zaman tüneli
sevişirken beni aşağıla diyen kadın
devamını gör...
lan bırak denilecek durumlar
-sana ben ezelden geldim lan.
- lan bırak!
böyle durumlar olabilir. kusura bakma mabel. ancak teşbihte hata olmaz.
- lan bırak!
böyle durumlar olabilir. kusura bakma mabel. ancak teşbihte hata olmaz.
devamını gör...
archie bunker
bu abimiz ile ilgili dusuncelerim asagidaki gibidir:
valla yine bir seyler olmus, safimiz belli olsun.*
valla yine bir seyler olmus, safimiz belli olsun.*
devamını gör...
ucuz tütün kaynaklı parmak sararması
tütün sarmadan önce parmaklara streç film kaplanabilir belki.
babam rahmetli de sarardı ama bu problemi hiç duymamıştım.
babam rahmetli de sarardı ama bu problemi hiç duymamıştım.
devamını gör...
şimdiki aklım olsa
liseden sonra yurt dışına yerleşmenin yollarını arardım. o zamanlar kolaymış ama bilemedim, yol gösterenim ve destekleyenim zaten hiç olmadı.
yıllar önce gitmiş olsam gittiğim ülkeden bir ev alırdım, süresiz oturumumu veya vatandaşlığımı alıp, evi kiraya verip dönerdim herhalde. oradan gelen paranın güvencesiyle burada kafam rahat şekilde iş kurup batırırdım sonra yine bir iş kurardım, swh. şimdi öyle bir lüksüm yok. battı balık yan gitmiyor, büyük balık yada hükümet tepene çöküyor. arkamızda tarikat, parti falan da yok. o yüzden şimdiki aklım olsa vatansever olmama rağmen aileme az çok bir güvence olsun diye bir ayağımı yurt dışında düzgün bir yere atmak isterdim. çünkü biliyorsunuz vatan karışık. memleket ite kopuğa teröriste haine yabancıya cennet, türk'e değil. dıj güj olup dıj güj olmanın getirdiği güvenceyle memleketi kendi çapımda iyileştirmek için uğraşırdım. ironik değil mi? hani denir ya kıvılcım olarak gidin, alev olarak geri dönün diye, onun gibi.
yıllar önce gitmiş olsam gittiğim ülkeden bir ev alırdım, süresiz oturumumu veya vatandaşlığımı alıp, evi kiraya verip dönerdim herhalde. oradan gelen paranın güvencesiyle burada kafam rahat şekilde iş kurup batırırdım sonra yine bir iş kurardım, swh. şimdi öyle bir lüksüm yok. battı balık yan gitmiyor, büyük balık yada hükümet tepene çöküyor. arkamızda tarikat, parti falan da yok. o yüzden şimdiki aklım olsa vatansever olmama rağmen aileme az çok bir güvence olsun diye bir ayağımı yurt dışında düzgün bir yere atmak isterdim. çünkü biliyorsunuz vatan karışık. memleket ite kopuğa teröriste haine yabancıya cennet, türk'e değil. dıj güj olup dıj güj olmanın getirdiği güvenceyle memleketi kendi çapımda iyileştirmek için uğraşırdım. ironik değil mi? hani denir ya kıvılcım olarak gidin, alev olarak geri dönün diye, onun gibi.
devamını gör...
lan bırak denilecek durumlar
evli, çalışan ve çocuklu bir kadın olarak şunu net söyleyebilirim: ev sessizse ya bir şey kırılmıştır ya da herkes senden bir şey saklıyordur. özellikle çocuklar ergense, sessizlik hayra alamet değildir. sabah gözümü açmadan önce beynim uyanır. bugün kim matematik sınavını unuttu, kim kimya laboratuvar raporunu yazmayı unuttu… alarm çalmadan stres çalar. lan bırak..!
mutfağa girerim. kahve artık benim için sadece ihtiyaç değil, kahve benim ayakta kalma destek ünitem. o sırada büyük çocuk “anne, integral sınavı bugün, kitabımı okulda unuttum” diye gelir. bu bir soru değil, bir alarmdır. küçük olan hala çocuk ama ergenliğe adım atmış: “anne, kimya deneyinde fenolü yanlış karıştırdım, öğretmen kızdı” diye şikayet eder. henüz dişlerini fırçalamamıştır, henüz hayatı başlamamıştır. kedim kahve fincanımın kenarına tırmanır ve tabakları devirir. lan bırak..!
eşim kahvesini elinde, gazeteye bakar gibi telefona bakıyor. “akşam toplantım uzayabilir, geç gelebilirim” diyor. ben geç kalamam. evde geç kalan biri olmalıysa, o genelde ben olmam. kapı kolu sallanır, tuhaf bir ses çıkar. kimse fark etmez. o kapı kolu da benim gibi, tutunarak duruyordur. kedim tam o sırada koltuğun altına dalar ve top gibi zıplamaya başlar. lan bırak..!
işe giderim. toplantılar, mailler, yetişmesi gereken işler… arada okuldan mesaj gelir: “çocuğunuz ...” içim sıkılır. iş arkadaşım “sen güçlü kadınsın” der. güçlü değilim. sadece herkes bıraktığı için ben tutuyorum. lan bırak..!
akşam eve dönerim. evde herkes vardır ama kimse yok gibidir. büyük çocuk integral sorularını karıştırıyor, küçük olan hala kimya raporunu yetiştirmeye çalışıyor ve beden dersinde üşüyüp hasta olmuş. “yemekte ne var?” diye sorarlar.. masum soru değil; yanlış cevap ufak çaplı bir krize dönüşebilir. eşim “sen ne yaptıysan güzeldir” der. sorumluluk artık bana geri verilmiş olur, kibarca. lan bırak..!
günün sonunda koltuğa otururum. kimseye bir şey lazım değildir. işte bu an tehlikelidir; düşünmeye başlarsın. yıllar, yorgunluk, koşuşturma… sonra çocuklar birbirine saçma bir şey anlatır ve bana sarılır. o an anlarsın: her şeye lan bırak dersin ama tamamen bırakmazsın.
çünkü evli, çalışan, çocukları büyümüş ve kedisi olan bir kadının “lan bırak”ı istifa değil. bu bir nefes, bir durak.
ışığı kapatırken kendime söz veririm:
yarın yine idare ederim.
ama bugünlük… lan bırak...
mutfağa girerim. kahve artık benim için sadece ihtiyaç değil, kahve benim ayakta kalma destek ünitem. o sırada büyük çocuk “anne, integral sınavı bugün, kitabımı okulda unuttum” diye gelir. bu bir soru değil, bir alarmdır. küçük olan hala çocuk ama ergenliğe adım atmış: “anne, kimya deneyinde fenolü yanlış karıştırdım, öğretmen kızdı” diye şikayet eder. henüz dişlerini fırçalamamıştır, henüz hayatı başlamamıştır. kedim kahve fincanımın kenarına tırmanır ve tabakları devirir. lan bırak..!
eşim kahvesini elinde, gazeteye bakar gibi telefona bakıyor. “akşam toplantım uzayabilir, geç gelebilirim” diyor. ben geç kalamam. evde geç kalan biri olmalıysa, o genelde ben olmam. kapı kolu sallanır, tuhaf bir ses çıkar. kimse fark etmez. o kapı kolu da benim gibi, tutunarak duruyordur. kedim tam o sırada koltuğun altına dalar ve top gibi zıplamaya başlar. lan bırak..!
işe giderim. toplantılar, mailler, yetişmesi gereken işler… arada okuldan mesaj gelir: “çocuğunuz ...” içim sıkılır. iş arkadaşım “sen güçlü kadınsın” der. güçlü değilim. sadece herkes bıraktığı için ben tutuyorum. lan bırak..!
akşam eve dönerim. evde herkes vardır ama kimse yok gibidir. büyük çocuk integral sorularını karıştırıyor, küçük olan hala kimya raporunu yetiştirmeye çalışıyor ve beden dersinde üşüyüp hasta olmuş. “yemekte ne var?” diye sorarlar.. masum soru değil; yanlış cevap ufak çaplı bir krize dönüşebilir. eşim “sen ne yaptıysan güzeldir” der. sorumluluk artık bana geri verilmiş olur, kibarca. lan bırak..!
günün sonunda koltuğa otururum. kimseye bir şey lazım değildir. işte bu an tehlikelidir; düşünmeye başlarsın. yıllar, yorgunluk, koşuşturma… sonra çocuklar birbirine saçma bir şey anlatır ve bana sarılır. o an anlarsın: her şeye lan bırak dersin ama tamamen bırakmazsın.
çünkü evli, çalışan, çocukları büyümüş ve kedisi olan bir kadının “lan bırak”ı istifa değil. bu bir nefes, bir durak.
ışığı kapatırken kendime söz veririm:
yarın yine idare ederim.
ama bugünlük… lan bırak...
devamını gör...
gözde akbaba'nın vurulma anı
artık sesimiz nerede çıkar nerede duyulur bilemediğimiz bir düzen içerisinde birer birer nasıl eksildiğimizin kanıtı gibi.
bu kadar kolay, korkusuz, kendinden emin bunu yapma cesaretine erişebilmiş olmak çok korkutucu bir yerde olduğumuzun göstergesi.
söylenebilecek her şey uzay boşluğunda yerini alıyor.
çok üzücü.
bu kadar kolay, korkusuz, kendinden emin bunu yapma cesaretine erişebilmiş olmak çok korkutucu bir yerde olduğumuzun göstergesi.
söylenebilecek her şey uzay boşluğunda yerini alıyor.
çok üzücü.
devamını gör...
sabun eritmek
ben duş jeli yapıyorum böyle
biraz gliserin biraz lavanta yağı*
şampuan için daha farklı bir formülasyon bulmalı
biraz gliserin biraz lavanta yağı*
şampuan için daha farklı bir formülasyon bulmalı
devamını gör...
uğur mumcu
demokratik bir toplum için en büyük tehlike; yolsuzluklara, karanlık olaylara ve haksızlıklara karşı kamuoyunun duyarlığını yitirmesidir.
u. mumcu
haysiyetli, dürüst gazeteci.
allah rahmet etsin.
u. mumcu
haysiyetli, dürüst gazeteci.
allah rahmet etsin.
devamını gör...
coup de grace (yazar)
#3861410
yüzümdeki iğneleri ve ısmarlattığım içkileri bile dert etmesi hariç. o minik vizyonunla mağdur mu oldun şimdi de... pes.
yüzümdeki iğneleri ve ısmarlattığım içkileri bile dert etmesi hariç. o minik vizyonunla mağdur mu oldun şimdi de... pes.
devamını gör...
coup de grace (yazar)
kendisiyle bir derdim veya münasebetim olmadığı halde kendisini hiç ilgilendirmeyen bir husus üzerinden bana hakaret etmiş yazar. birisiyle dayanışma yapacaksan bunu benim üzerimden yapma ? ilgi alanımda değilsin, hasmım değilsin, dinleyicin değilim, hiçbir şeyin değilim.
devamını gör...
resume çiğköfte
mesela bi şubede yemeye başladığın çiğ köfteye başka bi şubede devam edebiliyosun
çok acayip
çok acayip
devamını gör...
ucuz tütün kaynaklı parmak sararması
pahalı tütün içilirse belki sararmaz
devamını gör...
uğur mumcu
"adaletin üç ayağı vardır. bu üç ayağın birincisi yargıç, ikincisi savcı, üçüncüsü avukattır. adaletin bu üç ayağından biri zedelenirse, adaleti ayakta tutmaya imkân yoktur. bunun içindir ki hukuk devleti, yargı bağımsızlığına ve özgür barolara dayanır. yargıç bağımsız değilse, savcı bağımsız değilse, avukat, her gün çeşitli baskılarla karşı karşıya ise, bundan adalet duygusu zarar görür. dolayısıyla bütün toplum, bu zararın yükünü taşımak zorunda kalır.?”
16 şubat 1981
16 şubat 1981
devamını gör...
resume çiğköfte
ucuz çiğköfte dükkanı zinciri diyebiliriz, piyasanın altında fiyatları vardır, yoklukta gider bir tat profili vardır. %100 helal sertifikası vardır, burası bana logosu ile beraber tam bir dindar tutucu kesimin gittiği yer gibi geliyor nedense. bence logolarını revize edip, bazı köklü değişikliklere gitmeleri lazım. bu arada ben bu markanın nar aromalı nar ekşisini (nar ekşisi değilde adı öyle biliniyor salata sosu işte) çok beğenmiştim, meyvemsi bir tadı var sosun.
devamını gör...
barbaros şansal ve irfan değirmenci ile ev arkadaşı olmak
peltek konuşan arkadaş da gelsin
ortam çok elit oldu böyle
ortam çok elit oldu böyle
devamını gör...
diyelim ki o bunu dinliyor
devamını gör...



