yazarların emeklilik hayalleri
karavan...
değilse bile en azından bir minibüs. kendimce düzenleyip bir iki gün bile olsa uzaklaşacak kadar basit bir şey olsa yeter.
bir-iki kamp sandalyesi, piknik tüpü veya mangal hatta semaver bile olur, basit öğünlere yetecek kadar. sabah bir kahve, öğlen iki yumurta, akşama sucuk ekmek. sessiz dingin bir ağaç dibinde birkaç gün...
daha zamanı olsa da yaklaştım sayılır, son 13 yıl.
değilse bile en azından bir minibüs. kendimce düzenleyip bir iki gün bile olsa uzaklaşacak kadar basit bir şey olsa yeter.
bir-iki kamp sandalyesi, piknik tüpü veya mangal hatta semaver bile olur, basit öğünlere yetecek kadar. sabah bir kahve, öğlen iki yumurta, akşama sucuk ekmek. sessiz dingin bir ağaç dibinde birkaç gün...
daha zamanı olsa da yaklaştım sayılır, son 13 yıl.
devamını gör...
arif kocabıyık
zamanında akdeniz üniversitesinde özel güvenlik görevlisiyken, solcu gençleri nasıl copladığı ortaya çıkan ilave tv youtube kanalı sahibi kişi.
fikrine erişemediği gençleri güvenlik üniformasını sırtına geçirip coplarken birden hayat böyle geçmez deyip youtube kanalı açmak aklına gelmiş.
fikrine erişemediği gençleri güvenlik üniformasını sırtına geçirip coplarken birden hayat böyle geçmez deyip youtube kanalı açmak aklına gelmiş.
devamını gör...
yivli minare
anadolu selçuklu hükümdarı birinci alaaddin keykubat tarafından inşa edilen antalya'daki sembol caminin ismi.
devamını gör...
sivas katliamı'nı savunan yazar
uzun uzadıya yazmam, yazma konusunda yetersizim ayrıca. sadece bir insan ve zihniyet üzerinden yürümek istiyorum.
öncelikle milli görüş ve temel karamollaoğlu.
katliamın öncesini içine içine sindirmiş kavramış zihinlerin anlayamayacağı bir şeyler yazacağım.
60 darbesinin ardından ülkede takunyalı teknokratlar devri başlamıştır. her askeri* darbenin ardından hızlıca yükselen siyasal islamcıların kökü yani....
milli görüş için yüzeysel ama kişisel, #1051010.
temel karamollaoğlu, siyasi kariyeri milli selamet partisi ile başlıyor, ardından sivas belediye başkanı oluyor. sivas katliamı sırasında müdahaleden ziyade yobaz güruhun ortasında, otelde can verenler için fatiha okutuyor. *
kariyeri refah partisinden sivas milletvekili seçiliyor. refah partisi kapatılınca, fazilet partisine geçiyor.
saadet partisi kurulunca, saadete geçiyor.
bugün saadetin genel başkanı. yarın bir seçim olursa birileri ile utanmadan ittifak yapacaklar, şaka gibi...
bugün ülke yönetimde kim var? milli görüşçülerin sözde yenilikçi kanadı, yerseniz, ben yemiyorum mesela...
bugün katliamın öncesini konuşmaya gerek var mı ?
bugünün sivasına bakalım. siyasal islam ve yobazların ''biz yerlisiyiz'' dedikleri şehre dönüşmüş.
sivas haricinde büyük şehirlere yerleşen sivaslılara bir bakın, arkadaşlar. din-mezhep-etnisite olaylarına girmek istemiyorum, kalbinizi paramparça ederim.
velev ki abd ve pkk söylemleri atılmış(bunu da yemiyoruz, yediremezsiniz. ), bunun çözümü insanları diri diri ateşler içerisinde can vermesini izlemek mi? *
bu çözüm yolunu izlemiş zihniyetler tarafından yönetiliyoruz! bizler, her gün azar azar yanıyoruz.
acılarımızı unutmaya hiç niyetli değiliz fakat acılarımızın ateşini harlamaya utanmıyor musunuz?
öncelikle milli görüş ve temel karamollaoğlu.
katliamın öncesini içine içine sindirmiş kavramış zihinlerin anlayamayacağı bir şeyler yazacağım.
60 darbesinin ardından ülkede takunyalı teknokratlar devri başlamıştır. her askeri* darbenin ardından hızlıca yükselen siyasal islamcıların kökü yani....
milli görüş için yüzeysel ama kişisel, #1051010.
temel karamollaoğlu, siyasi kariyeri milli selamet partisi ile başlıyor, ardından sivas belediye başkanı oluyor. sivas katliamı sırasında müdahaleden ziyade yobaz güruhun ortasında, otelde can verenler için fatiha okutuyor. *
kariyeri refah partisinden sivas milletvekili seçiliyor. refah partisi kapatılınca, fazilet partisine geçiyor.
saadet partisi kurulunca, saadete geçiyor.
bugün saadetin genel başkanı. yarın bir seçim olursa birileri ile utanmadan ittifak yapacaklar, şaka gibi...
bugün ülke yönetimde kim var? milli görüşçülerin sözde yenilikçi kanadı, yerseniz, ben yemiyorum mesela...
bugün katliamın öncesini konuşmaya gerek var mı ?
bugünün sivasına bakalım. siyasal islam ve yobazların ''biz yerlisiyiz'' dedikleri şehre dönüşmüş.
sivas haricinde büyük şehirlere yerleşen sivaslılara bir bakın, arkadaşlar. din-mezhep-etnisite olaylarına girmek istemiyorum, kalbinizi paramparça ederim.
velev ki abd ve pkk söylemleri atılmış(bunu da yemiyoruz, yediremezsiniz. ), bunun çözümü insanları diri diri ateşler içerisinde can vermesini izlemek mi? *
bu çözüm yolunu izlemiş zihniyetler tarafından yönetiliyoruz! bizler, her gün azar azar yanıyoruz.
acılarımızı unutmaya hiç niyetli değiliz fakat acılarımızın ateşini harlamaya utanmıyor musunuz?
devamını gör...
siz aşktan ne anlarsınız bayım
didem madak ahlar ağacı kitabında yayınlanan şiirdir. senelerdir severek sık sık okurum.
--- alıntı ---
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
kağıttan gemiler yaptım kalbimden
ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayım
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmayı
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım
süt içtim acım hafiflesin diye
çikolata yedim bir köşeye çekilip
zehrimi alsın diye
sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
ilahiler öğrendim.
siz zehir nedir bilmezsiniz
zehir aşkı bilir oysa bayım!
ben işte miraç gecelerinde
bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
bir şiir aradım.
geçen üç yıl boyunca
yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım.
bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
bir ters bir yüz kazaklar ördüm
haroşa bir hayat bırakmak için.
bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
kimi gün öylesine yalnızdım
derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
annem
ki beyaz bir kadındır
ölüsünü şiirle yıkadım.
bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
acının ortasında acısız olmayı,
kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
aşk diyorsunuz ya,
işte orda durun bayım
ıslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
kendimin ucunda
öyle ıslak,
öyle kötü kokan,
yırtık ve perişan.
siz aşkı ne bilirsiniz bayım
aşkı aşk bilir yalnız!
--- alıntı ---
--- alıntı ---
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
kağıttan gemiler yaptım kalbimden
ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
tesbih tanelerim bitse göz yaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayım
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmayı
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım
süt içtim acım hafiflesin diye
çikolata yedim bir köşeye çekilip
zehrimi alsın diye
sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
ilahiler öğrendim.
siz zehir nedir bilmezsiniz
zehir aşkı bilir oysa bayım!
ben işte miraç gecelerinde
bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
bir şiir aradım.
geçen üç yıl boyunca
yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım.
bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
bir ters bir yüz kazaklar ördüm
haroşa bir hayat bırakmak için.
bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
kimi gün öylesine yalnızdım
derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
annem
ki beyaz bir kadındır
ölüsünü şiirle yıkadım.
bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
acının ortasında acısız olmayı,
kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
aşk diyorsunuz ya,
işte orda durun bayım
ıslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
kendimin ucunda
öyle ıslak,
öyle kötü kokan,
yırtık ve perişan.
siz aşkı ne bilirsiniz bayım
aşkı aşk bilir yalnız!
--- alıntı ---
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
belki hepimiz bir gün yayıncı kadar şanslı olabiliriz. ağzınıza sağlık .
devamını gör...
enstrümanların çoğalmasının kıyamet alameti olması
sürekli yeni çalgı, yeni enstrümanlar icat edip durmayın artık sizin yüzünüzden kıyamet erken kopacak. *
bonus olarak da polis ve güvenliklerin de kıyamet kopmasında büyük katkısı varmış, bunların hesabını kime verecek. *
ülke olarak delirmeye devam ediyoruz.
bonus olarak da polis ve güvenliklerin de kıyamet kopmasında büyük katkısı varmış, bunların hesabını kime verecek. *
ülke olarak delirmeye devam ediyoruz.
devamını gör...
doğru düzgün tanım yapamamak
sözlük yazarlığının olmazsa olmazı olan tanım girme işinin sanıldığı kadar kolay olmadığı gerçeği ile yüzleşmektir..
insana aptal gibi hissettirir.
arkadaşlar meğerse ben salakmışım... doğru düzgün tanım giremediğimi anladım. bakıyorum millet süper tanımlar yardırıyor bizimkisi ise zorlama, eciş bücüş... akıl ürünü tanımlar yapabileceğimiz günlerin de geleceğini ümit ediyorum.
zamanla öğreneceğiz herhalde. emekleyen bebekler gibiyim şuanda.
biraz daha kitap okumam lazım.
insana aptal gibi hissettirir.
arkadaşlar meğerse ben salakmışım... doğru düzgün tanım giremediğimi anladım. bakıyorum millet süper tanımlar yardırıyor bizimkisi ise zorlama, eciş bücüş... akıl ürünü tanımlar yapabileceğimiz günlerin de geleceğini ümit ediyorum.
zamanla öğreneceğiz herhalde. emekleyen bebekler gibiyim şuanda.
biraz daha kitap okumam lazım.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
- uzayda yerçekimi olmadığı için kalemler çalışmaz. normal kalemler, mürekkebi kalemin ucuna (yazı kısmı) doğru çekerek yerçekimi ile çalışır. kalem elinizde tutulurken, yazı kısmı aşağı bakacak şekilde tutulur. uzayda yerçekimi olmadığından, mürekkep ucu çekilmez. bu nedenle sıfır yerçekimi ile çalışan özel kalemler üretilmiştir
devamını gör...
sözlük yazarlarının en sevmediği koku
tatlı vanilyalı tüm parfüm kokuları.
hele viva cappio varya , ona hiç katlanamıyorum.
hele viva cappio varya , ona hiç katlanamıyorum.
devamını gör...
i am melting lannn melting
nicki ile müsemma olan yeni yazar.
tanımları keyifli beğenerek okuyorum.
tanımları keyifli beğenerek okuyorum.
devamını gör...
les diaboliques
hitchcock'un karşısında durabilecek nadir yönetmenlerden biri olan henri-georges clouzot'un yönetmen koltuğunda bulunduğu, simone signoret, vera clouzot ve paul meurisse'in adeta terör estirircesine müthiş oyunculuk yeteneği sergilediği, boileau-narcejac'in celle qui n'était plus isimli öyküsünden uyarlanan, 1955 yılında yayınlanan, türkiye'de şeytan ruhlu insanlar ismiyle vizyona girmiş, insanı gerim gerim geren, filmin son anına dek soru işaretleri ile beynimizi yiyen müthiş ötesi bir film.
spoiler vermeden filmin konusundan kısaca bahsedelim madem.
film, eşinin okulundaki eğitimci kadrosunda bulunan michel delassalle'in eşine zalimce davranmasıyla başlar, daha sonra okuldaki başka bir kadınla bir ilişkisi ortaya çıkar ve sevgilisi olan bu kadına da michel abimiz olağanüstü kötü davranıyordur.
bu gizli ilişki ortaya çıktığı vakit, ortaya çıkan diğer bir kısım da bu iki kadının da michel'den nefret etmeye ve onu ortadan yok etme planları yapmaya başlamalarıdır.
zaman ilerler ve bu iki kadın, bir gece bu cinayet planını hayata geçirir, michel'i bir güzel öldürürler. sabah olduğunda ise ortada ceset namına hiçbir şey yoktur...
harika bir konusu var, değil mi? sadece konusu değil, karakterlerin yaşadıkları ruh halleri, düşünceleri ve bu düşünceleri sonucunda ortaya çıkan hareketleri öyle güzel sergilemiş ki film, izlerken adeta o filmden bir karakter gibi hissediyorsunuz kendinizi. film ilerlemek bi yana dursun, su gibi akıyor, çünkü tam film yavaşlayacak moda girecek olduğu vakit bir ekşın oluyor, ortalık hareketleniyor ve kendinizi yepyeni soru işaretleriyle dolu bir odada buluyorsunuz.
dahası da var, bu güzel film öyle hoş bir sona sahip ki, "abbaooooov" diye nida atmanıza sebebiyet veriyor, zira o zaman dilimine göre değerlendirir isek, beklenmeyecek ölçüde hoş bir senaryo bütünlüğü neticesi ile sonu daha çekici kılınır bir vaziyete bürünüyor.
spoiler vermeden filmin konusundan kısaca bahsedelim madem.
film, eşinin okulundaki eğitimci kadrosunda bulunan michel delassalle'in eşine zalimce davranmasıyla başlar, daha sonra okuldaki başka bir kadınla bir ilişkisi ortaya çıkar ve sevgilisi olan bu kadına da michel abimiz olağanüstü kötü davranıyordur.
bu gizli ilişki ortaya çıktığı vakit, ortaya çıkan diğer bir kısım da bu iki kadının da michel'den nefret etmeye ve onu ortadan yok etme planları yapmaya başlamalarıdır.
zaman ilerler ve bu iki kadın, bir gece bu cinayet planını hayata geçirir, michel'i bir güzel öldürürler. sabah olduğunda ise ortada ceset namına hiçbir şey yoktur...
harika bir konusu var, değil mi? sadece konusu değil, karakterlerin yaşadıkları ruh halleri, düşünceleri ve bu düşünceleri sonucunda ortaya çıkan hareketleri öyle güzel sergilemiş ki film, izlerken adeta o filmden bir karakter gibi hissediyorsunuz kendinizi. film ilerlemek bi yana dursun, su gibi akıyor, çünkü tam film yavaşlayacak moda girecek olduğu vakit bir ekşın oluyor, ortalık hareketleniyor ve kendinizi yepyeni soru işaretleriyle dolu bir odada buluyorsunuz.
dahası da var, bu güzel film öyle hoş bir sona sahip ki, "abbaooooov" diye nida atmanıza sebebiyet veriyor, zira o zaman dilimine göre değerlendirir isek, beklenmeyecek ölçüde hoş bir senaryo bütünlüğü neticesi ile sonu daha çekici kılınır bir vaziyete bürünüyor.
devamını gör...
kısa hikaye denemeleri
kilise kapısından adımını dışarı attığında kıyameti izlemekten başka bir düşünce yoktu aklında. kendi kişisel kıyametini yaşadıktan sonra evrensel bir kıyameti göğüslemek o kadar kolay geliyordu ki ona kilisenin yıkılırken çıkardığı çatırtıları bile umursamadı. geriye dönüp baktığında kilisenin yerinde birkaç dua tortusu kalmıştı sadece. kilise kalıntısı birkaç duayı arkasına alıp evrensel kıyametin törensel şamatasını izlemek için şehir merkezine doğru yürümeye başladığında kimsenin kimseyi tanımadığını fark etti ve bunun kıyamet öncesinde de farklı olmadığını düşünerek adımlarını yavaşlattı. yürüme hızı ile hatırlamak ve unutmanın organik bağının farkında olduğu için yavaşlatmıştı adımlarını ancak daha büyük bir sorun vardı kafasını kurcalayan; neyi hatırlaması gerektiğini bir türlü hatırlayamıyordu. hatırlayamadıkça yürüyüş hızını artırmaya başladı ve hızlandıkça unutmak ağır basmaya başladı. bu döngü içinde asla hatırlayamayacağını anladı. elini cebine soktu, belki hızını kesmek için. ve parmakları sivri ve soğuk bir şeylere dokundu. çıkarıp baktığında dört tane çivi gördü. neden cebinde dört çivi olsundu ki? dört çivi ile ne yapılabilirdi ki? acaba işiyle ilgili bir şey miydi? acaba ne iş yapıyordu? ya da bir işi var mıydı? kim olduğunu bile tam anımsamadığına aydığında kıyamet aydınlığı, dünya dedikleri bu zindandan hallice kutunun altını üstüne getirmekle meşguldü.
devamını gör...
2 2 3 2 2 şeklinde ezberlenen tc kimlik numarası
hiç alakam olmayan şekil.
ezberleyeli neredeyse sekiz yıl olacak üstelik.
3 3 3 2 şeklinde ezberledim. bence benim gibi yapın daha az grup var. *
ezberleyeli neredeyse sekiz yıl olacak üstelik.
3 3 3 2 şeklinde ezberledim. bence benim gibi yapın daha az grup var. *
devamını gör...
kedilere verilmiş ilginç isimler
2 adet ismi var. evde onunla eğlenirken kuddusi. normalde kullandığım yani; 2,5 aylıkken bana geldiğinde 3 kere kulağına fısıldadığım ise shakespeare (kısaca şeks)(uzunca şekopello). hiç bir isme de bakıp tepki vermiyor o ayrı. *
devamını gör...
veronika ölmek istiyor
duygular hep vardı, ama hep gizlenmek zorundaydı.
*
devamını gör...
aristoteles
aristoteles olarak da bilinen, zamanında evrenin yapısına kendince ilginç bir yorum getirmiş olan yunan filozof.
buna göre aristo, evrenin mükemmel bir küre olduğunu ve dünyanın da bunun tam merkezinde bulunduğunu öne sürmüştür. evreni ay altı evren ve ay üstü evren olarak 2'ye ayırmıştır. ay altı evrende her şey hareketlidir ve düzgün doğrusal hareket söz konusudur. ay üstü evren ise hareketsizdir ve ay altı evrendeki hareketi sağlayan şey, ay üstü evrendeki güçtür. güneş ve gezegenler ay altı evrende yer alırken, yıldızlar da ay üstü evrende bulunur.
görsel
buna göre aristo, evrenin mükemmel bir küre olduğunu ve dünyanın da bunun tam merkezinde bulunduğunu öne sürmüştür. evreni ay altı evren ve ay üstü evren olarak 2'ye ayırmıştır. ay altı evrende her şey hareketlidir ve düzgün doğrusal hareket söz konusudur. ay üstü evren ise hareketsizdir ve ay altı evrendeki hareketi sağlayan şey, ay üstü evrendeki güçtür. güneş ve gezegenler ay altı evrende yer alırken, yıldızlar da ay üstü evrende bulunur.
görsel
devamını gör...
bir avuç dolar

bir sergio leone filmidir. başrolünü clint eastwood’un oynadığı film 1964 yapımı spagetti western filmidir.
dolar üçlemesi diye geçen üçlemenin ilk filmi olma özelliğini taşır. serinin diğer filmleri birkaç dolar için (1965) ve iyi kötü ve çirkin (1966) bu üç film dolar üçlemesi diye geçmektedir. filmin yapımcıları arrigo colombo ve giorgio papi’dir.
filmin senaryo koltuğunda sergio leone, a. bonzzoni, victor andrés catena, jaime comas gil oturmaktadır.
serinin ilk filmi dahil bütün filmleri ispanya’da çekilmiştir. filmin oyuncu kadrosunda jose calvo, joseph egger, marianne koch, gian maria volente, sieghart rupp, antonio prieto, wolfgang lukschy, margarita lozano, bruno carotenuto, daniel martin bulunmaktadır.
filmin müziklerini tabii ki ennio morricone yapmıştır. kendisi ve sergio leone ayrılmaz ikililer. müthiş filmler, müthiş müzikler yapan ikili bir araya geldiklerinde ortaya böyle filmler çıkarıyorlar.
ennio morricone hakkında ne desem bilemiyorum. kendisi muhteşem bir sanatçı o olmasa bu filmler asla bu seviyelere çıkamazdı. her filmde unutulmayacak müzikler yapıyor. her sahneye keyif katıyor. sergio leone’nin başarısındaki en büyük etkenlerden birisi. muhteşem bir sanatçı.
filmin içeriğine gelecek olursak. bir kasabaya gelen amerikalı ve yaşadıkları anlatılıyor. dönemin durumu ve kasabalardaki gruplaşmalar çok güzel gösteriliyor. aynı kasabada birbirine düşman iki aile ve kasabaya yeni gelen amerikalıyı izliyoruz.
film düşük bütçeli bir film her sahnede bunu anlıyoruz ama rahatsız etmiyor. böyle filmleri dönemine göre izlemek ve yorum yapmak bana daha mantıklı geliyor. usta yönetmen mekanları verimli şekilde kullanmış. oyuncular, kostümler, silahlar hepsi çok verimli şekilde kullanılmış. kendisi bu yüzden usta bir yönetmen.
clint eastwood ve karizması filmin en güzel yönlerinden birisi. çok karizmatik bir performans sergilemiş. ağzında purosu, renkli gözleri, yürüyüşü, kıyafetleri, diyalogları hepsi şahaneydi. filmden aldığım zevki gerçekten arttırdı.
filmin eksikliği kan olmamasıydı. bildiğimiz kan yok lan filmde. çatışma oluyor insanlar ölüyor ama kan akmıyor. keşke sete birkaç paket ketçap bıraksalarmış.
film bence zekanın önemini anlatıyor. kovboylar genelde kaba kuvvetle anılırlar. başrol oyuncumuz öyle birisi değil. çok zeki ve kurnaz. iki aileyi birbirine düşürüp kendi lehine şeyler yapıyor. bunları tabii ki para için yapıyor.
ayrıca filmde başrol oyuncusunun ismi yok. adam isimsiz kahraman gibi bir şey. gerçi pek kahraman sayılmaz ama olsun. adama sürekli film süresince gringo dediler amigo ve americano dediler.
filmin başrol oyuncusu clint eastwood bu film sayesinde sinemaya giriş yapmıştır. bu filmden sonra efsane bir oyuncu olup kariyerine devam etmiştir. hak etmiş bir puro insana bu kadar mı yakışır müthiş gerçekten. uzun zamandır böyle nefis bir oyunculuk performansı izlememiştim. her diyaloğu, her anı müthişti. role felaket girdiğini düşünüyorum. filmin açılış sekansı ve kapanış sekansını da çok başarılı buldum. ilk sahne muhteşem bir müzik. son sahne harikulade bir müzik. ve son.
filmde karşılıklı çatışmanın çıktığı ilk sahnede taramalı tüfekle adam her yeri tarıyor. bütün insanlar ölüyor ama atlar ölmüyor. yahu bir kaç at ölseymiş keşke daha gerçekçi olacakmış. zaten kan dediğimiz olay filmde asla yok. ayrıca iki aile güzel yaratılmasına rağmen keşke daha çok işlenseymiş. çok hoş olurmuş. merak ettim. neden birbirleriyle düşmanlar. neden araları bozuk gibi şeyler kafamı kurcaladı.
size keyif veren bir film olacağından eminim. bu tarzı seviyorsanız kesinlikle izlemelisiniz. sevmiyorsanız en azından şans vermelisiniz. bu eserin ortaya çıkmasında üç efsane adam var sonuçta. sergio leone, clint eastwood (ve purosu) son olarak ise efsane müzikleriyle ennio morricone.
sağ olun bu güzel film için.
devamını gör...

