muhteşem bir flood kaleme almıştır twitterda;

not: kendisi müzisyen olan deniz tekin değilmiş. takma isim olarak muhtemelen tekin deniz'i kullanıyor. flood'u okuduktan sonra hesapta hiç müzik paylaşımı olmadığını fark edince inceledim; bu hesabın sahibi kim bilmiyorum ancak görsel sanatlarla ilgili derinlemesine bilgi sahibi, bu minvalde paylaşımlar yapan, takma isim kullanan biri olması muhtemel. müzisyen olan deniz tekin'in twitter adresi ise şu;

her neyse bu flood'un burada kalmasına engel değil bu. okuyun, okutun.

anlamadığım bir şey var:
- metin akpınar'ı neden seviyorsunuz?
"ah ne güzeldi o eski pırasalar" kavlinden bir nostalji ihtiyacı mı?
tiyatroculuğu mu
( iyi de hangi oyununu seyrettiniz? )
sinemacılığı mı?
( sahiden iyi bir sinema oyuncusu mudur metin akpınar? )
bir aydın, bir entelektüel olarak gördüğünüz için mi?
nedir?

toplumun genelinde tuhaf bir sevgi anlayışı var. böyle bir şey yüzünden seviyor ama işte o şey nedir? kendisi de bilmiyor. bilmek de istemiyor. ağır narkoz verilmiş bir çeşit sevgi. aslında karşısındaki özneyi de değil yine kendini seviyor. onu alkışlayarak kendini övüyor.

peki bu bir sorun mu?
en son mahkeme fotoğrafları geldi mi gözünüzün önüne? "milyonların sevgilisi" yapayalnız bir metin akpınar vardı. müjdat gezen'i ve akranı dostlarını saymıyorum. üç beş kişiydi işte. ötesi kuru gürültü. dekor. sanatçı neden hep yalnız bırakılır böyle?

sahtekârca seviyoruz biz. ikiyüzlü bir şekilde seviyoruz. yarattığımız halk kahramanlarının alt metninde de aslında bizim devasa korkaklığımız ve pısırıklığımız var. devekuşu kabare tiyatrosu'ndaki "devekuşu" kimdi? kime sesleniliyordu? halktı elbette o devekuşu. devekuşuyuz biz!

ferhan şensoy'u da bilen çok kişi vardı ama tanıyan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçer mi geçmez mi bilemem.
metin akpınar sevgisinde, derin bir minderden kaçış görüyorum. "hadi ülkem aydını konuş be! konuş da mahvet şunları" nidalarını işitiyorum.
eski bir gelenek bu...

velhasılıkelâm biz metin akpınar'ı falan sevmiyoruz -ki kendisini doğru düzgün tanımıyoruz bile. pek çok sahada da durum böyle. övgüler, methiyeler, temennalar vs. vs. nihayetinde asıl özneyi değil hep kendi uydurduğumuz birini alkışlıyoruz. belli bir sebebi de yok bunun.

çoğu insanda tatlı bir çocukluk anısıdır sadece. evet, bu yeterli değildir. çünkü bizler unutmakta mahir bir milletiz. o çocuklar büyür ve o anılar unutulur. ayrıca koca bir sanatçıyı bir anı olarak köşeye yazmak neye yarar ki? iyi bir şey yaptığımızı zannediyoruz galiba.

#metinakpınar her sohbette ustaları #ulviuraz ve #halduntaner'i anar da kimse doğru düzgün ulvi uraz kimdi? haldun taner ne iş yapardı? diye sormuyor. haldun taner'i kadıköy'de bir tiyatro zanneden bile var.
metin akpınar neden marketçi olduğunu anlatmıştı. çünkü bizi tanıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

hz. isa, kendisini romalı askerlere satan yehuda'ya şöyle demiş:
- siz sevdiklerinizi hep öperek mi ele verirsiniz?
bizde bu gelenek sürer hâlâ. yer göğü inleten övgü yarışları, türlü yüceltimler havada uçuşur. bu tip övgüler aklı öldürür. hafızayı çarpıtır. anlamsızlaştırır.

tiyatromuzun en büyük isimlerinden kavuklu hamdi'nin, abdi efendi'nin, asım baba'nın, kel hasan'ın, küçük ismail'in ve daha nice büyük oyuncunun bir mezarı bile yok. afife jale'nin bile bir kabri yok -ki 100 yıl bile geçmedi ölümlerinin üzerinden. devasa bir sahipsizlik.

nejat uygur da ölmeden evvel bu manzarayı görüp söylemişti hakikatleri: "öldükten üç gün sonra unutulacağımı biliyorum..." demişti.
bütün bunları neden söyledim? çünkü hep onaylıyoruz, söylediklerini bağrımıza basıyoruz. uyarılarına hak veriyoruz bu sanatçıların. peki sonra?

sonra hahahaha'lar, kikiki'ler arasında unutuyoruz; muhsin ertuğrul'un, afife jale'nin, haldun taner'in, bedia muvahhit'in, ulvi uraz'ın, metin akpınar'ın, nejat uygur'un ve daha nice ismin neler söylediklerini. sanatçı bir soytarı mıdır? söyledikleri, anlattıkları, uyardıkları?

biz maalesef çoğunlukla yanlış gülen ve yanlış sevinen bir milletiz. örneğin kemal sunal'ın filmlerinin çoğunda da ağır bir zulüm ve haksızlık vardır. yine meselâ kapıcılar kralında iyi karakter midir kemal sunal? hayır. değildir. bugün başımıza belâ olan şark kurnazı bir tiptir.

kibar feyzo'da ağa halka zulüm eder, köy meydanında işkence eder ama herkes seyreder, herkes güler. "ula şurada 141--42 başsınız..." der ve bir şeyler anlatır. neydi 141-142? kaç aydın, kaç sanatçı yargılanmıştı bu maddelerden?
anlamak da sevmek de bedava değil. emek istiyor.


metin akpınar'ın şu yaşında mahkeme kapılarında süründürülmesi kimin eseri? bu iktidarın mı? hayır, bizim eserimiz. halk gıkını çıkartsaydı bu davalar açılamazdı.
metin akpınar niçin
"darülaceze'de ölmemek için marketçi oldum" dedi?
bizi bizden iyi tanıdığı için dedi.

kentin meydanından 100 yıllık bir tiyatroyu çaldılar, otel yaptılar kimsenin gıkı çıkmadı. koskoca beyoğlu'nda bulunan tiyatro sayısı kaç? 3 mü? 5 mi?
klüp 12'nin yerini kaç kişi biliyor? arena'nın? gen-ar'ın? cep tiyatrosu'nun?
metin akpınar mı gelip çözsün bunları?

metin akpınar gibi sanatçıları ölür ölmez unutmaya çalışırız. çünkü az gelişmiş toplumlar da az gelişmiş kişiler gibi kendisini iyi tanıyan kişilerden kurtulmak ister -ki kendi uydurduğu bambaşka biri olarak yoluna devam edebilsin. ayna insanlardandır bunlar. onları kırarız!

kendimizi ifade edeken hep bir pir sultan, bir yunus, bir hoca nasrettin, bir aşık veysel görürüz de pir sultan'ı idam edenler kimdi? o idam edilirken susanlar kimdi? hoca nasrettin çok zekiydi tamam ama onun alaya aldığı, hicvettiği kişiler kimdi? yine biz değil miydik?

bütün bunların bir nedeni de bilinç altımızda tiyatronun hâlâ bir soytarılık olarak görülmesidir. sanatçının halk içinde alkışlanıp, yanına yanaşır yanaşmaz "ya bunlar iyi güzel de kendine gerçek bir iş bul" diyişlerimizdir. itibar etmeyiz biz halkı uyarana, nasihatler edene.

suriyelileri sever gibi seviyor halkımız sanatçıları. seviyor, bağrına basıyor, din kardeşimizdir diyor ama evini ona kiraya vermiyor. kızını isterse vermeye gönlü razı olmuyor.
metin akpınar'ın ustası haldun taner'in kabri çöküyordu geçen sene. kimse umursamadı....

eminim metin akpınar defalarca söylemiştir bunu:
"beni sevip sevmemeniz önemli değil. fakat sahici bir şekilde dinlemeniz ve anlamaya çalığmanız mühim."
anlamadan, dinlemeden, kuru kuruya sevip, asıl eleştirilenin kendimiz olduğunu fark edince köpürüp kızıyor, unutuyoruz.

biz bir bilgi toplumu değil duygu toplumuyuz. duygu, kaygan bir kavramdır. çabuk değişebilir. iki kere iki gibi her zaman dört etmeyebiliyoruz. bu değişime neden olan şey de aklımız ve mantığımız değil hoyratlığın zirvelerinde gezen kişisel çıkarlarımız. doymazlığımız.

devekuşu kabare'nin en az iş yapan oyunlarından biriydi ionescu'nun "gergedanlar" oyunu. burada bir toplumun zamanla nasıl gergedanlaştığı anlatılıyordu. yavaş yavaş gergedanlaştırdılar bizi. bir şeyden nefret ediyorsak onu popüler hale getirerek cezalandırıyoruz. tuhaf!

bence metin akpınar ile tanışmanın zamanı geldi de geçiyor. metin akpınar'ı sahiden tanırsak kendimizi de tanıyacağız. tüm iyi ve güzel yanlarımızdan başka aynı zamanda ne kadar kötü, ne kadar duyarsız, ne kadar kayıtsız yaşadığımızı da göreceğiz. yüzleşmekten korkmamalı.

melih cevdet anday
"komedi sadece güldürmekle mi olur?" diye sormuştu.
yılmaz erdoğan, cebimdeki kelimeler oyununda
"çocukken arkadaşlarımla zap suyunda boğulmaca oynardık..." der ama halk buna güler. oysa gülünecek hiçbir şey yoktur ortada. hem de hiçbir şey yoktur.

peki metin akpınar halkın bu halini bilmesine rağmen neden inatla anlatıyor? sırtını dönüp gitmiyor?
çünkü metin akpınar çapında biri her şeye rağmen bu halkın içinden; mustafa kemal'lerin, halide edip'lerin, komiki şehir naşit'lerin ve daha nicelerinin çıktığını da görmüştür.

acıya bahçeler bezeyeceğine sevince bir sofra kurması bu yüzden. bu yüzden hâlâ direnmesi. umudun bayrağını, inadın en haklısını dipdiri tutması hep bu yüzden. yeni orhan kemal'ler, sevgi soysal'lar, halide pişkin'ler, kantocu peruz'lar, sait faik'ler çıkacak bu topraklardan.

bu yüzden yılgınlığa, bezginliğe, ümitsizliğe gerek yok. kendimizi tanımaktan korkmamalıyız. aydınları sabah akşam alkışlama yarışına girmeden evvel "ne diyor bu aydınlar ve ne anlatıyor bu sanatçılar?" diye sormalıyız.
belki bu şekilde dişe dokunur bir yol alırız...
devamını gör...

söyle içinde kalan tüm tanımları rapunzel, demek istediğim ve yazdıklarıyla insana ilham katan edebi yönü pek kuvvetli yazarımız. kendi gibi kalbi de bir o kadar naif.
devamını gör...

birine aldığım hediyeyi kullandığını görmek. aşırı mutlu oluyorum.
devamını gör...

an itibari ile 20 bin karmaya ulaşıp kafa sözlük tshirtü almaya hak kazanmış yazar. *
devamını gör...

aynen.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

muz kabız yapacağından zor tabi böyle şeyler, mermer gibi hacet giderirsin o kadar muz yersen diyerek karşı çıktığım diyettir.
devamını gör...

antep'li biri olarak kanımın hemen ısındığı yazardır.
kendisiyle mutfağa girip çeşit çeşit yemek yapasım var.
neyse şimdi buzluktaki içli köftelerden bir 5 tane götüreyim.*
devamını gör...

kendinideevdeunutanöğrenci.
devamını gör...

normalde bizim de millet vekillerine para dahil hiçbir şey vermememiz gerekir demek istediğim, haktan aldığı vergileri babasının parası zannedip bu milleti temsil ettiğini zanneden vekil beyanı.

anasından babasından vergi olarak aldığı parayı evladına hak görmüyor herifler düştüğümüz hâle bak...

sorsan vatan için çalışıyoruz der bi de allah bilir. e vatan için çalışan adam para ve imtiyaz karşılığı mı çalışır diye sorarlar adama alüminyum. bakın bu konu cidden sinir bozucu benim için. asgarî ücretin açlık sınırının altında olduğu bir ülkede millet vekilleri kamyonla para alıyor ve en demokrat ve hümanist geçinen partilerin vekillerinin bile sesi çıkmıyor buna. siz gerçekten bu halkı temsil ediyor olsanız insanlarınız açlıktan kırılırken bok gibi para alıp üstüne temel ihtiyaçlara para vermeyip üstüne dokunulmazlığa sahip olup bir de egonuzu tatmin etmek için, görevini yapan memurların ağzına s...p ortalıkta türk milletinin temsilcisi diye gezmezdiniz.

burada herhangi bir partiyi hedef alma durumu yok. türkiye'de radikal solcusundan siyasal islamcısına kadar bir şekilde devletin kaynaklarına ulaşabilecek bir kademeye ulaşmış herkes devletin kaynaklarından bir şeyler tırtıklama peşinde. bunların farkı ise bunu açıkça ve yüzsüzxe yapıyor olmaları. yurt ücretleri halihazırda bir burs ücretine yakın zaten. verdiklerini neredeyse tamamen geri alıyorlar. başlıktaki beyanda söylendiği duruma gelinmesi ise öğrencilerin cebindeki olmayan paranın son kuruşuna göz dikmenin en açık emaresi olur bana göre.
devamını gör...

iyi yazılımcıyı geçtim yazılımcı olmayan bireyler dahi yazılımcı olmaya çalışıyor yurtdışına kaçmak için. bilet olarak görülen en revaçta meslek şu anda. titanic battı gençler, jack şu an tahta parçasında dondu donacak.
devamını gör...

sevgili"kaynamış sütün üstündeki kaymak tabakası"ses tonun şaşırttı beni.çok farklı tahmin etmiştim.
devamını gör...

benim de korktuğum hadisedir.
bu konuda başıma gelen bir olayı yazmak istiyorum.
birkaç sene evvel akşam üzeri okuldan çıktım, yaklaşık yarım saat sürecek eve yolculuğum için otobüs bekliyorum. bir müddet sonra gelen otobüste sadece bir tane boş yer var ve o da yaklaşık benim yaşlarımda bir kadın, bu kadının yüzü hariç her yeri siyah örtülerle kapalı. ben de oldukça yorgunum ve yolculuğu ayakta sürdürecek halim yok.
indirdim çantamı, geçtim boş yere, kulaklığımı ayarladım ve telefonumdan bir şarkı açmaya hazırlanıyorum. sol tarafımda duran kadın da yüzünü bana dönmüş, dik dik bakıyor, onu da fark ediyorum. hiç istifimi bozmadım, yönümü ona çevirmeden şarkılardan seçmece yapıyorum. şarkı listesi yukarı doğru kayarken sol tarafımdan bir bağırma geldi. "sen kim oluyorsun da beni taciz ediyorsun" diye. birden soğuk terler tepemde peydahlandı, aşağı doğru akıyor. toplulumumuzun bu gibi konularda ne kadar hassas olduğunu bildiğimden muhtemel bir linç girişiminin geleceği içimden korku hormonlarını sıcak sıcak dışarı saldı. etraftaki bütün gözler bana dönmüş, herkes birinin fitili ateşlemesini bekliyor ki hep birlikte benim gibi bşr garibana öfkelerini kussunlar. hafifçe yutkundan, sol tarafımdan içimi delen bakışlara karşılık verdim, olası yanlış anlaşılmanın önüne gerçek içim "hanım efendi, ne dediğinizin farkında mısınız?" gibi bir şeyler geveledim. göz kapaklarını bile kırpmayan kıpkırmızı yüz başladı bağırmaya, "siz ne hakla benim yanıma oturursunuz, kendinizde bu hakkı nasıl bulursunuz, izin istemeyi - boş koltuk için- aklınıza getiremiyor musunuz, bir kadının yanına izin almadan oturarak onu 'taciz' etmeye utanmıyor musunuz?" anlamlarına grlebilecek oldukça anlatım bozukluğu ve nefret içeren söylemleri bir karış ilerimden yüzüme dolu dolu çarptı. hiç tepki vermedim, daha da dayak yeme korkusu üzerimde... sağ tarafımdan bir teyzenin parmağı hafifçe omzumu dürttü," evladım, gel yer değiştirelim istersen" dedi, sol tarafımdaki kadın söylenmeye devam ederken buz gibi terlerimle beraber yer değiştirdim, böylece bir dayak yeme teklikesini atlatmış oldum.
şimdi bazıları gelip diyecek ki kadından izin alman gerekiyordu, toplumumuzda bu hoş değil, hele ki giyimi kapalıysa yanına oturamazsın falan fistan... hepsine birden şunu söylerim ben de "si.... gidin".
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


ingiltere doğumlu, amerika'lı yazar lesley hazleton'ın kaleme aldığı çok güzel bir eserdir.

yazar, agnostik olduğunu dile getirmiştir. bu nedenle kaleme aldığı eser, objektif olma noktasında bağlayıcıdır. aklı başında her müslüman için; islam tarihini, müslüman olmayan bir entelektüelden dinlemek ilgi çekicidir.

kitap, roman tarzı yazılmıştır. yazar; okuyucuyu sıkmadan, mantıklı çıkarımlarla islam tarihinde vuku bulan olayları yorumlamıştır.

kitabın kaynakçası, şii ve sünni müslümanlar nezdinde ortak kabul görmüş, muhammed ibn cerir taberi'nin kaleme aldığı tarih-i taberi eseridir.

bana göre kitabın özgün olduğu en önemli nokta; kitapta adı geçen sahabelerin karakteristik özellikleri ile ilgili verdiği bilgilerdir. yani yazar hz. ali' yi anlatırken, hz. ali'nin karakteristik yapısını anlayabilir, bulunulan duruma göre herhangi bir olay karşısında takınacağı tavır hakkında, nasıl bir yaklaşım sergileyeceği konusunda fikir sahibi olabilirsiniz. ya da hz. aişe'nin karakteristik yapısı ile ilgili, sosyolojik konumu ile ilgili müthiş çıkarımlar yaptığını gözlemleyebilirsiniz.

değindiğimiz nokta çok önemlidir. bazen tanıdığımız insanlar ile ilgili bir iddia söz konusu olunca; "falanca bunu yapar" veya "falanca bunu yapmaz" deriz. çünkü; tanıdğımız kişi ile ilgili bir duruşumuz söz konusudur. işte bu kitap, bu duruşu okuyucusuna öğretir.

unutmadan söyleyelim; kitap, ödüllü bir eserdir.
devamını gör...

1939 doğumlu ingiliz oyuncu .kendisi kariyeri boyunca birçok ödül almıştır. ingilterede tiyatro alanında verilen laurence oliver ödülüne tam altı kez layık görülmüştür.bunun yanı sıra altın küre ve tony ödülü (brodway tiyarosu ödülü) gibi nice ödülü kazanmıştır . kendisi 1990 yılında sır unvanını kazanmıştır . 2008 yılında ise yine onursal liyakat nişanı ile ödüllendirilmiştir. kendisini lord of the rings,the hobbit ve x-men serisi ile hatırlamaktayız.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hande ataizi - tuvalet penceresi
devamını gör...

keşke görenin canı çeker falan diyebilsek.
devamını gör...

erik erikson'a göre gelişimin 6. aşamasına giriş yaptım (samimiyet karşısında yalnızlık). bu yaştaki bireylerin samimi ilişkiler bulmaya çalıştıklarını belirtmiş fakat ben zaten samimi ilişkiler kurabildiğimi ve şu anda hiç de arayış içinde olmadığımı düşünüyorum. hatta o kadar arayış içinde değilim ki, yeni kişilerle tanışma hevesim de yok. gerçi bunun sebebi pandemi de olabilir. belki dışarıda sosyalleşseydim hiç de böyle olmazdı, ki bence olmazdı.

en güzel yıllarım böyle ziyan olduğu için üzülüyorum doğrusu. içinde bulunduğum yaşı dolu dolu geçirmek isterdim.
bu yaşlarımda nefes alayım diyorum, öyle bir nefes alayım ki, hiç pişmanlık duymayayım.
devamını gör...

pazar günü açıklandığı üzere 60 yaş üstü ve eşleri, immunsuprefis ilaç kullananlar ve down sendromlular risk gruplarına aşı sırası geldi denmesi üzerine hemen ertesi gün e-nabız aracılığı ile hem anne babama hem de kendime aşı randevusu aldım.

biontech'in uygulanmaya başlayacağı duyumu da dolaşıyordu o yüzden mantıken kapsamlı devlet hastaneleri ile eğitim araştırmalarda uygulanabilir olacağını düşünerek iki ayrı araştırma hastanesinden randevu oluşturdum(anne-baba'ya aynı hastane, kendime başka hastane ama ikiside eğitim araştırma).
sonra fark ettim ki randevu sayfasında sinovac olduğu yazıyordu.
bugün açıklandığı üzere aşı seçme olanağı olacak şeklinde söylemlere dayanarak 182'yi aradım ve değiştirip değiştiremeyeceğimi sordum. olur, dediler ve başka bir hastaneye değiştirildi randevularımız.
sonuç; ilk defa bir şeyi doğru söylediklerini söyleyebilirim ama henüz kanıtlayamam. tabi aşıyı olana kadar yine içimden acaba mı diyeceğim ama bilgilendirmek istedim ve aşıdan sonra editleyeceğim.
devamını gör...

bu çiş beni uykudan uyandırır mı yoksa sabaha kadar tutabilir miyim
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim