zaman tüneli
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
türkiye
türkiye cumhurbaşkanı erdoğan, iran savaşı konusunda iran’a yönelik doğrudan ithamlardan ve abd başkanı trump’a yönelik eleştirilerden kaçınıyor. trump’ın ilk görev süresi boyunca türk lirasına yönelik saldırılarını aklında bulunduruyor. iç politikadaki meşruiyet krizinin çözümü için batı ile entegrasyondan umut besliyor. bu durumun uzun vadede rusya ile ilişkilerin zarar görmesine yol açma tehlikesi mevcut.
enerji ithalatına bağımlılığı ve kırılgan ekonomisiyle türkiye, iran'ın savaş politikasından ağır darbe almakta. merkez bankası'nın altın satışları bunun kanıtı. türk ekonomisi uluslararası kapitalizme bağımlı. şimdi ise uluslararası sermaye için ucuz ve güvencesiz işgücünün cenneti haline getirilmeye çalışılıyor.
böylece türkiye çoklu bir kriz dönemi yaşıyor. ve bunun nereye varacağını kimse bilmiyor.
fatih yaşlı, alman medyası için yazmış
devamını gör...
dayak ve işkencenin geri gelmesi gerekliliği
direkt "çin işkenceleri" gelmeli. bu konuyu en son konuştuğum karşı "hümanist" bir avukattı.
ben de kendisine "insan hakları, insanlara uygulanır onlar insan değil ki." dediğimde maalesef avukat arkadaş "evrensel hukuk" falan dedi.
evrensel hukuk ve medeniyet dediğiniz şey bugün filistin için ne yapıyor mesela? ses bile çıkaramıyor. ispanya gibi onurlu istisnalar var elbette.
evrensel hukuk noktasında fransa gayet saygın bir konumdadır. fransa, kendisi cezayir ülkesinde yaptığı işgal ve kanlı mevzuları artık sağır sultan bile biliyor. evrensel hukuğun saygın ülkesi fransa'sı, canım ülkem türkiye'yi olmayan bir "ermeni soykırımı" ile suçlayıp bunu tanıyabiliyor.
evrensel hukuk bile duruma göre, adamına göre işletiliyor ve punduna uyduruluyor. hukuğun üstünlüğüne ben de inanıyorum ama hukuk canı istenince, keyfiyete göre evrilebiliyor maalesef. zamanında ünlü şairimiz mehmet akif ersoy istiklal marşında çok güzel özetler bu mevzuyu.
"medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar"
elbette bu işkenceleri belli kişilerle ve belli prosedürlerle uygulayacaksın. her önüne gelene uygulanmaz, neticede şiddet dürtüsünü kontrol etmek ve asla baştaki amir, memur gibi bireylerin keyfine bırakmamak gereklidir. insanın keyfine giden her şey mutlaka yozlaşmaya mahkumdur.
işkencenin caydırıcılığı noktasında ben fazla ısrarcıyım. kalkıp keyfi adam öldüren, tecavüz eden "insan "olmaktan tamamen kendi bireysel seçilimi ve eğilimiyle çıkmayı seçiyorsa, ben ona neden "insan" muamelesi yapıyorum? yapamam kimse kusura bakmasın.
ishr.org/torture-methods-in...
bu metodlar geri gelirse ve doğru, net kurallar çereçevesinde, gerçekten hak edene uygulandığı müddetçe suç oranları inanılmaz ciddi ölçüde azalacaktır.
bu işkenceler kader mahkumlarına değil, ağır cezalara uygulanmalıdır ; tecavüz, çocuğa istismar, adam öldürme, toplu katliam girişimi, terör suçları, vatan hainliği suçları, canlı bomba, topluma kazandırılmayacak kadar çok fazla aynı suçu işlemiş kişiler
(her suça belli bir kontenjan verilir, o kontenjan aşıldığı an bu işkencelere geçilir.)
bunun için çok net kurallar uygulanmalı ve asla, asla ama asla keyfiyete en ufak bir tolerans gösterilmemelidir. çünkü bunu uygulamak kısa vadede kolay ama uzun vadede zor olacaktır gerçekçi olmak gerekirsek eğer.
sizin "uluslararası hukuk" cevaplarınızı şimdiden duyar gibiyim. bize "barbar türkler" diyen avrupa, canı isteyince bu hukuğu öyle güzel sakız gibi çiğnedi ki..
ille de hukuk diyorsak böyle yapacağız ; www.bbc.com/turkce/articles...
bu örneği daha da acımasız bir hapishane haline çevireceğiz. mahkumları suçlarına göre ağır şartlarda da çalıştıracaksın. hukuk fetişi olanlar için da böyle bir çözüm sunabiliriz.
benim favorim bu 2 modelin de uygulanması ve "hibrit" bir sisteme geçilmesidir. böylece her iki durum da birbirinden caydırıcı noktaya gelecektir. insanların zapt edilmesine faydası olacaktır.
uzun vadede çözüm elbette topluma sağlıklı bir eğitim modeli ile baştan eğitmekten geçiyor ama o durum en az 2 jenerasyon yani 15-20 yıl alacaktır ki toplum sosyolojisi sağlıklı ve net olarak düzelsin.
ilk etapta suçta caydırıcılık kısa ve orta vadede şok etkisiyle, uzun vadeli çözümlere olacak ve süreç için gerekli zamanı sağlayacaktır.
işine gelmediği her noktada tamamen keyfiyet göstererek çiğnemeye devam edecektir. kimse kusura bakmasın ben teröristi, tecavüzcüyü vergimle beslemek zorunda değilim. muhtemelen bana karşı çıkan 10 kişinin 9 tanesinden çok daha fazla vergi ödedim (halen ödemeye devam ediyorum şerefimle) ve vergimin adam gibi bir yere gitmesini istemek hakkım güzelim benim.
suçlu, gider mapusta mis gibi yatarım kafasında suç işliyor ve çoğu suç artık doğru dürüst ceza bile almıyor. 35 tane sabıkası olanlar senin gibi, benim gibi rahatça geziyor ve sen halen işkenceye karşıysan, o zaman mazoşistsin.
yarın bir gün bir mevzu başına gelince, "su testisi su yolunda kırılır" der geçersin artık.
ben de kendisine "insan hakları, insanlara uygulanır onlar insan değil ki." dediğimde maalesef avukat arkadaş "evrensel hukuk" falan dedi.
evrensel hukuk ve medeniyet dediğiniz şey bugün filistin için ne yapıyor mesela? ses bile çıkaramıyor. ispanya gibi onurlu istisnalar var elbette.
evrensel hukuk noktasında fransa gayet saygın bir konumdadır. fransa, kendisi cezayir ülkesinde yaptığı işgal ve kanlı mevzuları artık sağır sultan bile biliyor. evrensel hukuğun saygın ülkesi fransa'sı, canım ülkem türkiye'yi olmayan bir "ermeni soykırımı" ile suçlayıp bunu tanıyabiliyor.
evrensel hukuk bile duruma göre, adamına göre işletiliyor ve punduna uyduruluyor. hukuğun üstünlüğüne ben de inanıyorum ama hukuk canı istenince, keyfiyete göre evrilebiliyor maalesef. zamanında ünlü şairimiz mehmet akif ersoy istiklal marşında çok güzel özetler bu mevzuyu.
"medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar"
elbette bu işkenceleri belli kişilerle ve belli prosedürlerle uygulayacaksın. her önüne gelene uygulanmaz, neticede şiddet dürtüsünü kontrol etmek ve asla baştaki amir, memur gibi bireylerin keyfine bırakmamak gereklidir. insanın keyfine giden her şey mutlaka yozlaşmaya mahkumdur.
işkencenin caydırıcılığı noktasında ben fazla ısrarcıyım. kalkıp keyfi adam öldüren, tecavüz eden "insan "olmaktan tamamen kendi bireysel seçilimi ve eğilimiyle çıkmayı seçiyorsa, ben ona neden "insan" muamelesi yapıyorum? yapamam kimse kusura bakmasın.
ishr.org/torture-methods-in...
bu metodlar geri gelirse ve doğru, net kurallar çereçevesinde, gerçekten hak edene uygulandığı müddetçe suç oranları inanılmaz ciddi ölçüde azalacaktır.
bu işkenceler kader mahkumlarına değil, ağır cezalara uygulanmalıdır ; tecavüz, çocuğa istismar, adam öldürme, toplu katliam girişimi, terör suçları, vatan hainliği suçları, canlı bomba, topluma kazandırılmayacak kadar çok fazla aynı suçu işlemiş kişiler
(her suça belli bir kontenjan verilir, o kontenjan aşıldığı an bu işkencelere geçilir.)
bunun için çok net kurallar uygulanmalı ve asla, asla ama asla keyfiyete en ufak bir tolerans gösterilmemelidir. çünkü bunu uygulamak kısa vadede kolay ama uzun vadede zor olacaktır gerçekçi olmak gerekirsek eğer.
sizin "uluslararası hukuk" cevaplarınızı şimdiden duyar gibiyim. bize "barbar türkler" diyen avrupa, canı isteyince bu hukuğu öyle güzel sakız gibi çiğnedi ki..
ille de hukuk diyorsak böyle yapacağız ; www.bbc.com/turkce/articles...
bu örneği daha da acımasız bir hapishane haline çevireceğiz. mahkumları suçlarına göre ağır şartlarda da çalıştıracaksın. hukuk fetişi olanlar için da böyle bir çözüm sunabiliriz.
benim favorim bu 2 modelin de uygulanması ve "hibrit" bir sisteme geçilmesidir. böylece her iki durum da birbirinden caydırıcı noktaya gelecektir. insanların zapt edilmesine faydası olacaktır.
uzun vadede çözüm elbette topluma sağlıklı bir eğitim modeli ile baştan eğitmekten geçiyor ama o durum en az 2 jenerasyon yani 15-20 yıl alacaktır ki toplum sosyolojisi sağlıklı ve net olarak düzelsin.
ilk etapta suçta caydırıcılık kısa ve orta vadede şok etkisiyle, uzun vadeli çözümlere olacak ve süreç için gerekli zamanı sağlayacaktır.
işine gelmediği her noktada tamamen keyfiyet göstererek çiğnemeye devam edecektir. kimse kusura bakmasın ben teröristi, tecavüzcüyü vergimle beslemek zorunda değilim. muhtemelen bana karşı çıkan 10 kişinin 9 tanesinden çok daha fazla vergi ödedim (halen ödemeye devam ediyorum şerefimle) ve vergimin adam gibi bir yere gitmesini istemek hakkım güzelim benim.
suçlu, gider mapusta mis gibi yatarım kafasında suç işliyor ve çoğu suç artık doğru dürüst ceza bile almıyor. 35 tane sabıkası olanlar senin gibi, benim gibi rahatça geziyor ve sen halen işkenceye karşıysan, o zaman mazoşistsin.
yarın bir gün bir mevzu başına gelince, "su testisi su yolunda kırılır" der geçersin artık.
devamını gör...
yıldız asyalı
avrupa yakası'nda narkotik özlem karakterine hayat vermiştir.
devamını gör...
18 nisan 2026 galatasaray'ın ofsayt gerekçesiyle iptal edilen golü
göztepe maçı, bu maç atılan her golümüze ofsayt yazan rakip takım taraftarı burda teknolojiye güveniyor şimdi. üstelik golü atan yunus değil.
bu sezon pasif ofsayt ayağına 3 golümüz iptal edildi, konya'da yenildik, kocaeli'nde yenildik, burda da maçı zora soktular.
ben yediğimiz herhangi bir golde pasif ofsayt verildiğini hiç hatırlamıyorum. rakibin böyle bir golünün iptal edildiğini de. galiba 6 saniye kuralı gibi bu kural da sadece bize has ve hep aleyhimize.
bu sezon pasif ofsayt ayağına 3 golümüz iptal edildi, konya'da yenildik, kocaeli'nde yenildik, burda da maçı zora soktular.
ben yediğimiz herhangi bir golde pasif ofsayt verildiğini hiç hatırlamıyorum. rakibin böyle bir golünün iptal edildiğini de. galiba 6 saniye kuralı gibi bu kural da sadece bize has ve hep aleyhimize.
devamını gör...
19 nisan 2026 vakıfbank fenerbahçe medicana maçı
kıran kırana geçmekte olan şampiyonluk maçı
devamını gör...
kadınlara en çok yakışan aksesuar
kolye ımmmm
küpe,
sonracıma,
bilezik,
yüzük,
ımmm, ımmmmmm, toka?
telli, lastik, çeşit çeşit toka,
belkicime hal hal?
ımmmm, her şey?
küpe,
sonracıma,
bilezik,
yüzük,
ımmm, ımmmmmm, toka?
telli, lastik, çeşit çeşit toka,
belkicime hal hal?
ımmmm, her şey?
devamını gör...
19 nisan 2026 fenerbahçe galatasaray maçı
çok hakim olduğum bir branş değil. fener bizden daha başarılı. bu kupada 6 kez final oynamışlar. yalnız kulüp genetiği burada da devreye girmiş ve sadece 2'sini kazanabilmişler.
biz ise 1 kez final oynayıp onda da feneri yenip kupa almıştık. tam da galatasaray'a uygun senaryo. finale çıkınca kazanmak bu kulübün genetiği genetiğinde var branş farketmeksizin.
umarım tarih tekerrür eder ve yine fenere karşı bir final daha kazanırız.
her halükarda kupa bu ülkeye geleceği için iki tarafa da teşekkürler, tebrikler.
biz ise 1 kez final oynayıp onda da feneri yenip kupa almıştık. tam da galatasaray'a uygun senaryo. finale çıkınca kazanmak bu kulübün genetiği genetiğinde var branş farketmeksizin.
umarım tarih tekerrür eder ve yine fenere karşı bir final daha kazanırız.
her halükarda kupa bu ülkeye geleceği için iki tarafa da teşekkürler, tebrikler.
devamını gör...
cehenneme giderken olay çıkarmak
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bu başlıktan nefret ediyorum çünkü söylemek istediğim bir şeyler var. bunaldım. yılbaşı temalı bir kadeh var elimde ve çok saçma. hayatta ne zaman özgürce tercih yapıyoruz? ben borclarimla nasıl özgür olabilirim bu bir şaka mı? çanlar, yıldızlar ve geyikler çıkıyor kadehin çemberinden. iyy.
devamını gör...
kurtarıcı beklemek
ben kurtarıcı beklemek fikrinin aslında içten içe bir kaçış olduğunu düşünüyorum. tamam belki biraz sert bir ifade ama bana göre bu, çoğu zaman tembelliğin daha romantik bir ifadesi. çünkü insanın kendi kaderine müdahale etmesi çaba, sabır, risk ve sürekli bir yüzleşme gerektiriyor. bu da kolay değil. o yüzden zihnimiz daha konforlu alana kaçıyor ve bir gün biri gelecek ve her şeyi düzeltecek düşüncesine sığınıyor.
şunu bazen kendimde de fark ediyorum, zorlandığım anlarda dışarıdan bir çözüm, bir güçlü el fikri falan kulağa çok cazip geliyor. ama sonra kimse benim yerime benim hayatımı yaşamayacak gerçeği tokat gibi çarpıyor. kimse benim yerime o zorlu kararları almayacak. beklemek, kısa vadede rahatlatıyor ama uzun vadede insanı yerinde saydırıyor.
bir de şu var tabii, beklenen kurtarıcı hiçbir zaman tam da hayal edildiği gibi, tam da ihtiyaç duyulan anda ve zeminde ortaya çıkmaz. gelse bile, onun getirdiği çözüm herkes için uygun olmuyor. çünkü her bireyin yükü, derdi, yolu farklı. bu yüzden başkasına teslim edilen kader, çoğu zaman yarım kalmış bir hikayeye dönüşür.
ben artık insanın kendi geleceğini tayin etmek zorunda oluşuna daha çok inanıyorum. bu romantik bir özgürlük söylemi değil aksine oldukça ağır bir sorumluluk. çünkü bu, bahaneleri azaltıyor. “olmadı çünkü…” diye başlayan cümlelerin sayısı azalıyor, “yapmadım çünkü…” ile yüzleşmek gerekiyor.
elbette mücadele etmek yorucu. bazen insanın içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor, bazen şartlar gerçekten zorlayıcı oluyor. ama yine de küçük de olsa bir adım atmak, beklemekten daha gerçek geliyor bana.
şunu bazen kendimde de fark ediyorum, zorlandığım anlarda dışarıdan bir çözüm, bir güçlü el fikri falan kulağa çok cazip geliyor. ama sonra kimse benim yerime benim hayatımı yaşamayacak gerçeği tokat gibi çarpıyor. kimse benim yerime o zorlu kararları almayacak. beklemek, kısa vadede rahatlatıyor ama uzun vadede insanı yerinde saydırıyor.
bir de şu var tabii, beklenen kurtarıcı hiçbir zaman tam da hayal edildiği gibi, tam da ihtiyaç duyulan anda ve zeminde ortaya çıkmaz. gelse bile, onun getirdiği çözüm herkes için uygun olmuyor. çünkü her bireyin yükü, derdi, yolu farklı. bu yüzden başkasına teslim edilen kader, çoğu zaman yarım kalmış bir hikayeye dönüşür.
ben artık insanın kendi geleceğini tayin etmek zorunda oluşuna daha çok inanıyorum. bu romantik bir özgürlük söylemi değil aksine oldukça ağır bir sorumluluk. çünkü bu, bahaneleri azaltıyor. “olmadı çünkü…” diye başlayan cümlelerin sayısı azalıyor, “yapmadım çünkü…” ile yüzleşmek gerekiyor.
elbette mücadele etmek yorucu. bazen insanın içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor, bazen şartlar gerçekten zorlayıcı oluyor. ama yine de küçük de olsa bir adım atmak, beklemekten daha gerçek geliyor bana.
devamını gör...
19 nisan 2026 manchester city arsenal maçı
şampiyonluk mücadelesini kızıştıran bir sonuçla bitti. biri yenilmedikçe iki takım da averaj kasmaya çalışacaktır.
devamını gör...
kadınlara en çok yakışan aksesuar
hal hal ile doğru yerde ve boyutta piercing.
devamını gör...
sert güç
abd’li büyük veri analitiği şirketi palantir, x’te yayınladığı bir “manifesto” ile neden batı medeniyetinin sert güç yoluyla kazanması gerektiğini yazdı.
peter thiel’in kurucuları arasında yer aldığı, alex karp’ın ceo’luğunu üstlendiği teknoloji şirketi, geçen sene karp ve nicholas w. zamiska tarafından yayımlanan teknoloji cumhuriyeti kitabından alınan pasajlardan oluşan uzun bir x gönderisi paylaştı.
silikon vadisi’nin, gelişimini sağlayan ülkeye, yani abd’ye karşı “ahlaki bir borcu” olduğunu savunan palantir, silikon vadisi’nin mühendislik elitinin, “ulusun savunmasına katılma konusunda kesin bir yükümlülüğü” bulunduğunu öne sürdü.
yumuşak gücün sınırlarının ortaya çıktığını yazan şirket, “özgür ve demokratik toplumların galip gelebilmesi için ahlaki çağrılardan daha fazlası gereklidir. bunun için sert güç gereklidir ve bu yüzyılda sert güç, yazılım [software] üzerine inşa edilecektir,” dedi.
palantir, almanya ve japonya’nın demilitarize edilmesinin “aşırı” olduğunu savunarak bunun tersine çevrilmesini isterken, silikon vadisi’nin “suçla mücadele”ye katılmasını, “dine karşı yaygın hoşgörüsüzlüğe” karşı çıkılması gerektiğini kaydetti.
haberin ve 22 maddelik manifestonun türkçe tamamı
peace through strength
hard power olmadan soft power olmaz
zorla güzellik olmaz diye bir söz vardır. aslında isteyince oluyor, kesin bilgi.
*** *** ***
"son altı ayda hatta bir yılda sert ve akıllı güç kullanımının somut karşılık alınabildiğini gösteren örnek israel oldu. sol-liberallerin, sjw'lerin, kafadan kontak barış eylemcilerinin hepsinin çöp olduğunu somut ve net şekilde gösterdi."
1 ekim 2024
"bir toplumun kendi geçmişiyle olduğu gibi yüzleşmesi kötü bir şey değildir. her ülkenin kuruluşunda normalde kabul edilmeyecek şeyler yaşanmıştır, terör eylemleri dahil. zaten bunlarda başarılı olabildiğiniz zaman ülkenizi kurabilir ve varlığını başkalarına kabul ettirebilirsiniz. derler ki "oğlum manyak bunlar, deli bunlar, biz bunları ülke olarak tanıyalım da bize bulaşmasınlar."
9 eylül 2024
“egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez. egemenlik, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. osmanoğulları, zorla türk milleti'nin egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı; bu musallat olmalarını altı asırdan beri devam ettirmişlerdi. şimdi de, türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, egemenlik ve saltanatını, isyan ederek kendi eline açıkça almış bulunuyor. bu bir olupbittidir. söz konusu olan; millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmıyacak mıyız? meselesi değildir. mesele zaten olupbitti haline gelmiş bir hakikati ifadeden ibarettir. bu, mutlaka olacaktır. burada toplananlar, meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce uygun olur. aksi takdirde, yine gerçek gerektiği şekilde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”
mıstafa kemal, video
devamını gör...
19 nisan 2026 manchester city arsenal maçı
arsenal hep fırtına gibi başlayıp sonlara doğru elden ayaktan düşüyor dediğimde dalga geçmişti bazı tiplemeler, şampiyon olsa bile tüm turnuvalarda son beş maçta sadece 1 galibiyet alabildiler.
devamını gör...
19 nisan 2026 manchester city arsenal maçı
arsenal napcas senin bu loserlığını be canım.
herifler yine son düzlükte patladılar.
city 2/1 kazanıp şampiyonluğa göz kırptı.
herifler yine son düzlükte patladılar.
city 2/1 kazanıp şampiyonluğa göz kırptı.
devamını gör...
dayak ve işkencenin geri gelmesi gerekliliği
bu başlığı gördüğümde ilk hissettiğim şey öfke değil derin bir hayal kırıklığı oldu. çünkü dayak ve işkence geri gelsin diyebilen bir zihniyetin hala var olması, birlikte yaşadığımız toplumun hangi karanlık köşeleri barındırdığını yüzüme çarpıyor.
sözlükte yazmanın en çarpıcı yanlarından biri de bu zaten.. aynı dili konuştuğum, aynı sokakları paylaştığım insanların zihin dünyasına istemeden de olsa tanık olmak... ve şunu görüyorum sözlük, şiddeti çözüm sanan, hatta onu özleyen bir damar maalesef hala diri. bu düşünce bana göre sadece yanlış değil, aynı zamanda tehlikeli. çünkü şiddeti meşrulaştıran her fikir, bir gün mutlaka bir başkasının canına, bedenine ya da ruhuna yöneliyor.
benim zorlandığım nokta böyle bir düşünceyi savunan birine insanlık değerlerini nasıl anlatabileceğin.. insanca yaşamın, hukukun, merhametin neden vazgeçilmez olduğunu nereden tutup açıklarsın..? çünkü bu noktaya gelmiş bir bakış açısı, zaten karşısındakini insan olarak görmekten uzaklaşmış oluyor.
bir de şunu da düşünüyorum, bu çağrıları yapanların büyük çoğunluğu, istedikleri şeyin kendi başlarına gelmeyeceğini varsayarak konuşuyor. düzen sağlansın, gerekirse sert yöntemler olsun derken, o sertliğin bir gün kendilerine yönelme ihtimalini hesaba katmıyorlar. kimse “beni döve döve konuşturun” diye bir talepte bulunmuyor. herkes şiddetin hep başkasına uygulanacağı yanılsamasıyla rahat konuşuyor.
oysa işkence dediğin şey, sadece bir yöntem değil ki, bir toplumun kendi vicdanını yok etmesidir. bir kez normalleşti mi, sınırı kalmaz. bugün suçluya reva görülen, yarın şüpheliye, ertesi gün rahatsız edici olana yönelir. en sonunda da kimsenin güvende olmadığı bir düzen ortaya çıkar.
bazen gerçekten yorulduğumu hissediyorum. bu kadar temel bir şeyi yani şiddetin yanlışlığını, hala anlatmak zorunda kalmak, sanki çağın gerisinde sıkışıp kalmışız gibi hissettiriyor. acınası düşüncelere sürekli cevap yetiştirmeye çalışmak, galiba bizim kuşağın en ağır yüklerinden biri.
ama yine de şunu iyi biliyorum ben, sessiz kalındığında bu fikirler güçleniyor. o yüzden, ne kadar yorucu olursa olsun, insan onurunu savunmanın başka bir yolu yok. şiddetin karşısında durmak, sadece başkaları için değil, kendi geleceğimiz için de bir zorunluluk.
sözlükte yazmanın en çarpıcı yanlarından biri de bu zaten.. aynı dili konuştuğum, aynı sokakları paylaştığım insanların zihin dünyasına istemeden de olsa tanık olmak... ve şunu görüyorum sözlük, şiddeti çözüm sanan, hatta onu özleyen bir damar maalesef hala diri. bu düşünce bana göre sadece yanlış değil, aynı zamanda tehlikeli. çünkü şiddeti meşrulaştıran her fikir, bir gün mutlaka bir başkasının canına, bedenine ya da ruhuna yöneliyor.
benim zorlandığım nokta böyle bir düşünceyi savunan birine insanlık değerlerini nasıl anlatabileceğin.. insanca yaşamın, hukukun, merhametin neden vazgeçilmez olduğunu nereden tutup açıklarsın..? çünkü bu noktaya gelmiş bir bakış açısı, zaten karşısındakini insan olarak görmekten uzaklaşmış oluyor.
bir de şunu da düşünüyorum, bu çağrıları yapanların büyük çoğunluğu, istedikleri şeyin kendi başlarına gelmeyeceğini varsayarak konuşuyor. düzen sağlansın, gerekirse sert yöntemler olsun derken, o sertliğin bir gün kendilerine yönelme ihtimalini hesaba katmıyorlar. kimse “beni döve döve konuşturun” diye bir talepte bulunmuyor. herkes şiddetin hep başkasına uygulanacağı yanılsamasıyla rahat konuşuyor.
oysa işkence dediğin şey, sadece bir yöntem değil ki, bir toplumun kendi vicdanını yok etmesidir. bir kez normalleşti mi, sınırı kalmaz. bugün suçluya reva görülen, yarın şüpheliye, ertesi gün rahatsız edici olana yönelir. en sonunda da kimsenin güvende olmadığı bir düzen ortaya çıkar.
bazen gerçekten yorulduğumu hissediyorum. bu kadar temel bir şeyi yani şiddetin yanlışlığını, hala anlatmak zorunda kalmak, sanki çağın gerisinde sıkışıp kalmışız gibi hissettiriyor. acınası düşüncelere sürekli cevap yetiştirmeye çalışmak, galiba bizim kuşağın en ağır yüklerinden biri.
ama yine de şunu iyi biliyorum ben, sessiz kalındığında bu fikirler güçleniyor. o yüzden, ne kadar yorucu olursa olsun, insan onurunu savunmanın başka bir yolu yok. şiddetin karşısında durmak, sadece başkaları için değil, kendi geleceğimiz için de bir zorunluluk.
devamını gör...
maximilien robespierre
gücü ele geçirdikten sonra ve neredeyse tek adam rejimi kurmasıyla kafayı gerçekten de sıyırmıştır bu abimiz. kendisi ve onunla beraber idam edilen saint-just asla birer halk kahramanı olamadılar. danton ve marat kitleleri peşlerinden sürükleyen kişilerdi. danton zengin olmasına rağmen yoksulların popülist babasıydı. marat tam bir gaza getirme üstadıydı. robespierre ise bir elitistti.
bastille baskını: #3065863
bastille baskını: #3065863
devamını gör...

