papaz olma piskopos ol
bu kadim buyruk, zamanla vatikan yetiştirme yurtlarında kalan hristiyan yetimlerinin en önemli amacı olmuştur. bu zorlu yolda bir çoğu psikopos olamadığı için harakiriyle canlarına son vermiştir. "gazoz olma, efsane ol" özdeyişine de ilham olduğu söylenir.
devamını gör...
abdulseyidbincabbar
(bkz: support girl'ün abdulseyidbincabbar olması) yan çarı olarak geldiğim sözlük yazarı olur kendisi dolayısıyla benim yan çarım olan sözlük yazarını da kim nereye gönderdiyse hemen getirmesini rica ediyorum.
defalarca kez üzerine yazdık söyledik; "sözlükler tek tip yazarlardan oluşmaz. " tek tip yazarların olduğu yerler; wikipedia, forum ve bloglardır. yalnızca bilgi, eğlence, kişisel düşünce yazmak/ okumak istiyorsanız şiddetle tavsiye ederim diğerlerine de bir göz atın. sözlüğü güzel yapan ise; sevgilisinin yanında asansöre binen erkek tipi başlığını okuduktan sonra the doors başlığını sonra sororat başlığını okumak.
son olarak değinmek istediğim bir konu var o da sarkazm konusunu kafanıza vurarak mı öğretmeniz gerek? yıllarca mesleğim gereği istismara, tecavüze aklınıza gelecek her türlü insanlık dışı muameleye maruz kalmış yüzlerce belki binlerce çocukla çalıştım hepsinin hikayesini dün gibi hatırlıyorum yıllarımı verdim, bir o kadarda istismarla suçlanan masumken sırf ardı arkası yok diye çocuk ceza evinde mahkumiyet giyen ve o ceza evlerinde istismar edilen başka çocuklarda gördüm. özetle insanları burada yazdığı 3-5 entry ile yaftalamayı ve bu kadar can alıcı kavramları ele ayağa düşürmeyi acilen bırakmanız gerek.
bir satırda abdül için yazarım;
tülayyyy gerisi döön
defalarca kez üzerine yazdık söyledik; "sözlükler tek tip yazarlardan oluşmaz. " tek tip yazarların olduğu yerler; wikipedia, forum ve bloglardır. yalnızca bilgi, eğlence, kişisel düşünce yazmak/ okumak istiyorsanız şiddetle tavsiye ederim diğerlerine de bir göz atın. sözlüğü güzel yapan ise; sevgilisinin yanında asansöre binen erkek tipi başlığını okuduktan sonra the doors başlığını sonra sororat başlığını okumak.
son olarak değinmek istediğim bir konu var o da sarkazm konusunu kafanıza vurarak mı öğretmeniz gerek? yıllarca mesleğim gereği istismara, tecavüze aklınıza gelecek her türlü insanlık dışı muameleye maruz kalmış yüzlerce belki binlerce çocukla çalıştım hepsinin hikayesini dün gibi hatırlıyorum yıllarımı verdim, bir o kadarda istismarla suçlanan masumken sırf ardı arkası yok diye çocuk ceza evinde mahkumiyet giyen ve o ceza evlerinde istismar edilen başka çocuklarda gördüm. özetle insanları burada yazdığı 3-5 entry ile yaftalamayı ve bu kadar can alıcı kavramları ele ayağa düşürmeyi acilen bırakmanız gerek.
bir satırda abdül için yazarım;
tülayyyy gerisi döön
devamını gör...
yoldaş bizi pavyona götür
(bkz: yoldaş benjamin franklin'in çevrimiçi yazarlara tantuni ısmarlaması) olayi gerceklestikten sonra atacagimiz slogan.
mart geldi geciyor; haydi yoldas haydii, tam zamani tam zamani simdiii.*
mart geldi geciyor; haydi yoldas haydii, tam zamani tam zamani simdiii.*
devamını gör...
sözlüğü terk ediyoruz kampanyası
hayat, burayı veya herhangi bir sözlüğü hayatının merkezi yapmak için çok mu kısa yoksa bana mı öyle geliyor?
kampanya dediğin böyle olmaz hem. yap robot süpürgeyi 1000 lira. bak kampanya dediğin öyle olur. 3000 lira bayıldım da kendisine, biraz dertliyim. konu dağıldı.
kampanya dediğin böyle olmaz hem. yap robot süpürgeyi 1000 lira. bak kampanya dediğin öyle olur. 3000 lira bayıldım da kendisine, biraz dertliyim. konu dağıldı.
devamını gör...
kişinin kendini en özgür hissettiği an
bir dağın tepesinde rüzgarla selamlaştığım an.
devamını gör...
her şeyin edebiyatını yapan tip
her şey edebiyat değildir, edebiyat da her şey değildir.
edit: toplamda 9 kitap okudum anca bu sevgili yazarlar.*
edit: toplamda 9 kitap okudum anca bu sevgili yazarlar.*
devamını gör...
8 binler kulübü
listedeki bazı yazarların artık olmayışı biraz hüzünlü gibi...
ben varım. bak bu güzel, bu hoş, bu tatlı...
ben burdayım, ben varım, benim adım orda. hu huuu hala görmeyen var mı?
ben varım. bak bu güzel, bu hoş, bu tatlı...
ben burdayım, ben varım, benim adım orda. hu huuu hala görmeyen var mı?
devamını gör...
lichess
son zamanlarda çerez niyetine arkadaşımla satranç oynadığım güzel bir site.*
birçok seçeneğin olması,turnuvaları ve yapılan hamleleri görebilme imkanı tanıması güzel özelliklerinden bir tanesi.
paslarını atmak,keyifli bir maç çıkarmak isteyen olursa mesaj atabilir seve seve oynarım.
birçok seçeneğin olması,turnuvaları ve yapılan hamleleri görebilme imkanı tanıması güzel özelliklerinden bir tanesi.
paslarını atmak,keyifli bir maç çıkarmak isteyen olursa mesaj atabilir seve seve oynarım.
devamını gör...
mini etek özgürlükse eşine giydirir misin sorunsalı
kocam istediği şeyi giymekte özgürdür. kılık kıyafetine karışacak kadar öküz değilim.
şaka maka türkiye gibi bir ülkede toplu taşıma araçlarını kullanacağım zaman ben de giymiyorum etek. tecavüze uğrarım mağdurken suçlu duruma düşerim. bunlar istemediğimiz şeyler.
şaka maka türkiye gibi bir ülkede toplu taşıma araçlarını kullanacağım zaman ben de giymiyorum etek. tecavüze uğrarım mağdurken suçlu duruma düşerim. bunlar istemediğimiz şeyler.
devamını gör...
üçüncü sayfa radyo yayını
iyi günler sevgili yazarlar. ben üçüncü sayfa haberleri müptelası coldboy.
yayın ortağım hukuk öğrencisi sevgili otçul ile beraber geçtiğimiz haftanın kayda değer haberlerini konuşacağız. aralarında neler yok ki; cinayetler, çatışmalar ve hatta yine jigolo olmak isterken dolandırılan erkekler*... yine arkada dark ambient müziği eşliğinde haberleri okuyup yorumlayacağız.
ancak bu haftanın bir farkı var, programımız artık canlı olacak! evet, yanlış duymadınız, canlı! böylece siz de okuduğumuz haberler hakkında yorum yapabilecek ve bizler de yorumlarınızı yayın esnasında okuyabileceğiz. saat 18.30'da görüşmek üzere!
yayın ortağım hukuk öğrencisi sevgili otçul ile beraber geçtiğimiz haftanın kayda değer haberlerini konuşacağız. aralarında neler yok ki; cinayetler, çatışmalar ve hatta yine jigolo olmak isterken dolandırılan erkekler*... yine arkada dark ambient müziği eşliğinde haberleri okuyup yorumlayacağız.
ancak bu haftanın bir farkı var, programımız artık canlı olacak! evet, yanlış duymadınız, canlı! böylece siz de okuduğumuz haberler hakkında yorum yapabilecek ve bizler de yorumlarınızı yayın esnasında okuyabileceğiz. saat 18.30'da görüşmek üzere!
devamını gör...
legolas elf gözlerin neler görüyor
benim kulaklarım keskin, gözler miyop legolas. *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının almış olduğu en güzel iltifat
narkozun etkisiyle yaklaşık on beş dakikadır anlattığı roma hukuku dersini bitirip yeni ayılmaya başlamıştı ki o an bana bakıp, " on iki levha kanunları kadar güzelsin karıcığım" dedi.
bir hukukçunun edebileceği en güzel iltifat bu olabilir. *
bir hukukçunun edebileceği en güzel iltifat bu olabilir. *
devamını gör...
erik erikson
''kimlik bunalımı'' kavramını ilk kullanan psikologtur. erikson'ın psiko-sosyal gelişim kuramına göre, gelişim için 8 aşamadan geçeriz ve her aşamada çözülmesi gereken bir kriz vardır. bunu çözenler daha başarılı gelişir.
1- trust versus mistrus / güven karşısında güvensizlik: doğum ile ilk 1-2 yılı kapsar. bebeğin ihtiyacı besin ve ilgidir. besini ağız yoluyla, anne memesini emerek gerçekleştirir. bu dönemde çocuğa besin sağlamak ve güven oluşturmak çok önemlidir. eğer güvenilir bir bakıcı (caregiver) bulamazsa mistrust development (güvensiz gelişme) gerçekleşir.
2- autonomy versus shame and doubt / bağımsızlık karşısında utanç ve şüphe: yürümeye başlayan çocuk (1)-3 yaşlarını kapsar. yetişkinlikte insanlara şüphe ile bakan kişilerin bu dönemdeki gelişimiyle ilgili bir sorun oluşmuştur.
güven karşısında güvensizlik aşamasında eğer çocuk ailesine güvenli bağlandıysa, autonomy (bağımsızlık) aşamasına geçer. bu yaştaki çocuklar çevreyi keşfetmeye çalışır ama bir gözleri de muhakkak ailesinde olur. küçük çocukların hızlı hızlı adım atarak bir yerlere gitmeye çalışırken muhakkak arkasına, aileden bir üyeye baktığını görmüşsünüzdür. fakat ilk aşamada mistrust (güvensiz) olarak gelişen çocuklar daha şüpheci davranırlar. eğer biri onları cezalandırırsa veya bağırırsa bu shame and doubt (utanç ve şüphe) hissetmelerine yol açacaktır.
3- initative versus guilt / girişkenlik karşısında suçluluk: 3-5 yaşı kapsar. bu yaştaki çocuklar daha sosyal olmaya ve sorumluluk almaya çalışır fakat eğer meraklarından dolayı azarlanır veya cezalandırılırsa bu ileride büyük sorunlara (baskılanmışlık, cinsel problemler) yol açar. endişeli ve suçlu hissedebilirler.
4- industry versus inferiority / üretkenlik karşısında aşağılık duygusu: 6 yaş ile ergenliği kapsar. bu yaş aralığındaki çocuklar okulda başarılı olmaya çalışıp öğrenme süreçlerine üretme süreçlerini de ekler. eğer yetersiz veya verimsiz hissederlerse aşağılık/yetersiz aşamadan geçerler.
5- identity versus identity confusion / kimlik kazanımı karşısında kimlik karmaşası: gençlik yıllarını kapsar (12-20). ''ben kimim?'' sorusunu kendilerine sorarak bir kimlik edinmeye çalışırlar. bu döneme kadar edinilen alışkanlıklar, fikirler ve bakış açıları sorgulanmaya fazlasıyla müsaittir. bireyin kendisini tanıması gelecekteki yaşamını şekillendireceği için önemli bir evredir. bu evrenin sağlıklı tamamlanması için önceki evrelerin de sağlıklı tamamlanmış olması gerekir. aksi taktirde kötü alışkanlıklar (alkol, sigara) ve suç işleme eğilimleri görülebilir.
6- intimacy versus isolation / samimiyet karşısında yalnızlık: 20-30 yaşları kapsar. bu yaştaki kişiler samimi ilişkiler bulmaya çalışır. eğer bulurlarsa intimacy yani samimiyet, yakınlık evresinden geçerler. samimi ilişkilerin dışında, farklı görüşteki ve karakterdeki kişilerle ilişki kurmayı öğrenirler.
samimi ilişki bulamazlarsa veya tehlikeli gördükleri çevreden uzaklaşmak isterlerse isolation yani yalnızlığı seçerler.
7- generativity versus stagnation / üretkenlik karşısında durgunluk: 40-50 yaşları kapsar. bu yaştaki insanlar, genç jenerasyona yardım etmeye, verimliliklerini artırmaya çalışır. aile ilişkileri ve faaliyetleri bu dönemdeki insanların üretken hissetmesi için önemlidir. eğer aileye veya başarılı bir kariyere sahip değillerse durgun hissederler.
8- integrity versus despair / benlik bütünlüğü karşısında umutsuzluk: 60 +yaş. bu evrede insanlar geçmişe bakmaya eğilimlidir. kendini tamamladığını düşünen kişiler pek pişmanlık da duymazlar, bundan önceki evreleri sağlıklı tamamlamışlardır. hayatlarını daha pozitif olarak hatırlayanlar 'bütün' hissederken pişmanlıklarla dolu bir hayat yani negatif olarak hatırlayanlar ise 'umutsuzluk' içinde olurlar.
1- trust versus mistrus / güven karşısında güvensizlik: doğum ile ilk 1-2 yılı kapsar. bebeğin ihtiyacı besin ve ilgidir. besini ağız yoluyla, anne memesini emerek gerçekleştirir. bu dönemde çocuğa besin sağlamak ve güven oluşturmak çok önemlidir. eğer güvenilir bir bakıcı (caregiver) bulamazsa mistrust development (güvensiz gelişme) gerçekleşir.
2- autonomy versus shame and doubt / bağımsızlık karşısında utanç ve şüphe: yürümeye başlayan çocuk (1)-3 yaşlarını kapsar. yetişkinlikte insanlara şüphe ile bakan kişilerin bu dönemdeki gelişimiyle ilgili bir sorun oluşmuştur.
güven karşısında güvensizlik aşamasında eğer çocuk ailesine güvenli bağlandıysa, autonomy (bağımsızlık) aşamasına geçer. bu yaştaki çocuklar çevreyi keşfetmeye çalışır ama bir gözleri de muhakkak ailesinde olur. küçük çocukların hızlı hızlı adım atarak bir yerlere gitmeye çalışırken muhakkak arkasına, aileden bir üyeye baktığını görmüşsünüzdür. fakat ilk aşamada mistrust (güvensiz) olarak gelişen çocuklar daha şüpheci davranırlar. eğer biri onları cezalandırırsa veya bağırırsa bu shame and doubt (utanç ve şüphe) hissetmelerine yol açacaktır.
3- initative versus guilt / girişkenlik karşısında suçluluk: 3-5 yaşı kapsar. bu yaştaki çocuklar daha sosyal olmaya ve sorumluluk almaya çalışır fakat eğer meraklarından dolayı azarlanır veya cezalandırılırsa bu ileride büyük sorunlara (baskılanmışlık, cinsel problemler) yol açar. endişeli ve suçlu hissedebilirler.
4- industry versus inferiority / üretkenlik karşısında aşağılık duygusu: 6 yaş ile ergenliği kapsar. bu yaş aralığındaki çocuklar okulda başarılı olmaya çalışıp öğrenme süreçlerine üretme süreçlerini de ekler. eğer yetersiz veya verimsiz hissederlerse aşağılık/yetersiz aşamadan geçerler.
5- identity versus identity confusion / kimlik kazanımı karşısında kimlik karmaşası: gençlik yıllarını kapsar (12-20). ''ben kimim?'' sorusunu kendilerine sorarak bir kimlik edinmeye çalışırlar. bu döneme kadar edinilen alışkanlıklar, fikirler ve bakış açıları sorgulanmaya fazlasıyla müsaittir. bireyin kendisini tanıması gelecekteki yaşamını şekillendireceği için önemli bir evredir. bu evrenin sağlıklı tamamlanması için önceki evrelerin de sağlıklı tamamlanmış olması gerekir. aksi taktirde kötü alışkanlıklar (alkol, sigara) ve suç işleme eğilimleri görülebilir.
6- intimacy versus isolation / samimiyet karşısında yalnızlık: 20-30 yaşları kapsar. bu yaştaki kişiler samimi ilişkiler bulmaya çalışır. eğer bulurlarsa intimacy yani samimiyet, yakınlık evresinden geçerler. samimi ilişkilerin dışında, farklı görüşteki ve karakterdeki kişilerle ilişki kurmayı öğrenirler.
samimi ilişki bulamazlarsa veya tehlikeli gördükleri çevreden uzaklaşmak isterlerse isolation yani yalnızlığı seçerler.
7- generativity versus stagnation / üretkenlik karşısında durgunluk: 40-50 yaşları kapsar. bu yaştaki insanlar, genç jenerasyona yardım etmeye, verimliliklerini artırmaya çalışır. aile ilişkileri ve faaliyetleri bu dönemdeki insanların üretken hissetmesi için önemlidir. eğer aileye veya başarılı bir kariyere sahip değillerse durgun hissederler.
8- integrity versus despair / benlik bütünlüğü karşısında umutsuzluk: 60 +yaş. bu evrede insanlar geçmişe bakmaya eğilimlidir. kendini tamamladığını düşünen kişiler pek pişmanlık da duymazlar, bundan önceki evreleri sağlıklı tamamlamışlardır. hayatlarını daha pozitif olarak hatırlayanlar 'bütün' hissederken pişmanlıklarla dolu bir hayat yani negatif olarak hatırlayanlar ise 'umutsuzluk' içinde olurlar.
devamını gör...
i am legend
kitap ve film arasında bariz farklılıklar var. iyi ki de var. zira kitap ciddi anlamda durağan bir kitap. melankolinin dibine vuruyor. kurgu bir eser beklerken, yalnızlık güzellemeleri ve tek başına dünyadan ayrılma korkusu üzerinde sürekli kendisini tekrar ediyor. artı vampirlerde kitap gibi durağan. orada burada kendi hallerinde takılıyorlar. robert'a bir uğrayalım halini hatırını soralım falan gibi bir düşünce tarzları yok. e hal böyle olunca da adam şişenin dibini görmekten önünü göremiyor. yani özetle aksiyondan uzak, konuyu ele alış biçimi zayıf olan bir kitap. sarımsak ve haç ikilisi ile takılmaya devam ediyoruz özetle. kitabın hali ahvali bu olunca film her halükârda kitabın önüne geçiyor. kitabı okumuşsanız ve filmi sonradan izlemişseniz maçın sonucu belli. film zaten maça 1-0 önde başlıyor.
filme gelirsek, filmde en azından aksiyon var diyebiliriz. tamam yalnızız abi, tek başınayız, kafayı kırmak üzereyiz, huniyi de takmışız ama vampirler hareketli. atraksiyon sağlıyorlar. ayrıca vampirlerin et falan yemesine takılmayın. o tarz vampir türleri çeşitli mitolojilerde var. misal türk mitolojisindeki oburlar, meçkeyler, yalmavuzlar falan hep bu fraksiyondan gelen vampirler. yani vampir sadece kan içmez, ette yer. en güzelini de bizim kültürün vampirleri yer. yani zombi değil o deyyuslar özetle.
bu filmin kuşkusuz başrol oyuncusu sam! will simith sadece ona eşlik etmiş. sam'in geyiğin peşinden apartmana girdiği sahne gibi gerilimli sahneyi çok az filmde bulabilirsiniz. muazzam bir sahne bana göre. zaten ben efsaneyim diyen sahne de orası. ipucu olmasın, o kısımlara pek girmeyeceğim ama cidden her ayrıntısı hatırladığım sahnelerden birisidir ve arada açar izlerim. buna rağmen her izleyişim de yine de heyecanlanırım. yani sam' in oyunculuğuna oscar vermemek de ne bileyim halt yemenin abartılmış versiyonu oluyor. şu oscar tarihinde bir kerede bir köpek oscar kazansın ne olacak yani? akademi şu ayrımcı kafadan bir türlü kurtulamadı gitti. kendilerini esefle kınıyorum. kın! o sahnede çekim hataları da var lakin sam' in oyunculuğu hepsini kapatıyor. sam ile ilgili daha fazla şey yazıp çizerim ama efkarlanıyorum. ve o durumda sizi ipucu manyağı ederim, bu sebeple sam güzellemelerime burada son veriyorum.
tabi filmi çekilir kılan detaylardan birisi de bob marley abimiz. sam'in olmadığı noktalar da ona sarılıyorsunuz. bu sebeple kendisi de filmin yardımcı erkek oyuncusu diyebiliriz. hani diyor ya abimiz; ''insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan, onları tedavi edebilirsin.'' hah diyorsun bulacak tedaviyi az kaldı. bu deyyuslar bob abimizi dinleyerek kendine gelecek, iş nihayete erecek. tabi öyle olmuyor. rastalı vampirler hayalimiz yok olup gidiyor.
ez cümle fena film değildir. will simith'de yanında sam varken iyi oyunculuk çıkarmıştır. * onun haricinde biraz vasat kalmıştır. ha bu arada sam'den sonra en iyi yardımcı kadın oyuncu da samantha'dır onu da unutmayalım. yoksa ayıp etmiş oluruz. robert bu ikisi olmasa arada kaynar giderdi. golf oynayıp, ses kaydı alıp, sağa sola bön bön bakan bir karakter olarak takılır dururdu. bu iki muazzam oyuncuya ne kadar teşekkür etse az.
öyle işte, sırf sam ve sam'in içinde bulunduğu sahneler için bile izlenir bu film.
filme gelirsek, filmde en azından aksiyon var diyebiliriz. tamam yalnızız abi, tek başınayız, kafayı kırmak üzereyiz, huniyi de takmışız ama vampirler hareketli. atraksiyon sağlıyorlar. ayrıca vampirlerin et falan yemesine takılmayın. o tarz vampir türleri çeşitli mitolojilerde var. misal türk mitolojisindeki oburlar, meçkeyler, yalmavuzlar falan hep bu fraksiyondan gelen vampirler. yani vampir sadece kan içmez, ette yer. en güzelini de bizim kültürün vampirleri yer. yani zombi değil o deyyuslar özetle.
bu filmin kuşkusuz başrol oyuncusu sam! will simith sadece ona eşlik etmiş. sam'in geyiğin peşinden apartmana girdiği sahne gibi gerilimli sahneyi çok az filmde bulabilirsiniz. muazzam bir sahne bana göre. zaten ben efsaneyim diyen sahne de orası. ipucu olmasın, o kısımlara pek girmeyeceğim ama cidden her ayrıntısı hatırladığım sahnelerden birisidir ve arada açar izlerim. buna rağmen her izleyişim de yine de heyecanlanırım. yani sam' in oyunculuğuna oscar vermemek de ne bileyim halt yemenin abartılmış versiyonu oluyor. şu oscar tarihinde bir kerede bir köpek oscar kazansın ne olacak yani? akademi şu ayrımcı kafadan bir türlü kurtulamadı gitti. kendilerini esefle kınıyorum. kın! o sahnede çekim hataları da var lakin sam' in oyunculuğu hepsini kapatıyor. sam ile ilgili daha fazla şey yazıp çizerim ama efkarlanıyorum. ve o durumda sizi ipucu manyağı ederim, bu sebeple sam güzellemelerime burada son veriyorum.
tabi filmi çekilir kılan detaylardan birisi de bob marley abimiz. sam'in olmadığı noktalar da ona sarılıyorsunuz. bu sebeple kendisi de filmin yardımcı erkek oyuncusu diyebiliriz. hani diyor ya abimiz; ''insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan, onları tedavi edebilirsin.'' hah diyorsun bulacak tedaviyi az kaldı. bu deyyuslar bob abimizi dinleyerek kendine gelecek, iş nihayete erecek. tabi öyle olmuyor. rastalı vampirler hayalimiz yok olup gidiyor.
ez cümle fena film değildir. will simith'de yanında sam varken iyi oyunculuk çıkarmıştır. * onun haricinde biraz vasat kalmıştır. ha bu arada sam'den sonra en iyi yardımcı kadın oyuncu da samantha'dır onu da unutmayalım. yoksa ayıp etmiş oluruz. robert bu ikisi olmasa arada kaynar giderdi. golf oynayıp, ses kaydı alıp, sağa sola bön bön bakan bir karakter olarak takılır dururdu. bu iki muazzam oyuncuya ne kadar teşekkür etse az.
öyle işte, sırf sam ve sam'in içinde bulunduğu sahneler için bile izlenir bu film.
devamını gör...
4000 karakterlik yazıyı yanlışlıkla silmek
laaaan ne yaptım lan ben dedirtiyor insana.
o kadar önemli ve hayati bilgiler yazmıştım ki, hem de bir yerden alıntı yapmadan kendi tecrübelerim doğrultusunda.
yazım üslubuna dikkat ederek,imla kullanarak.
ulan be çok üzücü lan..
o kadar önemli ve hayati bilgiler yazmıştım ki, hem de bir yerden alıntı yapmadan kendi tecrübelerim doğrultusunda.
yazım üslubuna dikkat ederek,imla kullanarak.
ulan be çok üzücü lan..
devamını gör...
rock
ön düdüt: bütün yazıyı kendim yazdım. bir yerden alıntı değil. dakikalarca kendim uğraştım.
başka bir düdüt: yazının %95'ini telefondan yazdım. biraz sonra bilgisayardan hatalarımı düzelteceğim. gözümden kaçan bir şey olursa mazur görün.
bir zamanlar çok moda olmuş fakat şimdilerde saçma salak müzikler moda olduğundan dinlenilmeyen müzik türü.
rock müziği kimin icat ettiği bilinmiyor. ama ilk patlamayı elvis presley yapmıştır.
sonra 60'lara gelindiğinde the beatles ortaya çıktı. müzik artık gerçekten bir şeyler anlatmaya başlamış, daha bir derli toplu olmuştu.
60'ların ortalarında amerika'da the doors, birleşik krallık'ta the rolling stones kuruldu ve her ne kadar the beatles kadar ünlü olmasalar da dünya müzik tarihine damga vurdular.
70'ler, metal müziğin babaları denilen iki grubun kurulduğu zamandır. (bkz: motörhead) ve (bkz: black sabbath). bu gruplar rock'n roll'u daha bir sertleştirdiler.
ufak bir not düşeyim, heavy metal grubu iron maiden da bu zamanlarda kuruldu. ama o zamanlar hem çok bilinmiyorlardı, hem de müzikleri tabiri caizse hamdı. sonrasını siz de biliyorsunuz. adamlar efsane oldular. 50 sene sonra bile hatırlanacak kadar iyi müzik yaptılar ve hala da yapıyorlar.
bunun yanında ac/dc ve queen gibi rock müziği şekillendiren gruplar da kurulmuştur 70'lerde.
80'lere gelindiğinde motörhead ve black sabbath gruplarına takıntılı gençler ilk metal gruplarını kurdular. en ünlüleri tabii ki de metallica idi. sonra buradan kovulan dave mustaine gitti megadeth'i kurdu. bunların haricinde sayılamayacak kadar çok metal grubu kuruldu ve dağıldı.
metal müzik en iyi zamanlarını yaşarken amerika'da bir yıldız parladı. guns n' roses. rock'n roll bayrağını ağabeylerinden alıp çok daha ileriye götürdüler.
bu gruba biraz daha değinmek istiyorum, çünkü müzik 80'lerde çok başka bir yere evrildi ve bunda guns'ın çok etkisi var.
ilk albümleri appetite for destruction içinde rock'n roll marşı denebilecek bir sürü şarkı bulunduran bir albümdür.
sweet child o mine
you will be mine
welcome to the jungle
daha ilk albümleriyle şöhret oldular ve bunu tek başlarına, daha 20'li yaşlarında başardılar.
90'lara gelindiğinde rock müzik dağılmaya başladı. metallica daha çok satmak için müziğini yumuşattı ve diğer metal grupları da onları takip etti. yalnız burada yanlış anlaşılma olmasın, ben grubun yerinde olsam ben de yumuşatırdım müziğimi. ünlü kalmaya devam etmeyi seçerdim sadece tek tip eski usul sert metal yapmakla.
her neyse, 90'lara grunge modası damga vurdu.
(bkz: nirvana)
(bkz: soundgarden) gibi gruplar milenyuma kadar ünlerini korudu.
bu arada guns'ın use your illuision albümleri çıktı.
(bkz: november rain)
(bkz: don't cry)
(bkz: civil war)
(bkz: coma) ve daha nice güzel şarkıya imza attılar.
daha sonrasını zaten biliyorsunuz. dünyada 2010'lara kadar pop, daha sonra da rap moda oldu.
aslında milenyumda da avenged sevenfold gibi çok sağlam gruplar da çıktı ama dediğim gibi, diğer müzik türlerinin altında ezildiler.
bir not daha düşeyim, 2000'ler rock için tuhaf zamanlardı. ünleri bir anda sönünce ne yapacaklarını şaşırdılar.
metallica hala sert müzik yapabiliyoruz dercesine death magnetic'i çıkardılar.
guns n' roses tuhaf bir albüm çıkardı. chinese democracy
eski kadrodan sadece axl vardı. ne slash, ne duff, ne ızzy, ne de steven. bu yüzden biraz önyargılıydım albüme ama this i love ve sorry gibi balladları içerdiği için biraz olsun önyargılarımı kırdım.
megadeth bir iki albüm çıkardı. patlama yapmadı haliyle ama bence güzel albümlerdi. tabii ki megadeth de bu zamanlarda üye değişimi yaşadı. chris broderick gitti kiko loureiro geldi.
en çok üzüldüğüm şey, bu efsaneleşen gruplar tek tek dağılıyor.
motörhead lemmy'nin ölümüyle dağıldı.
ac/dc malcolm'ün ölümüyle ve brian'ın geçirdiği rahatsızlık nedeniyle neredeyse dağılıyordu.
iron maiden üyeleri sağlıklarına dikkat ettiklerinden bu yaşlarında bile taş gibiler ama ne yazık ki kimse ölümsüz değil. adamlar neredeyse torunlarının çocuklarını görecek yaştalar.
başka bir düdüt: yazının %95'ini telefondan yazdım. biraz sonra bilgisayardan hatalarımı düzelteceğim. gözümden kaçan bir şey olursa mazur görün.
bir zamanlar çok moda olmuş fakat şimdilerde saçma salak müzikler moda olduğundan dinlenilmeyen müzik türü.
rock müziği kimin icat ettiği bilinmiyor. ama ilk patlamayı elvis presley yapmıştır.
sonra 60'lara gelindiğinde the beatles ortaya çıktı. müzik artık gerçekten bir şeyler anlatmaya başlamış, daha bir derli toplu olmuştu.
60'ların ortalarında amerika'da the doors, birleşik krallık'ta the rolling stones kuruldu ve her ne kadar the beatles kadar ünlü olmasalar da dünya müzik tarihine damga vurdular.
70'ler, metal müziğin babaları denilen iki grubun kurulduğu zamandır. (bkz: motörhead) ve (bkz: black sabbath). bu gruplar rock'n roll'u daha bir sertleştirdiler.
ufak bir not düşeyim, heavy metal grubu iron maiden da bu zamanlarda kuruldu. ama o zamanlar hem çok bilinmiyorlardı, hem de müzikleri tabiri caizse hamdı. sonrasını siz de biliyorsunuz. adamlar efsane oldular. 50 sene sonra bile hatırlanacak kadar iyi müzik yaptılar ve hala da yapıyorlar.
bunun yanında ac/dc ve queen gibi rock müziği şekillendiren gruplar da kurulmuştur 70'lerde.
80'lere gelindiğinde motörhead ve black sabbath gruplarına takıntılı gençler ilk metal gruplarını kurdular. en ünlüleri tabii ki de metallica idi. sonra buradan kovulan dave mustaine gitti megadeth'i kurdu. bunların haricinde sayılamayacak kadar çok metal grubu kuruldu ve dağıldı.
metal müzik en iyi zamanlarını yaşarken amerika'da bir yıldız parladı. guns n' roses. rock'n roll bayrağını ağabeylerinden alıp çok daha ileriye götürdüler.
bu gruba biraz daha değinmek istiyorum, çünkü müzik 80'lerde çok başka bir yere evrildi ve bunda guns'ın çok etkisi var.
ilk albümleri appetite for destruction içinde rock'n roll marşı denebilecek bir sürü şarkı bulunduran bir albümdür.
sweet child o mine
you will be mine
welcome to the jungle
daha ilk albümleriyle şöhret oldular ve bunu tek başlarına, daha 20'li yaşlarında başardılar.
90'lara gelindiğinde rock müzik dağılmaya başladı. metallica daha çok satmak için müziğini yumuşattı ve diğer metal grupları da onları takip etti. yalnız burada yanlış anlaşılma olmasın, ben grubun yerinde olsam ben de yumuşatırdım müziğimi. ünlü kalmaya devam etmeyi seçerdim sadece tek tip eski usul sert metal yapmakla.
her neyse, 90'lara grunge modası damga vurdu.
(bkz: nirvana)
(bkz: soundgarden) gibi gruplar milenyuma kadar ünlerini korudu.
bu arada guns'ın use your illuision albümleri çıktı.
(bkz: november rain)
(bkz: don't cry)
(bkz: civil war)
(bkz: coma) ve daha nice güzel şarkıya imza attılar.
daha sonrasını zaten biliyorsunuz. dünyada 2010'lara kadar pop, daha sonra da rap moda oldu.
aslında milenyumda da avenged sevenfold gibi çok sağlam gruplar da çıktı ama dediğim gibi, diğer müzik türlerinin altında ezildiler.
bir not daha düşeyim, 2000'ler rock için tuhaf zamanlardı. ünleri bir anda sönünce ne yapacaklarını şaşırdılar.
metallica hala sert müzik yapabiliyoruz dercesine death magnetic'i çıkardılar.
guns n' roses tuhaf bir albüm çıkardı. chinese democracy
eski kadrodan sadece axl vardı. ne slash, ne duff, ne ızzy, ne de steven. bu yüzden biraz önyargılıydım albüme ama this i love ve sorry gibi balladları içerdiği için biraz olsun önyargılarımı kırdım.
megadeth bir iki albüm çıkardı. patlama yapmadı haliyle ama bence güzel albümlerdi. tabii ki megadeth de bu zamanlarda üye değişimi yaşadı. chris broderick gitti kiko loureiro geldi.
en çok üzüldüğüm şey, bu efsaneleşen gruplar tek tek dağılıyor.
motörhead lemmy'nin ölümüyle dağıldı.
ac/dc malcolm'ün ölümüyle ve brian'ın geçirdiği rahatsızlık nedeniyle neredeyse dağılıyordu.
iron maiden üyeleri sağlıklarına dikkat ettiklerinden bu yaşlarında bile taş gibiler ama ne yazık ki kimse ölümsüz değil. adamlar neredeyse torunlarının çocuklarını görecek yaştalar.
devamını gör...
kupa ile çay içmek
-siyah çay için konuşuyorum- çaykolik biri olarak mümkünse tercih etmeyeceğim eylemdir.
çabuk soğur, çayın tadı kupada değişir.
nedense porselen fincanda içtiğimde, porselenin tadı da geçiyor çaya, hoşuma gitmiyor. kaynar kaynar, demli ve cam çay bardağında içilir siyah çay.
çabuk soğur, çayın tadı kupada değişir.
nedense porselen fincanda içtiğimde, porselenin tadı da geçiyor çaya, hoşuma gitmiyor. kaynar kaynar, demli ve cam çay bardağında içilir siyah çay.
devamını gör...
nft
kisaca kripto dijital sanati olarak adlandirilabilir. ismi non-fungible token (nft) den gelmektedir. meseleyi acmak gerekirse, degistirilemeyen yani urunun orjinalini muhafaza eden bir sistemdir. ornek verecek olursak dolar, altin, hatta bitcoin sahiplerinde ayni degerdedir. ama nft'de dijital sanat eseri sahibinin, urununu blockchain agi uzerinde sifreleyip, urununun taklitleri yapilsa bile orjinalligini muhafaza etmeyi saglayabilimektedir. ozellikle bitcoin'le oldukca karistirilsa da bu nokta da bitcoin'den ayrilmaktadir. son zamanlarda adini cok fazlaca duysak da bu yeni bir teknoloji degil aslinda, kurulumu 2010'lara kadar dayanmaktadir. 2017'den beri hayatimizin icerisinde ama son zamanlarda tipki bitcoin gibi piyasasi buyudugu icin gundemde yer edinmis durumda. ilk cumlede dijital sanat olarak belirtsem de sadece dijital sanat eserleri alinip satilmamaktadir tabi. ornegin sporcu kartlari, instagram ve twitter paylasimlari, sanal emlak, sanal karakterler ve dijital moda urunleri de nft yontemiyle orjinalleri muhafaza edilip alinip satilabilmektedir. ornegin beeple adli bir sanatcinin 5000 gorseli birlestirdigi dijital tablosu 69 milyon dolara satildi. twitter ceo'su jack dorsey'in attigi ilk tweet, 3 milyon dolara satildi. bir diger ornek nyan cat. o da tam 590 bin dolara satildi.




devamını gör...

