en yakındaki kitabın 84. sayfasının ilk cümlesi
iki çocuk doğuyordu: phobos'la demos, bozgun ve korku yaratan tanrılardır bunlar.
(ve su sekilde devam ediyor)
belalı, korkunç savaşlarda bu tanrılar
iter kakarlardı ordu birliklerini
yakıp yıkıcı ares'in yardımıyla.
(ve su sekilde devam ediyor)
belalı, korkunç savaşlarda bu tanrılar
iter kakarlardı ordu birliklerini
yakıp yıkıcı ares'in yardımıyla.
devamını gör...
uyanamamak
gözleri açık uyanık olunduğunu zanneden birçok kişinin de dahil olduğu gruptur. çok şey oluyor hâlâ uyanamıyorsun tuhaf.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
kendimi dinlemeye çalışırken içimde boğuluyorum.derdim kendimle benim kimseyle değil. nedir beni mutlu eden nereye doğru gitmeliyim bilemiyorum. çözüm bendeyse eğer içimdeki anahtarı bulmam gerekir. aramaya zorluyorum kendimi gece gündüz arayan bulurmuş çünkü. ama ne şevk ne heyecan var buna aramakta denilemez belki. sanki her şey sait faik'in dediği gibi tek bir anda gizli :"tek ihtiyacım olan şey; bir deniz kıyısında sabaha kadar oturup, olan biteni gözden geçirdikten sonra kafasında her şeyi aşmış bir insan olarak kalkıp gitmek. " o aydınlanmayı yaşamak istiyorum artık.
devamını gör...
binaenaleyh
bundan ötürü, bunun için, bundan dolayı, bunun üzerine, dolayısıyla.*
devamını gör...
nickaltı savaşları
çayımı içerek takip ettiğim savaşlardır. lütfen biraz daha savaşır mısınız. canım çok sıkılıyo.. bayağı..
küfür etmeyin ama, küfür yasak bak.
küfür etmeyin ama, küfür yasak bak.
devamını gör...
17 mart 2021 hdp'nin kapatılması için aym'de dava açılması
akp, chp, mhp ve hdp hepsi aynı. hepsini kapatsak sorun ortadan kalkar.
devamını gör...
israil'in arava çölü'ndeki tarım faaliyetleri
yüzyıllarca süren sürgünün insanları, toprağın değerini çok iyi kavramıştır.
israil'in kuruşu araplardan sadece toprak satın alınarak olmadı.
1909 yılında başlayan kibbutz örgütlenmeleri ile israil sağlam temellere oturtulmuştur.
ayrıca israil'in toprağa verdiği önem için ülkemizden bir örnek verelim...*
2010 yılında türkiye-suriye sınırının, mayınlardan temizlenmesi projesi başlatıldı.
arap baharının arefesi ve suriye iç savaşından biraz daha önce....
tabi o günler açılımlar, referandumlar, sivil toplum hikayeleri ile dolu dolu geçmekteydi.....
ülkemizin güzide şehirlerinin birinde, tam sınırda bir şehirde bulunmaktaydım. şehrin her yerinde bulunan billboardlarda mavi arka planlı reklamlar ve üzerinde türkiye- suriye sınırında bulunan mayınlar israil tarafından temizlenecek ve
sınır toprakları işlenmesi amacıyla 49 yıllığına israil'ı kiralanmıştır....
o gün için şehirde şu konuşulmaktaydı;
70 küsur yıldır işlenmemiş olan bu topraklar, ki bu topraklar verimli hilal topraklarıdır, ürün yetiştirmek için muazzam bir alandı.
şimdi bu toprakları mayından temizlenmesi için israil'e peşkeş çeken yöneticilerin, mescid-i aksa ağlamalarına, politikalarına aldanmayın arkadaşlar!
sonuç olarak israil, toprağa gereken değeri veren ve ektiğini biçen bir ülkedir. hatta bunu sınırlarının ötesinde yapabilmektedir.
bunlara orta açanlara bakmak gerekmez mi?
bonus: bugün türkiye-suriye sınırına duvar örme projesi var, inşaat balonu patlamış olabilir fakat birileri çimento aracılığı ile yine ve yeniden para kazanmalı....
israil'in kuruşu araplardan sadece toprak satın alınarak olmadı.
1909 yılında başlayan kibbutz örgütlenmeleri ile israil sağlam temellere oturtulmuştur.
ayrıca israil'in toprağa verdiği önem için ülkemizden bir örnek verelim...*
2010 yılında türkiye-suriye sınırının, mayınlardan temizlenmesi projesi başlatıldı.
arap baharının arefesi ve suriye iç savaşından biraz daha önce....
tabi o günler açılımlar, referandumlar, sivil toplum hikayeleri ile dolu dolu geçmekteydi.....
ülkemizin güzide şehirlerinin birinde, tam sınırda bir şehirde bulunmaktaydım. şehrin her yerinde bulunan billboardlarda mavi arka planlı reklamlar ve üzerinde türkiye- suriye sınırında bulunan mayınlar israil tarafından temizlenecek ve
sınır toprakları işlenmesi amacıyla 49 yıllığına israil'ı kiralanmıştır....
o gün için şehirde şu konuşulmaktaydı;
70 küsur yıldır işlenmemiş olan bu topraklar, ki bu topraklar verimli hilal topraklarıdır, ürün yetiştirmek için muazzam bir alandı.
şimdi bu toprakları mayından temizlenmesi için israil'e peşkeş çeken yöneticilerin, mescid-i aksa ağlamalarına, politikalarına aldanmayın arkadaşlar!
sonuç olarak israil, toprağa gereken değeri veren ve ektiğini biçen bir ülkedir. hatta bunu sınırlarının ötesinde yapabilmektedir.
bunlara orta açanlara bakmak gerekmez mi?
bonus: bugün türkiye-suriye sınırına duvar örme projesi var, inşaat balonu patlamış olabilir fakat birileri çimento aracılığı ile yine ve yeniden para kazanmalı....
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının birbirlerini övmesi
yadsınamaz bir gerçektir.
yıllardır profesyonel bir sözlük okuyucusu olduktan sonra* kafa, benim ilk sözlük yazarı deneyimini tattığım bir mecra oldu. başlarda bu nickaltı övgü muhabbeti hemen dikkatimi çekti. "aa, ne kadar kibar insanlar, güzel ifadelerle beğendikleri yazarları motive ediyorlar." demiştim. ilk kez sözlük yazarı olan kişilerin de bu klişeye dahil olmasıyla birlikte bu "övgü yarışı" bambaşka bir noktaya ulaştı.
bir süre sonra, kendimce yaptığım gözlemlerden çıkardığım sonuca göre, aslında gerçekten kıymetli yazarlar için başladığını düşünüdüğüm bu övgü işinde, ipin ucunun çoktan kaçırılmış olduğunu fark ettim. öyle ki, bazı yazarların bir diğerini överken kullandıkları cümleleri görünce, cıvık olarak nitelendirebileceğim bu yazarları, sanki smokin giymiş, önünü iliklemiş de öyle yazıyor gibi tahayyül etmeye başladım.
hatta yazarların pek çoğu, birbirlerini överken basmakalıp sözler kullanmaktan bile kaçınmamaya başladı. birbirini tekrar eden övgüler peş peşe yığılmaya başlayınca, bu işin samimiyetini sorgulamak durumunda kaldım. çünkü bazı yazarlar, bir başkasını överek kendini ön plana çıkarmaya çabalıyor gibiydi. her sosyal mecrada olduğu gibi burada da "tık"* alma hevesinin, nitelik ve kaliteyi talan ettiğine tanıklık ettikten sonra bu hususu fazla önemsememeye başlayıp, akışına bıraktım.
hatta başlarda irrite olduğum bu övgü yarışında benim kafamı rahatlatan olay, seri artı oy veren melekler oldu. parmağıyla ekranda bulunan bazı piksellere seri bir şekilde dokunmayı becerebilen kişilerin övgülere mazhar olduğunu gördükten sonra, bu işin samimi bir beğeniyi ifade etmekten çok, sözlük içi lobicilik olduğunu fark ettim. yeni yazarlar, bir süre takıldıktan sonra bu beğeni-övgü-takip lobiciliğini tecrübe edebilirler. belki de bu zaten sosyal medyanın doğasında olan bir şeydir, kullanmadığım için ben yeni fark etmiş olabilirim.
kimseye nereye, ne yazacaklarını tembihleyecek değilim. istediklerini yazıp çizebilirler. istedikleri yazarların tanımlarını okumadan beğenebilirler. karşılığında o yazarların içi boş övgülerinden tatmin olabilyorlarsa, ne mutlu onlara. ancak dışarıdan bakılınca bence* komik duruma düştüklerinin farkında değiller.
epeydir bu konuda söyleyeceklerimi biriktirip bir anda patlattıktan sonra, son sözüm de bu konudan rahatsızlık duyan yazarlara gelsin. burası kamuya açık bir platform, çeşit çeşit yazar var ve hepsi kuralları ihlal etmeden istediklerini yapmakta özgürler.* o yüzden şu övmüş şu beğenmiş gibi detaylara çok takılmayın. beğendiğiniz yazarlar için tabii ki övgü dolu tanımlar girin ama bunu yaparken... neyse siz daha iyisini bilirsiniz.
yıllardır profesyonel bir sözlük okuyucusu olduktan sonra* kafa, benim ilk sözlük yazarı deneyimini tattığım bir mecra oldu. başlarda bu nickaltı övgü muhabbeti hemen dikkatimi çekti. "aa, ne kadar kibar insanlar, güzel ifadelerle beğendikleri yazarları motive ediyorlar." demiştim. ilk kez sözlük yazarı olan kişilerin de bu klişeye dahil olmasıyla birlikte bu "övgü yarışı" bambaşka bir noktaya ulaştı.
bir süre sonra, kendimce yaptığım gözlemlerden çıkardığım sonuca göre, aslında gerçekten kıymetli yazarlar için başladığını düşünüdüğüm bu övgü işinde, ipin ucunun çoktan kaçırılmış olduğunu fark ettim. öyle ki, bazı yazarların bir diğerini överken kullandıkları cümleleri görünce, cıvık olarak nitelendirebileceğim bu yazarları, sanki smokin giymiş, önünü iliklemiş de öyle yazıyor gibi tahayyül etmeye başladım.
hatta yazarların pek çoğu, birbirlerini överken basmakalıp sözler kullanmaktan bile kaçınmamaya başladı. birbirini tekrar eden övgüler peş peşe yığılmaya başlayınca, bu işin samimiyetini sorgulamak durumunda kaldım. çünkü bazı yazarlar, bir başkasını överek kendini ön plana çıkarmaya çabalıyor gibiydi. her sosyal mecrada olduğu gibi burada da "tık"* alma hevesinin, nitelik ve kaliteyi talan ettiğine tanıklık ettikten sonra bu hususu fazla önemsememeye başlayıp, akışına bıraktım.
hatta başlarda irrite olduğum bu övgü yarışında benim kafamı rahatlatan olay, seri artı oy veren melekler oldu. parmağıyla ekranda bulunan bazı piksellere seri bir şekilde dokunmayı becerebilen kişilerin övgülere mazhar olduğunu gördükten sonra, bu işin samimi bir beğeniyi ifade etmekten çok, sözlük içi lobicilik olduğunu fark ettim. yeni yazarlar, bir süre takıldıktan sonra bu beğeni-övgü-takip lobiciliğini tecrübe edebilirler. belki de bu zaten sosyal medyanın doğasında olan bir şeydir, kullanmadığım için ben yeni fark etmiş olabilirim.
kimseye nereye, ne yazacaklarını tembihleyecek değilim. istediklerini yazıp çizebilirler. istedikleri yazarların tanımlarını okumadan beğenebilirler. karşılığında o yazarların içi boş övgülerinden tatmin olabilyorlarsa, ne mutlu onlara. ancak dışarıdan bakılınca bence* komik duruma düştüklerinin farkında değiller.
epeydir bu konuda söyleyeceklerimi biriktirip bir anda patlattıktan sonra, son sözüm de bu konudan rahatsızlık duyan yazarlara gelsin. burası kamuya açık bir platform, çeşit çeşit yazar var ve hepsi kuralları ihlal etmeden istediklerini yapmakta özgürler.* o yüzden şu övmüş şu beğenmiş gibi detaylara çok takılmayın. beğendiğiniz yazarlar için tabii ki övgü dolu tanımlar girin ama bunu yaparken... neyse siz daha iyisini bilirsiniz.
devamını gör...
en garibinize giden turşu çeşidi
kavun ve karpuz. abi neden güzelim meyvelere eziyet ettiniz?!
edit: #1510818 öncedende aynı muhabbeti zırvalamışım demektir ki damak zevkim değişmemiş hala. *
edit: #1510818 öncedende aynı muhabbeti zırvalamışım demektir ki damak zevkim değişmemiş hala. *
devamını gör...
tanımların arasındaki çizgilerin yok olması
ben de bir farklılık var diyordum, demek ki buymuş. sözlük vatandaşı olarak her yeniliği alkışlayan bendeniz, bu çizgilerin kaldırılmasına pek alışamayacak gibi. çizgi yokken sanki parmaklığı olmayan basamakları tırmanıyormış veya parmaklığı olmayan balkondan aşağı bakıyormuş gibi hissediyorum.
devamını gör...
the green mile
stephen king'in green mile adlı romanından uyarlanan, 1999 yapımı oldukça uzun dram filmi.
evet çok uzun ama 6 saat de olsaydı izlerdim diye düşünüyorum.
stephen king'in romanı yazarken esinlendiği gerçek hikaye şudur:
"
george stinney jr. abd'de 20. yüzyılda ölüme mahkum edilen en genç insandı. elektrikli sandalye ile infaz edildiğinde sadece 14 yaşındaydı.
stinney, 11 yaşındaki betty ve 7 yaşındaki mary olmak üzere iki beyaz kızı öldürmekle suçlandı ve mahkemeye çıkarıldı.
kendisini savunacak bir avukatı yoktu... mahkemedeki jürinin tümü beyazdı. duruşma sadece 2 saat sürdü ve 10 dakika içinde karar verildi: ölüm...
infazdan önce george stinney, ailesini görmeden 81 gün geçirdi. şehrinden 80 km uzaktaki bir cezaevinde, tek kişilik hücrede tutuluyordu.
infaz edildiği güne kadar elinden incil'i hiç bırakmadı ve masum olduğunu söyleyerek beraat etme umuduyla günlerini geçirdi...
derken bir sabah hücresinin demir kapısı son kez açıldı... küçük çocuğu alıp karanlık bir odaya götürdüler... demir bir sandalyeye oturtup kafasına elektrotlar bulunan bir kask geçirdiler...
ardından bir cellat şalteri indirdi... 5 bin 380 voltluk elektrik akımı kafasından girip ayak parmaklarından çıktı... george stinney jr.'nin kısa hayatı elektrikli sandalyede son bulmuştu...
bu acıklı olayın ardından tam 70 yıl geçti... güney carolina'da bir yargıç, george stinney'in masum olduğunu çok geç de olsa kanıtladı... aslında kanıt çok basitti. iki kız, kafalarına 19 kiloluk bir cisimle defalarca vurularak öldürülmüşlerdi...
oysa cılız ve çelimsiz bir çocuk olan stinney'in o cismi kaldırıp hızla vurabilecek kadar gücü, canı yoktu... bu mümkün değildi... siyah olduğu için en baştan suçlu görülmüştü... kim bilir belki de gerçek suçluyu saklamak isteyen birileri onu ortaya sürmüştü..."
evet çok uzun ama 6 saat de olsaydı izlerdim diye düşünüyorum.
stephen king'in romanı yazarken esinlendiği gerçek hikaye şudur:
"
george stinney jr. abd'de 20. yüzyılda ölüme mahkum edilen en genç insandı. elektrikli sandalye ile infaz edildiğinde sadece 14 yaşındaydı.
stinney, 11 yaşındaki betty ve 7 yaşındaki mary olmak üzere iki beyaz kızı öldürmekle suçlandı ve mahkemeye çıkarıldı.
kendisini savunacak bir avukatı yoktu... mahkemedeki jürinin tümü beyazdı. duruşma sadece 2 saat sürdü ve 10 dakika içinde karar verildi: ölüm...
infazdan önce george stinney, ailesini görmeden 81 gün geçirdi. şehrinden 80 km uzaktaki bir cezaevinde, tek kişilik hücrede tutuluyordu.
infaz edildiği güne kadar elinden incil'i hiç bırakmadı ve masum olduğunu söyleyerek beraat etme umuduyla günlerini geçirdi...
derken bir sabah hücresinin demir kapısı son kez açıldı... küçük çocuğu alıp karanlık bir odaya götürdüler... demir bir sandalyeye oturtup kafasına elektrotlar bulunan bir kask geçirdiler...
ardından bir cellat şalteri indirdi... 5 bin 380 voltluk elektrik akımı kafasından girip ayak parmaklarından çıktı... george stinney jr.'nin kısa hayatı elektrikli sandalyede son bulmuştu...
bu acıklı olayın ardından tam 70 yıl geçti... güney carolina'da bir yargıç, george stinney'in masum olduğunu çok geç de olsa kanıtladı... aslında kanıt çok basitti. iki kız, kafalarına 19 kiloluk bir cisimle defalarca vurularak öldürülmüşlerdi...
oysa cılız ve çelimsiz bir çocuk olan stinney'in o cismi kaldırıp hızla vurabilecek kadar gücü, canı yoktu... bu mümkün değildi... siyah olduğu için en baştan suçlu görülmüştü... kim bilir belki de gerçek suçluyu saklamak isteyen birileri onu ortaya sürmüştü..."
devamını gör...
birhan keskin
“her gün acını tattım. her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm.“
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
dinlemiyorum sanılmasın, istek şarkılarım ve yetişemediğim güzel doksanlar yılları için nöbetteyim dostlarım, iyi dinlemeler olsun hepimize!
sevgili yazar bu güzel radyoda sesin hiç kısılmasın, nice yayınlara, nice şarkılara!!
sevgili yazar bu güzel radyoda sesin hiç kısılmasın, nice yayınlara, nice şarkılara!!
devamını gör...
speedy gonzales
sevimli kahramanlar’ın örnek aldığım ve imrendiğim tek hayali kahraman faresidir. çok hızlı koşuyor bir kere ve kötü kalpli kedi onu yakalayamıyor. sarı şapka takar, beyaz pantolon giyer ve kırmızı fuları var. fular takmasından mütevellit sözlük dünyasının beyefendileri ile yakından bir ilişiği olduğunu düşünüyorum.(swh)
devamını gör...
yazarların zengin olduklarında yapacakları şeyler
haftanın 4 günü çalışıp 3 gün gezmek isterdim.
şehir dışı, ülke dışı olanından.
en önce kudüs'e gitmek isterdim.
ardından,
konser için viyana'ya, film için cannes'a gitmek isterdim.
holywood, bolywood falan.
her şehrin festivalini gitmek isterdim.
oralarda onların yemeklerini denemek isterdim.
düzenli aralıklarla afrika'ya gitmek isterdim.
soğuk yerlere yazın gitmek isterdim.
japonya'ya sakura zamanı gitmek isterdim.
her gezide yanımda olacak farklı zengin arkadaşlarım olsun isterdim.
tek başıma zengin olması sıkıcı olur.
şehir dışı, ülke dışı olanından.
en önce kudüs'e gitmek isterdim.
ardından,
konser için viyana'ya, film için cannes'a gitmek isterdim.
holywood, bolywood falan.
her şehrin festivalini gitmek isterdim.
oralarda onların yemeklerini denemek isterdim.
düzenli aralıklarla afrika'ya gitmek isterdim.
soğuk yerlere yazın gitmek isterdim.
japonya'ya sakura zamanı gitmek isterdim.
her gezide yanımda olacak farklı zengin arkadaşlarım olsun isterdim.
tek başıma zengin olması sıkıcı olur.
devamını gör...
prothesis
eski yunan'da bir gelenek... sahi, nasıl bir gelenek bu? ölü sergileme geleneği, evet yanlış duymadınız, ölü sergileme geleneği...
çok uzaklarda da ölmüş olsa, ölen aile bireyi evine getirilir ve bir köşede sergilenir, o sırada ölen kişi için yaslar tutulur, ağıtlar yakılırmış, tabi bunlar ölünün çevresinde, ölüye bakarak yapılırmış...

bir seramik üstünde tasvir edilen prothesis sahnesi.
çok uzaklarda da ölmüş olsa, ölen aile bireyi evine getirilir ve bir köşede sergilenir, o sırada ölen kişi için yaslar tutulur, ağıtlar yakılırmış, tabi bunlar ölünün çevresinde, ölüye bakarak yapılırmış...

bir seramik üstünde tasvir edilen prothesis sahnesi.
devamını gör...



