yaşar kemal 1923 yılında osmaniye'nin hemite köyünde dünyaya gelmiş. babasının adı sadıktır. sadık bey, van'dan osmaniye'ye göçleri sırasında yola bulup ölümden kurtardığı, besleyip büyüttüğü yusuf adındaki evlatlık oğlu tarafından öldürülmüştür. henüz beş yaşlarındayken babasının ölümüne şahit olan yaşar kemal 12 yaşına kadar kekeme kalmıştır. bir kurban kesimi sırasında kaza sonucu bir gözünü kaybetmiştir.* bu arada sadık bey'in ölümünden sonra yaşar kemal'in amcası olan tahir bey tüm mirasını dağıtıp yaşar kemal'in annesiyle evlenmiştir.

yaşar kemal ilkokul sondayken o zamanlar yukarı toroslar'da az buçuk bir üne sahip destancı aşık rahmi ile tanışır.
aşık rahmi, yaşar kemal'e ufak bir saz hediye eder ve onu yanına çırak olarak almak ister fakat yaşar kemal'i okuma fikri daha çok cezbetmektedir bundan ötürü ortaokula gitmeyi tercih edip eğitimi için adana'ya gider. hem fabrikalarda çalışmış hem okulunu okumuş fakat ortaokul son sınıftayken okulu bırakmak zorunda kalmış maalesef ki.

tam tarihini hatırlamakta biraz güçlük çekiyorum fakat 1950'li yılların ortalarında yaşar kemal adını yaşar kemal olarak değiştirmiştir.* ismini değiştirme sebebiyse cumhuriyet gazetesinde çalışmasıyla ilgilidir. cumhuriyet gazetesine girmeden 6-7 ay öncesine kadar mapus hayatı yaşıyordu yaşar kemal. abidin dino'nun yaşar kemal'in polisler tarafından tespit edilip işten çıkartılmaması adına verdiği tavsiye sonucu adını yaşar kemal yapmıştır.
devamını gör...

anadoludaki tüm köylere üniversite yetkisine sahip okulların açılması ve dengesiz ekonomi politikalarının bir sonucudur.
devamını gör...

kesinlikle öyle bir geçer zaman ki süleyman karakteri. o nasıl nefis bir karakterdir ya! o nasıl oyunculuk nasıl bir karizmadır ya! çocukken oynardı bu dizi en çok süleyman'a hayrandım. neredeyse tüm karakterlerden bilgeydi ama az sahnesi vardı. senin kıymetini bilemediler süleyman olsun ben çocuk aklımla bile senin kıymetini anladım. sen dizi tarihinde karizmatik abilerin arasında yer alıyorsun benim gözümde. öpüldün seni seviyorumm.*
devamını gör...

psikoseksüel (ruhsal-cinsel) gelişme doğumdan sonra gözlenen ve belirli aşamalardan geçen bir evrimdir. bu aşamalar kişiliğin kuruluş ve olgunlaşmasının temelini oluşturan birtakım evreleri içerir; kişinin, her evreyi zamanında ve tüm gereği ile yaşadıktan sonra, yine zamanında, bir sonrakine geçmesi koşulu vardır. ilkel benlik (id), “almak, elde etmek, zevk almak” temeli üzerine oturmuştur ve tek amacı bunları elde etmektir (acıdan hazza ulaşma). bu amaca ulaşmak için hiçbir kural, ahlak ve vicdan kısıtlayıcı ya da cezalandırıcı izi görülmez. “id” sürekli olarak ister, arzular ve amacına ulaşmak için en küçük bir kısıtlama ya da duraksama tanımaz. bir süre sonra çevrenin etkisi başlar; eğitim, yasalar, gelenekler, ahlak, vb etkenler id’in ölçü tanımaz isteklerine gem vurarak ve törpüleyerek, toplum içinde ve toplum kurallarına uyan kişiliğe dönüşür; “ego” oluşmuştur. ego, isteklerini, haklarını ve sınırlarını bilen bir kişilik bileşenidir. daha sonra da “süperego (ahlaki benlik)” olarak nitelendirilen en üst benlik gelişir; böylece, gerektiğinde başkalarının yararına olacak her türlü özveriyi göstermek, paylaşmak, bağışlamak gibi yüksek ahlak göstergelerini içeren bir benlik türü ortaya çıkar.
psikanalizin kurucusu sigmund freud'un psikoseksüel gelişim teorisinde gelişim 5 evreye ayrılmıştır.
1) oral dönem(0-1 yaş)
2) anal dönem(1-3 yaş)
3) fallik dönem (4-6 yaş)
4) latent (gizil) dönem (7-11 yaş)
5) genital dönem (12-18 yaş)
freud kuramında cinsel gelişimin kişiliğin gelişimindeki önemini
vurgulamaktadır.
devamını gör...

guardiola, tuchel, klopp vb. teknik direktörler ile karşılaştırılıdığında pek de göze hoş gelen futbol oynatmasa da maçlarını izlerken keyif aldığım iki üç teknik direktörden birisidir. çünkü maçlarını izlediğinizde oyuncularının sahadaki konumlandırılmasından "işte bu bir simeone takımı" diyebiliyorsunuz. aynı zamanda 4-4-2'yi en iyi oynatan teknik direktör olabilir. zaten bu 4-4-2 muhabbetinden dolayı çok hakkı yeniyor.

az önce bahsetmiş olduğum simeone sevgim özellikle bu sene pekişti. sebeplerini şu şekilde sıralayacağım:

-taktiksel açıdan göstermiş olduğu esneklik: bu sene atletico madrid'in maçlarını izleyenler 3'lü savunma hattının sıklıkla kullanıldığını görürler. hatta rakibi karşılarken 6'lı savunma hattına da geçiş söz konusudur.*

-kanat bekleri kullanış biçimi: simeone'de kanat bekleri oldukça önemli bir role sahiptir. kanatlarda ise yannick carrasco ve kieran trippier var. carrasco, belçika milli takımında iken buna benzer bir rolde oynamıştı zaten. carrasco normalde bir bek oyuncusu değil ancak sol stoper olan hermoso'nun varlığı sayesinde kanat beki olan carrasco hücumlarda sürekli felix ve suarez ile pas alışverişinde bulunuyor.* trippier'i zaten anlatmaya kelimeler yetmez, oldukça hakkı yenen bir sağ bek. sağ ayağı çok temiz olduğundan dolayı bindirmeleri rakip takım için oldukça fazla tehlike arz ediyor. tam bu formasyon için biçilmiş kaftan.

- kanat oyuncularını kullanış biçimi: burada da lemar ve llorente'den bahsetmek gerekiyor. carrasco ve trippier'in varlığından dolayı bu arkadaşlar hem orta sahada hem de half space'deki hücum aksiyonlarında oldukça fazla aktif rol alıyorlar. lemar bundan önce sol açıktı ancak maçları izledikçe sol içte felix, koke ve suarez ile oldukça fazla etkileşim halinde*, llorente ise atletico madrid'e gelmeden önce bildiğim kadarıyla orta saha idi ama şimdi kanatlarda da takılmaya başlamış.* correa da oldukça iyi bir iş çıkarıyor.

- defansif kurgu: adamın zaten alamet-i fabrikası bu, hem 4-4-2 hem de 3-5-2 veya 6-3-1 farketmez oyuncuların yeri o kadar net ki sahaya baktığınız zaman kimin nerede ve kimi tuttuğu oldukça belirgindir. yazımın başında da belirttiğim gibi diziliş farketmeksizin simeone maçlarını izlerken kendisinin takımı olduğunu hissetiriyor. aynı zamanda kendi sahasında topu kaptıktan sonraki geçiş oyunları ile rakip kaleye direkt gidebilme kabiliyeti de mevcuttur. buna yönelik fazla antreman yapıldığı belli oluyor.

elbette ki felix, lemar gibi pek çok oyuncu parasının hakkını veremiyor ancak bu takımına kimlik kazandırdığı gerçeğini değiştirmiyor. bu sayede takımları hep belli bir seviyenin üstünde oluyor. geçen seneki başarısız tablodan sonra kendini gerçekten değiştirmiş bir teknik direktör var.

buradan bu seneye dair anlatmaya çalıştığım şeyler ile alakalı daha doyurucu bilgilere erişebilirsiniz.
devamını gör...

develer tellal, pireler berber olurdu *.
devamını gör...

kitre ile yoğunlaştırılan, sığır ödüyle koyulaştırılan suya, boyaların fırçayla serpiştirilerek şekil verilen geleneksel türk sanatıdır.
devamını gör...

anadolu'da patik denilen şeye göçmenlerin (bkz: çetik) dediği, üzerine türlü motiflerin işlendiği, uğuruna birbirlerinden örnek almak için kavgalar edildiği, çorabın anane, anne ve teyze elinden işlenmiş hali..

bir de çorap üstü çetik vardır ki, kalorifer etkisi yapar :)))
devamını gör...

hocam, camiye dolar bağışlasam, dolar arttıkça sevabım da artar mı, mevcut dolar hareketliliği merakı sorusu gibi sorular.
devamını gör...

montaigne'in dil bilinci hakkındaki şu kanaati altın değerindedir:

"sözün akışını bozup güzel cümleler aramaktansa güzel cümleleri bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. biz sözün ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize yaramalı. söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin kafasını öyle doldurmalı ki artık kelimeleri unutamasın. ister kâğıt üstünde olsun ister ağızdan; benim sevdiğim konuşma düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır. güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın, düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. dinleyen, her yediği lokmayı tadına vararak yesin. konuşma, sueton’un, julius, caesar’ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça, vaizce olmasın.
söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. gösterişin herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa; konuşmada bilinmedik kelimeler, duyulmadık cümleler aramak da bir okullu çocuk çabasıdır. ah, keşke paris’te sebze çarşısında kullanılan kelimelerle konuşabilsem!"

dil sürekli gelişen bir yapıdır ve temel özelliklerini koruyarak gelişir. bir takım dil uzmanları dili korumak için kurallar koymak ve yasaklar getirmek gerektiğine inanırlar. onlar okullarda edindikleri tartışma götürür bilgilerin ve nedense hiç eskimeyen yazım kılavuzlarının verdiği güvenceyle dili düzeltmeye kalkarlar. koymak istedikleri ya da savundukları kurallar genelde dilin mantığına aykırıdır. bütün bu çabalar dile iyilik de kötülük de getirmez: dil bildiğini okur.

dil toplumun duygusal ve düşünsel özelliklerine göre oluşur, sürekli dönüşen yaşam koşullarına göre kendini her an yeniden kurar. bir başka deyişle dili sürekli olarak halkın kendisi yaratır. dili yaratanlar (tıpkı yukarıda montaigne'nin pazarcı esnafından bahsettiği gibi) simitçiler, börekçiler, ayakkabıcılar, eskiciler, nineler, dedeler, çocuklardır. bunlar genelde dilin ne olup ne olmadığını düşünme gereği duymayan kimselerdir. toplumsal ve iktisadi dönüşümlere uygun olarak dilde ortaya çıkan yeniliklerde büyük payları olduğunu düşünmezler. onların yaratıcılıkları gündelik yaşamın gereklerinden kaynaklanır. anadilin güzellikleri, özellikle o güzelliklerin pırıl pırıl yansıdığı deyimler, söyleyişler, eğretilemeler ve daha birçok şey, halkın eşsiz zekâsının ürünüdür. anadilde bir ulusun kültürü yansır: anadil kültürün yuvasıdır. bu yuvada kendini yeterince yetiştirmeyen kişi, toplumun ve daha ötede insanlığın değerlerine ulaşamaz. anadilinin anlamını yeterince kavramamış kimselerin kültür planında, bilimde, felsefede, sanatta etkin ve verimli çabalar ortaya koymaları, kalıcı ürünler vermeleri olası değildir.

halkın yarattığı dil bir yanıyla bir hammaddedir. bu hammaddeyi üst düzey kültür adamları işlerler inceltilirler ve geliştirirler. tabanda dilin ve kültürün temelini kuran insanlar varsa tavanda da bu dili ve kültürü yetkinleştirecek bilgeler olacaktır. tabanda kendiliğinden ve tavanda özenle yaratılmakta olan dili toplumun dil konusunda duyarlı görünen ama dil bilinci taşımayan belli bir kesimi kötü kullanır. dili kötü kullananların başında kendilerini dil uzmanı sananlar vardır. birilerinin kötü kullanması dile zarar vermez, ona belli koşullarda yeni anlatım olanakları bile katabilir. kısacası dili bozmaya kimsenin gücü yetmez.

batı’da ulusların ortaya çıkması ve ulusal dillerin gelişmesi genelde xvıı. yüzyılı önceleyen birkaç yüzyılda oldu. xvıı. yüzyılda artık uluslar ve ulusal diller vardı. bizde bu dönüşüm üç yüzyıl sonra yani xx. yüzyılda gerçekleşti. ulusal diller gelişirken çok karmaşık görünümler ortaya koydular. dili zapturapt altına almak gerekmez miydi? dilin denetlenmesinden yana olanlar dilden sorumlu yarı resmi kurumlar tasarladılar ve bazen de kurdular. örneğin fransa’da ulusal dil çeşitli lehçelerin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve içinden çıkılmaz görünen bir yapı gösteriyordu. dilin oturması için üst düzeyde çaba gösterenlerin başında saray şairi malherbe vardır. fransız dilinin ona ve benzerlerine çok şey borçlu olduğu bilinir. ancak devlet bu işe el atmakta gecikmemiştir: dilin doğal yoldan kendini arındırmasını beklemektense tepeden inme kararlarla dili düzenlemek daha doğru olacağı kanaatine varmıştır. kardinal richelieu’nün buyruğuyla 1635’te kurulan fransız akademisi dili arındırıyorum derken dondurmuştur. devlet gölge etmeseydi belki fransız dili daha erken ve daha sağlıklı gelişecekti.

sorun alaylı dilcilerin sandığı gibi hangi harfleri büyük yazalım ya da nereye virgül koyalım ya da iki nokta ayıp oluyor onun yerine noktalı virgül kullanalım sorunu değildir. bu, dili eğilip bükülür ve üstünde gönül rahatlığıyla oynanabilir bir madde gibi görme rahatlığını ele alalım demek değildir. ancak öncelikle dili sevmek ve dilin tadına varmak gerekir. dil bilincine ulaşmadan dilci oyunu oynamak insanı gülünç eder. dil, her koşulda halk tarafından yeniden yaratılmaktadır. bir başka deyişle yaşam geliştikçe dil de gelişir. bunu anlayalım ve kabul edelim.
devamını gör...

f(x) = allah'ım neydi günahım.
f'(x)= günahım neydi allah'ım.
düzeltme: normalde 2. sinde f'in üzerinde -1 olması lazım ama halledemedim orayı. öyleymiş gibi görün.
devamını gör...

dingilin biri hayatımın 1 saatini çaldı, sinirliyim. puh!

ona laf anlatmaya çalışıp, saçmalıklarını dinleyeceğime hamamböceklerine istiklal marşı öğretirdim, daha verimli geçerdi zamanım.
devamını gör...

cihazı tamamen gece modunda kullanan biri olarak bu 'tip' ben oluyorum. böylesi benim için daha kullanışlı ve rahat.
gece modunu kullananların çoğu ben de dahil göze zarar vermediği için böyle kullanıyor. işin ruhla bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum.
devamını gör...

anne ölünce yuva dağılıyor. o gerçeği anlamak için hiç beklemiyorsunuz. şefkat meleğinin sıcaklığının yerini buz gibi gerçeklik alıyor. hem çok acıtıyor ve atlatılması zor bir travmaya dönüşüyor.
devamını gör...

genellikle senarist, yönetmen ve yapımcı olarak tanınmakla birlikte, şair, fotoğrafçı, ressam, çizer ve grafik tasarımcı olarak da bir çok işe imza attı.
filmlerinde şiirsel diyaloglar ve politik & felsefi konularla ilgili sembolik hikaye tarzını kullanır. en belirgin özelliği sabit kamera kullanımı olduğu söylenir. iran sinemasını bir üst sınıfa taşımayı başarmıştır. 2016 yılında hayata gözlerini yumdu.
devamını gör...

bence de gereksiz, +oy vermiyorsan beğenmemişsindir zaten, illa olumsuz bir etkileşim yapmak zorunda değilsin.. hiç +oy yoksa bile anlıyor insan, birde üşenmeyip negatif duygunu iletmeyiver.. yeterince anlaşılıyor merak etme,
devamını gör...

clara terki diyar eder
benim gönlüm olur derbeder
etme gayrı bir an önce dön gel
dipsiz kuyu gibiyim sözlük dergahında
devamını gör...

an itibarıyla başlattığım kampanyadır. bu başlıktaki tüm tanımları beğenerek yazarların karma puanlarını arttırıyoruz.
devamını gör...

şu telefonun pil sağlığını nasıl yüksek tutuyorsunuz bir ben mi beceremiyorum.

tanım: yüksek seviyelerde tutulması imkansız olan pil sağlığı.
devamını gör...

sürekli değişen solistlere sahip belçika harikası grup.
with orchestra live gibi bir albüme imza atmışlardır ki... ah diyorum.
bu albümle dünyaya mad about you, eden gibi süper ötesi performanslar kazandırmışlardır. hepsi baştan sona izlenesi dinlenesidir. birde bunları noemie wolfs'un eşsiz sesiyle, ortamın büyüleyici atmosferiyle dinlediğinizde oturduğunuz yerden bir kuş gibi kanatlanmanızı sağlarlar ki, sorarım kendime hep dünya üzerinde böyle bir asilik var mıdır ki?
(bkz: dünyada olmak istenilen yerler)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim