zaman tüneli
iskanı olmayan ev almak
iskanın alınmama sebepleri çok önemli, bazı durumlarda bir kaç aya alınabilirler bir kaç seneye mümkün değile dönebilir, iyi araştırmak lazım. bazı ilanlarda görüyorum ama işin içine girince kolay bir süreç olmayabileceğini görüyorsunuz
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
belki de bazen alan açmak gerekiyor hayata.
devamını gör...
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
çünkü psikologa verdiğim fahiş ücret psikolojimi bozuyor. o yüzden gitmiyorum.
devamını gör...
durmadan kavga eden manyak çiftler
benim sekiz sevgilim oldu simdiye kadar.
yedisiyle bi kere bile kavga etmedim. ki bunlar bir senelik-iki senelik-uc senelik-yedi senelik iliskiler.
sadece biriyle durmadan kavga ediyorduk.
cok yorucuydu.
omur boyu cekilecek iliski turu degil bence bu:)
yedisiyle bi kere bile kavga etmedim. ki bunlar bir senelik-iki senelik-uc senelik-yedi senelik iliskiler.
sadece biriyle durmadan kavga ediyorduk.
cok yorucuydu.
omur boyu cekilecek iliski turu degil bence bu:)
devamını gör...
bira tabağı
olsada yesek içerken
devamını gör...
bira tabağı
sadece bira tabakları için bira içmeye gittiğim yerler var.
hele o kaşarlı, pattisli kızartma toplarına aşığım.
ya da baharatlı patatesleri...
çıtır tavukları.. .
paçanga böreği...
hoff neyse.
gidem de yulafımı kemirem.
hele o kaşarlı, pattisli kızartma toplarına aşığım.
ya da baharatlı patatesleri...
çıtır tavukları.. .
paçanga böreği...
hoff neyse.
gidem de yulafımı kemirem.
devamını gör...
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
psikologların kendini iyice bir halt sanması ve 5bin, 10bin seans ücreti istemesindendir.
ulan her ay o parayı vereceğine, kişi gider 3-5 gün gezer dolaşır, daha iyi.
iyice şu hayat koçu falan tayfaya döndüler. kimi kıstırırlarsa onu.
ulan her ay o parayı vereceğine, kişi gider 3-5 gün gezer dolaşır, daha iyi.
iyice şu hayat koçu falan tayfaya döndüler. kimi kıstırırlarsa onu.
devamını gör...
ev gençlerinin mutluluk anketi
o yaşlarda biz de mutluyduk. gençlik başımda duman ilk aşkım ilk heyecan halleri...
yalnız anlamadığım bu gençler okumuyor ve çalışmıyor mu? evde sınavlara hazırlananlar herhalde.
yalnız anlamadığım bu gençler okumuyor ve çalışmıyor mu? evde sınavlara hazırlananlar herhalde.
devamını gör...
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
benimkisi tamamen parasızlıktan. ben su ile konuşuyorum. derdimi suya anlatıyorum. faydasını görüyor musun? diyeceksiniz haliyle. görmüyorum. suyun da derdimi dinlemesi lazım konuşması lazım lakin biliyorsunuz maalesef bu imkansız.
devamını gör...
küçükesat
bir ankaralı olarak, romantizm yapılacak kadar güzel olmadığını düşündüğüm semt. ha nostalji olur bak ama onu da yapmamaya çalışıyorum artık, can yakıyor.
yine de siz bilirsiniz elbet.
yine de siz bilirsiniz elbet.
devamını gör...
özgür özkan
bazen bir başlığı açmak, sadece bir isim yazmak değil; yılların birikmiş sesini, bakırköy’ün o nemli sokaklarında yankılanan distorsiyonu, istanbul’un kaypak toprağında tutunmaya çalışan gerçek bir abinin izini sürmek oluyor.

tanıdığım için söylemiyorum, çünkü bu yazı bir “tanıyorum” beyanı değil; bir hatıra defterinin sayfalarını çevirmek gibi. sanki o eski dorock gecelerinden birinde, sahne ışıklarının altında ter dökerken yakaladığım bir anıymış gibi akıyor kalemimden. eminim sözlükte onu uzaktan veya yakından da olsa bilen, bir zamanlar killing’in o efsanevi setlerinde ya da soul sacrifice’in anlattığı hikâyelerde yüreği ısınanlar vardır. ama başlığı ilk açan ben olmanın o tuhaf yalnızlığı da var içimde; sanki yıllardır beklenen bir selamlaşmayı geciktirmişiz gibi.
özgür özkan, 48’ine merdiven dayamış, endüstri mühendisliği diplomasını müzik uğruna biraz uzatmış, bakırköy’ün o eski pena music günlerinden başlayarak metalin istanbul’daki en samimi, en inatçı seslerinden biri. bass’la başlamış, sonra gitar, sonra o ses… o ses ki clean vokalde insanı bir anda 90’ların sonu istanbul’una, o pastane konserlerine götürür; brutal’da ise yerin yedi kat altından yükselen bir deprem gibi içimizi sarsar.
türkiye’de clean ve brutal vokal arasında gidip gelebilen, ikisini de zorlamadan, zorlanmadan taşıyabilen isimlerin parmakla sayılacak kadar az olduğu bir coğrafyada, o başa oynar. en azından benim için.
zorlamaz kendini, çünkü sahne onun için stres atma değil, nefes alma meselesidir. murder king’le başlayan ve bir yandan da soul sacrifice’in ikinci albüm sonrası avrupa turnesine uzanan. hayko cepkin projesinde, killing’de… her seferinde aynı adam: frontman değil, sadece “biz” diyen, sahneyi paylaşan, kablo kopsa mikrofonu eline alıp kaosu kucaklayan biri.
altona müzik bakırköy’ün o daracık koridorlarında, ekşi limon beşiktaş’ın loş ışıklarında, dorock’un hem eski hem yeni heavy metal kokan duvarlarında izi var. karavan günlerinden, o ilk kaset koleksiyonlarından, amcasının walkman’inde dinlediği iron maiden’dan, cenk ünnü’nün beşiktaş dükkânından fotokopiyle aldığı tablolardan beslenmiş bir hayat bu.
self-taught bir savaşçı; nota bilmese de ruhu nota. sepultura roots’u pastanede çaldığı ilk setten, unknown’da paradise lost cover’larına, extremity’nin crossover kaosundan fd real’in progresif rüyalarına kadar uzanan bir yol.
pandemi dönemi ev projelerinde cover’lar yaparken bile o aynı özgür: mahalle kültürü kaybolmasın diye, ekran bağımlılığının arasında hâlâ “kendin ol, farklı bir şey yakala” diye gençlere seslenen adam.
ama asıl mesele yetenek değil. asıl mesele o kaypak istanbul toprağında bulabileceğin en nadir şey: gerçek dostluk. abi gibi, ağabey gibi, “lan gel bir çay içelim” veya sahne sonrası “cumhuriyette ciğer iyi gider” derken gözlerinin içine bakan, sahnede devleşirken kapı önünde sakin, cana yakın bir ruh.
25 yıldır aynı ateşin etrafında oturanlardan biri. soul sacrifice’in kapak tasarımı önerirken bile o kadar içten, murder king’in ilk bar setlerini anlatırken bile o kadar mütevazı ki… insan bazen düşünüyor; bu kadar sahici bir ses, bu kadar samimi bir duruş neden hâlâ “hak ettiği yer” tartışmasının ortasında? belki de tam da bu yüzden. çünkü o, trend peşinde koşmadı; o, istanbul’un kendi metalini, kendi folk damarını, kendi öfkesini müziğin içine katmayı tercih etti.
slayer gibi dillerin sınırlarını aşan örneklerden ilham alıp “türk metalinin kendi sesini bulması lazım” diyen, gençlere “enstrüman araç olsun, duygu ve düşünceyi taşısın” diye nasihat veren ender frontmanlardan.
yağmurun terasta okyanus kıvamına geldiği anlar gibi, ses dalgalarının içimize tsunamiye dönüşmesi gibi yazmak istedim bunları. çünkü özgür abi tam da o cümlelerin içinde yaşayan adamlardan. bir plak kapağını fetişleştirmeyen, ama o kapağın içindeki ruhu yıllarca taşıyan; bir konser sonrası terini silerken hâlâ “iyi ki buradayız” diyebilen; bakırköy’ün mahallelerinden çıkıp istiklal’de kuzeniyle metal dinleyicisi yalnızlığını paylaştığı günlerde bile umudunu kaybetmeyen biri.
işte bu yüzden buruklukla açıyorum bu başlığı. çünkü o, türkiye metalinin gizli kahramanlarından, hak ettiği spot ışıklarını yıllardır bekleyen, ama asla şikâyet etmeyenlerden. sevincimse, belki de bu yazı sayesinde birkaç kişinin daha “ulan bu adamı tanıyorum” deyip o eski dorock gecelerini, killing’in sabah beşte biten sohbetlerini, murder king’i, soul sacrifice’in turne anılarını hatırlaması. belki de nihayet o “gerçek dost” sıfatını, o “abi” unvanını sözlüğün bir köşesinde de görür.
özgür abi, senin sesin hâlâ çalıyor içimizde. temizde de, brutalda da. ve istanbul’un kaypak toprağına rağmen, o toprak seni tuttu. biz de tutuyoruz.
e evet, bu yazı bir entry’den çok, yılların birikmiş sözleri gibi olsun istedim. çünkü bazı isimler, sadece “tanıyorum”la geçiştirilmez; onlar hatıra olur, şarkı olur, deprem olur.
son olarak, sürüngenler şehrinden birkaç çirkin karemizle noktalıyorum yazıyı.



tanıdığım için söylemiyorum, çünkü bu yazı bir “tanıyorum” beyanı değil; bir hatıra defterinin sayfalarını çevirmek gibi. sanki o eski dorock gecelerinden birinde, sahne ışıklarının altında ter dökerken yakaladığım bir anıymış gibi akıyor kalemimden. eminim sözlükte onu uzaktan veya yakından da olsa bilen, bir zamanlar killing’in o efsanevi setlerinde ya da soul sacrifice’in anlattığı hikâyelerde yüreği ısınanlar vardır. ama başlığı ilk açan ben olmanın o tuhaf yalnızlığı da var içimde; sanki yıllardır beklenen bir selamlaşmayı geciktirmişiz gibi.
özgür özkan, 48’ine merdiven dayamış, endüstri mühendisliği diplomasını müzik uğruna biraz uzatmış, bakırköy’ün o eski pena music günlerinden başlayarak metalin istanbul’daki en samimi, en inatçı seslerinden biri. bass’la başlamış, sonra gitar, sonra o ses… o ses ki clean vokalde insanı bir anda 90’ların sonu istanbul’una, o pastane konserlerine götürür; brutal’da ise yerin yedi kat altından yükselen bir deprem gibi içimizi sarsar.
türkiye’de clean ve brutal vokal arasında gidip gelebilen, ikisini de zorlamadan, zorlanmadan taşıyabilen isimlerin parmakla sayılacak kadar az olduğu bir coğrafyada, o başa oynar. en azından benim için.
zorlamaz kendini, çünkü sahne onun için stres atma değil, nefes alma meselesidir. murder king’le başlayan ve bir yandan da soul sacrifice’in ikinci albüm sonrası avrupa turnesine uzanan. hayko cepkin projesinde, killing’de… her seferinde aynı adam: frontman değil, sadece “biz” diyen, sahneyi paylaşan, kablo kopsa mikrofonu eline alıp kaosu kucaklayan biri.
altona müzik bakırköy’ün o daracık koridorlarında, ekşi limon beşiktaş’ın loş ışıklarında, dorock’un hem eski hem yeni heavy metal kokan duvarlarında izi var. karavan günlerinden, o ilk kaset koleksiyonlarından, amcasının walkman’inde dinlediği iron maiden’dan, cenk ünnü’nün beşiktaş dükkânından fotokopiyle aldığı tablolardan beslenmiş bir hayat bu.
self-taught bir savaşçı; nota bilmese de ruhu nota. sepultura roots’u pastanede çaldığı ilk setten, unknown’da paradise lost cover’larına, extremity’nin crossover kaosundan fd real’in progresif rüyalarına kadar uzanan bir yol.
pandemi dönemi ev projelerinde cover’lar yaparken bile o aynı özgür: mahalle kültürü kaybolmasın diye, ekran bağımlılığının arasında hâlâ “kendin ol, farklı bir şey yakala” diye gençlere seslenen adam.
ama asıl mesele yetenek değil. asıl mesele o kaypak istanbul toprağında bulabileceğin en nadir şey: gerçek dostluk. abi gibi, ağabey gibi, “lan gel bir çay içelim” veya sahne sonrası “cumhuriyette ciğer iyi gider” derken gözlerinin içine bakan, sahnede devleşirken kapı önünde sakin, cana yakın bir ruh.
25 yıldır aynı ateşin etrafında oturanlardan biri. soul sacrifice’in kapak tasarımı önerirken bile o kadar içten, murder king’in ilk bar setlerini anlatırken bile o kadar mütevazı ki… insan bazen düşünüyor; bu kadar sahici bir ses, bu kadar samimi bir duruş neden hâlâ “hak ettiği yer” tartışmasının ortasında? belki de tam da bu yüzden. çünkü o, trend peşinde koşmadı; o, istanbul’un kendi metalini, kendi folk damarını, kendi öfkesini müziğin içine katmayı tercih etti.
slayer gibi dillerin sınırlarını aşan örneklerden ilham alıp “türk metalinin kendi sesini bulması lazım” diyen, gençlere “enstrüman araç olsun, duygu ve düşünceyi taşısın” diye nasihat veren ender frontmanlardan.
yağmurun terasta okyanus kıvamına geldiği anlar gibi, ses dalgalarının içimize tsunamiye dönüşmesi gibi yazmak istedim bunları. çünkü özgür abi tam da o cümlelerin içinde yaşayan adamlardan. bir plak kapağını fetişleştirmeyen, ama o kapağın içindeki ruhu yıllarca taşıyan; bir konser sonrası terini silerken hâlâ “iyi ki buradayız” diyebilen; bakırköy’ün mahallelerinden çıkıp istiklal’de kuzeniyle metal dinleyicisi yalnızlığını paylaştığı günlerde bile umudunu kaybetmeyen biri.
işte bu yüzden buruklukla açıyorum bu başlığı. çünkü o, türkiye metalinin gizli kahramanlarından, hak ettiği spot ışıklarını yıllardır bekleyen, ama asla şikâyet etmeyenlerden. sevincimse, belki de bu yazı sayesinde birkaç kişinin daha “ulan bu adamı tanıyorum” deyip o eski dorock gecelerini, killing’in sabah beşte biten sohbetlerini, murder king’i, soul sacrifice’in turne anılarını hatırlaması. belki de nihayet o “gerçek dost” sıfatını, o “abi” unvanını sözlüğün bir köşesinde de görür.
özgür abi, senin sesin hâlâ çalıyor içimizde. temizde de, brutalda da. ve istanbul’un kaypak toprağına rağmen, o toprak seni tuttu. biz de tutuyoruz.
e evet, bu yazı bir entry’den çok, yılların birikmiş sözleri gibi olsun istedim. çünkü bazı isimler, sadece “tanıyorum”la geçiştirilmez; onlar hatıra olur, şarkı olur, deprem olur.
son olarak, sürüngenler şehrinden birkaç çirkin karemizle noktalıyorum yazıyı.


devamını gör...
kahve makinesi tavsiyesi
arzumun tek muglık filtre kahve makinesi, sehayatlerimde bile yanımda götürdüğüm oluyor
devamını gör...
dune
kızımın ilgi alanına hitap eden bir kitap olduğu için hediye olarak almıştım. sonra serinin ilk kitabını ben de okudum. tamam ilk kitabı ilgiyle okudum ve beğendim ancak yine de benim tarzım olduğunu söyleyemem. kızım benden sonra tüm seriyi okuduğu gibi filmlerini de izledi. yüzüklerin efendisi serisini sevenler beğeneceklerdir. yine kurgu bir evren, fantastik canlılar var. içinde biraz mistisizm biraz da bilimsellik soslanmış. gençler sever sanıyorum.
devamını gör...
ingilizce kaynak önerileri
önerilen kitaplar güzel kitaplar ama naçizane bir tavsiyem olacak. netflix. genelde yabancı dil öğrenen herkesi en çok zorlayan şey günlük kullanım oluyor. altyazıyı kapatıp orjinal lisanında dinlemek deyimler, kelime haznesi, aksan ve akıcılık açısından çok ciddi fayda sağlayan bir şey. bir de belli bir kelime bilgisini oturttuktan sonra sözlüksüz roman okumaya zorlayın kendinizi. ilk başta bilmediğiniz çok kelime olacak ama tekrar tekrar okuyunca beyninizin bilmediğiniz kelimeyi çözümlediğini ve konuşmada kullanabilir hale getirdiğini de deneyimleyebilirsiniz. lisanı daha rahat kullanma aşamasına geldiğinizde bunları tavsiye ederim.
devamını gör...
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
bir ara tavsiye üzerine genel olarak memnun kalınan bir psikoloğa gitmiştim doğrusu, instagramdan da takip etmeye başlamıştım, arabasıyla 200 km hız yaptığı anların videosunu paylaşınca içimden önce kendini tedavi et diyip bıraktım.
daha da hiçbirine gitmedim.
daha da hiçbirine gitmedim.
devamını gör...
netflix içerik önerisi
biraz daha egzotik dizilere kaymak isterseniz koreli "alchemy of the soul 1&2", "what is wrong with secretary kim", çinli "love like the galaxy", "the double" tavsiye edebileceğim diziler.
devamını gör...
ilk iş hayatı şokunuz neydi sorunsalı
profesyonel yalancılığın kitabını yazıyo millet
devamını gör...


