zaman tüneli
eküri
yav ne fransızcası, ne sağdıçı, ne wingman'i?
adamın hayatı boyunca öğrendiği en entelektüel terim eküri. onu da ganyan bayii de öğrenmiş.*
adamın hayatı boyunca öğrendiği en entelektüel terim eküri. onu da ganyan bayii de öğrenmiş.*
devamını gör...
suriyelilerin sol ayak bileğindeki ka’de-i ahire izi
var böyle bir şey. aşırı namazdan mütevellit sol ayak bileğinin dışında bozuk para büyüklüğünde bir nasırdır. suriyelilerde kroniktir. nusayrilerde görülmez.
devamını gör...
metanarrative
dünyayı tek bir çerçeveye sığdırmaya çalışan büyük hikâyeler.
sana baştan bir anlam paketi sunuyor tarih şöyle akar, ilerleme böyledir, özgürlük şudur gibi. jean-françois lyotard tam burada frene basanlardan. diyor ki, bu büyük hikâyeler aslında sandığımız kadar evrensel ya da “doğru” değil. daha çok, bize uzun zamandır anlatılagelen, kabul edilmiş paketler. aydınlanma, marksizm, tarihin sonu, ilerleme… hepsi “işte gerçek bu” diye konuşuyor ama gerçek hayat o kadar düzgün, tek çizgili değil ki. hayat daha çok parçalı, yerel, küçük hikâyelerden oluşuyor. bir yerden sonra o büyük çerçeveler çatırdamaya başlıyor.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar.
descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
sana baştan bir anlam paketi sunuyor tarih şöyle akar, ilerleme böyledir, özgürlük şudur gibi. jean-françois lyotard tam burada frene basanlardan. diyor ki, bu büyük hikâyeler aslında sandığımız kadar evrensel ya da “doğru” değil. daha çok, bize uzun zamandır anlatılagelen, kabul edilmiş paketler. aydınlanma, marksizm, tarihin sonu, ilerleme… hepsi “işte gerçek bu” diye konuşuyor ama gerçek hayat o kadar düzgün, tek çizgili değil ki. hayat daha çok parçalı, yerel, küçük hikâyelerden oluşuyor. bir yerden sonra o büyük çerçeveler çatırdamaya başlıyor.
bazı insanlar lyotard’ı descartes’a benzetiyor, “her şeyi şüpheyle sorgula” tarafı yüzünden. haklılar da bir yere kadar.
descartes “düşünüyorum, öyleyse varım”a varmak için her şeyi yakıp yıkmıştı, ama en azından sağlam, tartışılmaz bir temel arıyordu. lyotard ise o “tek ve sağlam temel” fikrine bile mesafeli duruyor. ona göre böyle bir temel bile bir tür yeni büyük anlatı olabilir. şüphe et, ama şüphenin de sonsuza kadar yeni bir büyük hikâye üretmesine izin verme.
aslında en rahatsız edici yanı da bu bence, tek bir büyük hikâyeye inanmak gerçekten rahatlatıcı. her şeyi açıklıyor, nereye gittiğini gösteriyor, ahlaki bir pusula bile veriyor. ama o hikâyenin dışına bir adım attığında dünya birdenbire çok daha dağınık, çok daha karmaşık ve parçalı görünüyor. hiçbir şey o kadar net değil. her şey yerel, geçici, bağlamsal hale geliyor. o zaman insan ister istemez “peki şimdi neye inanacağım?” diye soruyor kendine.
lyotard’ın eleştirisi tam da bu rahatlığı bozmak üzerine. büyük anlatılar çöktükten sonra geriye ne kalıyor? küçük anlatılar, dil oyunları, farklı toplulukların kendi kurallarıyla oynadığı oyunlar… belki de asıl mesele, o parçalılığı kabul edip içinde yaşamayı öğrenmek.
devamını gör...
eküri
elalem karizmatik karizmatik wingman der, bizdekine bak eküri, sağdıç vs...
devamını gör...
yazarların mutsuzken yaptıkları
banyo temizlerim ama foşur foşur, dip bucak. bir de dondurma yerim, ama kaliteli olanlardan. o yüzden kaliteli dondurma stoğu yaparım hep. fljfglfdjg
devamını gör...
ilk iş hayatı şokunuz neydi sorunsalı
ilk gün hiç unutmam sabahın 7sinde uyandım, oha falan oldum. (küçük şehirdeydim)
sonra geçti.
şimdi 6da uyanıyorum*
sonra geçti.
şimdi 6da uyanıyorum*
devamını gör...
durmadan kavga eden manyak çiftler
devamını gör...
mısırlıların alnındaki secde izi
devamını gör...
ev gençlerinin mutluluk anketi
ev genci derken?
işsiz diyorduk en son.
not: yazar burada iş bulamayanları gömmüyor, zırt pırt yeni tanımlamalar üretilmesine kızıyor.
işsiz diyorduk en son.
not: yazar burada iş bulamayanları gömmüyor, zırt pırt yeni tanımlamalar üretilmesine kızıyor.
devamını gör...
ya kızım beni deli etme ben aradığımda o telefon açılacak diyen erkek
o kıza muhtaç erkektir.*
devamını gör...
ya kızım beni deli etme ben aradığımda o telefon açılacak diyen erkek
ben senin canının istediği zaman arayabileceğin biri değilim, benim de bir hayatım var ya hani. senin geçmişini...........diye devam edebilirsiniz bacılarım.
devamını gör...
iskanı olmayan ev almak
1,5 yıl evvel risk budur diyerek yapmak zorunda kaldığım eylem. yeni binaların da kaderidir bu. çevresi, asansör durumu, binaya yapılan masrafları gördüğümde iskan almaması için hiçbir sebep yoktu benim gözümde. tapuyu detaylı olarak inceletmiştim. müteahhite de istediğimiz zaman ulaşıyoruz, defalarca bu konuyu konuştum. sonra iki hafta içinde karar verdim. ben satın aldıktan 9-10 ay sonra binanın iskanı çıktı. fakat o süreçte çok ciddi elektrik faturaları ödedik, o da ayrı mevzu. (bkz: şantiye elektriği) neyse ki her şey rayına oturdu.
özetle çok iyi düşünmeli. belediyeye gidip tapuyu inceletmeden ve binaya yapılanları bizzat görmeden (yangın söndürme tüpü gibi birçok nüans) ev almamalı.
özetle çok iyi düşünmeli. belediyeye gidip tapuyu inceletmeden ve binaya yapılanları bizzat görmeden (yangın söndürme tüpü gibi birçok nüans) ev almamalı.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
insanın kime neyi açacağını bilmesi de gerekiyor!
mesela ben açayım, bu tanımın üstteki tanımla hiçbir alakası yok.*
mesela ben açayım, bu tanımın üstteki tanımla hiçbir alakası yok.*
devamını gör...
çiğ köfte
bu işin mutfağında büyümüş yarı urfalı olarak ilk tercihim urfa çiğköftesi.
her yöre farklı yapıyor çünkü.
ebuwankenomi * biraz bahsetmiş. kıyma ile yumurtayı aynı anda koyanı bile gördü bu gözler.
adıyamanlılar zeytinyağı ile yoğuruyor antepliler çok sarımsak katıyor mesela.
ama iyi bir çiğköfte tok iken bile yenir.
her yöre farklı yapıyor çünkü.
ebuwankenomi * biraz bahsetmiş. kıyma ile yumurtayı aynı anda koyanı bile gördü bu gözler.
adıyamanlılar zeytinyağı ile yoğuruyor antepliler çok sarımsak katıyor mesela.
ama iyi bir çiğköfte tok iken bile yenir.
devamını gör...
faydalı mobil uygulamalar
blackmagic cam, daha tam kullanmaya başlamadım ama telefon kamerasını profesyonel kamera ayarına getirdiği söyleniyor, çekimlere baktım epey kaliteli sonuçlar veriyor gibi duruyor ama henüz denemedim sadece youtuberların tercih ettiği bir uygulama gördüğüm kadarıyla - telefondan kayıt yapanlar arasında
devamını gör...
durmadan kavga eden manyak çiftler
abla, açtığın başlıkla ilgili de bir iki cümle kursaydın keşke ya...*
durmadan kavga eden çiftler diye başlık açıp, içeriğinde kavga etmediğinden bahsetmişsin.
durmadan kavga eden çiftler diye başlık açıp, içeriğinde kavga etmediğinden bahsetmişsin.
devamını gör...
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
çünkü devletin halkın mental sağlığını önemsememesi, psikologların ise dükkan açıp fahiş ücretlerle kısa yoldan zengin olma hayali sebebiyle olan terapi görmek isteyen ama fakirleştirilmiş türk milletine oluyor.
elin memleketinde her yerde kolayca ulaşabileceğiniz intihar yada mental kriz telefon hatları bile türkiye'de yok. olması için herhangi bir çalışma olduğunu da düşünmüyorum. çünkü bu telefon hatları gönüllülük esasına göre çalışıyor genelde. haliyle kar getirmeyen bir işe türk milleti niye yatırım yapsın. hastaneler ve okullar bile özelleştiriliyor. sözde şehir hastaneleri var ama binaları devlete ait değil, yandaş şirketlere ait. sağlık bakanlığı orada kiracı. çeşitli sebeplerle doktorlar ya özele yada yurt dışına geçiyorlar ve zaten hastanelerde doktor bulmak eskisi gibi kolay değil. okulların hali de ortada, tuvaletlerde sabun bile bulunmuyor, temizlik görevlisine ayıracakları ödenekleri yok. üstüne ipsiz sapsız öğrenciler de eklenince veliler özel okullara mecbur ediliyor. yani sağlıktan eğitime her alanda devlet abd tipi ekonomiye geçti. her şey doğrudan veya dolaylı olarak özelleşiyor. yani biz devletten hizmet almak için boşuna vergi, sgk falan ödüyoruz. boşuna para veriyoruz. paralarımız bir avuç yandaş köpeğin cebine gidiyor. altın varaklı pudra şekeri partilerine, yandaşların yurt dışı gezilerine, son model makam araçlarına, trt spor'da pompaya falan harcanıyor.
insanlara psikoloğa gitme teşvik edilmiyor. paran varsa canın isterse gidebiliyorsun. yani halk sağlığı düşünülmüyor. insanlar bunalıma girmiş, cinnet geçirmiş, ailesini katletmiş, intihar etmiş vergi verdiğimiz hükümetin umurunda değil. sağlık sektörünün de umurunda değil. herkes kazanacağı paraya bakıyor artık. abd gibi. tişikkirlir irdiğin.
elin memleketinde her yerde kolayca ulaşabileceğiniz intihar yada mental kriz telefon hatları bile türkiye'de yok. olması için herhangi bir çalışma olduğunu da düşünmüyorum. çünkü bu telefon hatları gönüllülük esasına göre çalışıyor genelde. haliyle kar getirmeyen bir işe türk milleti niye yatırım yapsın. hastaneler ve okullar bile özelleştiriliyor. sözde şehir hastaneleri var ama binaları devlete ait değil, yandaş şirketlere ait. sağlık bakanlığı orada kiracı. çeşitli sebeplerle doktorlar ya özele yada yurt dışına geçiyorlar ve zaten hastanelerde doktor bulmak eskisi gibi kolay değil. okulların hali de ortada, tuvaletlerde sabun bile bulunmuyor, temizlik görevlisine ayıracakları ödenekleri yok. üstüne ipsiz sapsız öğrenciler de eklenince veliler özel okullara mecbur ediliyor. yani sağlıktan eğitime her alanda devlet abd tipi ekonomiye geçti. her şey doğrudan veya dolaylı olarak özelleşiyor. yani biz devletten hizmet almak için boşuna vergi, sgk falan ödüyoruz. boşuna para veriyoruz. paralarımız bir avuç yandaş köpeğin cebine gidiyor. altın varaklı pudra şekeri partilerine, yandaşların yurt dışı gezilerine, son model makam araçlarına, trt spor'da pompaya falan harcanıyor.
insanlara psikoloğa gitme teşvik edilmiyor. paran varsa canın isterse gidebiliyorsun. yani halk sağlığı düşünülmüyor. insanlar bunalıma girmiş, cinnet geçirmiş, ailesini katletmiş, intihar etmiş vergi verdiğimiz hükümetin umurunda değil. sağlık sektörünün de umurunda değil. herkes kazanacağı paraya bakıyor artık. abd gibi. tişikkirlir irdiğin.
devamını gör...
artık kimsenin psikoloğa gitmemesi
elbette insanların gitmemek için farklı bahaneleri, kendilerince haklı oldukları taraflar vardır fakat sizi asla yargılamayacak, hayatınıza ve olaylara/travmalara başka bir pencereden bakmanızı sağlayacak sırdaş olayı da ucuza olmaz zaten.
fırsatınız varsa gidiniz efendim, sağlıklı psikolojideki insanların çoğalması şart.
fırsatınız varsa gidiniz efendim, sağlıklı psikolojideki insanların çoğalması şart.
devamını gör...
