zaman tüneli
normal sözlük'teki en iyi profil fotoğrafı
kendimi yazmaya gerek bile duymuyorum o kadar iyi
devamını gör...
hikayeyi devam ettir
sonra bir tane adam çekti 9 mm glock u o vazelini sana monte eder üstüne beton dökerim diyip mermi manyağı yaptı.
devamını gör...
ahirim sensin
büyük usta neşet ertaş'ın seslendirdiği ahirim sensin adlı eserde geçen muhteşem cümle.
cahildim, dünyanın rengine kandım
hayale aldandım, boşuna yandım
seni ilelebet benimsin sandım
ölürüm sevdiğim, zehirim sensin
evvelim sen oldun, ahirim sensin
sözüm yok şu benden kırıldığına
idip başka dala sarıldığıma
gönülüm inanmıyor ayrıldığına
gözyaşım sen oldun, kahirim sensin
evvelim sen oldun, ahirim sensin
garibim, can yakıp gönül kırmadım
senden ayrı ben bir mekan kurmadım
daha bir gönüle ikrar vermedim
batınım sen oldun, zahirim sensin
evvelim sen oldun, ahirim sensin
daha bir gönüle ikrar vermedim
batınım sen oldun zahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
cahildim, dünyanın rengine kandım
hayale aldandım, boşuna yandım
seni ilelebet benimsin sandım
ölürüm sevdiğim, zehirim sensin
evvelim sen oldun, ahirim sensin
sözüm yok şu benden kırıldığına
idip başka dala sarıldığıma
gönülüm inanmıyor ayrıldığına
gözyaşım sen oldun, kahirim sensin
evvelim sen oldun, ahirim sensin
garibim, can yakıp gönül kırmadım
senden ayrı ben bir mekan kurmadım
daha bir gönüle ikrar vermedim
batınım sen oldun, zahirim sensin
evvelim sen oldun, ahirim sensin
daha bir gönüle ikrar vermedim
batınım sen oldun zahirim sensin
evvelim sen oldun ahirim sensin
devamını gör...
püskevit
memleketimde satılıyordu çok yerdim eskiden sevdiğim şekerlemedir
devamını gör...
kemal kükrer
adı marka haline gelmiş gerçek bir kişi.
cumhuriyet’in ilk yıllarında, sirke ve fermente ürünler üzerine çalışan bir girişimci olduğu biliniyor. doğum yılı 1915. tamamen geleneksel yöntemlerle sirke üretimine başlıyor. sonraları işler büyüyor ve adı doğrudan markaya dönüşüyor. şimdi kim bilir o geleneksel yöntemler ne belalı bir endüstriyel üretime dönüşmüştür.
cumhuriyet’in ilk yıllarında, sirke ve fermente ürünler üzerine çalışan bir girişimci olduğu biliniyor. doğum yılı 1915. tamamen geleneksel yöntemlerle sirke üretimine başlıyor. sonraları işler büyüyor ve adı doğrudan markaya dönüşüyor. şimdi kim bilir o geleneksel yöntemler ne belalı bir endüstriyel üretime dönüşmüştür.
devamını gör...
kvkk ile nickaltı girmek
balığı tavada
seni yanımda
eti kavurma
saçlarını savurma
hayırlı geceler
seni yanımda
eti kavurma
saçlarını savurma
hayırlı geceler
devamını gör...
ışıklar içinde uyusun
nurlar içinde yatsının müslüman olup olmadığından emin olmadığın insanlara istinaden söyleme şekli. bu kadar basit üstünde düşünecek pek bir şey yok, ha şu da saçma kimin müslüman olup olmadığı, kimde iman var yok biz bilemeyiz, elimizde imanmetre ile gezmiyoruz sonuçta, kalbinde iman olan tüm iyi insanlar müslümandır sonuçta kim kaç rekat namaz kılmış, kim kaç ay oruç tutmuş, hacca mı umreye mi gitmiş, zekat verebilmiş mi acaba, arapça dua biliyor mu, bunlar herkesin kendisinin bileceği özel şeyler.
devamını gör...
hatırlanan en eski reklam sloganı
bu;
ama çikolataydı bu, başlığı yanlış atmışlar. tadı da pek güzeldi.
ama çikolataydı bu, başlığı yanlış atmışlar. tadı da pek güzeldi.
devamını gör...
edinburgh of the seven seas
tristan da cunha adasının başkentidir.
edinburgh of the seven seas ismi her ne kadar daha sembolik olsa da, adanın aslen sadece bir kısmını temsil ediyor. yeterli tanım yapabilmek için tristan da cunha adasını tamamen ele almamız gerek.

ada atlas okyanusu'nun neredeyse ortasında bulunan, yakın ve uzak çevresinde hiçbir kara parçası bulunmayan, çevresindeki su derinliğinin de yaklaşık olarak 3.000 metreyi bulduğu aktif volkanik ve diğer dünyadan izole bir ingiliz adasıdır. boyutu da adacık tanımlaması yapabileceğimiz kadar küçüktür. çevresindeki sonsuz okyanusun ortasında adeta abdülhamid yalnızlığı çekmektedir. öyle ki adaya en yakın kara parçası haritaya göre üst kısımda bulunan, ve yine ufak bir ingiliz adası olan, ve t.d.cunha ile aralarında minimum 2.300km mesafe bulunan "saint helena" adası mevcutken, adanın kuzey tarafında ise yine aralarında 2.000 küsür km mesafe bulunan, güney afrika'da konumlanan "cape town" şehridir. adanın yalnızlığını buradan hesap edin. ve açıkçası özel bir konumda olduğu için, tam olarak hangi coğrafyaya bağlı bilinmemektedir. zira resmi kaynaklarda hem afrika'ya bağlı olduğunu, hem de az önce bahsettiğimiz saint helena adası ile bağlı olduğu yazmaktadır. yani birbirlerine bağlı bu iki ada. neyse, önemli olan şey bu değil. öyle ya da böyle ingiliz kontrolünde zaten.
eh elbette karaya bu kadar uzak mesafesi bulunan ada, dünyadan izole bir hayat sürüyor. ancak tuhaf bir şekilde izole olmalarına rağmen ingiliz milletler topluluğunun en medeni insanlarına ev sahipliği yapıyor bu ada. nüfusları 200 civarıdır. bünyesinde sadece bir tane okul, bir tane kafe ve internet kafe, bir tane polis karakolu, bir market ve aklınıza gelebilecek tüm sosyal mekânlar bir adet sınırlı olması şeklinde adada bulunur. ada o kadar güvenlidir ki, yerli halk gece yatarken kapılarını kilitlemezler. ve şuana kadar tek bir kere bile hırsızlık ve cinayet tarzı suçlar işlenmemiştir. internet kafedeki internet doğal olarak çok yavaş. dünyanın ana karalarına ulaşım çok zordur, zaman zaman imkânsızdır. öyle ki havaalanı zaten mevcut değil. deniz yoluyla kısıtlı şekilde ulaşım mevcut, ama bu da çok nadiren gerçekleşen bir şey. zira ana karadan bir balıkçı gemisinin bu adaya ulaşabilmesi için en az 15-20 güne ihtiyacı var. ulaşmasının imkânsıza yakın olmasını bir kenara bırakın, olumsuz hava şartları da bu imkânsızlığın içine girince ulaşım daha da imkânsız bir hal almaktadır. ama adadaki insanlar bu durumdan memnundur.

yerli halk geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlıyor. en çok da patates yetiştirip yiyorlar. hayvancılık tarafında da koyun yetiştiriyorlar. bu adacıkta ufak tefek ticaretler dönse de, para kullanmaya neredeyse hiç ihtiyaç duymuyorlar. çünkü hepsi bir arada. 200 kişilik ufacık bir topluluktan bahsediyoruz. hepsi birbirine güveniyor, ve tanıyor. bugün türkiye'nin en ufak köyünde bile en az 400-500 kişi yaşıyordur. buradan hesap edin işte.
bu ada benim ilgimi çocukluğumdan beri çekmektedir. coğrafi konumu itibariyle de her daim ilgimi çekmeye devam edecek. hatta günün birinde bu adanın yerlisi olmak gibi bir hedefim var. coğrafyadan beklediğim şey de tam olarak bu. yerlisi olmayı başaramasam bile ölmeden önce bir kere de olsa bu adayı ziyaret edeceğim. vize mize ne gerekiyorsa alacağım. zaten bir kere gitmeyi başarınca en az 1 ay orada olmayı garantileyeceğim. belki bu süre daha da uzar. ulaşım sıkıntısı malum.
basit tanım: dünyanın en büyülü coğrafyasından ve başkentinden biri edinburgh of the seven seas.
edinburgh of the seven seas ismi her ne kadar daha sembolik olsa da, adanın aslen sadece bir kısmını temsil ediyor. yeterli tanım yapabilmek için tristan da cunha adasını tamamen ele almamız gerek.

ada atlas okyanusu'nun neredeyse ortasında bulunan, yakın ve uzak çevresinde hiçbir kara parçası bulunmayan, çevresindeki su derinliğinin de yaklaşık olarak 3.000 metreyi bulduğu aktif volkanik ve diğer dünyadan izole bir ingiliz adasıdır. boyutu da adacık tanımlaması yapabileceğimiz kadar küçüktür. çevresindeki sonsuz okyanusun ortasında adeta abdülhamid yalnızlığı çekmektedir. öyle ki adaya en yakın kara parçası haritaya göre üst kısımda bulunan, ve yine ufak bir ingiliz adası olan, ve t.d.cunha ile aralarında minimum 2.300km mesafe bulunan "saint helena" adası mevcutken, adanın kuzey tarafında ise yine aralarında 2.000 küsür km mesafe bulunan, güney afrika'da konumlanan "cape town" şehridir. adanın yalnızlığını buradan hesap edin. ve açıkçası özel bir konumda olduğu için, tam olarak hangi coğrafyaya bağlı bilinmemektedir. zira resmi kaynaklarda hem afrika'ya bağlı olduğunu, hem de az önce bahsettiğimiz saint helena adası ile bağlı olduğu yazmaktadır. yani birbirlerine bağlı bu iki ada. neyse, önemli olan şey bu değil. öyle ya da böyle ingiliz kontrolünde zaten.
eh elbette karaya bu kadar uzak mesafesi bulunan ada, dünyadan izole bir hayat sürüyor. ancak tuhaf bir şekilde izole olmalarına rağmen ingiliz milletler topluluğunun en medeni insanlarına ev sahipliği yapıyor bu ada. nüfusları 200 civarıdır. bünyesinde sadece bir tane okul, bir tane kafe ve internet kafe, bir tane polis karakolu, bir market ve aklınıza gelebilecek tüm sosyal mekânlar bir adet sınırlı olması şeklinde adada bulunur. ada o kadar güvenlidir ki, yerli halk gece yatarken kapılarını kilitlemezler. ve şuana kadar tek bir kere bile hırsızlık ve cinayet tarzı suçlar işlenmemiştir. internet kafedeki internet doğal olarak çok yavaş. dünyanın ana karalarına ulaşım çok zordur, zaman zaman imkânsızdır. öyle ki havaalanı zaten mevcut değil. deniz yoluyla kısıtlı şekilde ulaşım mevcut, ama bu da çok nadiren gerçekleşen bir şey. zira ana karadan bir balıkçı gemisinin bu adaya ulaşabilmesi için en az 15-20 güne ihtiyacı var. ulaşmasının imkânsıza yakın olmasını bir kenara bırakın, olumsuz hava şartları da bu imkânsızlığın içine girince ulaşım daha da imkânsız bir hal almaktadır. ama adadaki insanlar bu durumdan memnundur.

yerli halk geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlıyor. en çok da patates yetiştirip yiyorlar. hayvancılık tarafında da koyun yetiştiriyorlar. bu adacıkta ufak tefek ticaretler dönse de, para kullanmaya neredeyse hiç ihtiyaç duymuyorlar. çünkü hepsi bir arada. 200 kişilik ufacık bir topluluktan bahsediyoruz. hepsi birbirine güveniyor, ve tanıyor. bugün türkiye'nin en ufak köyünde bile en az 400-500 kişi yaşıyordur. buradan hesap edin işte.
bu ada benim ilgimi çocukluğumdan beri çekmektedir. coğrafi konumu itibariyle de her daim ilgimi çekmeye devam edecek. hatta günün birinde bu adanın yerlisi olmak gibi bir hedefim var. coğrafyadan beklediğim şey de tam olarak bu. yerlisi olmayı başaramasam bile ölmeden önce bir kere de olsa bu adayı ziyaret edeceğim. vize mize ne gerekiyorsa alacağım. zaten bir kere gitmeyi başarınca en az 1 ay orada olmayı garantileyeceğim. belki bu süre daha da uzar. ulaşım sıkıntısı malum.
basit tanım: dünyanın en büyülü coğrafyasından ve başkentinden biri edinburgh of the seven seas.
devamını gör...
kvkk ile nickaltı girmek
aaaa önemli günümüzde.
ben hep sorarım balığı ve eti "nasıl yersin" diye.
ben hep sorarım balığı ve eti "nasıl yersin" diye.
devamını gör...
kaygı
kaç gece acillerde sabahladığımı hatırlamıyordum ölüm kaygısı yüzünden. benim için kurtarıcı düzenli anksiyete ilacı meditasyon ve yazı yazmak oldu. özeklikle su çok iyi geliyor. yüzmek ya da duş almak. geçmez sanmıştım. 40 yaşımda ardımda kaldı. önce bir psikiyatra gidilmesi gerekli tabi.
devamını gör...
bazı entrylerin neden bu kadar çok beğeni aldığını düşünmek
#3869517
yani entry bile değil
yani entry bile değil
devamını gör...
bir delinin sayıklamaları
yirmi yıl.
bir ömrün omzuma çöken suskun ağırlığı..
zaman bir hastalık gibi içimde büyüdü, ne tedavi ne unutuş fayda etti.
aynadaki ben, artık benden çok bir yabancıya benziyor.
diyorlar ki, akıl dediğin sınırdır.
o sınır çoktan aşıldı bende -geriye sayıklamalar kaldı, kelimelerin tül gibi ince, acının taş gibi ağır olduğu bir yer.
"gördün mü yıllar geçmiş, bak sen de yorulmuşsun..."
evet, yoruldum...
kalbimin sol yanında biriken tortulardan tanırım yorgunluğu.
kader bazen bir masa üzerinde unutulmuş ruj lekesi kadar rastlantısaldır.
insanın kendi geçmişine tutunma biçimi de biraz deliliktir.
ben hâlâ hatırlıyorum o ilkbaharı - oysa çoktan sonbahar oldu içimde.
pişmanlık, dudağımda yanık bir dua gibi kurulup kalıyor her defasında.
gece olunca sanrılar gelir.
bir köşede çocuk ben oturur, ağlamaktan gözleri şişmiş.
bir köşede yetişkin ben sus der, artık ağlama.
ama ikisi de beni duymaz- aynı bedende iki yabancı, aynı hayalde iki yarım akıl.
kelimeler başımın içinde çınlar, sanki biri defalarca geri dön diyor.
ama nereye..?
"gördün mü yıllar geçmiş, bak sen de yorulmuşsun..."
hayat, bazen cam kenarına bırakılmış bir fincan gibi soğuyor.
ne içimi ısıtıyor ne de dökebiliyorum.
pişmanlık öyle bir zehir ki, alışıyorsun tadına.
insan bir süre sonra kendi esaretine şefkat gösteriyor,
acıya tutunmak, iyileşmekten daha kolay çünkü.
kader mi bütün bunlar, yoksa kendi deliliğimin yazdığı bir masal mı..?
kim bilebilir…
ben bazen göğe bakıyorum, gökyüzü titriyor - belki de ben değilim deliren, dünya biraz fazla gerçek.
ve bir ses kulağıma fısıldıyor:
"gördün mü yıllar geçmiş, bak sen de yorulmuşsun..."
belki bu sadece bir yankı.
belki de tanrı’nın bana en sessiz uyarısı..
yorulduk evet, ama hala sayıklıyoruz.
çünkü bazen delilik, aklın hatırlayamadığı bir duadır.
bir ömrün omzuma çöken suskun ağırlığı..
zaman bir hastalık gibi içimde büyüdü, ne tedavi ne unutuş fayda etti.
aynadaki ben, artık benden çok bir yabancıya benziyor.
diyorlar ki, akıl dediğin sınırdır.
o sınır çoktan aşıldı bende -geriye sayıklamalar kaldı, kelimelerin tül gibi ince, acının taş gibi ağır olduğu bir yer.
"gördün mü yıllar geçmiş, bak sen de yorulmuşsun..."
evet, yoruldum...
kalbimin sol yanında biriken tortulardan tanırım yorgunluğu.
kader bazen bir masa üzerinde unutulmuş ruj lekesi kadar rastlantısaldır.
insanın kendi geçmişine tutunma biçimi de biraz deliliktir.
ben hâlâ hatırlıyorum o ilkbaharı - oysa çoktan sonbahar oldu içimde.
pişmanlık, dudağımda yanık bir dua gibi kurulup kalıyor her defasında.
gece olunca sanrılar gelir.
bir köşede çocuk ben oturur, ağlamaktan gözleri şişmiş.
bir köşede yetişkin ben sus der, artık ağlama.
ama ikisi de beni duymaz- aynı bedende iki yabancı, aynı hayalde iki yarım akıl.
kelimeler başımın içinde çınlar, sanki biri defalarca geri dön diyor.
ama nereye..?
"gördün mü yıllar geçmiş, bak sen de yorulmuşsun..."
hayat, bazen cam kenarına bırakılmış bir fincan gibi soğuyor.
ne içimi ısıtıyor ne de dökebiliyorum.
pişmanlık öyle bir zehir ki, alışıyorsun tadına.
insan bir süre sonra kendi esaretine şefkat gösteriyor,
acıya tutunmak, iyileşmekten daha kolay çünkü.
kader mi bütün bunlar, yoksa kendi deliliğimin yazdığı bir masal mı..?
kim bilebilir…
ben bazen göğe bakıyorum, gökyüzü titriyor - belki de ben değilim deliren, dünya biraz fazla gerçek.
ve bir ses kulağıma fısıldıyor:
"gördün mü yıllar geçmiş, bak sen de yorulmuşsun..."
belki bu sadece bir yankı.
belki de tanrı’nın bana en sessiz uyarısı..
yorulduk evet, ama hala sayıklıyoruz.
çünkü bazen delilik, aklın hatırlayamadığı bir duadır.
devamını gör...
kaygı
devamını gör...
vur yüreğim
bu versiyonuna takılı kaldım nedense.* *
devamını gör...
echabrenef7091
dinlemeyi sevdiğim, güldüğüm, ses kayıtlı tanımları olan kullanıcı/yazar.(yazar şeyi de bana saçma geliyor başlıklarda da ama alışıyorum)
neys.
sözlüğe girdiğimden beri saçma sapan takibimdeydi zaten çünkü kötü şaka seviyorum kahretsin. ve sözlük yazarlarının fotoğrafları başlığını ne kadar garipsesem de( ben de 10dk bi gaza gelip fotoğraf atıp silmiştim btw) ses kayıtlı başlıkları garipsemedim. niye bilmiyorum(az kişi yazdığından olabilir mi?) burası da bir mahalle gibi geliyor bana ve mahalle sakinlerinin çoğunu da daha önce bir sözlükte bulunmuş, yazmış, sıkılmış insanlar oluşturuyor gibi. mahallede deli olmadan yaptığıyla yaftalanan insanlar da oluyor ya. ha bu şahıs bana onlardan biri gibi geliyor hep. bir radyo yayınında da bir tık teyitlendi gibi olmuştu dinlerken.
neys.
son tanımsal monoloğu ayrı bir hoşuma gitti. öncekileri de dinlemiştim ama "ulan" dedim "cem yılmaz karakomikler???" yok o kadar değil. abart ve öl. fhjhgjkf.
bence sosyal medyayı kendine göre çok güzel şekilde kullanan, eleştiriye açık, anlayışlı ve yolu her türlü açık biri gibi. ben burada gördüğüme/dinlediğime göre yazdım ama işte her türlü de yolu açık olur umarım.
bu kadar.
(ay ilk kez hiç tanımadığım birine, izniyle, nickaltı girdim çok heyecanlıymış. ve bu kadar şey için o kadar şeye gerek var mıydı? bilgisayardan yazınca yazasım geliyor)
neys.
sözlüğe girdiğimden beri saçma sapan takibimdeydi zaten çünkü kötü şaka seviyorum kahretsin. ve sözlük yazarlarının fotoğrafları başlığını ne kadar garipsesem de( ben de 10dk bi gaza gelip fotoğraf atıp silmiştim btw) ses kayıtlı başlıkları garipsemedim. niye bilmiyorum(az kişi yazdığından olabilir mi?) burası da bir mahalle gibi geliyor bana ve mahalle sakinlerinin çoğunu da daha önce bir sözlükte bulunmuş, yazmış, sıkılmış insanlar oluşturuyor gibi. mahallede deli olmadan yaptığıyla yaftalanan insanlar da oluyor ya. ha bu şahıs bana onlardan biri gibi geliyor hep. bir radyo yayınında da bir tık teyitlendi gibi olmuştu dinlerken.
neys.
son tanımsal monoloğu ayrı bir hoşuma gitti. öncekileri de dinlemiştim ama "ulan" dedim "cem yılmaz karakomikler???" yok o kadar değil. abart ve öl. fhjhgjkf.
bence sosyal medyayı kendine göre çok güzel şekilde kullanan, eleştiriye açık, anlayışlı ve yolu her türlü açık biri gibi. ben burada gördüğüme/dinlediğime göre yazdım ama işte her türlü de yolu açık olur umarım.
bu kadar.
(ay ilk kez hiç tanımadığım birine, izniyle, nickaltı girdim çok heyecanlıymış. ve bu kadar şey için o kadar şeye gerek var mıydı? bilgisayardan yazınca yazasım geliyor)
devamını gör...
akşama babacığım unutma ülker getir
ülker yemeyin adamlar resmen millete acımıyor ne kadar pislik zararlı şey varsa ülker de.
devamını gör...


