zaman tüneli
tamirat tadilat ve tesisat bilgisi olan insan
kararmış banyo silikonunu yenileyebilen insandır. arkadaş o neymiş ya!
devamını gör...
psikoterapi
hiçbir silkime yaramayan, kandırıkçı, ticari eylem.
artık psikologların çalışma stillerini de çözdüm. sana sorular sorup, o güne denk fark etmediklerini farkettirip “aaa oha” illüzyonunu yaratıyor ve parayı cebe atıyorlar. evet arkadaşım farkettim. daha evvel bakmadığım çerçevelerden baktım. baktım da eeeee??? sonuç???
bırakın allasen ya. bana beni anlatıp, egomu okşuyor olmanızı artık yemiyorum. “zagora hanım, içsel farkındalığınız çok yüksek, bu muazzam bir şey.” bana çözümle gel çözümle. yok abi, bu işler lafla sözle düzelecek işler değil. boşa para vermeyin rica ediyorum. illa iyi bir şeyler duymak, farkındalık kazanmak istiyorsanız bana verin o parayı. aynısı ben de pekala yapabilirim.
beyninde doğru çalışmayan nöron, frekans bilmem ne var. var ki bunları hissediyorsun. bu da ancak medikal destekle düzelebilir. düşünce şeklinin somut bir şeyler üzerinde etkisi yok. telekinezi üstadıysanız orası ayrı. ama lütfen kendinizi kandırmayın.
ilaçsa ilaç. doğru yol bu.
artık psikologların çalışma stillerini de çözdüm. sana sorular sorup, o güne denk fark etmediklerini farkettirip “aaa oha” illüzyonunu yaratıyor ve parayı cebe atıyorlar. evet arkadaşım farkettim. daha evvel bakmadığım çerçevelerden baktım. baktım da eeeee??? sonuç???
bırakın allasen ya. bana beni anlatıp, egomu okşuyor olmanızı artık yemiyorum. “zagora hanım, içsel farkındalığınız çok yüksek, bu muazzam bir şey.” bana çözümle gel çözümle. yok abi, bu işler lafla sözle düzelecek işler değil. boşa para vermeyin rica ediyorum. illa iyi bir şeyler duymak, farkındalık kazanmak istiyorsanız bana verin o parayı. aynısı ben de pekala yapabilirim.
beyninde doğru çalışmayan nöron, frekans bilmem ne var. var ki bunları hissediyorsun. bu da ancak medikal destekle düzelebilir. düşünce şeklinin somut bir şeyler üzerinde etkisi yok. telekinezi üstadıysanız orası ayrı. ama lütfen kendinizi kandırmayın.
ilaçsa ilaç. doğru yol bu.
devamını gör...
yaşlanıyorum denilen an
geçen akşam bu an geldi.
sonra bir 15-20 dakika nefeslendim, geçti.
sonra bir 15-20 dakika nefeslendim, geçti.
devamını gör...
türkiye'deki rejimin adı konulmamış komünizm olması
komünizm olsa, en başta para karşılığı seks tarihe karışacağı için, anca bu şekilde bir ilişkimsi yaşayabilen çoğu mikropipili iktidarsız halkın kazan kaldıracağını hepimiz biliyoruz. komünizm bu ülkeye sırf bu yüzden gelemez.
devamını gör...
cypher haklı mıydı sorusu
cypher, kendi de ifade ettiği gibi bıkmış/yorulmuş biriydi. belki morpheus'un liderlik ettiği "davaya" hiçbir zaman inanmamıştı, belki başta inanıp sonra inancını yitirmişti... neticede o şekilde bir yaşam onun için bir yüktü. neo'nun seçilmiş kişi olup tüm o robotlar ordusunun tek başına hakkından gelebileceğine inanmıyordu. bu arada çoğu insan aslında bu bağlamda kendisi gibi düşünürdü bence. gene de cypher, bir haindi ve sinsi bir tipti. morpheus'un neo'ya kırmızı ve mavi hapı sunup birini seçmekten başka çaren yok minvalinde onu bir tercihe zorlaması beni rahatsız etmişti açıkçası zira manipülatif bir vücut diliyle bunu yapmıştı. geçen morpheus vs ajan smith başlığına yazdığımı buraya kopyala yapıştır yapayım bu konuda:
öncelikle, morpheus bana mavi ve kırmızı hapı sunup "ikisinden birini almak zorundasın" baskısını kurduğu anda; ikisini de almıyorum, ya anlat ya da evime dönerim, derdim. yani neden mavi hapı alıp o ana kadar yaşadığım deneyimleri unutmak isteyeyim ki? kırmızı hapı alacak kadar idealist biri değilim ve morpheus'a deli gibi güvensem bile almazdım sanırım. mavi hapı da almazdım ama. bu iki seçenekten birine zorlandığım anda zaten ters reaksiyon verip ya anlat ya da evime döneceğim, derdim. bunu ikinci kere söyledim. deja vu! :d ama anlatırsa ve ikna olursam da kırmızı hapı alabilirdim.
tamam, zaten başta iki hapı da almazdım ve al o hapları popona fitil yap, derdim ben morpheus'a, ama cypher gibi bir hainlik de yapmazdım, kırmızı hapı alsa idim, ki dediğim gibi, bana önceden ikna edici bir açıklama yapsaydı kırmızı hapı alabilirdim de. cypher da neo gibi sazanlayıp kırmızı hapı hemencecik almış gibi görünüyor. bundan sonrasında ise... cypher olsaydım... ne bileyim, senin davana inanmıyorum ve işte sürekli sen ne dersen onu yapmak beni acayip sinirlendiriyor. artık başka gemide biraz keyfime bakmam için bağlantılarını mı kullanırsın ne yaparsın bilmiyorum da, senin için çalışmak istemiyorum ben, falan derdim muhtemelen.
hele ajan smith ile anlaşıp yeniden bir robot kölesi olmak istemek... evlerden uzak. yani ihanetinin yanında bu tercihi de çok problemliydi bence. hafızan tamamen silinecek mesela ki bu korkunç bir şey.
fakat işte, cypher o kadar yılgındı ki başka bir çıkış bulamadı kendi adına. yani ajan smith ile yaptığı anlaşmanın onu matrix'te böyle zengin bir aktör yapacağının da bir garantisi yoktu ki. hafızanı sildiği anda zaten o görüşmeyi de unutacaksın. sen bizi senelerce uğraştırdın, ben de seni matrix'teki en sefil hayata mahkum edeceğim de diyebilirdi smith. bunu bile göze aldı yani cypher. o denli koşullarından memnuniyetsizdi. mutlu hissedebileceği bir dünyayı yalan bile olsa kucaklamak için herkesi ve her şeyi feda edebilirdi ve bunu denedi de zaten.
öncelikle, morpheus bana mavi ve kırmızı hapı sunup "ikisinden birini almak zorundasın" baskısını kurduğu anda; ikisini de almıyorum, ya anlat ya da evime dönerim, derdim. yani neden mavi hapı alıp o ana kadar yaşadığım deneyimleri unutmak isteyeyim ki? kırmızı hapı alacak kadar idealist biri değilim ve morpheus'a deli gibi güvensem bile almazdım sanırım. mavi hapı da almazdım ama. bu iki seçenekten birine zorlandığım anda zaten ters reaksiyon verip ya anlat ya da evime döneceğim, derdim. bunu ikinci kere söyledim. deja vu! :d ama anlatırsa ve ikna olursam da kırmızı hapı alabilirdim.
tamam, zaten başta iki hapı da almazdım ve al o hapları popona fitil yap, derdim ben morpheus'a, ama cypher gibi bir hainlik de yapmazdım, kırmızı hapı alsa idim, ki dediğim gibi, bana önceden ikna edici bir açıklama yapsaydı kırmızı hapı alabilirdim de. cypher da neo gibi sazanlayıp kırmızı hapı hemencecik almış gibi görünüyor. bundan sonrasında ise... cypher olsaydım... ne bileyim, senin davana inanmıyorum ve işte sürekli sen ne dersen onu yapmak beni acayip sinirlendiriyor. artık başka gemide biraz keyfime bakmam için bağlantılarını mı kullanırsın ne yaparsın bilmiyorum da, senin için çalışmak istemiyorum ben, falan derdim muhtemelen.
hele ajan smith ile anlaşıp yeniden bir robot kölesi olmak istemek... evlerden uzak. yani ihanetinin yanında bu tercihi de çok problemliydi bence. hafızan tamamen silinecek mesela ki bu korkunç bir şey.
fakat işte, cypher o kadar yılgındı ki başka bir çıkış bulamadı kendi adına. yani ajan smith ile yaptığı anlaşmanın onu matrix'te böyle zengin bir aktör yapacağının da bir garantisi yoktu ki. hafızanı sildiği anda zaten o görüşmeyi de unutacaksın. sen bizi senelerce uğraştırdın, ben de seni matrix'teki en sefil hayata mahkum edeceğim de diyebilirdi smith. bunu bile göze aldı yani cypher. o denli koşullarından memnuniyetsizdi. mutlu hissedebileceği bir dünyayı yalan bile olsa kucaklamak için herkesi ve her şeyi feda edebilirdi ve bunu denedi de zaten.
devamını gör...
çin halk cumhuriyeti
bunları kim okuyo acaba.
devamını gör...
yaşlanıyorum denilen an
biraz sarsıcı şaşırtıcı oluyor evet ama endişelenmeyin, alışıyor kabulleniyorsunuz. yani isterseniz de kabullenmeyin efem. bunu da dünya takmıyor endişelenmiyor zaten..
(ben mi ilk ne zaman yaşadım bunu..
e siz kaşındınız, dinleyin o zaman.. :
iş nedenli seyahatlerden biri nedeniyle, o sıralar yeşilköy havaalanında, sanırım kafelerden birinde -aslında pekte sevmediğim- uçak beklentisi stresiyle, bir yandan kahve içip elimdeki kitaba yoğunlaşmaya çalışıyor, aradada gözlerimi dinlendirmek için ortalığa boş boş bakarken farkettimki, oldukça alımlı, bakımlı güzel genç bir kadın da, gözlerini ayırmadan bekleme salonu kanepelerinden yakınımda olan birinden, bana bakmakta. bu taraklarda gerçekten bezi olmayan biri olarak, tabii başlangıçta önemsemedim. yanımda yöremde arkamda birisi ile ilgilendiğini düşündüm. ancak gözucuyla kolaçan ettiğim çevremde kimsenin olmayışı ve her kafamı kaldırışımda farkettiğim bu sanki büyülenmiş şaşkınlıktaki ısrarcı bakışlar, hatta gülümseyen yüz nedeniyle, her ne kadar 'vay canısına sandığımdan fazla giderimiz var galiba ha, cesarete bak' diye, belli belirsiz bir gurur yaşadıysam da (şaka), kalkıp uzaklaşmanın en iyi yol olacağını düşünerek ayaklandım. ilginçtir genç kadın da adeta yerinden fırlayarak kapıda yakaladı beni.. başdöndüren cazibemin keyfini daha yaşayamadan da " beyfendi afedersiniz, size bir şey sorabilir miyim" dedi. şaşkınlığımı gizleyebilmekteki oscarlık performansımın da sevinciyle "anlayamadım, buyrun" diyebilmiştim ki, devam etti.. "utku adlı bir oğlunuz, yahut yakınınız var mı efendim. ortaokul aşkım benim, ona o kadar benziyorsunuz ki.. ilk aşklar unutulamıyor.."
eee.. ne eee'si.. "yok kızım, ama umarım yine karşılaşabilirsiniz, dünya küçüktür derler." diyerek uzaklaştım tabii.. :))
benim yaşlanmaya ve bunun farkına varmaya hakkım yok mu..?
(ben mi ilk ne zaman yaşadım bunu..
e siz kaşındınız, dinleyin o zaman.. :
iş nedenli seyahatlerden biri nedeniyle, o sıralar yeşilköy havaalanında, sanırım kafelerden birinde -aslında pekte sevmediğim- uçak beklentisi stresiyle, bir yandan kahve içip elimdeki kitaba yoğunlaşmaya çalışıyor, aradada gözlerimi dinlendirmek için ortalığa boş boş bakarken farkettimki, oldukça alımlı, bakımlı güzel genç bir kadın da, gözlerini ayırmadan bekleme salonu kanepelerinden yakınımda olan birinden, bana bakmakta. bu taraklarda gerçekten bezi olmayan biri olarak, tabii başlangıçta önemsemedim. yanımda yöremde arkamda birisi ile ilgilendiğini düşündüm. ancak gözucuyla kolaçan ettiğim çevremde kimsenin olmayışı ve her kafamı kaldırışımda farkettiğim bu sanki büyülenmiş şaşkınlıktaki ısrarcı bakışlar, hatta gülümseyen yüz nedeniyle, her ne kadar 'vay canısına sandığımdan fazla giderimiz var galiba ha, cesarete bak' diye, belli belirsiz bir gurur yaşadıysam da (şaka), kalkıp uzaklaşmanın en iyi yol olacağını düşünerek ayaklandım. ilginçtir genç kadın da adeta yerinden fırlayarak kapıda yakaladı beni.. başdöndüren cazibemin keyfini daha yaşayamadan da " beyfendi afedersiniz, size bir şey sorabilir miyim" dedi. şaşkınlığımı gizleyebilmekteki oscarlık performansımın da sevinciyle "anlayamadım, buyrun" diyebilmiştim ki, devam etti.. "utku adlı bir oğlunuz, yahut yakınınız var mı efendim. ortaokul aşkım benim, ona o kadar benziyorsunuz ki.. ilk aşklar unutulamıyor.."
eee.. ne eee'si.. "yok kızım, ama umarım yine karşılaşabilirsiniz, dünya küçüktür derler." diyerek uzaklaştım tabii.. :))
benim yaşlanmaya ve bunun farkına varmaya hakkım yok mu..?
devamını gör...
modern insanın anlam arayışı
ekmeğinin peşinde düşmüş, bir şey aradığı yok şu an.
devamını gör...
el cuerpo
hiç beklemediğiniz, asla düşünemeyeceğiniz bir sonuyla sağ gösterip sol vuracakken arkadan çakan bir yapıttır. adamı içine çeker, tek solukta izlersiniz. bir ispanyol başyapıtıdır. ağzınız açık seyreder, sonuna gelince hayranlıktan gözleriniz kamaşır. oyunculuğu, çekimleri, senaryosu, finali ile resmen adamı içine çeken, mükemmel bir senaryoya sahip film. kesinlikle izleyin.
devamını gör...
grok
evet yapıyorum öyle şeyler.
bikinili görmek istediğiniz birileri varsa yazın bana.
bikinili görmek istediğiniz birileri varsa yazın bana.
devamını gör...
batı'nın doğu'ya üstünlüğünün sebebi
devamını gör...
sekizinci aile
yorumlara aldandım yok efendim böyle komik aman böyle güldüm açtım izledim komedi ile zerre alakası yok küfürden boş konuşmaktan başka bir numarası olmayan dizi ayrıca ali atay hiç sevmem zaten
devamını gör...
kabak tatlısı
üzerine ceviz de serpilmişse, dayanılmazdır.
devamını gör...
grok
şu anda ünlülerin fotoğraflarını yapay zeka ile yarı çıplak hale getiriyor.
x.com/Nanelipudings/status/...
x.com/Nanelipudings/status/...
devamını gör...




