hep yapmak istediğim sanattır, çok güzel resimler , grafiti yazılar yazanlar çıkıyor ve kıskanıyorum, keşke benimde öyle bir yeteneğim olsaydı.
bizim ülkedeki sokak sanatı, boş bulduğumuz duvara ahmet ,fatmayi seviyor veya nereli olduğunu yazmak veya küfürlü yazılar yazmak , resim yapan çok az onlarda anca çiçek böcek resmi yaparlar, yaratıcılık tan uzak yapılanlar.
avrupa'da , amerika'da, brezilya da özelikle bu işi yapıp uluslar arası şöhret kazanmış sanatçılar var, darısı bizim gençlerin başına.
devamını gör...

bu söz nedense bana çok tanıdık geldi. felsefe dünyasının üzerinde çok görüş belirttiği bir konudur; unutmak. bizim kaytan bıyıklı ailemizin filozofu nietzsche şöyle buyurur “unutmadan yaşamak asla mümkün değildir.”

nietzsche aslında bu sözüyle “unutmak insanca bir şey ve insan unutma eylemi olmadan yaşamını sürdüremez ve geleceğini tasarlayamaz.” diyerek, geçmişe çok takılmayın çünkü hayat devam ediyor buyurur.

insan hafızası olan bir canlı türüdür ve beynimiz bize acı veren olayları, geçmişi kolay kolay silmez. unutmak yerine hatalar ile yüzleşmek ve onu artık önemsiz hale getirmek daha doğru olur.
devamını gör...

ekşide rastlamamanızın imkansız olduğu insan bozmalarının ana kişilik özelliği.
devamını gör...

baştan belirteyim, hala okumayan, izlemeyen mevcutsa, spoiler içerebilir.

orijinal adıyla harry potter and the philosopher's stone, büyülü dünyanın ilk hikayesidir; çocuk kitabı olarak değerlendirmek de mümkün. zaten j.k rowling seriye başladığında ''çocukların kendilerini güçlü hissedeceği bir dünya yaratmak istedim.'' diye açıklıyor.

genel hatları ile baktığımızda geçmişinden bir haber 11 yılı geride bırakan öksüz bir çocuk; teyzesi, eniştesi ve kuzeni tarafından sistematik baskıya maruz bırakılmış bir gündelik hayat -merdiven altında yaşamasından direkt anlaşılıyor-, sürekli hor görülen, fazlalıkmış hissi yaratılan, hizmetçi gibi kullanılan bir çocukluk evresinin ardından, 11 yaşına bastığı gece yine henüz çocuk sayılırken hayatını komple değiştiren bir davet; büyü ile tanışma.

ama ne tanışma...

o vakte kadar ailesini trafik kazasında kaybettiğini sanan silik mizaçlı harry potter, büyücülük dünyasına adım atması ile birlikte aslında ''ünlü'' olduğunu, bu ününü de ailesini kaybederek, bir affedilmez lanet olan avada kedavra'dan sağ çıkması ile kazandığını öğrenir. tanınmak için kötü bir şöhret aslında.

zaman geçtikçe dahil olduğu sihirli evrene alışan harry, ilk günden yakın arkadaşlar edinmeye başlar ve fakat her amerikan fantezisinde olduğu gibi, zorba tipler ile de uğraşmak zorunda kalır. (bkz: malfoy)

yine, o çocuk haliyle, geçmişi ile ilk yüzleşmeyi yaşayacaktır. (bkz: voldemort)

gün sonunda ise hogwarts'ı gerçek evi olarak tanımlayacaktır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

friedrich engels'in araştırma türündeki kitabı.

çarpıcı, çarpık, enteresan ilişkiler ağının içinde ailenin ilk aşamasından başlayarak, mülkiyet kavramı oluşumu, devletin kuruluşu ve bunca ilerlemenin bize kaybettirdiklerini ya da kazandırdıklarını anlatan muhteşem eserdir kendileri.

anaerkilden ataerkilliğe geçiş süreci ve evliliğin doğal sürecinden çıkıp iktisadi bir hal aldığını bize delilleriyle sunuyor engels. böylelikle kadınların toplumdan adım adım nasıl silindiğini ve üretim sürecinden el ayak çektirildiğini kolaylıkla anlarsınız. engels bize bugünkü servet eşitsizliğinin sebebinin ilk olarak ailede başladığını anlatır. ona göre, kadın proleter erkek ise burjuva olarak belirir toplum içinde ve sonunda mülkiyet ortaya çıktığında kölelik olarak devam eder. sonunda ise bir kısım servetine servet katarken diğer kesim resmen köle olarak resmileşir. devletin de kurulmasıyla bu taçlanır ve kurumsal soygun başlamış olur.

insanoğlunun açgözlülüğü ve servet düşkünlüğünün taş devrinde bile aynı olduğunu görüyoruz. yoksa nasıl olur da bunca özgürlüğü elinin tersiyle itiversin.

tarih meraklılarının mutlaka okuması gereken kitaplardan biridir.
devamını gör...

sözüm ona hayvan dostlarınca çok sık yapılan eylemdir.
kedi sahiplenmek istiyorum ama scotish olsun. köpek sahiplenmek istiyorum ama golden olsun gibi salakça tavırlardır hatta donanım haber ölücülüğü bile bundan kat be kat onurludur çünkü amaçlarını bilirsin ama bu "hayvan dostları" tam bir şerefsizdir gidip sokaktan bir kedi ve köpeği sahiplensene dediğinde "onlar para etmiyor" diyemezler.
devamını gör...

/nasıl tanıyorlardı acaba merhumu? ne kadar tanıyorlardı ya da? vazgeçtim, şunu sormalı, kendi elleriyle öldürdükleri birinin cenaze namazında olmayan haklarını helal etmek nasıl bir çelişki? içtenlikle dinlemedikleri kişinin arkasından samimi dualar okuyabilmek nasıl bir meziyet? yaşarken amaçlarının, hayallerinin, isteklerinin hiçbirini umursamayıp bu intiharın sebebini tartışacak yüzü bunlara veren kim? /
bir kenarda bütün prosedürlerin tamamlanmasını bekledim. okunan duaları, fısıldaşan insanları, akan gözyaşlarını, atılan kürek kürek toprağı... bir filmin tepkisiz seyircisini oynadım bu sefer. rolüm kolay gibi görünse de en ağır roldü aslında. merhumun hatırına katlandım buna. herkes görevini tamamlamış olmanın verdiği durgunluk ve rahatlıkla bir bir ayrıldı mezarın başından. her şeyin karanlığına inat, masumluğunu kanıtlamak istercesine duran beyaz mermerlere doğru ilerledim yavaş yavaş. sonunu bildiğim bir filmi bitirmek gibiydi tüm olanlar. intihar edeceğini biliyordum, bunu kabulleneli zaten uzun zaman olmuştu. ölümü her bir zerresiyle arzulayan bir insanı bundan nasıl geri çevirebilirdim ki? geri çevirmeye çalışmadım da. bunları düşünürken bile akli dengesinin benimkinden daha iyi olduğu açıkça belliydi. bunu delice bir cesaret ya da bir depresyonun ucundayken de yapmıyordu. büyük bir gülümsemeyle kendi elleriyle teslim oldu karanlığa. narin ve nazik bedeni buz gibiyken, tüm sıcaklık yanaklarına toplanmıştı adeta. çok güzeldi. ölü bedeninde yaşamı gizliyordu sanki. hayatı çözdüğüne inanıyordu. ölümü ve yaşamı, kazanmayı ve kaybetmeyi, iyiyi ve kötüyü... bunun coşkusunu o kadar güzel yaşıyordu ki... ona inanmamak ihtimal dahilinde bile değildi. kim olursa olsun ona ölme diyemezdi. bir insan bu kadar büyük bir karanlığı bu denli güzel taşıyamazdı vücudunda. tüm saygımla bir kez daha eğildim mezarının başında. bu saatten sonra ne yapabilirdim ki? mordoğanın sahile çıkan sokaklarında yürümekten başka...
devamını gör...

bilgi ve kültürünü buraya aktarmasını istediğimiz yazardır. hayat tecrübeleri dinlemeye değerdir her zaman. en yaşı değil tüm yaşlı olan yazarlara çağrıdır bu. ama sözlükte gerçekten en büyük yazar kim merak ediyorum bende.
devamını gör...

''bilgimizin sonu vardır, ama cahilliğimizin yoktur.''

popper'e göre yanlışlanamayan kuram yoktur, en iyi bilimsel kuramlar sadece daha geç çürütülebilenlerdir der ve ekler; bilimsel kuramlara salt tümevarımla ulaşılamaz, bazı olasılıklar dışarıda bırakılmak zorundadır ki; zamanı geldiğinde yanlışlanabilsinler. işte bilimsellik de tam olarak zorunlu olan tüm bu yanlışlamalardan sonra nispeten en elverişli sistemi ortaya koymaktır.

popper yanlışlanabilirlik kuramı gereği tarih ve psikolojiyi bilim olarak kabul etmez.
devamını gör...

ben aslında yoğum. gerçekten. dışardan, içerden dinleyen, sesimi tanımayanlar ve dahi tanıyanlar için yokum. afk gibim bir şey ama değil gibi de. çözeceksiniz yarın ya da yarın kalacak sudokular. dinleyin ya.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sonuç

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kibar oluşu
zekası
ince ruhlu oluşu
sadakati
iyi kalpli ve şefkatli oluşu
merhameti
sevdiğini ve değer verdiğini gösterenlerden olması
devamını gör...

yaşasın günler uzamaya geceler kısalmaya başladı. nardugan bayramı kutlu olsun!..

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"iki insan birbirini en çok ayrılmak üzereyken tanır."
devamını gör...

günümüzde oldukça adını sık duyduğumuz terrarium , latince kökenli terra(toprak) ve aquarium (akvaryum) kelimelerinin birleşimiyle oluşan, fanus içinde bitki yetiştiriciliğidir. dilimizde " teraryum" olarak adlandırılır.

teraryum , bazı bitki türleri ve bazı hayvanlar için oluşturulmuş minyatür ekosistemdir. 1830’lu yıllarda ingiliz botanist nathaniel bagshaw ward tarafından ilk teraryum örnekleri yapılmıştır. londra’nın havasının nemli, tozlu ve kötü olmasından, bitkilerin hayatta kalma şansı olmuyormuş. tesadüfi bir şekilde kavanozların içindeki toprakta yeşeren bitkileri izleme olanağı bulan nathaniel bagshaw ward, onları korumak için bu kavanoz sisteminden mülhem olmuş ve kendi yöntemini geliştirmiştir.

dekoratif amaçlı, minik bahçe görünümüyle eve veya ofisin bir köşesine koyulacak teraryum ile görsel şölen yapılabilirsiniz. hobi amaçlı başlanılıp ileri de ticari olarakta yapılabilen eğlenceli bir iştir. yapımı da oldukça basittir. büyüklüğü tercihe göre değişen cam fanusun zeminine toprak, taş, renkli çakıl taşları da yerleştirip, üzerine çeşitli bitkiler (kaktüs, sukulent) dikilir ve küçük zarif objelerle de zenginleştirilir.
teraryum da her bitki yetişmeyeceği için birbirine uygun bitkiler ve uygun toprak kullanılmalıdır.
bitkiler çok fazla suya ihtiyaç duymadığından sulama kontrollü ve fısfıs ile yapılmalıdır. direk güneş ışığı almayan aydınlık ortamda olmalıdır.
teraryum da dikkat edilmesi gereken önemli bir konu da, fanusun camının buhar olmaması , yosun tutmaması ve bitkilerin yaprakları yanıp çürememesi için fazla sıcak ortamda bulundurulmamalıdır...


armut görünümlü terraryum
devamını gör...

evlilik. bu kararı vermiş insanların geçeceği aşamaları gereksizce zorlaştırdığı gibi ya da evlenmek istemeyen insanların zorla evlenmesine sebep olan bir kutsallık mevcut.
devamını gör...

aynalardan korkmadır.
devamını gör...

melonkolik tipler. (bkz: ben) ilgi beklerler.
devamını gör...

kuzey kore’de ,üstelik komünist bir ülke olmasına rağmen, bulunan bir nevi kast sistemidir.

bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diyoruz tabi. hindistan mı zannettin kendini, kendine gel de diyemiyoruz, lideri malumuz. okumaya başladığım yeni kitap, kuzey kore ile ilgili olunca, bir süre kuzey kore ile ilgili kafanızı şişireceğim. vietnam ile ilgili öğrendik bir şeyler, sıra kuzey kore’de. are u ready? *.

bu sistem, ülkedeki vatandaşları 3 ana bölüm ve bu 3 ana bölümü de 51 adet bölüme ayıran bir sistem. bu 3 bölüm: sadıklar, tereddütlüler ve düşmanlar olarak 3’e ayrılıyor. bir ülke kendi vatandaşını ‘düşman’ olarak niteleyebilir mi? kuzey kore söz konusuysa niteleyebilir.

peki bu 3 bölüm neye göre belirleniyor. kilit tarih 1948 yılı. büyük babanız/annenizin bu tarihten önce, bu tarihte ve bu tarihten sonra davranış şekli bu sistemi oluşturuyor. mesela büyükbabanız korr savaşı’nda ön saflarda yer alıp, savaşta iyi bir hizmet verdiyse, tebrikler siz sadıklar bölümündesiniz. bu sayede, en iyi yemeği yeme, en iyi eğitimi alma, en yüksek görevlere gelme hakkına dedeniz yoluyla sahip oluyorsunuz. bu nüfusun %10-15’lik kısmı oluşturuyor. güzel gibi görünse de , en ufak hatanızda tepe taklak olup, en alt seviyeye düşebilirsiniz. yani kastlar arası yükselme daha doğrusu geçiş yok ama düşmek serbest*.

gelelim tereddütlülere. bu konusa emin değilim. kriterlerini bilmiyorum ama şöyle diyebilirim. bu bizim bildiğimiz orta sınıf. küçük memurluklara, öğretmenlik gibi görevlere bu gruptan üyeler getiriliyor.

son grup olan düşmanlar ise kore savaşı’nda japonların safında yer alan veya güney kore’ye kaçan kişiler düşman sınıfına dahil oluyor. bu nesilden nesile geçiyor. bir nevi hristiyan inancına göre tüm çocuklar günahkar doğar ve vaftiz edilmeleri gerekir ya. tek fark, burada vaftiz falan işe yaramıyor. bu grup,halkın %40’ını oluşturuyor. en ağır işlere, kol kuvvetine dayanan işlere bunlar getiriliyor ve merkezden daha uzak yerlerde oturmalarına izin veriliyor.

3 ana bölümü öğrendik. 51 alt sistemin tamamını bilmiyorum. ama en üst sırada ‘kim ailesi’ en altta da düşünce suçluları ve politik suçlular bulunuyor.

ayrıca ülkede her vatandaşın kimlik bilgileri, bulunduğu grup, klan her neyse,kısacası tüm bilgileri dosyalanıyor ve sürekli ensenizde baskıyı hissediyorsunuz. biri kim’e komünist değil, diktatör olduğunu söylesin.

kaynak: yedi isimli kız (hyeonseo lee yazarı).
devamını gör...

''evinizde çocuklar televizyonun karşısına dizilmiş oturuyorlar. karşınızda reklamlara çıkan çocukların elinde çikolatalar, püskevitler birbirlerine ikram ediyorlar birbirleri ile yiyorlar şakalaşıyorlar o çocuk aklında geçiriyor benimde bir çikilotam olsa benimde bir püskevitim olsa diyor anne bana niye almıyorsunuz diyor, bizde niye yok diyor''
-devlet bahçeli
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim