi bir büro şefi için min. devre 45 yaş sonrasıdır.

bir mühendis 25 - 35 yaş arasındaki tecrübe devresini şantiyede geçirmeden hele ilk günden büro mühendisliğine karar verirse, bilmelidir ki ebediyen eksik kalır, şantiyeye hitab eden projeler yapamaz, statikerlikten öteye geçemez.

not : burada sözü edilen bilgiden kasıt, şüphesiz bütün kütüphaneyi nokta virgül kafada emre amade bulundurmak değildir. nokta virgül hariç, mektepte veya mektep sonrası edinilen klasik ve teknik bilgilerin işe yarar veya günlük işte kullanılır halde tutulması, derinleşmek istenilen mevzularda başvurulacak literatürün bilinmesidir.

not: feyzi akkaya 'şantiyeci el kitabı'ndan alıntıdır.

özgeçmişi:
23 aralık 1907'de istanbul'da doğdu. osmanlı paşalarından tatar osman paşa'nın torunu olan akkaya, 1926'da yüksek öğrenim için girdiği istanbul yüksek mühendis mektebi'nden (istanbul teknik üniversitesi) 1932'de inşaat yüksek mühendisi olarak birincilikle mezun oldu. itü'deki eğitimi sırasında tanıdığı sezai türkeş ile başlayan sınıf arkadaşlığı ve dostluk, 1998'de sezai türkeş ölünceye kadar sürecek fikir ve iş ortaklığına dönüştü.1943 yılında ortaklıklarını kağıt üzerine geçiren iki arkadaş, isimlerinin baş harflerini kullanarak ''st-fa inşaat müteahhitliği'' unvanını aldılar. iki arkadaş böylece 1976'da kurulan ve zaman içinde çatısı altında 43 şirket toplayan stfa holding'in de temelini attılar.1943-1973 döneminde, yurtiçinde çeşitli köprü, iskele, liman, baraj, tünel ve yüksek gerilim hatları sezai türkeş-feyzi akkaya tarafından inşa edildi. bunlar arasında sivas-erzurum demiryolları köprüleri, kuşadası, bartın ve ereğli limanları ve kadıncık hidroelektrik santralı yer alıyor. yurtdışına giden ilk müteahhitler olarak sektöre yabancı ülkelerin kapılarını açan ortaklık, özellikle inşaat alanında literatüre geçen yeni usuller, makineler, prosesler bulmaları ile de dikkati çekti.

keman teli ile köprüyü test etti
feyzi akkaya'nın, erzincan demiryolu inşaatında 44 nolu köprüye keman telleri bağlayıp, ''la'' sesine akort ederek, çelik elemanların fazla gerilip gerilmediğini izlemesi, günümüzde aynı iş için kullanılan ''meihak gauge''lerin ilk habercisi oldu. zemin inceleme sondajları ve kazık çakılması ile ilgilenmeye başlayınca, ''zorluk emsali''ni ortaya attı ve uzun yıllar başarı ile kullanılan ve kazık boyunun pratik olarak ve büyük bir isabetle belirlenmesini sağlayan bir yöntem oluşturdu. sezai türkeş-feyzi akkaya ikilisi, iş hayatları boyunca mühendislik sektörüne 500'ün üzerinde yeni buluş getirdiler. bu buluşların bir kısmı mühendislik literatürüne geçti, bazıları ise türk tezi olarak tanındı. ortaklar, 1972 yılında libya'da trablus limanı inşaatı ihalesi'ne katılarak, 1973 başında ilk yurtdışı sözleşmesini imzaladılar. bu tarihten sonra, libya, suudi arabistan, iran ve tunus'ta önemli işler aldılar. stfa grubu, 1982'den sonra yeniden türkiye'de, 2. boğaz köprüsü ve çevre yolları, orhaneli termik santrali, haliç tünelleri, galata köprüsü gibi projelerde çalıştı. stfa grubu'nun iki kurucusundan biri olan inşaat yüksek mühendisi feyzi akkaya (97), 9 aralık 2004 tarihinde istanbul'da vefat etti.
devamını gör...

bence eğitim ve üretim. eğitim sevisyesi yüksek bir ülkede hukuk alanında ya da sosyal alanlarda düzenlemeler yapmak zor olmasa gerek. ayrıca her alanda üretim yaparak kendimizi birçok alanda geliştirmemiz gerektiğini dusunmekteyim.
devamını gör...

annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşan meursault'un dünyayla arasına koyduğu mesafeyi anlatan camus romanıdır.

okurken sevmekle nefret etmek arasında gidip gidip geldiğim bir karakter meursault. bu da yazarın vermek istediği mesajı “insanın dünyadan kopuşunun, onunla anlamlı ve özlemlerine uygun düşen bir ilişkiyi kuramayışının ifade çabasını” oldukça iyi yansıttığı fikrini uyandırır.



--- alıntı ---

"bazen içimden herkesin sözünü kesip 'bir dakika, burada sanık kim? sanık olmak önemli bir şey. benim de söyleyeceklerim var!' demek geliyordu. ama şöyle bir düşününce, söyleyecek bir şeyim yoktu aslında."

--- alıntı ---
devamını gör...

kesinlikle emek dolu bir çalışma olmuş. izlerken inanılmaz keyif aldığımı söylemeden edemeyeceğim. ilk başta limonu kendim sanmadım da değil hani.*

devamını beklediğimiz montaj. (bkz: kocaman alkış)*
devamını gör...

(bkz: ahmet'in hababam sınıfına verdiği ayar)
devamını gör...

bazı durumların önemini kaybederken bazılarının daha da yaygınlaşması, toplumun sağlık sorunlarının değişmesine ve yeni sorunlar ortaya çıkmasına yol açar. soyulan her kabuğun altından bir yenisi ortaya çıktığı için, bu olgu soğana benzetilmiş ve “soğan kabuğu prensibi” olarak adlandırılmıştır. tıp literatüründe sıkça kullanılır.
devamını gör...

aynen öyle oluyor bende. diyorum kızım millete arada artiz artiz cevap veriyorsun biri bastı küfrü kesin nickaltına. sonra korkarak giriyorum ve kısa bir korkunun ardından rahatlıyorum. tamam diyorum. bugünü de atlattık...
devamını gör...

cenaze evinde yemek yenmesi,
kırmızı kuşak,
bir de kızları namustan ibaret görmek
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

galiba bu seneye özel ösym matematiği falan yarına bıraktı. zira türkçe bitti rahatladım dediğim an göklerden bir ses 5 dakikanız kaldı dedi. ayrıca her türkçe sorusuna 2 tane doğru şık koyarak öğrencilere müthiş bir kıyak yapmışlar buradan teşekkürlerimi iletiyorum.
devamını gör...

korkunç bir yürüme şekli, kabus gibi. allah düşmanımın başına bunlardan yollamasın dedirten derecede berbat.
devamını gör...

bana ne diyebilmek. yoksa insanlar başkalarının işlerine burunlarını bu kadar sokmazdı bence.
devamını gör...

(bkz: profil fotoğrafı koymayan yazarın asıl amacı)
herkesi memnun etmenin yolu yoktur hiçbir zaman. koysanız dert, koymasanız dert...

fotoğrafı koyan art niyetli bir şey düşünmeden koymuş olabilir de, buna kafayı çok takanın asıl amacını ben daha çok merak ediyorum. okuyun geçin işte! ne gerek var dallandırıp budaklandırmaya? yazdıklarımız fotoğraflarımızın gerçekliğine bağlı olarak değişen matematiksel fonksiyonlar değil sonuçta.

neyse...
devamını gör...

“paylaşmaya değer fikirler” sloganıyla, farklı alanlardan birçok kişiye konuşma fırsatı tanıyan organizasyon.

yenilikçi, ilham veren fikirlerin anlatılmasıyla meşhur olsa da her katılımcının bunu başarabildiğini sanmıyorum. dinlemeden önce yorumlara göre karar vermekte fayda var.
devamını gör...

yıllardır çocuğu olmayan konargöçer bir kadının (fatma girik) binbir çabayla gebe kalıp dünyaya getirdiği evladını beşiğinde uyurken bir kartalın kapmasını konu edinen filmdir. bana göre finali gerçekten çok çarpıcı ve hüzün doludur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim