shameless
uzun süredir izlemek için beklettiğim final bölümünü bugün itibariyle izledim. final hakkında hiç öyle finali kötü mü iyi mi yorumu yapmayacağım. 11 sezonluk benim için diziden öte, sanki ikinci ailem gibi beraber büyüdüğümüz bir yapım. hatta öyle bir yapım ki şehirin değişimini, beyaz yakalıların evleri alıp istila etmesine tanık olduk.
frank ; ah be kral overdosedan ölmedin ama gittin koronadan öldün. hayatı nasıl yaşamak istiyorsan öyle yaşadın. mesajını verdin. çoğu insanın yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri yaptın. ben buyum dedin ,sistemi reddettin ve istediğin gibi takıldın. dizinin taşıyıcısıydın ama puzzle gibi bir şeyler eksik olduğunun kendinde farkındaydın. fionayı sayıklayıp durdun ve gelmedi bu konuda ona ben de kırgınım çünkü finale gelmesini beklerdim.
fiona ; keşke finale gelseydin be fiona ama harbi kızmışsın duruşunun arkasında durdun gelmedin. çoğu kişi sevmezdi fiona karakterini fakat benim en sevdiğim ve dizinin taşıyıcısı olduğu, ayrıldıktan sonra belli olan bir karakterdi. fiona çabana, hırsına hayranım. hem çalışıp, hem okuyup, hem de tüm çocuklara ve hatta franke gerek anne gerekse baba oldun. tüm bunların hepsini aynı anda yapmaya çalışıyordun fakat olmuyordu. ailen seni geriye doğru çekiyordu çünkü sen bir gallaghersın hiçbir şeyi başaramazsın. tüm bu olumsuzluklara rağmen yılmadın ve gittin. karakter olarak umarım hayalindeki hayata ulaşmışsındır. tabi bunu görme şansımız olmadı keşke görseydik. * bu arada fyf demesek olmaz. diziyi izleyenler bilir.
ian ve mickey ; ikisini birlikte yazdım çünkü bu iki karakter gerçekten inanılmaz uyumluydu. harika bir çift gerçekten. fionanın yokluğunda diziyi bu ikili taşıdı desek yalan söylemiş olmayız. hele bir düğün sahnesi var ki bana kalırsa en iyi eşcinsel evlilik sahnesiydi. aşırı duygulandık ve mutlu olduk. umarım beyaz yakalılarla birlikte yaşamayı becerebilirsiniz.
lip ; kendime en yakın hissettiğim karakter diyebilirim. ne yapsan olmuyor, neye el atsan sıçıp batırıyorsun. aşırı zekisin hayvan gibi üniversitede okuyorsun ve sevgilin hamile olduğu için okulu bırakıp işe giriyorsun. ah ne dostum ah gerçekten hak ettiğin yerde değilsin. kesinlikle frank gibi olacaksın ileride bunun sinyallerini şiddetle verdin zaten. özellikle babana baktığında kendini gördüğünü çok iyi tahmin ediyorum.
debbie ; gerçekten kendinden nefret ettirdi. yok arkadaş yok sevilmiyorsun işte ayrıca lipe bir çakallık yapacağını adım gibi tahmin ediyordum. erkekle denedin olmadı, kadınla denedin olmadı. hepsi seni terk etti çünkü geçimsiz birisin, sinir bozucusun, yalnız kalacaksın üzgünüm. bir de son sezonlarda hep seni gördük yeter da dedik. asla bir fiona olamayacaksın.
kev ve v ; mükemmel bir çift diyebiliriz. kev açısından konuşursak dünyanın en şanslı erkeği diyebiliriz. üçlü ilişki neymiş yahu öyle. * inanılmaz şeyler yaşadı bu ikili kevin v’nin annesini hamile bırakması, v ve svetlananın fantezi kıyafetleriyle temizlik hizmeti sunması, kevin çıplak bir şekilde hac taşıdığı sahne...uzar gider bu liste.
carl; aileden hayatını kurtararak çıkan tek karakter diyebiliriz. polis oldun , polislerin zencilere yaptığı ayrımcılığı gördün , zengin amerikalıların nasıl kayrıldığını gördün ve bu duruma karşı çıktın. harbi adamsın sen. park cezalarını zengin beyaz amerikalılarına kesmeye devam et.
liam; belki aralarında franki seven tek karakterdi. yalnız kalma korkusu , aileden kopmak istememesi, kimse yokluğunu fark etmedi ya la çocuğun.
tommy ve kermit; barın müdavimleri... bu ikili bile dizide bir parçaydı. özellikle o keki yedikten sonra tuvalette ilişkiye girmeleri kahkaha attırmıştı.
ve daha sayamadığım bir çok karakter. bir sürü karakter geldi geçti ve bitti. belki dünyanın en iyi dizisi değil , hatta zaman zaman bazı sezonlar çok düşük bile oldu ama o düşüklüğe rağmen kendini hep izlettirirdi. dizideki tüm karakterler çocuktu hepsi büyüdü, şehir değişti ve buna tanık olduk. her şey için teşekkürler shameless.
frank ; ah be kral overdosedan ölmedin ama gittin koronadan öldün. hayatı nasıl yaşamak istiyorsan öyle yaşadın. mesajını verdin. çoğu insanın yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri yaptın. ben buyum dedin ,sistemi reddettin ve istediğin gibi takıldın. dizinin taşıyıcısıydın ama puzzle gibi bir şeyler eksik olduğunun kendinde farkındaydın. fionayı sayıklayıp durdun ve gelmedi bu konuda ona ben de kırgınım çünkü finale gelmesini beklerdim.
fiona ; keşke finale gelseydin be fiona ama harbi kızmışsın duruşunun arkasında durdun gelmedin. çoğu kişi sevmezdi fiona karakterini fakat benim en sevdiğim ve dizinin taşıyıcısı olduğu, ayrıldıktan sonra belli olan bir karakterdi. fiona çabana, hırsına hayranım. hem çalışıp, hem okuyup, hem de tüm çocuklara ve hatta franke gerek anne gerekse baba oldun. tüm bunların hepsini aynı anda yapmaya çalışıyordun fakat olmuyordu. ailen seni geriye doğru çekiyordu çünkü sen bir gallaghersın hiçbir şeyi başaramazsın. tüm bu olumsuzluklara rağmen yılmadın ve gittin. karakter olarak umarım hayalindeki hayata ulaşmışsındır. tabi bunu görme şansımız olmadı keşke görseydik. * bu arada fyf demesek olmaz. diziyi izleyenler bilir.
ian ve mickey ; ikisini birlikte yazdım çünkü bu iki karakter gerçekten inanılmaz uyumluydu. harika bir çift gerçekten. fionanın yokluğunda diziyi bu ikili taşıdı desek yalan söylemiş olmayız. hele bir düğün sahnesi var ki bana kalırsa en iyi eşcinsel evlilik sahnesiydi. aşırı duygulandık ve mutlu olduk. umarım beyaz yakalılarla birlikte yaşamayı becerebilirsiniz.
lip ; kendime en yakın hissettiğim karakter diyebilirim. ne yapsan olmuyor, neye el atsan sıçıp batırıyorsun. aşırı zekisin hayvan gibi üniversitede okuyorsun ve sevgilin hamile olduğu için okulu bırakıp işe giriyorsun. ah ne dostum ah gerçekten hak ettiğin yerde değilsin. kesinlikle frank gibi olacaksın ileride bunun sinyallerini şiddetle verdin zaten. özellikle babana baktığında kendini gördüğünü çok iyi tahmin ediyorum.
debbie ; gerçekten kendinden nefret ettirdi. yok arkadaş yok sevilmiyorsun işte ayrıca lipe bir çakallık yapacağını adım gibi tahmin ediyordum. erkekle denedin olmadı, kadınla denedin olmadı. hepsi seni terk etti çünkü geçimsiz birisin, sinir bozucusun, yalnız kalacaksın üzgünüm. bir de son sezonlarda hep seni gördük yeter da dedik. asla bir fiona olamayacaksın.
kev ve v ; mükemmel bir çift diyebiliriz. kev açısından konuşursak dünyanın en şanslı erkeği diyebiliriz. üçlü ilişki neymiş yahu öyle. * inanılmaz şeyler yaşadı bu ikili kevin v’nin annesini hamile bırakması, v ve svetlananın fantezi kıyafetleriyle temizlik hizmeti sunması, kevin çıplak bir şekilde hac taşıdığı sahne...uzar gider bu liste.
carl; aileden hayatını kurtararak çıkan tek karakter diyebiliriz. polis oldun , polislerin zencilere yaptığı ayrımcılığı gördün , zengin amerikalıların nasıl kayrıldığını gördün ve bu duruma karşı çıktın. harbi adamsın sen. park cezalarını zengin beyaz amerikalılarına kesmeye devam et.
liam; belki aralarında franki seven tek karakterdi. yalnız kalma korkusu , aileden kopmak istememesi, kimse yokluğunu fark etmedi ya la çocuğun.
tommy ve kermit; barın müdavimleri... bu ikili bile dizide bir parçaydı. özellikle o keki yedikten sonra tuvalette ilişkiye girmeleri kahkaha attırmıştı.
ve daha sayamadığım bir çok karakter. bir sürü karakter geldi geçti ve bitti. belki dünyanın en iyi dizisi değil , hatta zaman zaman bazı sezonlar çok düşük bile oldu ama o düşüklüğe rağmen kendini hep izlettirirdi. dizideki tüm karakterler çocuktu hepsi büyüdü, şehir değişti ve buna tanık olduk. her şey için teşekkürler shameless.
devamını gör...
künefe yemek için hatay'a gitmek
çok mantıklı.
hatay uzak çünkü.
dal hayata, git en yakın künefeciye.
edit: başlık #hayat iken olan tanımım. her şey düzeltilmesin. bir şeyler de dağınık kalsın.
hatay uzak çünkü.
dal hayata, git en yakın künefeciye.
edit: başlık #hayat iken olan tanımım. her şey düzeltilmesin. bir şeyler de dağınık kalsın.
devamını gör...
zeki demirkubuz
tüm filmlerinde başrol olarak kötülüğü oynatan, insan mayasının kötülükle yoğrulduğunu iliklerimize kadar hissettiren hatta bu konuda fıröyde (freud) rahmet okutturan, beşiktaş maçını kaçırmamak uğruna ödül törenine gitmeyen, peşi sıra çektiği filmler hakkında karanlık üstüne öyküler başlığı altında çokça goygoy yapılınca ... sizin karanlığınızı deyip kafasındaki filmi çekmeyen, türk sinemasında söyleyecek daha çok sözü olduğunu düşündüğüm güzide yönetmen.
devamını gör...
istisnasız her gün açılan başlıklar
kafa sözlük günlük akış başlıkları şunlardır;
1) kadınlara yönelik açılan başlıklar
2) yoldaş benjamin franklin adı altında açılan başlıklar
3) yine kadınlara yönelik başlıklardır.
haftada 2-3 gün mutlaka açılan başlıklar
1) şaka maka kafa sözlüğün .... olması
2) moderatörleri şikayet etmek amacıyla açılan başlıklar
3) trolleri eleştirmek, ifşa etmek amacıyla açılan başlıklardan oluşmaktadır.
1) kadınlara yönelik açılan başlıklar
2) yoldaş benjamin franklin adı altında açılan başlıklar
3) yine kadınlara yönelik başlıklardır.
haftada 2-3 gün mutlaka açılan başlıklar
1) şaka maka kafa sözlüğün .... olması
2) moderatörleri şikayet etmek amacıyla açılan başlıklar
3) trolleri eleştirmek, ifşa etmek amacıyla açılan başlıklardan oluşmaktadır.
devamını gör...
sözlükte seks hayatını konuşmaktan korkmak
ergenlik dönemindeki bireylerin cinsellikle ilgili ilk bilgilerini ordan burdan okuyarak değil ; ailesinden öğrenmesi gerekir.
çağımız teknoloji çağı ve yazdığımız her şey herkesçe okunabilir. bu yüzden cinsellik deneyimlerinizi paylaşmamanız daha uygun olacaktır.
çağımız teknoloji çağı ve yazdığımız her şey herkesçe okunabilir. bu yüzden cinsellik deneyimlerinizi paylaşmamanız daha uygun olacaktır.
devamını gör...
söyleşi
bir yazarın seçtiği bir konuyla ilgili kendine has görüş ve düşüncelerini fazla derine inmeden okurla konuşuyormuş gibi anlattığı yazı türüdür.
kalemi elime almadığım uzunca bir zaman diliminin ardından bir parça dökülme hissinden yola çıkarak birkaç kelam edeyim istedim.
okumaya durumumuz yoktu kitlesini şurada kaybettiğimizi varsayarak kalanlar için hazırsanız başlıyorum.
bugünkü konu, birçok insanı derinden etkileyen ancak bazıları için hala sıradan görülen bir olay, "kadına şiddet".
şimdi biraz tanımsal bir şekilde başlayacak olursak
nedir kadına şiddet? fiziksel ya da psikolojik tahrip. nedenleri nelerdir? işte bu kısım uzun uzadıya bir makalede konu olarak işlenebilir. keza işlenmiştir de. olayın derinine inmeden zikredecek olursak fiziksel ya da ekonomik açıdan güçlü bireylerin zayıf olan üzerinde gücünü kabul ettirme durumu.
nasıl gerçekleşir? darp, hakaret, küçük görme...
peki kimler şiddet görür? işte bu kısım çok önemli herkes yani her kadın şiddet görebilir, en azından bir kez. eğer tanıdığımız biri ise baba, anne, eş, abi, sevgili bu bir kereden sonra yolumuza bakarız. tabii maddi açıdan kendine yetebilen, hayatta tek başına ayakta kalabilecek şekilde yetiştiysek. bu şartları sağlayamayan bireyler zaten bu zulmün altında ne yazık ki hayatlarına devam etmek zorunda kalıyorlar.
ve bu konu bir kesim tarafından hala sıradanlaştırılabiliyor. basit argümanlar; bir de kadının ne yaptığına bakmak lazım, insanı da çileden çıkarabiliyorlar vesaire... hayır, efendim. çileden çıkabilirsiniz. kadın yanlış yapmış olabilir. ama bu size şiddet hakkını doğurmaz. pozitif ayrımcılık yapmıyorum eğer kadın da psikolojik şiddet uyguluyorsa o zaman aynı kınama, onun için de geçerli olacaktır. ancak fiziksel şiddet tek taraflıdır. kendisini savunamayacak bir bireye saldırmak, zarar vermek için insaniyetin yitirilmiş olması gerekir.
peki şiddeti sadece tanıdıklarımızdan mı görürüz? hayır!
burada anlatmak istediğim iki anım var, konuyu pekiştirmek için ve de şiddetin bazen gerçekten hiç beklemediğiniz bir anda karşımıza çıkıveriyor oluşunu göstermek için. biri henüz yirmi yaşında bir öğrenciyken bir diğeri de öğretmen olduğum, otuz yaşındayken gerçekleşen iki olay.
evet şimdi ilk olay şu şekilde vuku buldu. "o sıralar eskişehir'de, üniversitede okuyorum; bir tatilde yakın bir arkadaşımla birlikte birkaç günlüğüne istanbul'a gidiyoruz. annesi, arkadaşım ve ben alışveriş için dışarıya çıkıyoruz ve akşam on gibi kağıthane'de anacadde üzerinden eve dönüyoruz. o esnada koyu renkli bir araba yanımızdan yavaşlayarak geçiyor. laf atıyorlar. sonra karşı şeritten aynı şekilde laf atarak geçiyorlar. tekrar yanımazdan geçerken arkadaşımın annesi elindeki şemsiyesi sallayarak bağırıyor. 'defolun gidin rahatsız etmeyin' diye. araç birden köklenerek durduluyor. içindeki dört kişiden ikisi iniyor. birden arkadaşımın annesine saldırmaya başlıyor bir tanesi. diğeri izliyor. biz de arkadaşımla araya girmeye çalışıyoruz. ama adam durmuyor. bir müddet bu böyle devam ediyor. yoldan insanlar gelip geçiyor. bağırıp yardım istiyoruz. bir arabadan geçen birinin şu sözlerini duyuyorum o kargaşa esnasında 'kimbilir o....lar, ne yaptılar!' bakın o gece tokat yedim, itildim, fırlatıldım ama bu cümle daha çok acıttı canımı. bu arada adam bizi bir kenara atıyor sürekli kadına yumruk, tekme falan atıyor. bir şey yapamayacağımı anlayınca plakayı aldım, polisi aradım. ama adres bilmiyordum! sonra bir güvenlik ya da bekçi emin değilim ama silahlı üniformalı biri geldi. havaya ateş etti ve adamı kadının üzerinden zor bela aldılar. hastaneye gittik. darp raporu aldık. arkadaşımın annesinin burnu kırıldı, arkadaşımın kaşı patladı ve hepimizde birçok morarmış bölge vardı. doktor beyin tavrına da değinmek istiyorum 'gece vakti sokakta ne işimiz varmış?'*
sonra adam 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. ha bunda başka suçların da etkisi vardı gerçi ama olsun. "
ikinci olaya gelirsek o da bir zamanlar gelibolu'da görev yaptığım sırada gerçekleşti." bir gün bir kadın öğretmen arkadaşımla okul bahçesinde nöbet tutuyoruz. o esnada kapıya yakın bir yerde bir hengame oluyor. koşup gidiyoruz. erkek öğrencilerimizden biri gözyaşı içinde yerde, öğrencimiz olmayan bir erkek ile bir kız da okula doğru yürüyor. ilk önce çocuğu kontrol edip diğerlerinin peşinden koşuyoruz. memurun odasına geçiriyorum. orada beklemelerini, polisi arayacağımı söylüyorum. o ara müdüre falan haber yollayınca erkek olan 'aman işi amma büyüttünüz, kız arkadaşıma top attı,ben de bir tokat attım altı üstü, gidiyoruz biz.' deyip kapıya yöneliyor. hayır gidemezsiniz deyince arkadaşımı da beni tartaklayarak kapıdan çıkmaya çalışıyor. ve başarıyor. okuldan çıkmadan polis geliyor. karakola gidiyoruz. karokolda öğreniyoruz ki başka bir liseden olan bu öğrenci birçok kez başka öğrencilere şiddet uygulamış ancak hatırı sayılan bir dayısı olduğu için hep şikayetler geri alınmış ve de 10 kereden fazla karakolluk olmasına rağmen davranışlarının sonucuna hiç katlanmamış. biz ifade verirken dışarıda bir gürültü kopuyor. bakıyoruz aynı kişi bu sefer bir polis memuru ile kavga ediyor. ama tabii ki polis etkisiz hale getiriyor. ona da şahit olunca hem davacı hem de başka bir olayın tanığı oluyoruz. tam hatırlamıyorum ama 18 ay gibi bir ceza alıyor sonuç olarak. "
konuya geri dönecek olursam görüyorsunuz ki bazen nedenleri kişiden kaynaklanmasa da sebep-sonuçlarıyla ilginiz olmasa da şiddetin ortasında kalıveriyorsunuz. ailemden ya da çevremden hiç şiddet görmemiş bir bireyken fiziksel olarak bir kadından daha güçlü olmalarını hak gören birileri sebebiyle bu durumu yaşadım. suçlu; paşa oğlum her şeyi yapabilir diyen anneler mi, babasından gördüğü şiddeti yansıtan adamlar mı bilmiyorum. bildiğim tek şey var. yakmayın kadınların canlarını!
kalemi elime almadığım uzunca bir zaman diliminin ardından bir parça dökülme hissinden yola çıkarak birkaç kelam edeyim istedim.
okumaya durumumuz yoktu kitlesini şurada kaybettiğimizi varsayarak kalanlar için hazırsanız başlıyorum.
bugünkü konu, birçok insanı derinden etkileyen ancak bazıları için hala sıradan görülen bir olay, "kadına şiddet".
şimdi biraz tanımsal bir şekilde başlayacak olursak
nedir kadına şiddet? fiziksel ya da psikolojik tahrip. nedenleri nelerdir? işte bu kısım uzun uzadıya bir makalede konu olarak işlenebilir. keza işlenmiştir de. olayın derinine inmeden zikredecek olursak fiziksel ya da ekonomik açıdan güçlü bireylerin zayıf olan üzerinde gücünü kabul ettirme durumu.
nasıl gerçekleşir? darp, hakaret, küçük görme...
peki kimler şiddet görür? işte bu kısım çok önemli herkes yani her kadın şiddet görebilir, en azından bir kez. eğer tanıdığımız biri ise baba, anne, eş, abi, sevgili bu bir kereden sonra yolumuza bakarız. tabii maddi açıdan kendine yetebilen, hayatta tek başına ayakta kalabilecek şekilde yetiştiysek. bu şartları sağlayamayan bireyler zaten bu zulmün altında ne yazık ki hayatlarına devam etmek zorunda kalıyorlar.
ve bu konu bir kesim tarafından hala sıradanlaştırılabiliyor. basit argümanlar; bir de kadının ne yaptığına bakmak lazım, insanı da çileden çıkarabiliyorlar vesaire... hayır, efendim. çileden çıkabilirsiniz. kadın yanlış yapmış olabilir. ama bu size şiddet hakkını doğurmaz. pozitif ayrımcılık yapmıyorum eğer kadın da psikolojik şiddet uyguluyorsa o zaman aynı kınama, onun için de geçerli olacaktır. ancak fiziksel şiddet tek taraflıdır. kendisini savunamayacak bir bireye saldırmak, zarar vermek için insaniyetin yitirilmiş olması gerekir.
peki şiddeti sadece tanıdıklarımızdan mı görürüz? hayır!
burada anlatmak istediğim iki anım var, konuyu pekiştirmek için ve de şiddetin bazen gerçekten hiç beklemediğiniz bir anda karşımıza çıkıveriyor oluşunu göstermek için. biri henüz yirmi yaşında bir öğrenciyken bir diğeri de öğretmen olduğum, otuz yaşındayken gerçekleşen iki olay.
evet şimdi ilk olay şu şekilde vuku buldu. "o sıralar eskişehir'de, üniversitede okuyorum; bir tatilde yakın bir arkadaşımla birlikte birkaç günlüğüne istanbul'a gidiyoruz. annesi, arkadaşım ve ben alışveriş için dışarıya çıkıyoruz ve akşam on gibi kağıthane'de anacadde üzerinden eve dönüyoruz. o esnada koyu renkli bir araba yanımızdan yavaşlayarak geçiyor. laf atıyorlar. sonra karşı şeritten aynı şekilde laf atarak geçiyorlar. tekrar yanımazdan geçerken arkadaşımın annesi elindeki şemsiyesi sallayarak bağırıyor. 'defolun gidin rahatsız etmeyin' diye. araç birden köklenerek durduluyor. içindeki dört kişiden ikisi iniyor. birden arkadaşımın annesine saldırmaya başlıyor bir tanesi. diğeri izliyor. biz de arkadaşımla araya girmeye çalışıyoruz. ama adam durmuyor. bir müddet bu böyle devam ediyor. yoldan insanlar gelip geçiyor. bağırıp yardım istiyoruz. bir arabadan geçen birinin şu sözlerini duyuyorum o kargaşa esnasında 'kimbilir o....lar, ne yaptılar!' bakın o gece tokat yedim, itildim, fırlatıldım ama bu cümle daha çok acıttı canımı. bu arada adam bizi bir kenara atıyor sürekli kadına yumruk, tekme falan atıyor. bir şey yapamayacağımı anlayınca plakayı aldım, polisi aradım. ama adres bilmiyordum! sonra bir güvenlik ya da bekçi emin değilim ama silahlı üniformalı biri geldi. havaya ateş etti ve adamı kadının üzerinden zor bela aldılar. hastaneye gittik. darp raporu aldık. arkadaşımın annesinin burnu kırıldı, arkadaşımın kaşı patladı ve hepimizde birçok morarmış bölge vardı. doktor beyin tavrına da değinmek istiyorum 'gece vakti sokakta ne işimiz varmış?'*
sonra adam 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. ha bunda başka suçların da etkisi vardı gerçi ama olsun. "
ikinci olaya gelirsek o da bir zamanlar gelibolu'da görev yaptığım sırada gerçekleşti." bir gün bir kadın öğretmen arkadaşımla okul bahçesinde nöbet tutuyoruz. o esnada kapıya yakın bir yerde bir hengame oluyor. koşup gidiyoruz. erkek öğrencilerimizden biri gözyaşı içinde yerde, öğrencimiz olmayan bir erkek ile bir kız da okula doğru yürüyor. ilk önce çocuğu kontrol edip diğerlerinin peşinden koşuyoruz. memurun odasına geçiriyorum. orada beklemelerini, polisi arayacağımı söylüyorum. o ara müdüre falan haber yollayınca erkek olan 'aman işi amma büyüttünüz, kız arkadaşıma top attı,ben de bir tokat attım altı üstü, gidiyoruz biz.' deyip kapıya yöneliyor. hayır gidemezsiniz deyince arkadaşımı da beni tartaklayarak kapıdan çıkmaya çalışıyor. ve başarıyor. okuldan çıkmadan polis geliyor. karakola gidiyoruz. karokolda öğreniyoruz ki başka bir liseden olan bu öğrenci birçok kez başka öğrencilere şiddet uygulamış ancak hatırı sayılan bir dayısı olduğu için hep şikayetler geri alınmış ve de 10 kereden fazla karakolluk olmasına rağmen davranışlarının sonucuna hiç katlanmamış. biz ifade verirken dışarıda bir gürültü kopuyor. bakıyoruz aynı kişi bu sefer bir polis memuru ile kavga ediyor. ama tabii ki polis etkisiz hale getiriyor. ona da şahit olunca hem davacı hem de başka bir olayın tanığı oluyoruz. tam hatırlamıyorum ama 18 ay gibi bir ceza alıyor sonuç olarak. "
konuya geri dönecek olursam görüyorsunuz ki bazen nedenleri kişiden kaynaklanmasa da sebep-sonuçlarıyla ilginiz olmasa da şiddetin ortasında kalıveriyorsunuz. ailemden ya da çevremden hiç şiddet görmemiş bir bireyken fiziksel olarak bir kadından daha güçlü olmalarını hak gören birileri sebebiyle bu durumu yaşadım. suçlu; paşa oğlum her şeyi yapabilir diyen anneler mi, babasından gördüğü şiddeti yansıtan adamlar mı bilmiyorum. bildiğim tek şey var. yakmayın kadınların canlarını!
devamını gör...
başıboşlar
tek eksiği akış sekmesinde tek tıklamayla açılmıyor oluşu, akış ile gündemin yanına iliştirmek gerekli. onun dışında tam istediğim gibi olmuş.
şimdi sıra kendini fularlı, entel dantel görenlerin girmiş oldukları tanımların vs birbir başıboşlara düşmesini izleyip, kahkaha atmak olacak.
çok yaşa yönetim. içten içe çok matah şeyler yazdığını düşünen x yazarının başıboş hüznüne ortak olmak paha biçilemez. sısısı
şimdi sıra kendini fularlı, entel dantel görenlerin girmiş oldukları tanımların vs birbir başıboşlara düşmesini izleyip, kahkaha atmak olacak.
çok yaşa yönetim. içten içe çok matah şeyler yazdığını düşünen x yazarının başıboş hüznüne ortak olmak paha biçilemez. sısısı
devamını gör...
çaylak olduğu halde tanım girmek
ağlaya ağlaya yaptığım eylem. karmam nasıl 100 olacak, merak konusu.
t: yazarlara anlık hayatı sorgulatan hede.
t: yazarlara anlık hayatı sorgulatan hede.
devamını gör...
aniden gelen sebepsizce uzaklara gitme isteği
ne kadar gidersen git yine en başa döneceksin.
filmde aktör söyleyince çok havalı olmuştu oysa ki.
filmde aktör söyleyince çok havalı olmuştu oysa ki.
devamını gör...
normal sözlük'e girişte ilk mesaj atan moderatör
masum masum bana mesaj atmıştı. hep bizimle kal hep yaz kalemine sağlık gibi gibi bir mesajla gülümsemişti.
pişman mıdır acaba? kesin öyledir.
canım benim ne sevimliydin sen.. şeytanla masaya oturmuş haberi yoktu. sısısıs
pişman mıdır acaba? kesin öyledir.
canım benim ne sevimliydin sen.. şeytanla masaya oturmuş haberi yoktu. sısısıs
devamını gör...
insanı tüketen şeyler
ümitsizlik.
insanı en zayıf yerinden tutup yakalayıveren, tüm kuvvetiyle pençelerini ruhuna geçiren, ağır ağır öldürüp solduran menem hastalık.
insanı en zayıf yerinden tutup yakalayıveren, tüm kuvvetiyle pençelerini ruhuna geçiren, ağır ağır öldürüp solduran menem hastalık.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
jul sezar-(bkz: veni vidi vici'nin gezi programlarında kullanılmasından hoşnut olmamam). (bkz: biz onu siz roma'da diyin diye mi dedik)
devamını gör...
eczacıbaşı
levent'te, kanyon alışveriş merkezi, özdilek alışveriş merkezinin olduğu yerdeki otobüs durağının ismi, etrafta hiç fabrika olmamasına rağmen fabrikalar durağıdır. eskiden orada alışveriş merkezleri değil, eczacıbaşı ilaç fabrikası vardı.
devamını gör...
leyla ile mecnun replikleri
herşeyi salla çayı demle hacı.
devamını gör...
naif
ben bu iki sözcüğü; "naif ve nahif", birbirlerinden çok uzak bulmuyorum. ingilizcede, hayatın içinde ya da okuduğum yazılarda ve izlediğim filmlerde 'naive'in (naif), feleğin çemberinden geçmemiş, saf, duru, hassas, kırılgan......anlamlarında kullanıldığına çok şahit oldum ve bizim arapçasını kullandığımız 'nahif'den pek de farklı değil bu yazdıklarım. bu nedenle karıştıranları ve birbirinin yerine kullananları anlayışla karşılıyorum.
not: yazdıklarım karıştırılan her iki sözcük için de geçerli olduğundan, açıklamalar her iki sözcük başlığının altına da yazılmıştır.
not: yazdıklarım karıştırılan her iki sözcük için de geçerli olduğundan, açıklamalar her iki sözcük başlığının altına da yazılmıştır.
devamını gör...
yazarların duyduğu reddedilme cümleleri
10 erkekten 9’u seninle olmak için can atar ama ben 10. erkeğim.
daha iyisini duymadım.
daha iyisini duymadım.
devamını gör...
duyar kasmak
çoğunlukla kötü insanların silahı olan durum. mesela okuldakilere diyorum kopya çekmemeliyiz hakkımız olmayan bir puanı almamamız lazım aldığım cevap 'duyar kasma' oluyor. bazı insanlar o kadar insanlıktan çıkmış ki bu tarz savunmalara girmek çok kolay onlar için.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
friedrich nietzsche - namus ve ahlak şövalyeliği yapanların en namussuzlar olması
devamını gör...
almanca hocalarının sinirli olması
aslında sinirli değiller almanca insanı sinirli gösteren bir dildir.
(bkz: alternatif tıp gibi tanım girmek)
(bkz: alternatif tıp gibi tanım girmek)
devamını gör...
